8 Ocak 2008 Salı

Mikonos & Sisam

Türkiye’nin burnunun dibindeki bir sürü adayı çıplak göz ile görüyorduk ama bir türlü gezme fırsatımız olmamıştı. Aslında Ayvalık-Midilli (Lesvos), Çeşme-Sakız (Chios), Kuşadası-Sisam (Samos), Bodrum-Kos ve Marmaris Rodos arası çalışan tekne seferli var ama vize alma faslından dolayı sanırım insanın gidesi gelmiyordu. 2004 yazında tekne ile Yunan adaları turuna gitmeye karar verdik. Kuşadası’ndan Sisam adasına, oradan da vapur ile Yunan adalarının en renklisi en güzeli Mykonos' a gidecektik. Genelde olduğu gibi kendi turumu kendim kafamda ayarlayıp turu belirledim, tur programımızı bir kaç acenteye mail attım. En uygun fiyatı veren firma ile anlaştık. Kuşadası-Sisam tekne bileti, Sisam-Mykonos vapur bileti ve 3 gün Mykonos' ta konaklama ücreti ödediğimiz Chocolate Travel firmasının sahibi Burak Bostancı bana ücretsiz 5 günlük Yunanistan vizesi de ayarladı. Özenç ise vizesini Çeşmedeki bir acenteden aldı. Burak’ın fiyatları oldukça uygundu. Ayrıca bize ofisinde sakız likörü filan ısmarlayınca kanımız çabuk kaynadı.

28/08/2004 Kuşadası – Samos – Mykonos

Kuşadası iskelesine sabah erkenden geldiğimizde hayatımda gördüğüm en büyük gemi ile karşılaştık. Bu tabi iki bizim teknemiz değildi.

Saat 08:00 gibi pasaport kontrolünden geçip Azim Tour’un teknesine bindik. Azim Tour’un her sabah Kuşadası’ndan kalkan teknesi akşam üstü geri dönüyor. Tekne genelde bizim gibi tura bizim gibi tura çıkan insanlar ile doluydu. Saat 08:00’da tekne hareket etti ve Yunan adaları turumuz başladı. Yaklaşık 1,5 saat sonra Sisam adasının Vathi limanına geldik. Önce teknedeki sorumlu indi ve yolcu listesini pasaport polisine verdi, ondan sonra sırayla indik ve pasaport kontrolünden geçtik. Avrupa’daki herhangi bir havalimanında Türklere gösterilen somurtkanlık ve problem çıkartma olayı burada yoktu. Polisler de bizim gibi tatil havasındaydılar. Mykonos feribotu saat 16:00’da kalkacağı içim eşyalarımızı limanın karşısındaki turizm acentesine bırakıp (Hellenic Island Ser.) bırakıp şehir merkezinde dolaştık.

Vathi genelde 2-3 katlı ve kırmızı çatısı olan evlerden oluşuyordu. Kuşadası gibi beton yığını değildi. Çarşıda dolaşırken her yer o sene Yunanistan Avrupa futbol şampiyonu olduğu için futbol takımı ile ilgili hediyelik eşyalar ile doluydu. Vathi meydanında dolanırken herkesin içtiği frappeden denedim. Genel olarak buz ve kahve ile yapılan serinletici bir içecek olarak açıklayabilirim. Türkiye’de pekte yaygın olamayan frappe başta zaten bir kahve manyağı olan Özenç' in ve benim çok hoşumuza gitmişti. Feribota binmeden önce büfenin birinde bizim dönere benze Gyros ve kokorece benzer Kokoretsi yedik.

O yıllarda Avrupa birliğine girdikten sonra kokoreç yasaklanacak diye haberler çıkmıştı, buna inat zaten Avrupa birliğinde olan Yunanistan’da halihazırda kokoreç yapıldığını belgeledim. Saat 16:00da bizi Mykonos' a götürecek olan feribota bindik.

Bu feribot Samos’tan kalkıp, Fourni, Ikaria, Mykonos' a uğrayıp oradan Tinos ve Andros adalarına gidiyor ve en son olarak ta Atina’nın Pire limanına varıyordu. Feribotta isterseniz yataklı kabinler isterseniz de geniş bir salondaki koltuklarda oturabiliyorsunuz. Her ne kadar buralarda numaralı olsa da kimsenin numaraya filan baktığı yok. En güzel yeri kapın çünkü sırt çantalı turistler her an tulumunu açıp yere yatabilir. 2-3 saat rötarlı olarak gecenin bir yarısı Mykonos’a geldik. Allatan bizi alacak acente yetkilisi rötara rağmen bizi limanda bekliyordu ve bizi 2 gece kalacağımız Kamari Hotel’e götürdü.

29/08/2004 Mykonos

Kamari Hotel oldukça sevimli şık bir oteldi. Açık büfe kahvaltımızı yaptıktan sonra hemen otelin dibindeki Plati Yialos plajında 1-2 saat denize girdik. Kumsallarıyla ünlü olan bu Ada’nın en iyi kumsalı güney kıyısında yer alıyor. Plati Yialos adanın başlıca plajı. Buradan kalkan kayıklarla Mykonos Adası’nın en iyi plajları olan Paradise (Kalamopodi), Super Paradise (Plintri), Agrari veya Elia’ya gidebiliyorsunuz. Paradise Beach kampçıların takıldığı akşamüstleri disko müziği eşliğinde masaların üzerinde çılgınca dansettiği ve su sporlarının olduğu plajı, Super Paradise ve Elia ise çıplakların takıldığı plajlardır. Fakat bu plajların yarısı normal aileler için diğer yarısı da çıplaklar için ayrılmış. Bizde bir tekneye atladık ve plajları keşfetmek için Paradise Beach' e gittik.

Ege denizinin tam ortasında yer alan bu adanın denizi çok temizdi sahili de aynı şekilde çok ince kumlardan oluşuyordu. Plaj saat 17:00ye kadar çok sessizdi. Kimse kimseye karışmadan denize girme ve güneşlenmenin tadını çıkartıyordu. Saat 17:00ye geldiğinde yavaştan restoranları olduğu yerlerden sesi gelmeye başladı. Millette ayaklanıp oraya doğru toparlanmaya başladı. Bizde bara oturduk ve lokal adaptasyon için uzo söyledim. Bizim rakıya göre içimi daha hafif ve aromalı uzonun yanına biraz feta cheese (beyaz peynir) ve kavun söyleyince barmen hafif şaka yollu “Burası taverna değil kardeşim” diye kızarak bir tek kavun verdi. Müzikle birlikte dans eden insanlar bir yandan da içkilerini yudumluyordu. “Paradise Beach, Beautiful Girls...” diye anons yapan cazgır amca bütün herkesi coşturuyordu.

Akşamüstü otele gidip biraz dinledik. Akşam yemekleri burada gece 22:00' den sonra yenilir gece alemleri ise 24:00' ten sonra başlarmış. Şehir merkezine Plati Yialos' tan 15 dakikada bir kalkan otobüsler ile gittik. Sokaklar Bodrum barlar sokağına çok benziyordu ama çok daha temizdi.

Mykonos, bembeyaz badana vurulmuş balkon ve duvarlarından sarkan rengarenk begonviller, sardunyalarla süslü Mykonos evleri ve yan yana sıralanmış yel değirmenleri ile ada, zor beğenenlerin bile kalbini çalmaya yetecek kadar çekiciliğe sahip.

Akşam bayağı acıkmıştık ve Babulas Tavernanın deniz kenarında karada duran teknesinin yelkenine astıkları ahtapotları görünce dayanamadık. Türkiye’de ahtapot yakalandıktan sonra yumuşaması için ya uzun süre dövülür yada düdüklü tencerede 2-3 saat pişirilir. Burada ise yakalanan ahtapotlar güneşin altında 2 gün kurutularak eti çürüyormuş ve yumuşatılıyormuş.

Ahtapotu asmadan önce hem eti yumuşatmak için cemde sineklerden korumak içinde aynı bizim pastırma gibi bolca tuz ve birazda sürülüyor. 2 gün sonra ahtapotların üzerine sadece zeytinyağı sürülerek mangalda pişiriliyormuş. Bu usulde ahtapotun yapıldığını daha sonra Bozburun' da Selçuk abi ve eşinin işlettiği ORFOZ restorantta yemiştim. Gece alemlerine fazla takılmadan ertesi gün adanın kuzeyini gezmek için 1 günlük motosiklet kiraladık ve otele döndük.

30/08/2004 Mykonos

Sabahtan kahvaltıdan sonra mayolarımızı sırt çantasına atıp motosiklet ile adanın kuzeyine gittik. Plajlara varmadan önce Mykonos havalimanının yanından geçerken biraz durduk ve adaya inip kalkan uçakları izledik. O zamanlar hiç bir Türk uçağı Mykonos'a gelmiyordu ama 2006' dan itibaren Atlasjet her yaz Mykonos' a direk seferler düzenliyor. İlk durağımız Agios Stefanos ikinci durağımız ise Panormos plajları oldu. Her iki plajda güneydeki plajlara göre çok daha sessiz ve sakindi. Fakat Agios Stefanosta yediğimiz bir kalamar tava vardı onu es geçmemek lazım. Koca bir porsiyonu iki kişi doyuncaya kadar yedik.

Mykonos genel olarak çok hoşumuza gitmişti. Bodrum’a göre oldukça pahalıydı ama gerçekten çok kaliteliydi. Dolayısıyla üç gün bize yetmemişti. Öğleden sonra şehir merkezine gidip feribot iskelesinin karşısındaki bir acentede İstanbul' dan aldığımız dönüş biletlerimizi üç gün erteledik. Şehir merkezinde barlar sokağında biraz dolaştıktan sonra Little Venice denilen yerde romantik bir yemek yiyecek yer aradık.

Buradaki tercihimiz Little Venice Venezia Fish Restorant oldu.

Garson Türk olduğumuzu anladığında “Arkadaş, arkadaş'' diyerek bize güzel bir indirim yapacağını söyleyip bize iki kişilik Spagetti Di Maare (Deniz ürünleri soslu spagetti) tavsiye etti. Ben elemana yanında ücretsiz iki kadeh kırmızı şarap vermesi halinde bu fiyatı kabul edeceğimi söyleyip masaya oturdum. Spagetti genişçe bir tabakta üzerinde hatırı sayılır miktar ve boyutlarda karides, kalamar, kabuklu midye ve domates ile hazırlanan bir sosu ile servis edilmişti. Üzerine ince ince kesilen taze fesleğen yaprakları muazzam bir lezzet katmıştı. Tabağın iki kişilik olmasından dolayı zaten önce gözümüz doymuştu, birde bu lezzetli spagettiyi mideye indirirken karnımızda doyduktan sonra bir yandan güneşin batımı seyrederek, bir yandan da dalgaların sesini dinleyerek kırmızı şaraplarımızı Mykonos için kaldırdık ve birbirimize yeniden aşık olduk.

Garson elaman bizim bu mutluluğumuzu görünce bize Türk kahvesi ve baklava ikram etti. Yemeğe oturmadan önce pazarlık yaptığım adama o gece yemekten aldığım zevkten dolayı yüklüce bir bahşiş vererek vedalaştık.

31/08/2004 Mykonos

İstanbul’dan buraya 3 günlüğüne geldiğimiz için Kamari Oteli bugün boşaltıyoruz. Aslında güzel bir otel ama bir yerde 2-3 gün kaldıktan sonra çok daha ucuza kalabileceğiniz yerler olduğunu görebiliyorsunuz. Bizde kahvaltıdan sonra Kamari Hotel' in hemen 50 metre yanındaki Argo Hotel'e taşındık. Fiyatı tam olarak yarı yarıyaydı. Thanassis ve annesinin misafirperverliği bizi evimizde gibi hissetmemizi sağladı. Türk kahvesi ile yunan kahvesinin aslında aynı şey olduğunu, dolma, musakka, baklava gibi terimlerin ortak olduğunu aslında halkın birbirine çok benzediğini ama siyasetçilerin ortalığını karıştırdığından bahsettik.

Öğleden sonra yine şehir merkezine giderek bol bol resim çektik. Eski yel değirmenleri yenilemiş ve turistlerin gezmesi için ziyarete açmışlardı. Aynı yel değirmenlerinin Bodrumda da olduğunu ama içinde şarap şişesi kırıklarının olduğunu ve milletin içine işediğini hatırladıkça üzüldüm.

Adamlar seneler önce yapılan yel değirmenlerinin de modern şekillerini şimdi yapmışlar. Öğrendiğim kadarı ile Avrupa birliğine girdikten sonra aldıkları destekler ile her adaya iki adet rüzgar türbini kurmuşlar ve her adanın elektrik ihtiyacı başka bir yere bağımlı kalmadan bu rüzgar türbinleri ile üretiliyordur. Su sorununu çözememişlerdi ama elektrik sorunu hiç yoktu.

Daha sonra ertesi gün için komşu ada olan Paros gidiş dönüş feribot bileti aldık. Adalar arası vızır vızır feribotların çalışması ulaşım açısından oldukça kolaylık sağlıyordu. Umarım deniz ulaşımı bizde de ileride bu hale gelir. Öğleden sonra Plati Yialos plajından kalkan tekne ile güney sahillerini keşfe çıktık. Akşam yemeği için şehir merkezinde çarşıda biraz turladık. Antonini Tavernayı gözümüze kestirip içeri girdik. Burası geleneksel yunan yemekleri yapan küçük bir esnaf lokantasıydı. Yemekler oldukça lezzetliydi, yemeğin yanında verilen sofra şarabı da tek kelime ile muhteşemdi.

01/09/2004 Mykonos– Paros – Mykonos

Sabah geç kalktık. Artık tatil moduna iyice girmiştik. Motosiklet ile şehir merkezine gidip oradan da limana gidip feribotu bekledik. Tabii ki rötar vardı o sırada aklıma biz daha İstanbul' da ilk biletimizi alırken Burak’ın bana dediği “Baba orada vapurlar zırt pırt rötar yapar, asla stres yapma ve oraya tatile dinlenmeye gittiğini unutma, otur bir kafeye adaya yeni gelmiş çömez turistleri izleyip biranı yudumla” lafı geldi. Bizde Burak' ın dediği gibi bir kafeye oturduk ve biralarımızı yudumlamaya başladık. İkinci biraları içerken bizim feribot geldi ve “Paros yolcuları kalmasın” anonsunu duyduk. Feribot dediğimiz İstanbul' daki deniz otobüslerinin aynısıydı. Küçük ve oldukça hızlıydı.

Paros'a gelince ilk dikkatimi çeken şey limana demirlemiş sahil güvenlik botundaki kısa şortlu üniformalarıyla yunan askerleri oldu. Adada biraz turlarken burayı az gelişmiş bir balıkçı kasabasına benzettim. Fiyatlar Mykonos’ a göre çok düşüktü.

Burada arkeoloji müzesini gezdikten sonra sadece 4 masadan oluşan küçük bir lokantada kalamar, feta cheese ve uzo söyledik. Feta peynirinin sunumu oldukça güzeldi. Bizim ezine peynirine benzer lezzette kalınca bir dilimin üzerine önce sızma zeytin yağı sonra da birazcık kekik serpiştirilmişti. Kalamarlar yumuşacık ve kocamandı. Bu adamlar bu işi bizden daha iyi biliyorlar diye bir ara üzüldüm. Aslında bizde de aynı malzemeler var ama adamların ekonomik bir derdi olmadığı için yaptıkları hizmetin hakkını veriyorlardı.

Sonra biraz daha turladık. Evlerinin önünü deterjanlı sula ile yıkayan teyzeler ile selamlaştık. Bu arada tüm evlerin beyaz kapı ve pencerelerinin ise mavi olduğu bu adalarda kapı ve penceresini sarı-mavi yapılmış evi görünce fotoğrafını çekmeden edemedik. Sonra iskeleye geri döndük, herkes gibi bizde birer frappe alıp deniz otobüsüne bindik ve Mykonos' a geri döndük.

İskelede adaya yeni gelen turistleri karşılayan ve otel broşürleri ile müşteri kapmaya çalışanlar ile öylesine biraz geyik yaptım.

Şehir merkezinde dolanırken adanın maskotu olan pelikanı gördük ve fotoğrafını çektik. Pelikan Petros’un ilginç bir hikayesi varmış. 1950 kışındaki büyük fırtınada Ada’ya zorunlu iniş (düşüş) yapan Pelikan Petrosu adalılar bağırlarına basmış çünkü pelikan’ın gelişiyle beraber adanın kaderi sakin bir balıkçı köyü olmaktan, dünyanın en ünlü eğlence merkezlerinden biri olmaya doğru bir değişim yaşamaya başlamış. Ancak 1985’te Pelikan Petros bir arabanın altında kalarak can vermiş. Bu gün Ada’nın sokaklarında serbestçe dolaşan, Petros’un yerine getirilen 2.Petros’muş.

02/09/2004 Mykonos – Samos

Bugün Mykonos' ta son günümüz. Kahvaltıdan sonra son kez denize girdik. Küçücük adada 6 gün kaldık ama hala sıkılmamıştık. Öğlene kadar deniz faslından sonra şehir merkezine gidip son turlarımızı yaptık. Beyaz evlerin arasındaki daracık sokakların arasında dolaşırken gördüğümüz bir şey vardı ki Mykonos diyince hep aklımıza gelen karelerden biriydi. Sabah bahçesindeki yeşillikleri ve lezzetli otları toplayan yaşlı bir teyze bunları eşeğine yüklemiş ve dar sokaklarda restorantlara satıyordu. Teyze gözümüzün önünde bir restoranın kapısını çaldı ve otlarını restoranın sahibesine gösterdi. İki dakikalık alışverişi ben fotoğraflarken ziraat mühendisi olan eşimde zevkten delirmiş bir şekilde bu alışverişi izliyordu.

Akşam üstüne doğru otelde dönüp duş aldık ve toparlandık. Otelden ayrılmadan önce bana devamlı Arkadaş diye hitap eden Thanasis ile vedalaşıp lobideki deftere 2-3 satır bir şeyler yazdım. Bu yazdıklarımı 2 sene sonra elektronik ortamda internete taşındığını görünce şaşkınlıktan küçük dilimi yutacak oldum.

Akşam saat 22:10da Samos feribotu kalkacaktı. Bu sefer tam zamanında iskeleye yanaşan feribot bizi hayrete düşürdü. Aslında gezimiz daha sonra ermiyordu Mykonos' tan ayrılıyor olmak bu uzun yolculuğu sıkıcı hale getirmişti. Bundan dolayı 2-3 bira içip plaj havlusunu üzerimize çekerek bütün gece uyuduk.

03/09/2004 Samos

Sabah saat 06:00da Samos’a vardık. Mykonos' a gitmeden Samos' tayken ayarladığımız otele gittik ve biraz daha uyuduk. Öğlen uyandıktan sonra adayı turlamak için motosiklet kiralamak üzere dışarı çıktık. Sorduğumuz her firma B sınıfı Türk ehliyetim ile motosiklet kiralayamayacağımı ancak araba kiralayabileceğimi söyledi. Her ne kadar Mykonos' ta 3 gün motosiklet kiraladığımı söyleyip hatta cebimden oradan kalma faturayı çıkartıp göstersem de hiç faydası olamadı. Dediklerine göre orası Yunanistan değil çılgınlar adasıymış. Bende uygun fiyatlı bir araba kiralamaya karar verdim. Sadece 0,80 l’lik Daewoo Matiz oyuncak araba gibiydi ama bir şekilde gidiyordu.

Şehir merkezine 10 km uzaktaki adanın güneyince bulunan Pyhthagorio'ya gittik. Burası adından da anlaşılacağı gibi x2 + y2 = z2 formülünün sahibi ünlü matematikçi Pisagor' un doğduğu yermiş.

Samos genel olarak Mykonos' tan ziyade Ayvalık’a benziyordu. Gerek sokaklar gerek insanlar olsun bize çok daha yakınlardı. Adanın güney tarafında durup Kuşadası dilek yarım adasının fotoğrafını çektik buradan sadece 5 km uzaklıktaydı.

Akşamüstü acıktık ve şehir merkezine dönüp Logotheti caddesi üzerindeki Taverna Apovradoya oturduk. İçkili lokantalara burada taverna deniliyordu. Bu lokantada sadece 3 kişi çalışıyordu. Esas sorumluluk arı gibi koşuşturan ve aynı zaman yemekleri yapan ufak boylu bir adama aitti. Adam hem yemek yapıyor hem yemekleri masaya getiriyor hem masadan kalkanların boşlarını topluyor hem de hesabı alıyordu. Bu arada müşteriyle ile ahbap olmayı ihmal etmiyor konuya hakim ve müşterileri ile teker teker ilgileniyordu. Burada geceleri disko bar muhabbeti fazla yok. Ertesi güne de sabahtan Özenç' in annesi geleceği için erkenden yattık.

02/08/2004 Samos – Kuşadası

Artık Yunan adaları gezimizin son günü. Sabah 10:00 gibi kayınvalideyi iskeleden aldık ve kahvaltı yapmak için çarşıda biraz dolandık. Sonra araba ile dün gittiğimiz yerlere gidip denize girdik. Samos, Mykonos'a göre en az 4 kat daha büyük bir ada. Motosiklet yerine araba kiraladığımız için daha olduğuna karar verdik, zaten 3 kişi motora da binemezdik. 1-2 saat denize girdikten sonra Pyhthagorio' dan Vathi’ye geri dönerken yol üzerinde büyük bir market gördük ve ne var ne yok diye içeriye baktık. Buraya her gün gemiler ile yurt dışından yiyecek malzemeleri geliyormuş. Başta Avrupa' nın çeşitli ülkelerinden olmak üzere Hindistan' dan bile kalamar, ahtapot gibi dondurulmuş deniz ürünleri bile mevcuttu.

Öğleden sonra dün gittiğimiz Apovradoya Tavernaya gittik. Özenç fazla içki içmediği için kaç gündür yapamadığım rakı muhabbetini kayınvalidem ile yaptım.

Mezeler bizimkilere çok benziyordu hatta aynısıydı diyebiliri. Tolma bildiğimiz yaprak sarmaydı. Tzaziki bizim cacığa göre susuz daha koyu ve içinde havuç ve sarımsak olan bir nevi meze gibiydi. Ouzo daha öncede bahsettiğim gibi bizim rakılara göre içimi daha hafif ve daha fazla meyve aroması vardı. Ana yemek olarak Levraki yani levrek yedik. Üzerine de kazandibbi. Yemekler oldukça lezzetliydi, Mykonos' ta bir kişi için verdiğimiz paraya üç kişi tıka basa doyduk. İki gündür geldiğimiz restorandan mutlu ve mesut bir şekilde ayrıldık ve saat 17:00 gibi tekrar Türkiye' ye dönmek üzere iskeleye geldik ve pasaport kontrolünden sonra Azim Turun teknesine bindik. Yunan sularına veda etme zamanı gelmişti. Kısa bir süre sonra beton yığınından ibaret olan Kuşadası’na geldiğimizde neden bizleri değil de Yunanlıları Avrupa Birliğine aldıklarını çok daha iyi anladım.

Eğer yunan adaları turu yapmayı düşünürseniz size Kuşadası’na gidip Azim Tour' dan Sisam adasına bilet almanızı, Sisam adasına varınca da limanın tam karşısındaki acenteden diğer büyük adalara feribot bileti almanızı tavsiye ederim. Eğer sizde kendi turunuzu kendiniz planlamakta hoşlanıyorsanız http://www.ferries.gr/ adresi Ege denizindeki tüm feribotların saatleri için size yardımcı olacaktır.

Gittiğiniz her adada feribot iskeleye yanaşırken limanda ellerinde otel broşürleri ile sizi bekleyen bir çok acente yetkili ile karşılaşacaksınız. Hemen orada aklınıza yatan bir otele gidip yerleşebilirsiniz. Eğer ille de 5* bir otelde kalmayacaksanız, kafanıza göre bir oteli gittiğiniz anda bulabilirsiniz.

Sizde bizim gibi deniz güneş ve deniz ürünleri düşkünü iseniz Yunan adaları turunu mutlaka bir kez yapmalısınız. Biz bu turu yaptıktan sonra en yakın arkadaşlarımızdan biri olan Ayhan’la Meryem’e öyle bir anlattık ki, evlendikten sonra balayını Yunan adalarında geçirdiler. Fakat onlar Sömbeki (Simi) adasına da gittiler ve anlattıklarına göre en güzel ada Datça’nın 30 km güneydoğusundaki bu şirin adaymış. Elbet bizimde yolumuz bir gün oralara düşer.

10 yorum:

nazza dedi ki...

merhaba,
günübirlik geziler için de vize isteniyor mu acaba? örneğin günübirlik kuşadası-samos gibi..
teşekkürler..

Löplöpcü dedi ki...

malesef istiyorlar

Adsız dedi ki...

merhaba,
yazınız gercekten cok güzel ve detaylıydı. bende mykonos a gitmeyi dusunuyorum ve eger mumkunsa masraflar konusunda sizden bilgi almak isterim. otel ve samos-mykonos bilet fiyatları vb. hakkında.
simdiden tesekkurler

Adsız dedi ki...

yunan adalarına vizesiz nasıl gidebilirim mumkune bilgi edne bilirmiyimm ve bamturun duzenledig trlardan haberim var ama ancak iki kisiye giidliyoorr varsa gelmek isteyen sevinirimm

Löplöpcü dedi ki...

Anca gemi turları ile vizesiz gidersini ama tavsiye etmem...
Belli bir saate karaya çıkabiliyorsunuz, belli bir saatte gemiye dönmek zorundasınız

Adsız dedi ki...

merabalar...yazınızı okudum ve cok hosuma gıttı..bende kusadasından cıkıslı 1gece 2gunlugune mykonosa gıtmek ıstıorm..acaba vıze ıslemlerı kac gun surer ve ne kadara mal olur?ya da arkadasnz burak bey bızede ucretsz vize ayarlayabılır mı:) yardımcı olursanz sevınırım..

Löplöpcü dedi ki...

Ben turizm acentası değilim ki... Bana lokanta sorun, yemek sorun. Vize kaç gün sürer, kaç para tutar nerden bilebilirim ki??

Adsız dedi ki...

Merhaba,

Yazınızdan ilhamla bu yaz Davutlar tatilimizin içerisinde Sisam-Mikonos gezisi yapmayı düşünüyorum. Sisam adasında kaldığınız otelin ismini öğrenebilir miyim? Secil.

Melis Nur dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Melis Nur dedi ki...

kuşadasında ,samosa gitmeden iskeleye yakın,5 gün için arabamızı parkedebileceğimz bir yer önerebilir misiniz?

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World