24 Temmuz 2014 Perşembe

Zürih - 2.Bölüm


Tertemiz sokakları ve heryeri güvenli olan Zürih’deki ikinci günümüzde öğlen yemeği için şehrin en meşhur lokantarından biri olan Zeughauskeller’e günler öncesinden rezervasyon yaptırmıştım. Malum gözde mekanlar cumartesi öğlenleri tıka basa dolu olabiliyor. İyi ki yaptırmışım öğlen vakti dükkanın önünde ciddi kuyruk vardı. Maşallah bu adamların rezervasyon sistemleri tıkır tıkır çalışıyor, tam rezervasyon saatinde bizi içeri buyur ettiler.

Zeughauskeller’in içerisi kocaman bir han gibi. Herhalinden eski bir yapı olduğu belli oluyor. Menüsünde gördüm meğer bina 1487’de yapılmış, 1926’dan beri ise restoran olarak hizmet veriyormuş. Hal böyle olunca içeri girince büyülenmemek elde değil. E tabi biraz ortaokul yatılı yemekhanesi kıvamda bir gürültü bir uğuldu var ama ortam güzel.


Menüye değinmişken belirteyim, kocaman katalog gibi menüsü var. Genelde et ve patates ağırlıklı. Son Avusturya seyahatinde Özenç doğru dürüst schnitzel yiyemediği için baştan peşin peşin schnitzelini söyledi. Ben ise bir Zürih spesyali olan Geschnetzeltes sipariş ettim.

İçecek olarak normal şişe bira olduğu gibi kendi yaptıkları bira da varmış. Böylece “ev şarabı” konseptinden sonra “ev birası” konseptine de tanık oldum. Bunu Kazakistan’da ve Rusya’da da görmüştüm. Malesef bizde kendi birasını üreten bir restorana hiç rastlamadım. Hem daha ucuz hem de el emeği göz nuru olduğu için elbette ev birası tercih ettim. Menüde amber renkli bira yazıyordu, kapkara olmamakla birlikte bizim bildiğimiz biradan kısmen daha koyu bir şey geldi.

 
Efendim Zürih’te yemek diyince akla gelen ilk yöresel yemeklerden biri Geschnetzeltes. Süt danasının kuşbaşı kesilerek ince kıyılmış soğan ve mantarla birlikte kavrulması, son demlerine doğru ise krema konulması suretiyle yapılan bir şaheser.


Sunumu çok hoşuma gitti. Amcalar öyle bir porsiyonu tabağa koyup getirmiyorlar. Alttan ısıtma teşkilatı olan metal tencerenin içinde yemek masanıza getiriliyor, büyük bir kısmı gözünüzün önünde tabağınıza servis ediliyor, sen tabağındakileri bitirdikten sonra -eğer başkaları sulanmazsa- tencerede kalan sıcak etleri ikinci turda cila yapıyorsun.

Yanındaki garnitürümüzün ismi ise rösti. Allahın patatesini İsviçreli abiler allamışlar pullamışlar rösti diye pazarlıyorlar, çok takdir ettim. Haşlanmış patates rendelendikten sonra yağsız tavada pişiriliyor her iki tarafı hafif kızartılıyor hepsi bu. İçinde olsa olsa biraz yağ vardır o kadar başka da bir şey yok. Ama adam babalar gibi yazmış menüsünü “Rrrröösti”


Özenç’in schnitzeli Avusturya’dakilerden sonra biraz hayal kırıklığı oldu. Her ne kadar menüde süt danasından yapılıyor dese de çok öyle ufak tefek bir et olduğunu söyleyemeyeceğim. Ayrıca Avusturya yazısında anlattığım gibi bol derin yağda kızartılmamış, tavaya yakın yerler sıcaklıktan inceden kararmış. Ha kötü müydü? Hayır! Tabakta kaldı mı? Hayır! Ama insan bu kadar gezip görünce onlarca kez Avusturyada schnitzel yiyince “Immervoll’deki Adolf ustamın yaptığı gibi olmamış, I-IH yapamamışlar” diye burun kıvırıyor.


Zeughauskeller’e illaki gelin bir kez de olsa yemek yiyin derim. Öğlen vakti 2 yemek ve 2 bira size 80 CHF’a patlıyabilir. Yemeklerin lezzeti bir yana, içerideki atmosferden büyülenmemek elde değil.

Yemek sonraki yürüyerek Zürih’i keşfetmeye devam ettik. Sanırım şimdiye kadar bebek arabasıyla en rahat ettiğimiz şehirlerden birisi burasıydı. Bahnhofstrasse’den aşağı doğru inip Bürkliplatz’a kadar yürünce karşınıza bir anda tertemiz bir göl çıkıyor.

Meydana çok yakın olan Jelmoli alışveriş merkezinde veya Migros’ta alışveriş yapabilirsiniz. Aşırı şiddetle tavsiye edeceğim ilk şey Frey marka çikolata olacaktır. Yıllar yılı Türkiye’de çok dandik çikolata yemişiz ona yanarım. 10 sene önce hayatımıza Milka girince işin kalitesi biraz değişti ama inşallah tez zamanda “Frey” markası da Türkiye pazarına da girer, bizim de dilimiz damağımız bayram eder.


Öğledensonra otele gitmeden önce ayaklarımız bizi dün gittiğimiz Coop Market’e tekrar götürdü. Bu sefer bizi şaşırtan şey ise çok ilginçtir kasap reyonu oldu. Bizde genelde et dedin mi akla dana, kuzu veya tavuk eti yenir. Vakumlanmış pakette dün danasını bulmak çok sık rastladığım bir vaka değildir. Öyle süt danası diyip geçmeyin ha! Gavur ellerde ki kasaplarda dana eti ayrı, süt danası ayrı isimendirilir. Daha sütten kesilmemiş 6-8 aylık danadan elde edilen bu etle yapılan yemeklerin bir ayrıcalığı bir şahsiyeti vardır. Zira bu et pişmaniye kıvamındadır.

 
At etini yemek nedense bize ters. Ama atalarımız orta asyada yıllarca yemiş. Kazakistan’da yaşarken her ay mutlaka at etiyle yapılan Beşparmak denen milli yemeklerinden yerdik. Hatırladığım kadarıyla dana etine göre biraz daha az yağlı ama çok da sert değildi. Gel gelelim Türkiye’de at eti satsan direk hapse atarlar!


Tavşan eti yemek 24 sene önce Avusturya’da kısmet olmuştu, bir daha da asla denk gelmedi. Hindi etine benzer beyaz bir eti vardı. İllaki karşımıza çıkar diye umut ediyorum. Selanik’te hep görürüm ama daha bizim kasaplarda görmek kısmet olmadı! “Türk mutfağı çok zengindir efendim” diyenlere duyrulur.


Zimbabwe’den gelen timsah etini görünce hiç şaşırmadım. Kamboçya yazısını okuyanlar takipçiler hatırlayacaktır timsah eti yemişliğim de vardır bu hayatta. Tavukla balık arası çok güzel bir lezzeti olduğunu daha dün gibi hatırlıyorum. Denk gelirse kaçırmayın en azından bir tadına bakın derim.


O kadar ülke gezdim o kadar farklı et yedim ama bizon bonfilesi yemek bir türlü kısmet olmamıştı. Dana donfileye göre maşallahı var yumuşak mıdır bilmiyorum ama 3-5 gün burada kalacak olsaydık kesin bir paket alıp otelde pişirtirdim.


Son olarak Kanguru etiyle bu marketteki kasap resyonunu bitiriyorum. Görüntü itibariyle hiç cazip gelmedi. Hayvanın neresi bilmiyorum ama dalak gibi koyu bir rengi olduğu için nedense bende sert ve yavan bir etmiş gibi his geldi. Ama buraya koyduklarına göre illaki bunun da müşterisi vardır.


Otelde Ege bey uykusunu aldıktan ve bizler de biraz dinlendikten sonra akşamüstü tramvayla Dammweg istasyonuna gidip, gurme ürünleri satılan Markthalle Viadukt’a kapağı attık. Burada ki dükkanlarda ister alışveriş yapabiyorsunuz isterseniz de masalara oturup yemek sipraişi verebiliyorsunuz.

Hamlilelik ve emzirme döneminden sonra Özenç kırmızı şarabı yakalayınca affetmedi. Yabancı ülkelerde en sevdiğim şeylerden biri de çok uygun fiyata kadeh şarap sipariş edebilmek. Bizde şişe fiyatı zaten yüksek olur, hele bir de kadeh isterseniz adam geri kalanını kime satacam tereddütü ile bir kadeh için çok sağlam fiyat koyar.


Birinci kadehleri yuvarladıktan sonra yan taraftaki peynirciye gözüm takıldı. Fransızların ve İtalyanların çok güzel peynirleri olduğunu biliyordum ama İsviçre’de bu kadar çeşit olacağını hiç düşünmemiştim. Meğer İsviçre peynir konusunda gastronomi dünyasında söz hakkı olan ülkelersen biriymiş. Sert peynirler, yumuşak peynirler diye iki bölüme ayrılmıştı.


Detaya girersek Tritt Kaese’de maşallah yok yok. Taze peynir, yumuşak sürmelik peynir, yaşlandırılmış sert peynir ne istersen. İsteyene dana isteyene koyun peyniri. Ama bizim en sevdiğimiz peynir ise keçi peyniri oldu.


2 çeşit peynirden 100’er gram sardırıp ikinci kadehlere meze yaptım. Saolsun şarap dükkanındaki abi de hiç arıza çıkartmadı. Şarabı şarapçıdan, peyniri peynirciden alarak uygun fiyata akşamüstü atıştırmasını ultra lezzetli geçirdik.


Karnımızı hafiften doyurdukdan sonra sıra geldi yöresel lezzetleri keşfetmeye! Ben mantarı oldum olası çok severım ve her ne hikmetse Türkiye’de doğru dürüst mantar kültürümüz olmadığı için üzülüyorum. Krauterseitling ve Morcheln gibi mantarlar adım gibi eminim Türkiye’de de vardır. Ve mutlaka Anadolunun bazı yerlerinde bu mantarlardan şahane yemekler yapılıyordur ama İstanbuldaki Ankaradaki klasik lokantalarda kullanılan mantarlar malesef ya konserve oluyor yada plastik çuvallarda yetiştirilen kültür mantarı.


Zürih beni şaşırtmaya burada da devam etti. Türkiye’de sadece suşi restoranlarında karşıma çıkan vasabinin gerçek bitkisini daha önce hiç görmemiştim. Vasabi yaban turpuna benzer bir kök bitki. Tadı baya acı ama adamın dilini değil, genzini yakan cinsten. 10 gramı vasabinin 3.90 CHF olduğunu altını çizelim!! Yani kilosu 913 Tl. Adamlar haybeye cam fanusta sergilemiyorlar yani.


“Biz 4 mevsimi yaşıyoruz bütün sebzeler meyvalar bizde var” diye geçine duralım, allahın İsviçre’sinde sen tut karşıma vasabi çık. İşte zenginlik budur arkadaş. Yoksa öyle atıp tutmakla ekonomik olarak zengin olamıyorsun.


Viadukt’un içinde ufak tefek farklı dükkanlar var. Hepsinin konsepti birbirinden farklı. Benim içkiyle aram pek yoktur, pek de anlamam gerçi ama şu bira dükkanı epey ilgimi çekti. Yıllar yılı Efes ve Tuborg ile büyüyen bir neslin çocukları olarak 30 çeşit birayı aynı reyonda görünce afalladım tabii. En son buna benzer tabloyu Cafe Del Mundo’nun İzmir şubesinde rastlamıştım.


Yeme içmeye meraklıysanız, hem değişik ürünler ile tanışmak hem de yemek yemek için Viadukt’a uğramadan Zürih’de lezzet turunu tamamlanmış sayılmazsınız. Biz sadece şarap ve peynir ile olayı geçiştirdik ama çok büyük keyif aldık. Gördükleriniz sizi uzun zaman etkileyecek kalitede olacaktır.



 
10.03.2013 Pazar

Ege doğmadan önce çıktığımız seyahatler ile Ege doğduktan sonraki seyahatlerimizin arasında en büyük fark koşturmacanın olmaması. 3 günlük seyahatlarde kısa zamanda çok fazla yer görmek, çok fazla lezzet tatmak için açıkçası biraz koşkoş yapıyorduk. Ama hayatımıza minik oğlumuz Ege girdikten sonra zorunlu olarak kaldığımız otele ve parklara daha çok zaman ayırmaya başladık.

Son günümüzde otelden vakitlice çıkıp İstanbul’da hasret kaldığımız yeşil parklarda doyasıya yürüdük. Zaten normal günlerde bile çok kalabalık olmayan Zürih sokakları pazar günü bomboştu. Hiç tramvaya bile binmeden usul usul şehir merkezine yürüdük. Sokaktaki tek tük insanların kiliseye doğru gittiğine şahit olduk.


Sırf pazar günü açık olduğu için İsviçre’nin meşhur o beyaz sosislerini son günümüze ayırdık. Sternengrill  sadece Zürih’in değil tüm İsviçre’nin sayılı sosisçilerindenmiş. Özenç’in sosisle arası pek olmadığı için onu hemen yan taraftaki Felix Pastanesine  kahvesiyle başbaşa bıraktım . Benim de kahveyle pek aram olmadığı için hem kendim hem de onun namına sosisleri götürdüm. 

Mekanda neredeyse 10 tane adam çalışıyor ve neticede burası bir sosisçi! Özellikle iki sosis var ki çok tutuluyor. İlki St.Galler Bratwurst. Nasıl bizde Erzincan tulumu, İzmir tulumu deniyorsa, burada da St. Galler’de üretilen sosislere St. Galler Bratwurst deniyor. Süt danasından yapılıyormuş. Yanlız her ne hikmetse Nürnberg’de yediğimiz sosisler gibi bembeyaz.


Diğeri ise Spezial Servelat. Renk itibariyle bu bizim klasik sosislere daha çok benziyor. Diğerine göre hafif tombul ve daha kısa.


Adamların sabah erken açayım, hemen malzemeleri hazır edeyim, daha çok satıp daha çok kazanayım gibi bir dertleri yok. 12:30’da açıyorlarmış daha önce beni kapıdan içeri almadılar. “Uçağa yetişecez hocam, 1 sosis alıp çıkacam” diye camın arkasından el kol etsem de adam oralı bile olmadı.

Neyse saat 12:30’da kapı açılır açılmaz siparişimi verdim kuralcı abilere. Sosisler bildiğimiz gazlı fırında pişiriliyor.


Daha sonra alttan hafifi sıcaklık veren ızgaranın üzerinde iyice kızartılıyor. Bu da sanırım ya gazlı ya da elektrikli çalışıyor. Kömür ateşinin yerini asla tutmaz ama ne yapalım.


Fırında pişen beyaz sosisler bile zamanla kararıyor ve ve o nahoş görüntüsü kayboluyor. Zira pişmeden önce bembeyaz duran sosisler göz zevkime hiç hitap etmedi.


Normal hayatımızın akışında evde sosis yemek pek adetimiz değildir. Ancak yurt dışı gezilerinde denk gelirse yerim ama illa ki en güzeli olacak ve en klasik yerde olacak. Öyle harcıalem yerlerde jambon salam sosis yemeyeli herhalde 8-10 sene olmuştur. Nokta atış yapıp özel bir yer bulunca da kaçırmadık tabii.


Sosisin yanında elbette içecek olarak bira gider. Sternengrill öyle bir karizma yapmış ki bira firması bunların adına bira kutusu bile yaptırmış. Öğlen erken vakitlerde ben içmedim ama içene de mani olmamak lazım.


Sosisler kendi üretimleri olan hardal ve Goldbürli denilen ekmekle servis ediliyor. Hardal hafif tatlı olduğu pek bir şeye benzetemedim ama ekmek süperdi. Dışı nar gibi kızarmış, ama içi ilik gibi yumaşak ama dolgun dolgun. Baeckeri Gold isimli fırında 1907’den beri üretiliyrmuş. Tam ağzımıza layık!


Sosis bildiğimiz Alaman sosislerinden. Dışı sert bir kabuk gibi bağlanmış içi sünger yumuşak değil. Isırınca içinden şırıl şırıl yağı suyu lezzetli bir şeyler geliyor.


Zürih’te ilk gün tren garında yediğimiz sosisle alakası yoktu. Her iki sosisi de çok beğendim ama Spezial Servelat’ı daha çok beğendim. Hatta eve gidince kendim pişirip yerim diye 2-3 pakette zulaya attım. Vakumlu pakette satıldığı için taşırken sıkıntı olmadı.


Sosis seviyorsanız ve domuz etiyle bir probleminiz yoksa Sternengrill’e bir uğrayın! Ben iyi yerim diyen her ölümlünün mutlaka denemesi gereken bir lezzet. Pişman olmazsınız.

Pegasusun dönüş uçağı malef 14:10’da kalktığı için yarım gün bile şehir turu yapamadan otele geri döndük ve tramvayla havalimanına gittik. Altını tekrar çizmek isterim ki şehir merkezinden otele, otelden havalimanına gitmek hem de bebek arabasıyla o kadar rahat ki anlatamam. Keşke şehir planlamadan anlayan kişiler yönetse İstanbul'u.

Zürih’ten memlekete dönerken çikolata, hazır paket fondü veya peynir almak istiyorsanız havalimanındaki Migros’a  uğrayabilirsiniz. Şehir merkezindeki fiyatlara göre biracık yüksek ama hammeliye yapmaktan kurtuluyorsunuz.
 

Vakumlu paketlerde satılan peynirlerden hatırı sayılır miktarda aldım. Viadukt’da gördüğüm peynirlerden almak istemiştim ama vakumlu paket yapmadıkları için biraz riskli geldi. Allahın şanslı kuluyuz hijyenden dolayı mıdır yoksa havalimanında olmasından dolayı mıdır bilmem peynirlerin bir çoğu burada vakumlu pakette satılıyordu.


Gezmek bizim için artık bir yaşam biçimi oldu. Zorlu bir haftadan sonra insan 2 gün evde oturup yatıp dinlenmek ister di mi? Yok arkadaş bizde öyle değil. Bulunduğun ortamdan çıkıp yeni yerler yeni lezzetler keşfetmek bizim için en keyifli aktivitedir. Cumayı izin alıp haftasonu ile birleştirdin mi işlem tamam demeyin keyfimize. İnsan gezmeli keyfine bakmalı. Son günlerde keyfinizi kaçıran her şeyi ardınızda bırakmanızı ve yola çıkmak üzere hayal kurmaya başlamanızı öneriyoruz.

Zürih’te vejeteryan lokantalarından hamburgere, füzyon Asya mutfağından klasik Meksika mutfağına kadar her restoranı bulabilirsiniz. Ama bizim tercihimiz her zaman yöresel lezzetleri keşfetmek. Avrupanın göbeğinde ve hatta düm dünyanın ekomoni merkezinde, çeşitli lezzetleri kolayca bulabilirsiniz.

Zürih hakkında 5 şey

1. Çok pahalı.
2. Yaşaması en kolay şehirlerden biri, herşey saat gibi tıkır tıkır işliyor.
3. Fondüye ve çikolataya doyacaksınız
4. Şehri 3 günde yürüyerek dolaşabilirsiniz. Araba kiralamaya veya taksiye binmeye hiç gerek yok
5. Oteli ve uçak biletini mutlaka ucuza getirin yoksa 1. madde peşinizi hiç bırakmayacak. Tekrarlıyorum! Çok pahalı.


Gittiğimiz ülkeler


Henüz 47 ülke oldu (%21) daha gidilecek çoook ülke var...
Create your own visited map of The World