19 Kasım 2008 Çarşamba

Tayland-Vietnam-Kamboçya gezisi - 1

Daha önce iki kez gittiğimiz Tayland bizi halen kendisine çekiyordu. Hazır Asya'nın göbeğinde Kazakistan'da yaşarken bu kez Tayland’dan çok daha egzotik ve bakir Vietnam’ı ve Kamboçya’yı yakından tanıma fırsatı bulduk. Tanıdıkça da özellikle Vietnam’ın yerel lezzetini keşfettik. Indochina (Hindi-Çin) denilen bu bölgede deniz ürünleri ile damağımızı şenlendirdik. Kazakistan'da hava –12ºC iken, +30ºC’de tatilin keyfini çıkarttık. Olabildiğince turistik yerlerden kaçıp, yerli halkın gittiği yerlerde dolaştık, oraların yerlisi gibi davrandık.

Özenç, ben, şirketten arkadaşım Birkan ve eşi Gülin ile birlikte hayalimdeki tatili yapmaya karar verdik ve sırt çantası ile 17 günlük Tayland-Vietnam-Kamboçya turuna çıktık. Aslında Indochina’yı gezmenin raconu Tayland, Kamboçya, Vietnam ve Laos’tan oluşan ve yaklaşık 1 aylık süren bir tur. Ama bizim zamanımız kısıtlı olduğu için ulaşım şartlarının oldukça zor olduğu Laos’u çıkarttık, birazda güvenli olmayan Kamboçya'yı kısa tuttuk. Tüm uçak biletlerini gezinin 3 ay öncesinden internetten açılış fiyatlarına alarak ucuza getirdik. Air Astana’dan Almaty-Bangkok-Almaty biletini, Nok Air’den Bangkok-Hanoi biletini ve son olarak Pacific Airlines’dan, Nha Trang-Ho Chi Minh biletlerini aldık. Her gezide yaptığım gibi kendi turumuzu kendimiz, daha gitmeden hangi otellerde kalacağımızı, hangi restaurantlarda neler yiyeceğimizi belirledik.

09.01.2008 ALMATY – BANGKOK 1.Gün

Karlı bir Almaty sabahı havalimanına gittik, 6 saatlik bir yolculuktan sonra Bangkok’un geçen sene açılan yeni Suvarnabhumi Havalimanına indik. Kazak’lar ve Rus’lar vize sırasına girerken biz anlı şanlı Türk Pasaportunumuzu gösterip Tayland’a adımımızı attık. Bir miktar dolar bozdurup (1 US$=33 Baht) havalimanından pazarlıkla (12 US$) taksi ile Khao San Road’a gittik. Internetten bulduğum Star Dome Inn Hotel Khao San Road’un bir arka caddesindeki Rambuttri Road üzerindeydi. Sıcak suyu ve kliması olan double oda kahvaltı dahil 16US$’a anlaşmıştık Beklentilerimizin biraz altında olan otelden, eşyalarımızı odaya bırakıp bir duş aldıktan sonra dışarı çıktık.

İlk işimiz günlerdir hayalini kurduğumuz tayland mutfağından yemekleri tatmak oldu. İlk lezzet durağımız hemen otelin önünde el arabasında sokakta yapılan Pad Thai (kızarmış makarna) oldu. Daha önceki yazımda anlattığım Pad Thai oldukça lezzetli ve çok ucuz, (1 US$'dan az) sokaklarda satılan bir yemek. İsterseniz ayrıca fındık, istiridye sosu (oyster sauce), acı sos veya tatlı ekşi sos ile daha da lezzetlendirebiliyorsunuz.

İkinci durağımız ise çöp şiş bebek kalamarların satıldığı bir tezgah oldu. Okyanus ülkesi olan Tayland'ın her yerinde deniz ürünleri mevcut. 2 şişte kalamar götürdük.

Karnımız doyduktan sonra küçük bir cafeye oturup bir sürahi Singha Bira ısmarladık ve gelen geçenleri izleyerek tatilimizi kutladık. Khao San Road’da dünyanın dört bir yanından gelen sırt çantalı turistler 1-2 gün geçirip iklime alıştıktan sonra Tayland’ın güney sahillerine veya diğer ülkelere giderler.

Ertesi gün erkenden Vietnam’a uçacağımız için fazla geç kalmadan otele döndük. Yanlız bu hoteli pek beğenmediğimiz için tavsiye edemeyeceğim. Nitekim Kamboçya dönüşü iki gece daha Bangkok'ta kalacaktık ve aynı yol üzerinde karşıda Four Sons Inn çok daha güzel göründüğü için 15 gün sonrasıına oraya rezervasyon yaptırdık.

10.01.2008 BANGKOK – HANOI 2.Gün

Sabah erkenden kalkıp kahvaltı bile etmeden taksi ile pazarlıkla 350 Baht’a Suvarnabhumi Havalimanına gittik. Eğer sizde pazarlık ile Bangkok havalimanına gidecek olursanız mutlaka Highway denilen otoyolu kullanın. Otoyol parasını ben ödeyeceğim diyip taksiyle pazarlığınızı ona göre yapın. Çünkü Bangkok şehir içi trafiği özellikle mesai başlangıç ve bitiş saatlerinde İstanbul'u aratmayacak kadar kötü.

Suvarnabhumi 2007'de açılan devasa bir havalimanı. Eski havalimanı Don Muang artık iç hat uçuşları için kullanılıyormuş. Nokair'le 1,5 saat sonra Vietnam'ın başkenti Hanoi'ye inerken Bangkok’tan çok çok daha küçük ve çok daha az gelişmiş ama yemyeşil bir şehri yukarıdan izledik.


Pasaport kontrolünden önce görevli polise önceden Vietnamdaki bir turizm acentasından ayarladığımız Visa on arrival” formumuzu gösterdik, birer fotoğrafımızı verdik ve 5 dakika içinde bir aylık vizemiz pasaportlarımıza işlenmiş olarak hazırdı. Polislerin kıyafeti olsun kullandıkları bilgisayar olsun Tayland'dan çok farklıydı. Sosyalist bir ülke olduğu daha yeni yeni gelişmeye başladığı her halinden belli oluyordu. Sırtçantalarımızı aldıktan sonra biraz dolar bozdurup (1 US$=16.000 Dong) dışarı çıktık. Havalimanından şehir merkezine taksiler fix fiyat 12 US$. Hostelsweb adresinden bulduğum küçük ve sevimli hotelime Sun Rise Hotel’e gittik.

Eşyalarımızı bıraktıktan sonra biraz çarşı pazar gezip yerel halka karıştık. Karnımı hafiften acıktığından yolda gördüğümüz meyva satıcılarına dadandık.

Sonra Vietnamda’ki yapacağımız tüm extra turları ve tren-otobüs biletlerini Kazakistan'dayken görüştüğüm acentadan aldık. Aslında toplamda normalden 5-10 US$ fazladan ödemiştik ama vize almak gibi bir sorunumuzu hallettikleri için çokta önemsemedik. Şehir turunda ise Old Quarter denilen bölgeyi, Hoan Kiem gölü civarını ve Vietnam’lıların Atatürk’ü sayılan Ho Chi Minh’in Mozelyesini gezdik. Akşamda Hoan Kiem gölünün kuzey tarafındaki Su Kuklaları şovunu seyrettik. Çıkışta Old Quarter'da gezerken karşımıza çok ilginç bir manzara çıktı. Türkiye'den direk uçuşların bile olmadığı Vietnam’da Döner Kebab yazısını görünce çok şaşırdık.

Nihayet akşam yemeği için öğlenden rezervasyon yaptığım Vietnam’daki ilk lezzet durağımıza geldik. İşletmesini Avustralya’lıların yaptığı Highway 4 Restaurant'ı Travel&Living kanalında Andrew Zimmern’in sunduğu Bizzare Foods (Sıra dışı Yemekler) adlı programda görmüştüm. Andrew çeşitli ülkeleri gezip ilginç yemeklerin tadına bakıyor. Hanoi’de de tavsiye ettiği iki restauranttan biriside burasıydı. Kuru etli papaya salatası, karidesli yeşil mango salatası, kızarmış jumbo karides, kızarmış serçe, tereyağlı kurbağa bacağı ve mısır söyledik. İçecek olarakta Son Tinh( kayısı likörü) sipariş ettik.

Kurbağa bacağı dışındaki her şey çok güzeldi. Kafası, gagası ve bacakları ile birlikte bütün halde kızartılan minik serçeler aslında lezzetliydi ama görüntü olarak insanın içini burkuyordu. Kendimizi biraz suçlu gibi hissedik ve salatalara yüklendik. Taze otlar ile yapılan salatalar içindeki meyveların suyundan olsa gerek inanılmaz lezzetliydi. Tüm sebzeler ve meyveler salatadaki karides ve kuru etler ile bütünleşip hafif ekşimsi bir tat ve ezgotik bir lezzet veriyordu. Hafiften tatlı likörün etkisiyle ve bu sıradışı yiyecekler ile kendimizden geçtik ve sonrasında sanırım Vietnam’da ödediğimiz en pahalı hesabı ödedik (4 kişi 54US$).

Yemekten sonra Old Quarterda yürürken yerel halkın sokaklarda kurulan masa ve sandalyelerde nasıl yemek yediğini gördük. Bizim biraz önce verdiğimiz paranın beşte biri fiyata yengeç ve deniz kabukluları yiyorlardı. Kocaman yengeçler bir tencerede kısa süre haşlanıp daha sonra mangalda ızgara edilerek servis yapılıyordu. Salyangozlar ise direk mangalın üzerinde ızgara ediliyordu. Daha ilk günümüz olduğu için sokakta yemek yemeğe cesaret edemedik ama gördüklerimize karşı tok olmamıza rağmen yutkunduk ve kendimizden geçtik.

Otele gitmeden önce de gölün etrafında 30 dakikalık bir bisiklet turu yaptık. Tayland’daki motorlu tuktukların yerine Vietnam’da ekonomik durumdan olsa gerek cyclo vardı. Bizler ön tarafta otururken, amca arkada pedal çevilerek bizi götürüyordu. “Where are you from” sorusuna 20 kere “TURKEY” dedikten sonra yine de anlaşamadığımız cyclocu amca, anca “Galatasaray, İstanbul, Tarkan” filan dedikten sonra “AAAA TO Nİ Kİİİİİ” diye cevaplayarak Türkiye’nin Vietnam'ca nasıl söylendiğini de öğretmiş oldu.

11.01.2008 HANOI – Perfume Pagoda 3.Gün

Sabah erken saatlerde Perfume Pagoda (Parfümlü Tapınak) turuna çıktık. 1 saatlik minibüs yolculuğundan sonra kayıklar ile çeltik tarlalarının arasından geçerek yüksek bir dağın yamacına geldik.

Son olarakta büyük bir mağaranın olduğu tepeye çıkmak için teleferiklere binip dağın zirvesine çıktık. Tepede çok büyük bir mağara vardı. İçindeki budalara, gelen ziyaretçiler yemek veriyor ve tütsü yakıyordu. Mağaranın içini kaplayan tütsü kokusundan dolayı da buraya Perfume Pagoda ismi vermişlerdi. Geri dönüşü hem spor olsun hemde daha fazla şey görelim diye yürüyerek indik. 30 derecede güneşin altında terden sırılsıklam olduk ama etrafımızdaki doğanın güzelliğinden ve yeşillinden etkilenerek pek de rahatsız olmadık.

Aşağıda öğlen yemeğini tüm gruplar ile birlikte yedik. Tavuk, balık ve sebzelerden oluşan zengin bir menü vardı. Ekmek niyetine gelen buharda pişmiş pirinçlerden kasesinize bir miktar alıyorsunuz, üzerinede pilav üstü kuru gibi istediğiz yemeği ekliyorsunuz. Son olarakta tuz, biber yerine masadaki acı sos ve soya sosu ekleyerek lezzetlendiriyorsunuz. Tüm Güneydoğu Asya’da oluğu gibi burada da yemekler çubuklar ile yeniliyordu. Yemekten sonra kayıklara binmeden önce ne olduğunu bilmediğimiz bir meyva suyu sıkıldığını gördük. Sopaya benzer şeker kamışları elle çevrilen bir merdanede 3-4 kez ezilerek suyu çıkartılıyordu. En son bir adet mandalina da merdaneden geçirilip bu içeceğe hoş bir koku veriyordu. Son olarakta içine buz atılarak soğutulan bu meyva suyunun o günden itibaren hepimiz müptelası olduk. Sıcak Vietnam günlerinde içinizi ferahlatan bu içeceği mutlaka tavsiye ederim.

Akşamüstü Hanoi’ye geri döndük, otelde biraz dinlendikten sonra Bizzare Foods programında gördüğümüz ikinci lezzet durağımıza Cha Ca La Vong Restaurant’a gittik. 100 senelik bu lokanta ismini kendinden aldığı Cha Ca Street 14 adresinde bulunuyor. Etrafında meşhur “Cha Ca La Vong Restaurant” burası diyen benzerleri ile dolu o yüzden dikkat etmekte fayda var yanlış yere gitmeyin. Bu restaurantın menüsünde sadece bir yemek var oda "Grilled Fish". Kılçıksız ve kuşbaşı doğranmış balıklar yağda kızartılarak masanıza mangalın üzerinde getiriliyor. Ayrıca yanında pirinç makarnası, 4-5 değişik ottan yapılan bir karışım, yer fıstığı, karides püresi ve pirinç sirkesi getiriliyor. Taze soğan, kişniş, maydonoz ve adını bilmediğimiz diğer otlar balığın üzerine eklenip yağda kısa süre kavruluyor.

Daha sonra isteğe göre fıstık, sirke ve karides püresi ekleniyor. Pirinç makarnanızı kendi çukur kasenize aldıktan sonra üzerine mangalın üzerinde pişen tavadan birkaç parça balık ve otlardan ekliyorsunuz. Zaten yumuşacık olan balık parçalarını ağzınıza attığınızda otların verdiği aromalar ile birlikte ağzınızda dağılıyor.

video

Bir anda tüm damağınıza lezzet şelalesi akıyor. Buz gibi bira eşliğinde tabiiki 4 porsiyon balık bize yetmedi ve bir kaç porsyon daha istedik. Sonra pirinç makarnası takviyesi aldık, sonra ot takviyesi aldık, sonra bira takviyesi aldık derken bizim garson isyan etmeye başladı. Yine insan gibi birer porsiyon yiyip kalkamamıştık. Yan masamızda oturanlar yemeğini bitirdi başkaları geldi onlar da bitirdi kalktı ve biz hala masamızda oturuyor bu keyifli yemeğin zevkini çıkartıyorduk. Bence bir yemeği lezzetli yapan kesinlikle sadece yemeğin kendisi değildir. Bulunduğunuz ortam ve atmosfer, yemek yerken alınan lezzetin tamamlayıcısı oluyor. Masanın ortasına getirilen mangalda kendin pişir kendin ye usulü bu ziyafet 4 kişi için sadece 35US$ tuttu. Yaptıkları işe saygı duyarak teşekkür ettiğimiz yetkililere veda edip karnımızı ovuşturarak restauranttan çıktık. Vietnamda yediğimiz en güzel restaurantlardan biri olan Cha Ca La Vong mutlaka gidilmesi gereken yerler listesinde 1 numarada bulundurmanız lazım. Hanoi'ye kadar gidipte buraya gitmeden dönmeyin.

12.01.2008 HALONG KORFEZI 4.Gün

Sabah kahvaltıdan sonra Halong Korfezi turu için 2 saatlik yola çıktık. 2500’den fazla adanın olduğu ve Unesco tarafından koruma altına alınan bu körfezde gün boyu dolaşacağımız ahşap tekneye bindik. Adaların arasında dolanırken Ocak ayının ortasında mayo giymenin tadını çıkarttık. Her ne kadar hava sıcaklığı 20-23ºC olsada deniz sıcaklığı 15ºC civarında olduğu için girmedik, deniz keyfimizi güneye sakladık.

Teknede alınacak öğlen yemeğinden önce denizin ortasında kurulan balık çiftlerine uğrayıp, isteyenler extra deniz ürünleri aldılar.

Halong körfezi turu tamamiyle turistlere yönelik olduğu için çok yüksek fiyatlı olan bu ürünlerden dayanamayıp sadece bir kaç dev midye almakla yetindik. Teknedeki verilen ücretsiz yemeğe ek olarak aldığımız midyelerde teknede pişirilip masamıza geldi. Yemekte sadece kalamar, karides, balık ve midye gibi deniz ürünleri vardı. Üzerine bizim dev midyelerimiz cila niyetine geldi. Çok az haşlanmış olan bu midyelere birazcık limon sıkarak yedik.

Finalde ise ananas ve tropik meyvelerden oluşan zengin bir meyve tabağı geldi. Bodrum ve Marmaristeki tekne turlarında 4 adet köfte, iki kepçe makarna ve bir dilim karpuz verenlere duyrulur! Sabah 9’dan akşam 17:00’ye kadar yaptığımız bu yemekli tur için kişi başı 20US$ ödedik.

Tekneyle Halong’a geri döndükten sonra oldukça zahmetli ve sıkıcı bir yolculuk ile Hanoi’ye geri döndük. Vietnam'da karayolu ulaşımı tam bir keşmekeş. Günübirlik turlarınız hadi neyse ama şehirler arası yolculuklarınızca mümkün oldukça tren veya uçak yolculuğu yapmanızı tavsiye ederim. Bir kere korna kesinlikle susmuyor. Şoför sollayacağı her araca istisnasız korna çalarak “Çekil ben geliyorum” mesajı veriyor. Karşıdan araba geliyor mu gelmiyor mu hiç önemli değil. Tam siz gözlerinizi kapatmış şimdi çarpıştık derken son anda direksyonu kırıp 20 cm arayla geçişiyorlar. Açıkçası sinir bozucu bir durumdu ama öğrendiğimize göre kaza durumu bizim ülkemize göre çok çok daha azmış.

Akşamüstü 20:30 gibi Hanoi’e vardığımızda içimiz dışımıza çıkmıştı. Şehir merkezinde birşeyler atıştırıp daha sonra eşyalarımızı otelden alıp tren garına gidecektik. Ben Vietnam’lıların milli yemeği olan PHO (erişte çorbası) içmek istiyordum. Ekiptekiler ise pizza yemeyi tercih ettiler. Onları bir italyan restaurantına bıraktıktan sonra Pho24 adlı Vietnamın Mc Donalds’ı denilebilecek bir yere gittim.

Son derece temiz, hijyenik ve ingilizce menüsü olan Pho24’te pirinç makarnaları kaynar suyun içinde 20-30 saniye haşlanıp kocaman bir kaseye konuyor, üzerine çok ince kesilen çiğ dana eti, taze soğan ve kuru soğan ekleniyor. Sonrada koca bir tencerede hazırlanan bülyon (et suyu) ekleniyor.

Yemeğiniz ile birlikte masaya ayrı bir tabakta kişniş yaprağı, fesleğen yaprağı, soğan, soya filizi ve limon geliyor. Aynı kelle paça çorbasını hazırlar gibi sarımsak, acı sos, soya sosu gelen otlar ve limon ekleyerek isteğinize göre çorbanızı lezzetlendiriyorsunuz.

Bir elinizde kaşık ile suyunu içip bir yandan da çubuklar ile pirinç makarnalarını ve etleri yiyorsunuz. Ben yemeğimi bitirmeme yakın yanıma oturan yaşlıca bir teyze siparişini verdi. Dikkatle onun yemeğini nasıl hazırladığını ve nasıl yediğini inceledim. Oda benim gibi Pho Bo (Dana etli Pho) siparişi vermişti ve yanında ayrıca et suyu içinde 5 parça küçük köfteciklerin olduğu bir porsyon köfte siparişi verdi. Meğer çorbanın içindeki eti az bulanlar ayrıca ekstradan köfte söylermiş. Bir sonraki Pho ziyafeti izlediklerim bana tecrübe oldu.

Yemekten sonra bizimkilerin yanına gittiğimde onlarda yemeklerini yemiş hesaplarını ödüyorlardı. Ertesi sabah için trende kahvaltılık poğaça türü şeyler alıp hep beraber bir taksi ile önce otele gidip eşyalarımızı aldık, sonra da tren garına gittik. Saat 23:00’te kalkacak olan SE3 treni ile 791 kmlik Danang yolculuğu yapacaktık. Uzun yolcuğumuzun rahat geçmesi için bira ve meyva suyu stoğumuzu yapıp 4 kişilik vagonlardaki kompartmanımıza geçtik. %80 turist ile dolu olan tren tahminizden çok çok daha iyiydi. Çarşaflar tertemizdi, devamlı yiyecek ve içecek hizmeti vardı. Biralarımızı yudumlarken tren hareket etti ve bir gecelik otel parasından da tasarruf ettiğimiz keyifli tren yolculuğu başladı. Bizde 1-2 derken 3. biralardan sonra yavaştan sızmaya başladık.

Gezinin 2. kısmını okumak için tıklayın




Tayland-Vietnam-Kamboçya gezisi - 2

13.01.2008 HOIAN 5.Gün

Sabah gözümüzü açtığımızda saat 10:00 olmuştu. Kahvaltılıkları çıkartıp meyva suyu eşliğinde hindistan cevizli poğaçaları götürdük. Danang’a vardığımızda otel rezervasyonu yaparken ayarladığım birisi bizi garda karşıladı. 20 km.lik bir minibüs yolculuğundan sonra bizce Vietnam’ın en güzel şehri olan Hoian’a vardık. Burada kaldığımız Greenfield Hotel Hanoi’deki otele göre çok daha güzeldi. Eşyalarımızı otele bıraktıktan sonra şehir merkezine yürüdük.


Önce ertesi güne “Cooking Tour’a” katılacağımız ve aynı zamanda çok güzel yemekleri olan Hai Cafeye gittik. Burada günün menüsünden deniz ürünlü mango salatası ve taze meyva, süt ve buz ile yapılan “fruit shake” siparişi verdik. Salata inanılmaz bir lezzete sahipti. Hafif ılık olan deniz ürünleri taze mangonun ekşi suyu ve taze nane yaprakları ile son derece uyumlu bir lezzet resitali oluşturuyor adeta damağımızı çatlatıyordu. Eğer bu yediklerimiz karides ise bizim Türkiyedeki yediklerimiz karidesler olamazdı. Yemekten sonra ertesi gün için, günübirlik “Yemek pişirme kursuna” kayıt olduktan sonra şehir gezisinde çıktık.



Şehir çok eski ve sadece 2 katlı evlerden oluşuyordu. Son derece basit sakin ama bir o kadarda şirindi. Bunun en büyük sebebide şehir merkezine araba gitmesi yasaktı. Motorsiklet kullanımına bile kısıtlı izin verildiği için büyük şehirlerdeki gürültü ve korna sesi yoktu. Emekli olduktan sonra evini satıp yaşanılacak bir yer görünümündeydi.



Hoian terzileri ile ünlü bir yer olduğu için kendinize pantalon gömlek ve hatta takım bile diktirebilirsiniz. Özenç bir vitrinde gördüğü ve çok sevdiği bir pantolon için ölçü aldırdı. Ertesi güne istediği pantolon tam üstüne oturacak şekilde hazırlanmıştı (sadece 7 US$).


Hiç aç olmamamıza rağmen daha önceden listeye yazdığım Hong Phuc Restaurant’a (86 Bach Dang Street) akşam yemeği için rezervasyon yaptırdık. Otele gidip dinlenmektense pazarı gezmeyi tercih ettik. Pazarda hayatımızda görmediğimiz kadar bol ve değişik otlar meyvalar ve sebzeler inanılmaz ucuz fiyata satılıyordu. Hediyelik eşya, sırt çantası ve yemek sosu gibi her türlü alış verişimizi buradan yaptık. Devamlı yüzleri güzel sevimli esnaf ile ahbap olduk.


Akşam olunca aklımızda kalacağına midemizde kalsın diyerek Hong Phuc Restaurant’a gittik ve buranın spesyali olan muz yaprakları arasında pişirilmiş özel soslu balık yedik. Yanında da buz gibi büyük BGI birası. Temizlenmiş ve ayıklanmış balıklar muz yaprağına sarılarak mangalda pişiriliyor. Bunun amacı balığın direk ateşe maruz kalarak kurumasını önlemek ve muz yaprağının içindeki hafif mayhoş kokunun ve lezzetin balığa geçmesini sağlamakmış. Garson kız masaya balıkları getirdikten sonra üzerine taze soğan, limon ve sıvı yağ ile yapılan özel bir sos ekledi.




Ekmek niyetine yenen pirinç her zamanki gibi sorgusuz sualsiz masamıza geldi. Kasemize aldığımız bir miktar pirincin üzerine balığımızdan ekledik ve operasyona başladık. Balık demeye bin şahit gerek!! Lokum lokum. Hayatımda yediğim en lezzetli balıktı diyebilirim. O gün o kadar fazla yemek yemiştik ki, midemizde ufacık bile boş yer yoktu. O yüzden Birkan’la ben birer tane yedik, kızlarda bir porsyonu paylaştılar. Ama daha kızlar bir posyonu bitirmemişlerdi ki biz balığımızı bitirip, yaprağının dibini kaşıkla sıyırmaya başladık, yani o kadar lezzetiydi.



Her zaman bol bol sipariş veren bizler maalesef o gece bu güzelim yemekten 4 kişi için sadece 3 porsyon söylemiştik. Bu restaurantta hesap oldukça komik ve ekonomik, biralar dahil toplam 20US$!! Hoian'ı beklide bu kadar çok sevmemizin en büyük sebebi bu restauranttı. İsterseniz bu restarutantta Muz yaprağında balık pişirme kursu bile alabilirsiniz. Sadece 5 US$ :)


Otele gitmeden önce sahilde biraz daha dolanıp yemekleri eritelim dedik. O sırada diğerlerinden biraz daha farklı ve lüks görünümlü bir restaurant gözümüze çarptı. Menüsünde Rakı Sofrası, Turkish Meatball gibi Türk yemeklerini görünce hemen içeri daldık. İçeride de Mahsun Kırmızıgül yanık yanık türkü çığırmasın mı?



Kimdir buranın sahibi filan derken İsveç’li bir adam çıkageldi. Calle bizim gibi 8 sene önce İsveç’ten buraya sırt çantası ile gezmeye gelmiş ve burada Vietnam'lı bir kıza aşık olmuş, evlenip buraya yerleşmiş. Şimdi birlikte bu restaurantı işletiyorlarmış. Ayrıca Callenin kız kardeşi de bir Türk ile evliymiş ve Bodrum’da bir restaurantları varmış. Türk yemeklerini de burdan tanıyormuş. 7 senedir burda olduğunu ve ikinci defa burada bir Türk gördüğünü söyleyen Calle ertesi güne bizi özel bir yemeğe davet etti.


14.01.2008 HOIAN – NHA TRANG 6.Gün

Otelin sabah kahvaltısı oldukça zengindi. Fransızlardan kalma alışkanlık ile masalarda ekmek vardı. Bizim bildiğimiz ekmeklerin minyatürüydü. Check-out yaptıktan sonra otelin hemen önünden moto-taksiler ile şehir merkezine gidip yemek pişirme kursu için Hai Cafe’de tüm katılımcılar buluştuk. Altılı gruplar halinde ayrılıp her bir grup için bir rehber verildi. Önce Vietnam’ın sebze ve meyvaları hakkında bilgiler verilip tadına bakarak bir saatlik pazar gezisi yaptık. Bu şekilde gün içerisinde kullanacağımız malzemeleri tanıma fırsatına sahip olduk.

Daha sonra iskeleden kalkan bir tekne ile 20 dakikada eğitimin verileceği Red Bridge Restaurant'ta gittik.


Burada önce hepimize yapacağımız yemeklerin tariflerini anlatan bir kitapçık verildi. Şef uygulamalı olarak anlatarak bu yemekleri önce yapıyor ve bizde bir yandan notlarımıza bakarak neler yaptığını takip ediyorduk.

Daha sonra herkes şefin yaptığının aynısını kendisi yapıyordu. Herkesin kendinin ocağı ve malzemesi olduğu için oldukça basit ve eğlenceli geçti. Sırasıyla ananas yatağında sebzeli kalamar, güveçte patlıcan, kendi hazırladığımız pirinç kağıdında karidesli Vietnam dürümü ve Vietnam usulü pancake yaptık. Kalamarları tavada sadece 2 dakika, tavukların 3 dakika ve dana etinin 5 dakika pişirilmesi gerektiğini öğrendik.

Bizim kırk yıllık patlıcan musakkayı uzak doğuda sıkça kullanılan Lemongras (limon otu) ile pişirdik.

Bir gece evvelden suda bekletilen pirinçleri suyunun içinde ezerek elde ettiğimiz boza kıvamındaki pirinç harcı ile üstüne tülbent gerilmiş su kaynayan tencere üzerinde pişirerek dürümlük pirinç kağıtları yaptık. Sonra bu kağıtların içine taze soğan, pişmiş havuç ve karides koyarak minik dürümler yaptık.

Son olarakta un, yumurta ve şeker ile yaptığımız kreplerin üzerine taze soğan ve soya filizi koyarak tatlı niyetine pancakelerimizi hazırladık. 2 saatlik eğitimden sonra da restaurant bölümüne geçip hep beraber kendi yaptığımız yemekleri yedik.

Son derece güzel organize edilmiş bu turun fiyatı ulaşım ve öğlen yemeği dahil 20US$. Eğer yemek yapmaya ve yemeye meraklı iseniz hazır oralara gitmişken Vietnam mutfağının inceliklerini öğrenmek için bu tura katılmanızı öneririm.

Dönüşte yine geldiğimiz tekne ile hepbirlikte şehir merkezine döndük. İsveçli babanın yerine gittik. Hoi An Hai San Restaurant’ta (64 Bach Dang Street) bizim şerefimize bu sefer Sertap Erener çalıyordu. Sebzeli mercan buğulama, ızgara jumbo karides ve deniz ürünleri şiş söyledik. Hepsi birbirinden güzeldi. Diğer yerlere göre çok daha temiz ve hijyenik olan bu restaurant aynı oranda birazda pahalıydı.


2 günlük Hanoi tatili bitmişti ve sıradaki rotamız Nha Trang'a gitmek için 10 saatlik berbat otobüs yolculuğuna başlamak üzere Sinh Cafe turizm acentasına gittik.

15.01.2008 NHA TRANG 7.Gün

Berbat bir otobüs yolculuğundan sonra sabah 06:00’da denize girme hayalleri ile geldiğimiz Nha Trang’ın üzerinde kara bulutlar vardı ve yağmur atıştırıyordu. Buna rağmen azgın dalgaların vurduğu kumsal, yoga yapan, jimnastik yapan ve bedmington oynayan insanlar ile doluydu. Otogara vardığımızda bir anda etrafımızı kendi hotellerinde kalmamız için dil döken hotel komisyoncuları kapladı. Fazla ilgilenmeyip önceden rezervasyon yaptırdığımız Dream Hotel’e gittik. Kısa bir yerleşme faslından sonra tam günlük tekne gezisi (Mama Linh) için bilet aldık. Nha Trang’da hergün 4-5 tekne kalkıyor, sabah 10:00’dan akşamüstü 16:00’ya kadar süren öğlen yemeği dahil bu turun fiyatı sadece ve sadece 9US$.

Turun başlamasına kadar 3 saat boş zamanımız vardı. Hanoi’de yediğim Pho’yu Özenç’e de denetmek için bir cyclo kiralayıp Pho 20 Yersin’e gittik. Bir tane dana etli Pho, bir tane de deniz ürünlü kızarmış makarna söyledik. Sabahın 07:00’sinde elimde fotoğraf makinasıyla mutfağına girip, yemekleri hazırlayan şefi görüntülerince mutfaktaki elemanlar gülmekten ortalarından çatladılar.

Vietnamlı’lar zaten çok fakir olduklarından dolayı turistlere karşı çok sevecen ve kibar davranıyorlardı. Yediğimiz Pho Hanoi’deki PHO24’te yediğim kadar lezzetli değildi ama idare ediyordu. Yanında gelen kişniş yaprakları ve fesleğen gibi yeşillikler hem körpecik hem de taptazeydi. Kızarmış makarnada oldukça bol deniz ürünü vardı ama sabahın köründe biraz ağır kaçtı. Yine de makarnalarını ayıklayarak tazecik deniz ürünlerini silip süpürdük.

Yaptığımız bu sıra dışı kahvaltıdan sonra otele geri dönüp biraz dinlendikten sonra tur minibüsü bizi tekneye götürmek üzere otelden aldı. Teknede Polonya’dan İsrail’e, Almanya’dan Yeni Zellanda’ya, İngiltere’den Türkiye’ye kadar çeşitli ülkelerden gelmiş tursitler vardı. Genelde herkez bizim gibi önce Tayland’a gitmiş, oradan da çok daha bakir olan Vietnamı' keşfetmeye gelmişti. Bizim şansımıza hava 25ºC olsa da yağmur başladı ve malesef denizin tadını çokta fazla çıkartamadık. Tur genel olarak çok eğlenceliydi. 3 yerde mola verip denize girdik. Su çokta sıcak değildi ama dipteki tropik balıkları görmek için ben her yerde şnorkel ile dalış yaptım. İkinci duraktan sonra toplu halde öğlen yemeğini teknede yedik. Çorba, pilav deniz ürünlerinden oluşan zengin bir yemek seçeneği vardı aç kalma durumu olmadı..

Yemekten sonra tekrar denize girildi ve denizde şarap ikramı yapıldı. Bir can simidinin yardımıyla önünde bir kasa kırmızı şarap taşıyan animatör pet bardaklar ile yüzen kişilere servis yapıyordu. Denizde yüzerken şarap içmek bizim için son derece ilginç bir anı oldu. Bir Türk olarak Vietnam'da denizde Polonyalı Ivan ile Rusça muhabbet ederek, şarapları mideye indirdik.

Tekneye döndüğümüzde personel çeşitli animasyonlar yaptı herkeze kendi ülkesine ait şarkılar söylettiler. Biz Türkiye’deniz diyince Vietnam’lı animatör “O zaman senden Tarkan’dan bir şarkı alalım” diyerek bizleri şaşırttı. Kafalar kıyak olmuş "Oynama şıkıdım şıkıdım" derken hep birlikte güldük eğlendik dans ettik. Zaten 3. bardak şaraptan sonra herkezin yüzleri gülmeye başlamıştı.

Son durağımızda da dev bir akvaryumu ziyaret ettik. Balıklar, kaplumbağalar ve yılanların olduğu bir hayvanat bahçesiydi sanki. Buradan da çıktıktan sonra teknede yine yemek pozisyonu alınmış ve tüm masa tropik meyvalar ile donayılmıştı. Sadece karpuz ve ananas tanıdıktı. Onun dışında dragon fruit, mango ve adını bilmediğim bir çok meyva vardı masamızda. “Artık yiyemeyeceğim” diyene kadar tropik meyvaların dibine vurduk. Yavaştan mideler şişmiş uyku bastırmıştı. Ocak ayının ortasında son bir kez deniz kokusunu 5-6 ay bizi idare edecek kadar ciğerlerimize iyice doldurduk.

Şehre geri döndüğümüzde hepimiz oldukça yorulmuştuk. Otele gitmeden önce masaj yaptırdık. Vietnamda da hemen hemen Tayland’dakı masajların aynısı yapılıyordu. Yüz masajı ayak masajı yağlı masaj... Fakat Taylanda göre çok daha ucuzdu (5US$/saat).

Otele gidip 2-3 saat dinlendikten sonra enerjimizi topladık ve akşam yemeği için Lac Canh Restaurant’a (44 Nguyen Binh Kiem St at Ngo Quyen St) gittik. Buranın özelliği yemeklerin masaya çiğ olarak gelmesi. Bu yemeğe Bo Tung Xeo deniliyor yani “Kendin pişir kendin ye”. Masanın ortasına konan mangalda siz kendiniz istediğiniz gibi pişirip yiyorsunuz. Yan masaları biraz süzüp neler yediklerine baktıktan sonra dana eti, balık, kalamar, jumbo karides, yılan balığı ve yine yan masalarda gördüğümüz ot yemeklerinden sipariş ettik. Marine edilmiş tüm malzemeler mangal ile birlikte masaya geldi.

Önden kızların karnını doyurmak için dana etini pişirdik. Neyle marine ettiklerini bilmiyorum ama et hem yumuşacıktı hem acı değildi. Kömür alevinde pişen koca koca kesilmiş kuşbaşı etler ağzımızın içinde eriyordu. Garnitür olarka patates kızartması ve wok tavada çevrilmiş sarımsaklı ıspanak ile kızlar yavaştan karnını doyurmuştu. Kuşbaşı kesilmiş kılçıksız okyanus balıkları olağanüstüydü. Acı sosun içinde marine edilmiş yılan balığı ve kalamar fazlaca acıydı dolayısıyla meydan Birkan’la bana kalmıştı. Finali ise karides ile yaptık. Jumbonun babası boyutlarındaki karideslerin iki tanesi mangalın tüm yüzeyini kaplıyordu. Bu muhteşem lezzeti yemeğin sonuna sakladığımız için herkez anca ucundan tadına bakabildik.

Kendin pişir kendin ye uygulamasından inanılmaz zevk almıştık. İnsan bu güzel yemeğin üzerine bir baklava veya helva istiyor ama, Vietnamlıların maalesef tatlı gibi kötü alışkanlıkları yok. Bizde hesabı ödeyip başka bir yerde kahve içmeye karar verdik. 10 gün kaldığımız Vietnam’daki yediğimiz bu en güzel yemeğe biralar ile birlikle bu yemeğe 4 kişi için toplam 322.000 Dong yani 21US$ hesap geldi.

Vietnam’da yolunuz Nha Trang'a düşerse bu restauranta gitmeden dönmeyin. Bence sadece bu yemeği yemek ve okyanusa nazır denize girmek için Nha Trang’a bir uğrayın.


16.01.2008 NHA TRANG 8.Gün

Sabahtan tüplü dalışa gitme hevesim, sağanak yağmur eşliğinde uyandığım için maalesef yattı. Halbuki çok uygun fiyata Çin denizindeki derinliklerini görme fırsatım olacaktı. Kahvaltıdan sonra öğlen 12:00’ye kadar sağanak yağmur devam ettiği için otelde zaman geçirdik. Öğleden sonra yağmur biraz dinince şehir merkezinde dolaşmaya çıktık. Harita almadan zaten küçücük olan şehrin ara sokaklarında dolandık. Yağmur tekrar başlar gibi olunca bakkallarda 2 US$a satılan yağmurluklardan aldık. Motosiklete veya bisiklete binen kişiler bile bir anda başlayan yağmurdan sonra durup ceplerinden çıkarttıkları yağmurlukları giydikten sonra yollarına devam etmelerine şahit olduk. Alış veriş için dükkanları gezip bol bol sos ve baharatlardan aldık.

12 sene önce Almanya’dan buraya gelip kendi yaptığı sosisleri satan Reinhard’ın “Treffpunkt” (Buluşma noktası) adlı büfesinde soluklandık. Reinhard, Almanya’dan getirttiği baharatlar ile Bratwurts, Bockwurst gibi güzel alman sosislerinden yapıyordu. Tahmin ettiğiniz gibi içerisi Alman turistler ile doluydu. Herkez bira içip sosis ve pes kızarması yiyordu. Reinhard’la “Burada dönerci açsak nasıl olur” diye koyu bir muhabbete girdik ve vedalaşıp ayrıldık.

Akşam yemeği için taksi ile şehrin biraz dışındaki Thien Nien Restaurant’a (34 Son Hai) gittik. İngilizce menü olmadığı için ne yiyeceğimizi seçmekte oldukça zorlandık. En basit yöntem ile tuvalete gitme bahanesi ile kalkıp, bir garson kızı yanıma alıp birlikte masaların ortasında dolaşarak insanların neler yediğine göz gezdirim. Gözüme kestirdiklerimi garsona işaret ederek sipariş verdim. Bir yandan başkaların yediği yemeği garson işaret ediyordum, bir yandan da menüde bu yemeğin ne olduğunu göstermesini istiyordum. Başlangıç olarak Vietnam'da her restaurantta bulabileceğiniz Spring Roll’larımız geldi. Karides ve lahanalar pirinç unundan yapılan dürümlere sarılıyor ve sonra yağda kızartılıyor. Yanında gelen tatlı ekşi dip sosuna banılarak yeniliyor.

Sonra ana yemek olarak ortaya Cuttle Fish (Sübye) geldi. Soğan, taze soğan ve Hoi Sin sosu ile birlikte hazırlanan yemek mangalın üzerinde servis edildi. Daha sonra garson kız yemeğin içine sonradan getirdiği değişik otlardan koydu ve alevin üzerinde pişen yemeği çubuklarla biraz çevirdi. Tadı genel olarak kalamara benziyordu ama çok daha yumuşaktı.


video

Özenç ise italyan usulü deniz ürünleri makarnası söylemişti. Sebzeler ile lezzetlendirilmiş makarnanın içinde karidesler kalamarlar cirit atıyordu.


Gezinin 3. kısmını okumak için tıklayın.



Gittiğimiz ülkeler


Henüz 59 ülke (26.2%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World