7 Aralık 2016 Çarşamba

Malezya – Cameron Highlands


Malezya ekvatora yakın olduğu için tropik bir iklime sahip bir ülke. Yıl boyunca hava sıcaklığı 25-35 derece arasında oynuyor. “Yaz kış” diye bir durum yok, “Yağmurlu sezon kuru sezon” diye iki farklı iklim var. Sıcakların üzerine bir de aşırı nem gelince, haftasonları halk serin yerlere kaçmayı tercih ediyor. Koca ülkede tek serin yer ise Cameron Highland, yani bizim tabirimiz ile Kamuran Ayla. Nasıl Karadeniz yayları serin püfür pürüf olur ya, işte burası da öyle.

Malezyanın 2/3’ü ormanlar ile kaplı. Kuala Lumpur’dan otobandan gelirken pek dikkatinizi çekmeyebilir ama Tapah’da otobandan çıkıp Tanah Rata yoluna girdiğinizde kendinizi başka bir dünyada bulacaksınız. Tapah’tan sonra 1 saat süren çok bol virajlı yola girmeden önce otobandan gişelerinden çıkıp sağa dönünce hemen ileride Jin Cheng’de mola verebilirsiniz.

Bu restoran hem yol ayrımına çok yakın olduğu için hem de tüm Malezya’da üzerine sos atılıp mundar edilmemiş balık bulabildiğim yegane lokanta olduğu için değerlendirilmeli. Siakap denen Asya levreğini isterseniz buğulama yapıp üzerine zencefil rendeleyip üzerine soya sosu boca ediyorlar, ya da komple kızartıyorlar. Çok kızartmayın diye baştan söylerseniz bildiğiniz adamakıllı levreği burada yiyebilirsiniz.


İlginçtir burada tuz karabiber kullanımı yok. Tuz yerine soya sosu, karabiber yerine de ince kıyılmış acı biber getiriyorlar, ayrıca ince kıyılmış sarımsak veriliyor. Damak zevkinize göre kaseye döktüğünüz soya sosuna sarımsak ve acı biber ilave ediyorsunuz. Her ne kadar siz zeytinyağı limon ile balık yemeye alışmış olsanız da bir kere de acı biberli soya sosu ile deneyin. Ekmek biliyorsunuz Çin kültüründe yok, o yüzden ekmek niyetine sade pilav geliyor. Rize’deki kurucular gibi pilav üstü balık yiyorsunuz.


Yemek sonrası biraz dinlendikten sonra, ikiyüzbin yıllık ormanın içinden kıvrıla kıvrıla bol virajlı yollardan ilerleyerek 1 saat sonra önce Ringlet’e sonra da Tanah Rata’ya varacaksınız. Eğer kendi aracınız ile geliyorsanız yol üzerinde Lata Iskendar (İskender Şelalesi) durup soluklanabilirsiniz.


Çok öyle ahım şahım bir şelale değil ama virajlı yola alışkın olmayanları tutabilir. Şelalenin dibine kadar gidip birer fotoğraf çekmek adettendir. Çocuklar genelde gaza gelip şelalenin önünde biriken suya atlarlar. Her ne kadar hava 25-30 derece olsa da suyun buuzzz gibi soğuk olduğunu baştan söyleyeyim.


Malezya’da hava nemli olduğu için sık sık sıvı almanız veya meyve yemeniz lazım. Karpuz, mango, rambutan, lychee, muz, rose apple, durian veya şansınız varsa jack fruit artık hangisini taze bulursanız. Neticede bunların hepsi bir meyve olduğu için içinizi ferahlatacaktır. Satıcı adamla “Ay tadı nadı nasıldır, güzel midir?” diye gereksiz diyaloğa girmeyin. Tadına bakın deneyin beğenirseniz ne ala, beğenmezseniz başka bir şey deneyin. Bir tek durian denen meyvaya dikkat edin, tadı ve kokusu biraz farklı, onu ayrıca yazacağım!


Ringlet’ten tam sağ yapınca 102 no’lu yolu yolu takip edin, 30 km sonra bizim Ulu Jelai Hidroelektrik Santrali projesi var. İşte bizim Malezya’daki evimiz, barkımız, ekmek teknemiz burasıydı. Neden Malezya’ya taşındık yazısında buraya nasıl geldiğimizin detaylarını bulabilirsiniz. Şantiyenin içinde kampta kalıyoruz, cumartesi dahil sabah 7 akşam 6 çalıştığımız için her akşam Ringlet’e veya Tanah Rata’ya gitme şansımız yoktu. Ama çocuklar anaokuluna gittiği için Özenç her gün 2 sefere Ringlet’e gidiyordu.


Ulu Jelai Hidroelektrik santrali projesi 382 MW’lık yeraltı santrali. Ülkede o kadar fazla yağmur yağıyor ki hem nehir akışını kontrol etmek için hem de enerji üretimi için Malezya devletine yapılan bir proje. 

Vatandaş aşırı yağmurlardan çok fazla etkilendiği için, sanılanın aksine baraj şantiyesine karşı değillerdi, bilakis destekliyorlardı. Malezya’nın toplam 30.000MW kurulu güçte enerji santrallari var, Singapur ve Tayland’a elektrik satıyorlar.


Şantiyede o kadar insanı tutmak için firma güzel bir uygulama yapmış. Her Çarşamba ve Cumartesi günleri odun fırını yanıyor, her Cumartesi de ayrıca mangal yanıyor. Odun fırınının malzemesi İtalyadan özel olarak getirtilmiş, mükemmele yakın pizza yapılıyordu. İsteyen istediği malzeme ile siparişi veriyor. İlk 3 ay süperdi, ama sonra göbek yaptı.


Cumartesi günleri ise benim için daha eğlenceliydi. Dedim ya şirketin içtüzüğünde belirtildiği gibi “Cumartesi mangal yanar”. Bazen kuzu pirzola, bazen jumbo karides, bazen de dana etinden çöpşiş, artık şansımıza ne çıkarsa.


Karides bol ve ucuz olmasına rağmen denize epey uzak olduğumuzdan dolayı derin dondurucuya girip çıktığından çooook başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim. 

Amma velakin Yeni Zelanda’dan ithal kuzu pirzolaya harbi harbi doyduk. Her hafta Cumartesi saat 18:30’da restoranın açılmasına 20 dakika kala mangal başına gidip, Cumartesi günü çalışmanın yorgunluğunu itinayla attım.


Tabii et ile mutlu olan pek fazla yok, şantiyeci babalar genelde içkiyle mutlu oluyorlar. Cumartesi günleri 2 saat boyunca akşamları Happy Hour. Yani iç içebildiğin kadar. Bira, şarap ve rakıdan oluşan içki kültürüme, İtalyan Aperol ve Campari’yi ekledim.


Şantiyeye en yakın yerleşim birimi Ringlet olduğu için sık sık Ringlet’e yolumuz düşüyordu. Pazar günleri en büyük zevkim, hiç bir ingilizce menünün olmadığı, hiç bir yabancının gitmediği Fang Xiang’a gitmekti.


Yumurtalı makarna, pirinç makarnası, incesi kalını çeşit çeşit makarna var. En kralı elde açılan hamurla yapılanıymış, buna da Bahn Mee denirmiş. Siz siparişi verdikten sonra elde açılan makarna hamuru, siparişten sonra merdaneden geçirilerek kesiliyor.


Makarnalar önceden pişirilmiyor. Her siparişten sonra itinayla ayrı ayrı kaynar kazana atılıp 3-4 dakika suda haşlanıyor. Sırf bu iş için bir sorumlu var tek işi gelen makarnaları haşlayıp, koca bir kevgir ile iyice süzüp geri vermek


Daha sonra bir başka kişi, makarnanın içine konulacak malzemeli hazırlıyor. Siz açık büfeden ne isterseniz attırabiliyorsunuz. Ben genelde jumbo karides, çiğ kıyma, biraz fish cake, varsa tütsülenmiş ördek ve ot attırıyorum.


Çorba sıcak sıcak taze hazırlandığı için çok lezzetli. Önce kaşıkla bir hüpürdetip çorbanın tadına bakıyorsunuz. İsteğe göre acı sos veya soya sosu ilave ediyorsunuz. 

Makarnalar 1 metre havaya kaldırılarak ağza atılmıyor. Azar azar çubukla alıp kaşığın üzerinde topluyorsunu, makarnaları kaşıkla yiyorsunuz. Sonra biraz ot biraz karides hangisinden isterseniz.


Yeşilliklerin arasında kıvrıla kıvrıla giderek, Ringlet’ten 15 km sonra Tanah Rata’ya ulaşınca büyük eski bir İngiliz yapımı otel sizi karşılayacaktır. Tanah Rata bu civardaki en büyük yerleşim birimi. Orman yürüyüşleri ile ünlü Cameron Highlands bölgesinin en turistik bir yeri de diyebiliriz.


Tanah Rata merkezde yanyana sıralanmış bir çok market, dükkan, restoran göreceksiniz. Sırtçantalı turistlerin Malezyadaki uğrak yeri olduğu için fiyatlar genelde ucuzdur. Kasabada bir çok hostel var, isterseniz 4* otel de bulmak mümkün.

Bizim Tanah Rata’da en sık gittiğimiz ve en çok sevdiğimiz lokanta Ferm Nyonya. Nyonya mutfağı Malezya içindeki Çin mutfaklarından biri. Masaya oturur oturmaz hemen yeşil çay veya taze sıkılmış meyva suyu söylemelisiniz. Honey Dew Juice (bir tür kavun) tavsiye ederim. İzmir’de içtiğimiz sübyeyi (kavun çekirdeği suyunu) anımsatır. Çay isterseniz genelde koca çaydanlık ile gelir, kaç kişiyseniz ona göre de çay bardağı getirler. Bardakların sıcak kalması için sıcak su dolu leğenin içerisinde gelmesi takdir edilecek bir uygulama.


Her uzakdoğu mutfağında olduğu gibi Nyonya mutfağında da çay önemli bir konu. Biz genelde buz gibi bira veya ayran tercih ederken uzakdoğulu arkadaşlar sıcak yemekle birlikte sıcak çay içmeyi genelde de yeşil çay tercih ederler. Yeşil çayda benim tercihim Oalang Shui Hsien. Çin yazısında yeşil çay çeşitlerinde uzun uzun bahsetmiştik.


Menünün ilk sayfasında 6-7RM’lik (1 USD = 4.45 RM) basit ve ucuz makarna ve pilavları görecekseniz. Ana yemek öncesi ortaya 2-3 şey söyleyip, çatal atıyoruz. Çocukların da dahil olmak üzere en sevdiğimiz ananaslı kızarmış pilav ile başlangıç.


Bir de karidesli acılı pilav var ki, onu çocuklardan ziyade biz tercih ediyoruz. İçine konan sebzeler ve karideslerden dolayı çooook lezzetli. Sambal denen acı biber salçasına bnzer sos koyuyorlar ki işte bu Malay mutfağını Çin mutfağından ayıran en önemli sos. Bir anda damağınızda Hint esintilerini hissediyorsunuz.


Makarnalardan ise pirinç unundan yapılmış kızarmış makarna tecihimiz. Biraz sebze biraz tavuk ve yumurta ile birlikte 2 dakika harlı ateşte çeviriyorlar sonra yemek masanızda.


Bak bunlar başlangıç yemekleri arkadaş. 3-4 kişi gidip ortaya söylenecek tadına bakılacak yemekler. Öyle oturup 1 tabak makarna veya 1 tabak pilav yerseniz olmaz. Çabuk doyarsınız geri kalan esas yemeklere yer kalmaz. Backpacker kardeşlerim tabii bu konudan muaftır.


New York China Town yazısından bu salatayı hatırlayanlar olacaktır. Malezya’da Kerabu Mango olarak geçen bu salata benim gibi salata yemeyenler için birebir. Bilenler bilir, çiğ domates, salatalık, marul sevmem dolayısıyla Türkiye’de sadece havuç salatası ve roka salatası yerim.


Kerabu Mangonun içerisinde, tam olgunlaşmamış hafif ekşi mango, yeşil elma havuç ve soğan var. Üzerine de tatlı ekşi sos eklemişler. Oldukça acı, hem tatlı hem ekşi multi lezzetli bir şey. Farklı lezzetlere açıksanız çok seversiniz. Açık değilseniz de şifa niyetine zorlayın derim. Kütür kütür mango salatasını yapan başka yer ben bulamadım.


Nyonya mutfağında sebze çok kullanılıyor. Onun sapı bunun kökünü buharda haşlayıp tavada birazcık çevirip üzerine istediğiniz sosu ilave ediyorlar. Bizim egede nasıl haşlayıp üzerine zeytinyağı limon sarımsak ekliyorduk, burada da sarımsak var ama zeytinyağının yerini soya sosu almış. En sevdiğimiz Kangkong otu oldu.


Dana etini pek fazla tavsiye edemiyeceğim, zira ülkede pek dana yetişmiyor, olanlar da pek bir çelimsiz. Buna karşılık deniz ürünleri çok bol ve ucuz demiştim. En bol bulunan şey karides, hem de jumbo karides. Butter prawn diye geçen bu yemeğin olayı kabukları ile birlikte pişirilmiş karideslerin pişirildikten sonra üzerine tereyağında kavrulmuş tel kadayıf eklenmesi.


Bu mutfakta da ekmek pek kulanılmıyor. Eğer yemek de öyle sulu değilse pilav üstü olarak da yenmiyor. Nyonyalı kardeşlerimiz bu durumda kıtır kıtır kadayıf yemeyi uygun bulmuş. Karidesleri ayıklayıp teker teker löpletirken, ekmek niyetine de tereyağında kavrulmuş tel kadayıfları yiyorsunuz.


Ülkede devamlı yağmur olmasından dolayı tam bir mantar cenneti. Zehirli midir, acaba bu yenir mi diye bir korku olduğundan evde pek mantar pişmez ama lokantalarda bulursam hiç affetmem. Bu lokantada kızarmış mantar kesinlikle ama kesinlikle denemeniz gereken bir yemek. İsteyen yanında verilen acı ekşi sosa banar, isteyen soya sosuna bandırır.


Ferm Nyonya’da 4 kişi tıka basa yiyeceğiniz yemek 10 çeşit yemek en fazla 100RM (60 TL) tutacaktır. Kendisi Tanah Rata’da bizim en sevdiğimiz lokantaydı. Oturduğunuzda Steamboat yiyen bir çok kişi (Malaylar) göreceksiniz ama steamboat’un esas yeri hemen iki yanda ki Çinlilerin işlettiği May Flower isimli dükkan. Sırf Ferm Nyonya’nın helal sertifikası olduğu için müslüman Malaylar Steamboat yemeye buraya geliyorlar, ama bence gerçek steamboat için tavsiyem net May Flower.

Tanah Rata’da en sevdiğimiz ikinci lokanta ise Sri Brinchang. Burası bir Güney Hint lokantası, girişte koca bir tandır her daim yanıyor. Önceden pişirilmiş tavuk şişler siz siparişi verince burada ısıtılıyor. 

Pek tasvip etmediğimiz bir uygulama. Ama tavuklar şaşırtıcı bir şekilde lezzetli.


Hint lokantalarının olayı naan, roti, tossai gibi farklı farklı hamur işleri. Naan elde açıla kuru hamurken, roti ise bol yağlı çok ince açılan başka bir hamur. Tossai ise sulu bir harcın krep gibi sacın üzerine dökülüp pişirilerek elde edilen bir hamur. Bunların yanında bir de sulu yemekler var. Genelde bu hamur işleri, yemeklerin suyuna bandıra bandıra yeniliyor.


Naan için bizim bildiğimiz pide diyebiliriz. Sıcak sıcak önünüze gelince, hele hele üzerine bir de sarımsaklı tereyağı sürüldüyse yemek gelene kadar anında cumburlop.


Chicken Masala Tossai sanırım Özenç’in Tanah Rata’daki eeeen sevdiği yemekti. Krepe benzer şekilde hazırlanan hamurun içine, baharatlı tavuk ve patates konup katlanıyor. Lisedeki yatılı yemekhane tepsisi gibi bir tabakta yanında 3 farklı yemeğin suyundan konularak masanıza geliyor.


Siz isterseniz kuru kuru sadece tossai yiyorsunuz, isterseniz de yanındaki yemeklere bandıra bandıra yiyorsunuz. Yemek sosları genelde acı olabilir, bir tek bizim ezogelin çorbasını andıran “dal” dedikleri bir şey var o acı değil ve en klasik olanı. Sağ tarafta görünen o yeşil şey ise naneli ama içlerindeki en acısı.


Roti hamuru daha çok bizim Antepteki Urla’daki katmere benziyor. İncecik hamur bizdeki gibi havada çevrilerek incecik açılıyor ve içine yumurta peynir tavuk ne istiyorsanı eklenip sacda pişiriliyor. Yumurtalı sade olan en ucuz ve en çok tutulanı. Genelde ucuza kahvaltı etmek isteyenler çayla birlikte bunu tercih ediyorlar. Veya akşam yemeği niyetineyse yemeklere bandırmalık oluyor.


Ama biraz fantaziye girmek isterseniz tavuklu olanını deneyim derim. Ben Pazar sabahları gelip, börek niyetine tavuklu roti yerdim, yanına da 1 litre taze mango suyu, üstüne de bol zencefilli bir masala çayı çaktın mı, oh mis yemede yanında yat!


Taze mango suyu dışında bu coğrafyada bir de mango lassi denen bir içecek var ki pek bir severiz. Meyve suyunun içine biraz yoğurt atıyorlar oluyor size meyvalı ayran. Lokantada oturup içmek zorunda değilsiniz, “Take away” kültürü hayli gelişmiş. Siparişe müteakip taze mango ile gözünüzün önünde hazırlanan lassinizi plastik poşete koyup içine de bir pipet koyduktan sonra iple bağlayarak veriyorlar. Düşürsen dökülmez, pratik bir uygulama. İster elinde tut içe, istersen arabanın sinyal koyuna tak, yolda giderken yudumla.


Bir akşam Sri Brinchang’da iş yerinden Hintli bir arkadaşımla oturup Hint yemeklerini deniyoruz, aaa bir baktım yan masadaki kız “Anneler günün kutlu olsun teyzecim” diye telefonda konuşuyor. Tamam turistik yer burası ama pek Türklerin uğradığı bir yer değil. Telefon konuşması bitince, “Malezya’ya hoş geldiniz diye” muhabbete girdim. Lale ile İlker işlerinden istifa edip, dünya turuna çıkmışlar. Hatta bizim gibi gezi blogu yazıyorlarmış. Bizim de Löplöpçüler diye sitemiz var deyince muhabbet iyice derinleşti. İlker bizi takip ediyormuş ama Malezya’da olduğumuzu bilmiyormuş. 6 aydır yollarda olan arkadaşlarıma ertesi gün rakı açtım, Çin lokantasında Steamboat ile birlikte içtik, en kral meyhaneden daha keyifli geldi onlara.


Tanah Ratanın kuzeyinde Brinchang var. Yol üzerine tam golf sahasının karşısında İngilizlerden kalma tarihi bir binada hizmet veren Cameron Highland Resort kendinizi İngiliz lordları gibi hissedebileceğiniz 5*’lı bir otel. Burada güzel bir akşam yemeği yiyebilirsiniz ama benim tavsiyem Jim Tompson Tea Room’da akşamüstü saat 15:00 gibi gidip, scones menüsü söylemeniz.


Krem peynirli somonlu bir sandviç ile başlangıç yapıp, üstüne kremalı çilek reçelli scones löpletmek, üstüne de ekler ve torpil gbi ufak yaş pastalar eşliğinde akşamüstü çayı içmek sırtçantalıya biraz pahalı gelebilir ama buraların en baba atraksyonudur. Biz de neticede çocuklar doğmadan önce 50 TL’lik hostelde kalıp, akşam yemeğinde 100 TL ahtapota gömüyorduk.

Cameron Highland Hotel biraz pahalı olduğu için, alternatif olarak scones & çay olayına yine İngilizlerden kalma çok eski binada hizmet veren The Smoke House’da da yapabilirsiniz. Cameron Highland Resort kadar pahalı değil ama neticede burası da bir otel, bahçesine bayılacaksınız.


Sıcak sıcak scones’u yardırıp üzerine krema sürüyorsunuz, sonra da çilek reçelini basıp LÖÖPPP. Çayla birlikte pek bir güzel gidiyor. Yanlız dikkat edin, scones her zaman taze ve sıcak geldiği için abartma riski çok yüksek.


Tanah Rataya gelmişken mutlaka Mossy Forest turu yapın. Kasabada bir çok acentadan bu turu satın alabilirsiniz. Sabah önce BOH Tea çay bahçelerini ve çay fabrikasını gezeceksiniz. Tepeden çay bahçelerine bakarak, meşhuuuur Cameron Highland çayınızı yudumlayıp sıkı bir cheese cake yiyebilirsiniz.


Daha sonra ormanın içinde kısa bir yürüyüş yapacaksınız. Hayatınızda görmediğiniz bitkilerin ve ağaçların arasında kendinizi tam anlamıyla balta girmemiş ormanlarda hissedeceksiniz.


Ormanda yeşilin o kadar farklı tonu var ki aynı derin dalış sarhoşluğu gibi. İlk defa daldığınız bir yerde bitki örtüsü nasıl ilginç geliyorsa, yeryüzünde ilk defa aynı hisleri yaşadım. Yapraklar, ağaçlar, ağaç köklerinin üzerindeki yosunlar size yeşil kelimesinin ne olduğunu zihninize kazıyacaktır.

Orman gezisinden sonra hafiften karnınız acıkınca bir çilek bahçesini ziyaret edeceksiniz. Cameron Highland çileği ile meşhur, her yerde çilek amblemleri, çilek reçelleri göreceksiniz. Ama neticede çilekler tarlada değil, poşetlerin içerisinde seralarda yetiştirildiği için damağınızda öyle lezzet patlamaları oluşturacak kadar değil. İstediğiniz kadar taze taze dalından koparabileceğiniz çilekleri sonra tartıp satın alıyorsunuz., ama çilek sevenler için ilginç bir deneyim olabilir.


Cameron Highland lezzet turuna çıkıyorsanız, Brinchang’ı geçtikten sonra Kea Farm pazarında durmak zaruri. Bölgede yetişen her türlü sebzeyi meyvayı burada görebiliyorsunuz. Örneğin hayatımda ilk kez tatlı patatesi burada gördüm.


Kabukları ile birlikte kesilmiş tatlı patates, alttan kaynayan suyun buharı ile pişiriliyordu. Üzerine bir çubuk saplamışlar, hiç bir sos eklemeden öylece yiyorsunuz. Daha önce tatlı patates yemeyenler için ilginç bir deneyim. Amerika’da da patatesin 4-5 çeşidinin satıldığını görmüştüm ama tatlı patates ile ilk kez burada haşır neşir olduk.


Tropik meyvelerin her türlüsünü bulmak mümkün. Fakat bunlardan biri var ki dikkat etmeniz gerekiyor. Tropik meyvelerin kralı olan durian resmini 2001 Tayland gezisinde otelin asansöründe “Bu meyveyi içeri sokmak yasaktır” etiketi ile görmüştük. Tadı hoş güzel ama kokusu inanılmaz. Ölmüş kedi leşi ile ishal olmuş bebek kakasının karışımı bir kokuya sahip.


Ama Uzak Doğulular deliriyor yemek için. Tazesini bulup getiren olunca, önünde sıraya giriyorlar. Bence Malezya’da giden herkesin denemesi gereken bir meyva. Beğenirsiniz beğenmezsiniz orası ayrı, ama en azından kumbaraya bir bozuk para daha atmış olursunuz.


18 ay yaşadığım Tanah Rata’dan ayrılmadan önce iş yerindeki arkadaşlarımla birlikte son yemeğimizi Brinchang Hotel’de yedik. Malay iş arkadaşlarımın hazırladığı steamboatun tadı hala damağımdadır, zira manevi değeri çok büyüktü.


Siparişi verirken acılı Tom Yum veya acısız tavuk suyu çorbsından birini seçiyorsunuz. Teşkilat ortaya gelip ocak yandıktan sonra mal kaynamaya başlayınca, malzemeleri içine atıp pişiriyorsunuz. 3-4 çeşit ot, dana eti, tavuk eti karides, balık, balık keki, balık köftesi dedikleri pek de doğal olmayan şeyler hep birlikte aynı anda pişip çorbanın suyuna lezzetini veriyorlar. Siz süzgeçle önce istediğiniz malzemeleri kendi kasenize alıyorsunuz üzerine de kepçeyle suyundan koyuyorsunuz. Bir yandan kaşıkla kendi kasenizden yemeğin suyunu içip bir yandan da çubuklarla teker teker yiyorsunuz.


Tabii ortadaki koca tencereden kasenize aldıktan sonra üzerine tuz yerine soya sosu, karabiber niyetine de acı biber salçası ekleyebilirsiniz. Soya sosunun içerisindeki ince doğranmış acı biberlere dikkatinizi çekerim. Varın o soya sosunun tadını siz tahmin edin.


Bu yazı vesilesi ile Malezya’da çalıştığım tüm ekibime ayrı ayrı sevgi ve selamlarımı iletiyorum. Müslüman Malay, Hintli Malay, Hrıtiyan Etiyopyalı ve İtalyan iş arkadaşlarımla birlikte çok kültürlü bir ortamda mükemmel bir hayat yaşadık.


Haftasonları biraz medeniyet yaşamak, biraz da alışveriş için 2 saat uzaklıktaki Ipoh’a gidiyorduk. Çin kültürünün yoğun olduğu Ipoh’da Malay usulü Çin yemekleriyle kendimizi bir günlükte olsa doya doya şımartıyorduk.


Ipoh yazısı az sonraaaaaaaaaaa


Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World