21 Mart 2008 Cuma

Özbekistan

Turu kafamda planlayım bütçeyi çıkarttım. Önce işe otel, şehir turları ve vize işlerini halledecek acente bulmakla başladım. Buhara' daki kalacağımız otelin sahibi KOMIL bu konuda en uygun fiyatı verince onunla anlaştık. Uçak biletlerini ben alacaktım, ondan da her gittiğimiz şehirde yerel rehber Buhara-Samarkant ve Samarkant-Taşkent arası ulaşım ve konaklamaları almak üzere anlaştık. Western Union ile vize davetiyeleri için para gönderdikten sonra orada bizim için vizeye başvurup Almaty' deki Özbek konsolosluğuna vize davetiyelerimizi gönderdi. Bende burada Almaty-Taşkent-Almaty uçak biletini (250US$) ve Taşkent-Buhara (40US$) iç hatlar biletini aldım.

Özbek konsolosluğundaki yaşadıklarım çok ilginçti. Konsolosluk bizim bildiğimiz klasik konsolosluklar gibi ana baba günü değildi bizden başka kimsecikler yoktu. İçeri girip vize almak istediğimizi ve bugün Özbekistan’dan teleks geldiğini söyledikten sonra görevli doldurmamız için bir form verdi. Doldurduktan sonra pasaportlarımız ile görevliye verip görevliğinin arka tarafta vizelerimizi vermesi arasında sadece 2 dakika geçti. Yani toplam 7 dakikada konsoloslukta işimiz bitmişti. Hayatımda ilk defa bu kadar kısa bir konsolosluk tecrübem oldu. Bir hafta sonra da Özbekistan yollarına koyulduk.

27.04.2007 Almaty – Taşkent

Cuma akşamı iş çıkışı eve gidip eşyalarımız toplayıp, turda bize eşlik edecek arkadaşımız Şuleyle buluştuktan sonra havalimanına gittik. 23:30da Özbekistan Havayollarının tahminimizden daha iyi bir uçağı ile (Boing 757) ile Taşkent’e hareket ettik. 00:20’de Taşkent’e vardığımızda Almaty' den çok daha küçük bir havalimanı ile karşılaştık. Çokta uzun sürmeyen bir pasaport kontrolünden sonra bir taksiye atlayıp otelimize gittik.


28.04.2007 Taşkent

Sabah kahvaltısı otelin adına yakışır bir durumdaydı. Özellikle kruasan (croissant) çok başarılıydı. Türk baş aşçıyı sırf kruasanlardan dolayı tebrik ettim. Kahvaltıdan sonra sabah 09:00da Komilin ayarladığı tur rehberi geldi.

Sabah ilk işimiz para bozdurmak oldu. Özbekistan’da unutamayacağım en önemli olayda burada gerçekleşti. Kişi başı 100US$ bozdurup SOM' a çevirecektik. Ben kasa olup tüm ortak harcamaları ben yapacaktım. Fakat 300 US$ı kadına uzattığımızda kadının yüz ifadesinden bir şeylerin garip olduğunu hissettim ama ne olduğunu çözemedim. Hepsini mi bozduracaksınız diyince de pek bir şey anlamadık ve evet dedik. Sonra kadın bize deste deste para vermeye başladı. Meğerse 1 US$=1290SOM muş ve en büyük paraları ise 1000SOM muş. 300 US$ karşılığı 380.000 SOM için 3 tane yüzerli 1 tane de seksenli deste verdi. Güya ben kasa olacaktım ama bu paralar kızların çantalarına zor sığdı.

Para bozdurma faslından sonra televizyon kulesine gittik. 375 metrelik kule dünyanın en uzun kulelerinden biriymiş. Giriş parasını ödeyip asansöre binere ilk 100 metrelik alana çıktık. Orada dünyadaki diğer uzun kulelerin maketler vardı. Ayrıca her tarafı cam olduğu için şehri izleyebiliyorduk.
Bizi çıkartan görevli en yukarıya çıkartmak için ufak bir meblağ istedi ve oradan manzaranın çok daha güzel olduğunu söyledi. Yukarısı oldukça ürkütücüydü. Hem çok yüksek hem de açık alandı. Ayrıca ayaklarını bastığın yer bile kapalı değildi metal boruların üzerinde yürüyorduk. Oldukça etkileyici bir manzaraydı. Almaty' ye göre çok daha yeşil alanı vardı ve bina sayısı çok daha azdı.

Ekonomik durumu Kazakistan kadar iyi olmadığı için daha az gelişmişti. Gerçi insanları ve yemekleri Türklere çok daha yakın olduğu için ben bu sevimli ülkeyi baya sevmiştim.

Televizyon kulesinden sonra Amir Timur Meydanına gidip fotoğraf çektirdik. Burada Türk olduğumuzu öğrenen kadınlar ve çocuklar ile birlikte fotoğraf çektirdik. Daha sonra gün boyu Sanat Müzesi, Kukeldaş Medresesi, Barak Han Medresesi, Kaffal Shashi Mausoleum ve Abdul Kasim Medresesini gezdik. Abdul Kasim Medresesi halen güncel olarak kullanıldığını ve eğitim verildiğini gördük.

Rehber bundan 4-5 yıl öncesine kadar rusçanın oldukça yaygın olarak kullanıldığını ve Özbek harflerinin de kiril alfabesinde yazıldığını söyledi. Daha sonra latin harflerine geçmişler ve bizimde rahatça anlayabildiğimiz bir yazıya dönüşmüş.

Öğleden sonra rehberden ayrılıp Chorsu Pazarı gezdik. Sebze meyve ve tekstil ürünlerinin satıldığı çokta ilginç olamayan biz pazardı. Arada bir insanı sultan veya prenses gibi hissettiren şapka, takke, başlık veya adlandıramadığım başa takılan şeylerden gördük. Ama normal yaşantıda bunları takamayacağımız için tabii ki alamadık.

Karnımızın hafiften acıktığını düşündüğümüz anda yolun ortasında samsa yapan iki elemanı gördük. Samsa bizim talaş böreğine benze peynirli veya kıymalı yapılan bir tür börek. Almaty de fırınlarda yapıldığını çok görmüştüm ama yerin altında tandır kuyusu gibi bir yerde yapanı ilk defa gördük ve hemen yanına oturdum.

Uzunca bir çubuk ile samsaları diğer eliyle tuttuğu sepetin içine düşürüp birer tana bize verdi. Samsa biraz yağlıydı ama sıcak sıcak iki lokmada bitti.

Pazarın çıkışında metro istasyonunu görünce metroya binmeye karar verdik. 1966da Taşkent’te meydana gelen büyük depremde 300.000 kişi evsiz kalmış ve Taşkent yeniden inşa edilmiş. Bunun için tüm Rusya’daki bir çok işsiz Taşkent’e gelmiş ve kentin yeniden inşa edilmesi için çalışmış. Bu sırada 38 km.lik metro ağı kurulmuş ve ilk metrosu da meydana çıkmış. Avrupa’daki gördüğüm metrolar kadar gelişmiş ve yeni değildi ama neticede şehrin trafiğini azalttığı için insanların işini görüyordu.

Almaty' deki Özbekistan konsolosluğunda karşılaştığımız 2 aylık Orta Asya gezisine çıkan Kanadalı adam mutlaka metroya binmemi ve Kosmonavtlar istasyonunu görmemi söylemişti. Bizde kırmızı hatta binip Kosmonavtlar istasyonuna gittik. Gerçekten oldukça ilginç bir iç mimarisi vardı.

Birkaç fotoğraf çektikten sonra sevimli bir polis koşarak yanımıza geldi ve utana sıkıla burada fotoğraf çekmenin yasak olduğunu söyleyip fotoğrafları silmemiz gerektiğini bildirdi. Bu sırada kocaman kamerası ile Şule ortamdan uzaklaşırken bende çektiğin 4 pozdan 2 tanesini silip 2 tanesinin hatıra olarak kalması için polisle pazarlığa girdim. Esas pozlar Şulede olduğu için önemli resimleri kurtarmış olduk.

Daha sonra Oibek durağında metro değiştirip yeşil hat ile Amir Temur durağına gidip Amir Temur müzesini gezdik. Amir Temur (Timurlenk) bugünkü Özbekistanın olduğu topraklarda 1300' lü yılların sonralarında kendi adıyla anılan imparatorluğun kurucusuymuş. 1402 yılında Ankara savaşı ile Osmanlı topraklarının da bir kısmını hakimiyeti altına almış. Orta Asya' da bir çok medrese ve kütüphane yaptırmış özellikle Semerkant' a pek çok sanat eseri yaptırarak örnek ve zengin bir şehir haline getirmiş.

Müzeden sonra Alayski Pazar’a gittik. Almaty' nin ikliminden dolayı pek bir şey yetişmediği için tüm fındık, fıstık, sebze ve meyvenin Özbekistan' dan geldiğini duyuyorduk. Alayski Pazarında bunun ne kadar doğru olduğunu bizzat kendimiz yaşadık.

Her türlü sebze meyve çok ucuz fiyata bulunuyordu. Özellikle ziraat mühendisi olan Özenç’in gözü dönmüştü. En çok da Özbek pilavında kullanılan havucu merak ediyorduk. Bizim bildiğimiz turuncu havuca göre daha kısa topluca ve lezzet olarak ta çok daha tatlıymış.

Pazar faslından sonra akşamüstü 18:00 gibi Broadway dedikleri İstiklal Caddesinde gezinti yapıp ressamların yaptıkları resimlere baktık. Akşam yemeğini daha önce burada yaşamış olan Almaty de beraber çalıştığımız arkadaşların tavsiyeleri ile Bahar Restoranda yedik. (Ahunbabaeva 8, 1335420, 1337263). Yemekleri çokta ilginç değildi ama restoranın atmosferi çok ilginçti. Biz içeri girdiğimizde keman, piyano ve viyolonselden oluşan bir grup canlı müzik çalıyordu.

Kazakistan’ da böyle bir şey görmediğimiz için bira oldukça şaşırttı. Yemek esnasında da Özbek kızların dans şovu çok eğlenceliydi. Hem Özbek hem de Rus danslarından oluşan şovları yaklaşık 1.5 saat sürdü. Yemekten kalktıktan sonra direk otele gidip yattık. Ertesi gün erkenden kalkıp Buhara’ ya uçacağız.

29.04.2007 Taşkent – Buhara

Sabah kahvaltısından sonra Taşkent havalimanı iç hatlar terminaline gittik. Terminal oldukça küçüktü. Uçağa gitmek için yolcuların bindiği bir otobüs vardır bilirsiniz. Burada otobüs yoktu yolcuların bindiği bölümü bir kamyon çekiyordu.

Yaklaşık 11:00 gibi Buhara’ ya indik. Bizi 4 gün boyunca gezdirecek olan şoför İskender Abi bizi karşıladı ve otele götürdü. Otel dediysem 10-12 odalı şirin küçük bir pansiyon. Otele gidince bizim turu ayarlayan Komil ile tanıştık. Eşyaları bıraktıktan sonra yerel rehberimiz de gelince Buhara’ yı keşfetmeye dışarı çıktık.

Buhara Taşkent’e göre çok daha küçük az gelişmiş fakat bir o kadar da tarihi bir şehirmiş. Bütün evlerin renkleri aynı şekilde toprak rengi olduğu için ben burayı biraz Mardin’e benzettim. İlk durağımız şehrin merkezindeki Labi-Khauz denilen havuz oldu.

Burada Nasrettin Hocanın heykelini gördük. Rehber Nasrettin Hocanın Özbek olduğuna dair iddiaların olduğunu söylediyse de biz onun Türk olduğunu iddia ettik. Ama işin garip tarafı bizim kırk yıllık tonton Nasrettin Hoca nasıl olmuşsa ince uzun görünüyordu.

El sanatları ile uğraşan Özbekler tüm gün boyunca hediyelik eşyalar yapmak üzere küçücük dükkanlarında akşama kadar resim yapıyorlardı.

Yavaştan acıktık ve havuzun yanındaki lokantada bir şeyler yemeye karar verdik. Masalar yerden 30 cm yükseklikte ve bağdaş kurarak oturuyorsunuz. Anlayacağınız benim gibi uzun boylular için oldukça rahatsız bir durum söz konusu. Özbek pilavı ve şaşlık siparişi verdik. Şaşlık bizim bildiğimiz şiş. Kıyma, kuşbaşı ve tavuk olarak değişik çeşitleri mevcut. Yemeklerimiz gelmeden önce hemen çay servisi yapıldı. Genelde yeşil çay içilen bu bölgede çay bir kasenin içinde sunuluyor ve şeker kesinlikle kullanılmıyor istenirse bal atılıyor.

Kısa zaman sonra Özbek pilavımız geldi. Biraz baharatlı ve yağlıca bir pilav, içindede kuru üzüm havuç ve et parçaları var. Sonra tavuk ve kıyma şaşlıklarımız da geldi. Şişin üzerindeki kıyma oldukça kalın olmasına rağmen çok güzel pişmişti. Bir lokma ağzıma attığımda etin suyu ve yağındaki lezzet bir anda tüm damağımı kapladı. Antep’te 9 sene kaldığım için Güneydoğuda çok farklı yerlerde kebap yemiştim. Ama anlıyorum ki bu kebap işi kesinlikle sadece bize has bir şey değil. Kebaplar gayet başarılıydı ve Almaty' ye göre 5te bir fiyataydı. 4 kişi yediğimiz yemek için sadece 13.000 SOM yani 10US$ ödedik.

Yemekten sonra Kalyan Minaret, Miri-Arab Medrese, Ulubek Medresesi, Ark Fortress Müzesi, Bolo-Khause Camisi, Abdullah Khan Medresesi' ni gezdik. Buhara gerçekten bu tarihi yapıları ile bizi büyüledi fakat ilk gezdiğimiz bir kaç yerden sonra hepsi birbirinin aynısı gibi gelmeye başladı.Çarşıyı dolaşırken gördüğümüz bir dükkanda Fanta içeceğin nasıl yapıldığına şahit olduk ve oldukça şaşırdık. Eleman turuncu ve yeşil renklerdeki konsantrelerden bardağa az bir şey koyuyor daha sonra da hemen yanındaki bir makine ile elde ettiği gazlı suyu bu konsantrenin üzerine ekleyerek Fanta yapıyordu. Tadına bakmayıp sadece fotoğrafını çekmekle yetindik.

Hediyelik eşya olarak burada çok kullanılan seramik kase ve tabaklardan aldık. Hediyelik eşyaları satan küçük kızlar ayaklı sözlük gibilerdi. Arapça, Farsça, Özbekçe, Türkçe, İngilizce, Almanca, İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, ve Rusça gibi dillerini kendine yetecek kadar konuşmasını biliyorlardı.

Akşam yemek için Ismoil Restorana gittiğimizde Pazar günü olduğu için kapalı olduğunu gördük. Bizde şehir merkezine doğru giderken bir lokantanın yanında bir çok park etmiş araba görünce İskender Abiye burada yiyebileceğimizi söyledim. Önden dört beş çeşit meze sipariş ettik. İçmek içinde elma suyu ve votka söyledik. Zaten yarın litre olan birinci şişe çok çabuk bitti. Şaşlıklarımız ile birlikte ikinci şişeyi söyledik.

Yan masa çalan müzik ile dans etmeye başlayınca bizde alkolün etkisi ile ayaklanmaya başladık. Sonra Türk olduğumuzu öğrenince yan masadaki kadın koşa koşa yukarı çıkıp Tarkan çalınmasını istedi. Tarkan ve Galatasaray bu bölgede Türk denince akla gelen ilk iki şey oluyor. O gece yan masa ile birlikte uzunca bir süre dans ettik ve çok eğlendik.

30.04.2007 Buhara – Samarkant

Sabah kahvaltısından sonra Komil ile vedalaşıp İskender abi ile rehber ile otelden ayrıldık.

Önce Buhara pazarını ondan sonra da Buhara kalesini gezdik. Pazarda halkın içine karışıp ne kadar fakir olduklarını gördük.

Yaklaşık 3 – 4 saatlik yolculuktan sonra Samarkant Vilayeti’ne vardık.

Samarkant' da da yaptığımız ilk şey pazarı gezmek oldu. Ondan sonra acıktığımızı hissedip Amir Timur müzesinin hemen yanındaki bir pansiyonumuza gidip eşyalarımızı bıraktık ve karnımızı doyuracak bir restoran aradık. İskender Abinin tavsiyesi ile Vek Restorana gittik.

Yine et ağırlıklı olmak üzere güzel bir yemek yedik. Yumuşacık etlerden oluşan şaşlık aynı Türkiye' deki gibi lavaşa sarılı olarak getirilmişti yanında da ince doğranmış soğan ve şaşlık için sos vardı. Kızların önerisi ile kırmızı şarap içtik.

01.04.2007 Samarkant – Taşkent

Sabah kahvaltısını pansiyonun avlusundaki masalarda yaptık. Oldukça fazla turist dikkatimi çekti. Hem Fransız hem de İspanyol turistler bizimle aynı pansiyonda kalıyorlardı. Saat 10:00da rehberimiz Nina gelince eşyalarımızı alıp otelden çıktık. İlk durağımız pansiyonun hemen karşısındaki Amir Temur müzesi oldu. Daha sonra da Registan Meydanına gittik. Burada Shir-Dor Medresesi, Tamerlane Kabri – Gur Emir ve Bibi –Khanum camisini gezdik.

Öğlen yemeğinde Özbek pilavı yemek istediğimizi söyleyip dün akşamki Vek Restorana gitmek istediğimizi söylediğimizde rehberimiz orasının turistler için olduğunu esas Özbek pilavı yemek istiyorsak bir esnaf lokantası olan ve mönüsünde sadece Özbek pilavı ve salata olan Ahmadjon Oshpaz lokantasına gitmeyi tavsiye etti.

İçeri girdiğimizde 3 kişinin, koca bir tabaktan pilavı kaşıkladıklarını görünce dayanamadım ve şöyle bir göz attım. Bunun üzerine adamlar “Gel gardaş beraber yiyek” diye masalarına davet ettiler. Ben kibarca teşekkür edip bir fotoğraflarını çektim. Masaya oturup pilav siparişimizi verirken yandaki adamların tavsiyesine uyup eti bol söyledim. Et Almaty' de olduğu gibi burada da Türkiye' nin üçte biri fiyatına olduğunu belirtmek isterim. Siparişlerimiz hazırlanırken mutfağa gittim ve izin alıp bir kaç fotoğraf çektim.

Ahmad Abi önce genişçe bir sacın içinde pişen pilavdan tabağa koydu, üzerine oldukça yağlı olan bir taraftan havuçları pilavın üzerine koydu, en üzerine de bol bol et koydu. Yediğimiz pilav Buhara' da yediğimize göre çok daha güzeldi.

Maalesef adresini hatırlamıyorum ama eğer yolunuz Samarkant' a düşer ise mutlaka bu lokantayı bulup ve burada gerçek bir Özbek pilavı yemenizi kesinlikle tavsiye ederim. Burada da 5 kişi tıka basa Özbek pilavı ve salata yedik çay ve su içtik ve toplam verdiğimiz para 23US$ para ödedik.
Rehberimizden akşama da diğer meşhur bir Özbek yemeği olan Dımlama yemek için adres sorduk. Oda Karavan restoranı tavsiye edip önceden bilgi vermek gerektiğini söyledi. Meğer dımlama 2-3 saatte hazırlanan bir yemekmiş önceden haber vermek gerekirmiş. Sağolsun bizi kırmayıp restoranın telefonunu bulup bizim için akşama Dımlama siparişi verdi. Yemekten sonra son durağımız olan Uluğbek gözlemevi oldu.

1400’lü yıllarda yaşayan Uluğbek gökbilimi ile uğraşan ilk kişiymiş. Ayrıca Abu Ali, İbni Sina’nın da bu bölgede yaşamış olduğunu burada gördüğümüz resimlerden öğrendik.

Daha sonra Taşkent’e daha 4 saatlik yolumuz olduğu için fazla geç kalmadan yola çıktık. Taşkent’e geldiğimizde hava yavaştan kararmıştı. Otele yerleşip biraz dinlendikten sonra Taşkent’in en iyi restoranlarından biri olan Karavana (Abdullah Kahar 22 tel: 1527454, 1526606) gittik.

Çok fazla aç olmadığımız için ve önceden 3 kişilik Dımlama siparişi verdiğimiz için çok fazla ayrıntıya girmeden ekstra bir tek Çuçuvara denilen kızartılmış mantı siparişi verdik.

Dımlama sebze ve etten oluşan bir yemekmiş. Güvecin içerisinde uzun süre fırında pişirilerek yapılırmış. Etler lokum gibiydi. Sebzeler uzun süre piştiğinden dolayı pelte gibi olmuştu ama o lezzetli suları yemeğin içine karışmıştı.

Restoranda bir çok yabancı vardı, garsonların düzgün İngilizce konuşması dikkatimi çekti. Bir yandan da çalan canlı müzik kendimizi batıda hissettiriyordu.

02.04.2007

Sabah erkenden kahvaltımızı edip İskender Abi ile havalimanına gittik. 4 günlük Özbekistan gezisi maalesef sona ermişti. Son 3 gündür bizimle birlikte gezen şoför İskender Abi ile vedalaşıp pasaport kontrolünden geçerek uçağa bindik. Uçağa yaklaştığımızda bu sefer Boing değil de eski bir Rus malı Tupalev olduğunu görünce biraz heyecanlandık biraz tereddüt ettik. Ama uçuş sırasında çıkardığı gürültüden başka pek zararı olmadığını gördük. Bu çıkarttığı sesten dolayı Tupalev marka uçakların Avrupa Birliğindeki ülkelerde bulunan hiç bir havalimanı inme izni yok.

Özbekistan için 3 not

· Orta Asya’daki Türki cumhuriyetlerinden birine gitmeyi düşünüyorsanız önceliği Özbekistan’a verin
· Buhara ve Samarkant’ı görmeden dönmeyin
· Özbek pilavı ve şaşlık kaçırmamanız gereken lezzetler. Mutlaka yerel rehberinize sorup Samarkant’daki yukarıda bahsettiğim pilavcıyı bulun.

10 yorum:

eke dedi ki...

ewet ya 7 yıldırburda yasıyorum
turkkan60@mail.ru yazarsanız sevinirim
saygılar bülent eke

eke dedi ki...

her türk vatandaşının ömründe bir defada olsa görmesini istediğim bir devlettir özbekistan

Adsız dedi ki...

Yazınızı çok beğendim.Özbekistan doğumluyum,evlenip Türkiyeye yerleştim.
Yazınızı okurken,gözlerim doldu...
Çok özledim.Ayrica pilavı ve şaşlik.
Size teşekkür ederim.Umarım sizin gibi daha çok türk benim memleketimi gidip görür.

eke dedi ki...

nekadar güzel. isminizi ve cinsiyetinizi yazmamışsınız fakat sanırım bayan sınız .benim eşim de özbekistanlı ve istanbulda yaşıyoruz
turkkan60@gmail.com adresime yazarsanız belki ailece tanışma şansımız olur

eke dedi ki...

nasip olursa temmuz .olmazsa ekimde taşkentte olacağım

maruf can dedi ki...

Merhaba! Çok güzel anlatmışsınız. Ben de Özbekistanlıyım. 5 senedir Türkiye'deyim. Yazınızı okuyunca vatan hasretim kabardı. Nasip olursa bu sene gitme imkanım olur...

Osman Korkmaz dedi ki...

evtt çok ayrıntılı yazmışınız tebrkler

Unknown dedi ki...

merhaba Semih Bey
Ben de ozbekistana gitmek istiyorum ancak ne yazdigim otel ne de tur sirketlerinden davetiye konusunda bir sonuc alamadim .Bana ,size davetiye konusunda ,yardimci olan kisi veya otelin iletisim bilgilerini verir misiniz?simdiden tesekkurler...

Löplöpcü dedi ki...

Yazıyı dikkatlice okursanız tüm bilgiler var.
"Önce işe otel, şehir turları ve vize işlerini halledecek acente bulmakla başladım. Buhara' daki kalacağımız otelin sahibi KOMIL bu konuda en uygun fiyatı verince onunla anlaştık." cümlesindeki KOMIL'de link var, o linki tıklarsanız Komil Travel'ın web sayfasına ulaşabiliyorsunuz.

Battuta Travel dedi ki...

Merhabalar,
Özbekistana gitmek isteyen misafirlerni bizim şirket davet ediyor. Şirketimiz adi BATTUTA TRAVEL. tüm bilgilerni bizim şirketden alabilirsiniz yani: vize işlemleri, otel rezervasyonu, transferler vs. mail adresimiz: info@battutatravel.uz
Saygilarimla.

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World