19 Kasım 2008 Çarşamba

Tayland-Vietnam-Kamboçya gezisi - 1

Daha önce iki kez gittiğimiz Tayland bizi halen kendisine çekiyordu. Hazır Asya'nın göbeğinde Kazakistan'da yaşarken bu kez Tayland’dan çok daha egzotik ve bakir Vietnam’ı ve Kamboçya’yı yakından tanıma fırsatı bulduk. Tanıdıkça da özellikle Vietnam’ın yerel lezzetini keşfettik. Indochina (Hindi-Çin) denilen bu bölgede deniz ürünleri ile damağımızı şenlendirdik. Kazakistan'da hava –12ºC iken, +30ºC’de tatilin keyfini çıkarttık. Olabildiğince turistik yerlerden kaçıp, yerli halkın gittiği yerlerde dolaştık, oraların yerlisi gibi davrandık.

Özenç, ben, şirketten arkadaşım Birkan ve eşi Gülin ile birlikte hayalimdeki tatili yapmaya karar verdik ve sırt çantası ile 17 günlük Tayland-Vietnam-Kamboçya turuna çıktık. Aslında Indochina’yı gezmenin raconu Tayland, Kamboçya, Vietnam ve Laos’tan oluşan ve yaklaşık 1 aylık süren bir tur. Ama bizim zamanımız kısıtlı olduğu için ulaşım şartlarının oldukça zor olduğu Laos’u çıkarttık, birazda güvenli olmayan Kamboçya'yı kısa tuttuk. Tüm uçak biletlerini gezinin 3 ay öncesinden internetten açılış fiyatlarına alarak ucuza getirdik. Air Astana’dan Almaty-Bangkok-Almaty biletini, Nok Air’den Bangkok-Hanoi biletini ve son olarak Pacific Airlines’dan, Nha Trang-Ho Chi Minh biletlerini aldık. Her gezide yaptığım gibi kendi turumuzu kendimiz, daha gitmeden hangi otellerde kalacağımızı, hangi restaurantlarda neler yiyeceğimizi belirledik.

09.01.2008 ALMATY – BANGKOK 1.Gün

Karlı bir Almaty sabahı havalimanına gittik, 6 saatlik bir yolculuktan sonra Bangkok’un geçen sene açılan yeni Suvarnabhumi Havalimanına indik. Kazak’lar ve Rus’lar vize sırasına girerken biz anlı şanlı Türk Pasaportunumuzu gösterip Tayland’a adımımızı attık. Bir miktar dolar bozdurup (1 US$=33 Baht) havalimanından pazarlıkla (12 US$) taksi ile Khao San Road’a gittik. Internetten bulduğum Star Dome Inn Hotel Khao San Road’un bir arka caddesindeki Rambuttri Road üzerindeydi. Sıcak suyu ve kliması olan double oda kahvaltı dahil 16US$’a anlaşmıştık Beklentilerimizin biraz altında olan otelden, eşyalarımızı odaya bırakıp bir duş aldıktan sonra dışarı çıktık.

İlk işimiz günlerdir hayalini kurduğumuz tayland mutfağından yemekleri tatmak oldu. İlk lezzet durağımız hemen otelin önünde el arabasında sokakta yapılan Pad Thai (kızarmış makarna) oldu. Daha önceki yazımda anlattığım Pad Thai oldukça lezzetli ve çok ucuz, (1 US$'dan az) sokaklarda satılan bir yemek. İsterseniz ayrıca fındık, istiridye sosu (oyster sauce), acı sos veya tatlı ekşi sos ile daha da lezzetlendirebiliyorsunuz.

İkinci durağımız ise çöp şiş bebek kalamarların satıldığı bir tezgah oldu. Okyanus ülkesi olan Tayland'ın her yerinde deniz ürünleri mevcut. 2 şişte kalamar götürdük.

Karnımız doyduktan sonra küçük bir cafeye oturup bir sürahi Singha Bira ısmarladık ve gelen geçenleri izleyerek tatilimizi kutladık. Khao San Road’da dünyanın dört bir yanından gelen sırt çantalı turistler 1-2 gün geçirip iklime alıştıktan sonra Tayland’ın güney sahillerine veya diğer ülkelere giderler.

Ertesi gün erkenden Vietnam’a uçacağımız için fazla geç kalmadan otele döndük. Yanlız bu hoteli pek beğenmediğimiz için tavsiye edemeyeceğim. Nitekim Kamboçya dönüşü iki gece daha Bangkok'ta kalacaktık ve aynı yol üzerinde karşıda Four Sons Inn çok daha güzel göründüğü için 15 gün sonrasıına oraya rezervasyon yaptırdık.

10.01.2008 BANGKOK – HANOI 2.Gün

Sabah erkenden kalkıp kahvaltı bile etmeden taksi ile pazarlıkla 350 Baht’a Suvarnabhumi Havalimanına gittik. Eğer sizde pazarlık ile Bangkok havalimanına gidecek olursanız mutlaka Highway denilen otoyolu kullanın. Otoyol parasını ben ödeyeceğim diyip taksiyle pazarlığınızı ona göre yapın. Çünkü Bangkok şehir içi trafiği özellikle mesai başlangıç ve bitiş saatlerinde İstanbul'u aratmayacak kadar kötü.

Suvarnabhumi 2007'de açılan devasa bir havalimanı. Eski havalimanı Don Muang artık iç hat uçuşları için kullanılıyormuş. Nokair'le 1,5 saat sonra Vietnam'ın başkenti Hanoi'ye inerken Bangkok’tan çok çok daha küçük ve çok daha az gelişmiş ama yemyeşil bir şehri yukarıdan izledik.


Pasaport kontrolünden önce görevli polise önceden Vietnamdaki bir turizm acentasından ayarladığımız Visa on arrival” formumuzu gösterdik, birer fotoğrafımızı verdik ve 5 dakika içinde bir aylık vizemiz pasaportlarımıza işlenmiş olarak hazırdı. Polislerin kıyafeti olsun kullandıkları bilgisayar olsun Tayland'dan çok farklıydı. Sosyalist bir ülke olduğu daha yeni yeni gelişmeye başladığı her halinden belli oluyordu. Sırtçantalarımızı aldıktan sonra biraz dolar bozdurup (1 US$=16.000 Dong) dışarı çıktık. Havalimanından şehir merkezine taksiler fix fiyat 12 US$. Hostelsweb adresinden bulduğum küçük ve sevimli hotelime Sun Rise Hotel’e gittik.

Eşyalarımızı bıraktıktan sonra biraz çarşı pazar gezip yerel halka karıştık. Karnımı hafiften acıktığından yolda gördüğümüz meyva satıcılarına dadandık.

Sonra Vietnamda’ki yapacağımız tüm extra turları ve tren-otobüs biletlerini Kazakistan'dayken görüştüğüm acentadan aldık. Aslında toplamda normalden 5-10 US$ fazladan ödemiştik ama vize almak gibi bir sorunumuzu hallettikleri için çokta önemsemedik. Şehir turunda ise Old Quarter denilen bölgeyi, Hoan Kiem gölü civarını ve Vietnam’lıların Atatürk’ü sayılan Ho Chi Minh’in Mozelyesini gezdik. Akşamda Hoan Kiem gölünün kuzey tarafındaki Su Kuklaları şovunu seyrettik. Çıkışta Old Quarter'da gezerken karşımıza çok ilginç bir manzara çıktı. Türkiye'den direk uçuşların bile olmadığı Vietnam’da Döner Kebab yazısını görünce çok şaşırdık.

Nihayet akşam yemeği için öğlenden rezervasyon yaptığım Vietnam’daki ilk lezzet durağımıza geldik. İşletmesini Avustralya’lıların yaptığı Highway 4 Restaurant'ı Travel&Living kanalında Andrew Zimmern’in sunduğu Bizzare Foods (Sıra dışı Yemekler) adlı programda görmüştüm. Andrew çeşitli ülkeleri gezip ilginç yemeklerin tadına bakıyor. Hanoi’de de tavsiye ettiği iki restauranttan biriside burasıydı. Kuru etli papaya salatası, karidesli yeşil mango salatası, kızarmış jumbo karides, kızarmış serçe, tereyağlı kurbağa bacağı ve mısır söyledik. İçecek olarakta Son Tinh( kayısı likörü) sipariş ettik.

Kurbağa bacağı dışındaki her şey çok güzeldi. Kafası, gagası ve bacakları ile birlikte bütün halde kızartılan minik serçeler aslında lezzetliydi ama görüntü olarak insanın içini burkuyordu. Kendimizi biraz suçlu gibi hissedik ve salatalara yüklendik. Taze otlar ile yapılan salatalar içindeki meyveların suyundan olsa gerek inanılmaz lezzetliydi. Tüm sebzeler ve meyveler salatadaki karides ve kuru etler ile bütünleşip hafif ekşimsi bir tat ve ezgotik bir lezzet veriyordu. Hafiften tatlı likörün etkisiyle ve bu sıradışı yiyecekler ile kendimizden geçtik ve sonrasında sanırım Vietnam’da ödediğimiz en pahalı hesabı ödedik (4 kişi 54US$).

Yemekten sonra Old Quarterda yürürken yerel halkın sokaklarda kurulan masa ve sandalyelerde nasıl yemek yediğini gördük. Bizim biraz önce verdiğimiz paranın beşte biri fiyata yengeç ve deniz kabukluları yiyorlardı. Kocaman yengeçler bir tencerede kısa süre haşlanıp daha sonra mangalda ızgara edilerek servis yapılıyordu. Salyangozlar ise direk mangalın üzerinde ızgara ediliyordu. Daha ilk günümüz olduğu için sokakta yemek yemeğe cesaret edemedik ama gördüklerimize karşı tok olmamıza rağmen yutkunduk ve kendimizden geçtik.

Otele gitmeden önce de gölün etrafında 30 dakikalık bir bisiklet turu yaptık. Tayland’daki motorlu tuktukların yerine Vietnam’da ekonomik durumdan olsa gerek cyclo vardı. Bizler ön tarafta otururken, amca arkada pedal çevilerek bizi götürüyordu. “Where are you from” sorusuna 20 kere “TURKEY” dedikten sonra yine de anlaşamadığımız cyclocu amca, anca “Galatasaray, İstanbul, Tarkan” filan dedikten sonra “AAAA TO Nİ Kİİİİİ” diye cevaplayarak Türkiye’nin Vietnam'ca nasıl söylendiğini de öğretmiş oldu.

11.01.2008 HANOI – Perfume Pagoda 3.Gün

Sabah erken saatlerde Perfume Pagoda (Parfümlü Tapınak) turuna çıktık. 1 saatlik minibüs yolculuğundan sonra kayıklar ile çeltik tarlalarının arasından geçerek yüksek bir dağın yamacına geldik.

Son olarakta büyük bir mağaranın olduğu tepeye çıkmak için teleferiklere binip dağın zirvesine çıktık. Tepede çok büyük bir mağara vardı. İçindeki budalara, gelen ziyaretçiler yemek veriyor ve tütsü yakıyordu. Mağaranın içini kaplayan tütsü kokusundan dolayı da buraya Perfume Pagoda ismi vermişlerdi. Geri dönüşü hem spor olsun hemde daha fazla şey görelim diye yürüyerek indik. 30 derecede güneşin altında terden sırılsıklam olduk ama etrafımızdaki doğanın güzelliğinden ve yeşillinden etkilenerek pek de rahatsız olmadık.

Aşağıda öğlen yemeğini tüm gruplar ile birlikte yedik. Tavuk, balık ve sebzelerden oluşan zengin bir menü vardı. Ekmek niyetine gelen buharda pişmiş pirinçlerden kasesinize bir miktar alıyorsunuz, üzerinede pilav üstü kuru gibi istediğiz yemeği ekliyorsunuz. Son olarakta tuz, biber yerine masadaki acı sos ve soya sosu ekleyerek lezzetlendiriyorsunuz. Tüm Güneydoğu Asya’da oluğu gibi burada da yemekler çubuklar ile yeniliyordu. Yemekten sonra kayıklara binmeden önce ne olduğunu bilmediğimiz bir meyva suyu sıkıldığını gördük. Sopaya benzer şeker kamışları elle çevrilen bir merdanede 3-4 kez ezilerek suyu çıkartılıyordu. En son bir adet mandalina da merdaneden geçirilip bu içeceğe hoş bir koku veriyordu. Son olarakta içine buz atılarak soğutulan bu meyva suyunun o günden itibaren hepimiz müptelası olduk. Sıcak Vietnam günlerinde içinizi ferahlatan bu içeceği mutlaka tavsiye ederim.

Akşamüstü Hanoi’ye geri döndük, otelde biraz dinlendikten sonra Bizzare Foods programında gördüğümüz ikinci lezzet durağımıza Cha Ca La Vong Restaurant’a gittik. 100 senelik bu lokanta ismini kendinden aldığı Cha Ca Street 14 adresinde bulunuyor. Etrafında meşhur “Cha Ca La Vong Restaurant” burası diyen benzerleri ile dolu o yüzden dikkat etmekte fayda var yanlış yere gitmeyin. Bu restaurantın menüsünde sadece bir yemek var oda "Grilled Fish". Kılçıksız ve kuşbaşı doğranmış balıklar yağda kızartılarak masanıza mangalın üzerinde getiriliyor. Ayrıca yanında pirinç makarnası, 4-5 değişik ottan yapılan bir karışım, yer fıstığı, karides püresi ve pirinç sirkesi getiriliyor. Taze soğan, kişniş, maydonoz ve adını bilmediğimiz diğer otlar balığın üzerine eklenip yağda kısa süre kavruluyor.

Daha sonra isteğe göre fıstık, sirke ve karides püresi ekleniyor. Pirinç makarnanızı kendi çukur kasenize aldıktan sonra üzerine mangalın üzerinde pişen tavadan birkaç parça balık ve otlardan ekliyorsunuz. Zaten yumuşacık olan balık parçalarını ağzınıza attığınızda otların verdiği aromalar ile birlikte ağzınızda dağılıyor.

video

Bir anda tüm damağınıza lezzet şelalesi akıyor. Buz gibi bira eşliğinde tabiiki 4 porsiyon balık bize yetmedi ve bir kaç porsyon daha istedik. Sonra pirinç makarnası takviyesi aldık, sonra ot takviyesi aldık, sonra bira takviyesi aldık derken bizim garson isyan etmeye başladı. Yine insan gibi birer porsiyon yiyip kalkamamıştık. Yan masamızda oturanlar yemeğini bitirdi başkaları geldi onlar da bitirdi kalktı ve biz hala masamızda oturuyor bu keyifli yemeğin zevkini çıkartıyorduk. Bence bir yemeği lezzetli yapan kesinlikle sadece yemeğin kendisi değildir. Bulunduğunuz ortam ve atmosfer, yemek yerken alınan lezzetin tamamlayıcısı oluyor. Masanın ortasına getirilen mangalda kendin pişir kendin ye usulü bu ziyafet 4 kişi için sadece 35US$ tuttu. Yaptıkları işe saygı duyarak teşekkür ettiğimiz yetkililere veda edip karnımızı ovuşturarak restauranttan çıktık. Vietnamda yediğimiz en güzel restaurantlardan biri olan Cha Ca La Vong mutlaka gidilmesi gereken yerler listesinde 1 numarada bulundurmanız lazım. Hanoi'ye kadar gidipte buraya gitmeden dönmeyin.

12.01.2008 HALONG KORFEZI 4.Gün

Sabah kahvaltıdan sonra Halong Korfezi turu için 2 saatlik yola çıktık. 2500’den fazla adanın olduğu ve Unesco tarafından koruma altına alınan bu körfezde gün boyu dolaşacağımız ahşap tekneye bindik. Adaların arasında dolanırken Ocak ayının ortasında mayo giymenin tadını çıkarttık. Her ne kadar hava sıcaklığı 20-23ºC olsada deniz sıcaklığı 15ºC civarında olduğu için girmedik, deniz keyfimizi güneye sakladık.

Teknede alınacak öğlen yemeğinden önce denizin ortasında kurulan balık çiftlerine uğrayıp, isteyenler extra deniz ürünleri aldılar.

Halong körfezi turu tamamiyle turistlere yönelik olduğu için çok yüksek fiyatlı olan bu ürünlerden dayanamayıp sadece bir kaç dev midye almakla yetindik. Teknedeki verilen ücretsiz yemeğe ek olarak aldığımız midyelerde teknede pişirilip masamıza geldi. Yemekte sadece kalamar, karides, balık ve midye gibi deniz ürünleri vardı. Üzerine bizim dev midyelerimiz cila niyetine geldi. Çok az haşlanmış olan bu midyelere birazcık limon sıkarak yedik.

Finalde ise ananas ve tropik meyvelerden oluşan zengin bir meyve tabağı geldi. Bodrum ve Marmaristeki tekne turlarında 4 adet köfte, iki kepçe makarna ve bir dilim karpuz verenlere duyrulur! Sabah 9’dan akşam 17:00’ye kadar yaptığımız bu yemekli tur için kişi başı 20US$ ödedik.

Tekneyle Halong’a geri döndükten sonra oldukça zahmetli ve sıkıcı bir yolculuk ile Hanoi’ye geri döndük. Vietnam'da karayolu ulaşımı tam bir keşmekeş. Günübirlik turlarınız hadi neyse ama şehirler arası yolculuklarınızca mümkün oldukça tren veya uçak yolculuğu yapmanızı tavsiye ederim. Bir kere korna kesinlikle susmuyor. Şoför sollayacağı her araca istisnasız korna çalarak “Çekil ben geliyorum” mesajı veriyor. Karşıdan araba geliyor mu gelmiyor mu hiç önemli değil. Tam siz gözlerinizi kapatmış şimdi çarpıştık derken son anda direksyonu kırıp 20 cm arayla geçişiyorlar. Açıkçası sinir bozucu bir durumdu ama öğrendiğimize göre kaza durumu bizim ülkemize göre çok çok daha azmış.

Akşamüstü 20:30 gibi Hanoi’e vardığımızda içimiz dışımıza çıkmıştı. Şehir merkezinde birşeyler atıştırıp daha sonra eşyalarımızı otelden alıp tren garına gidecektik. Ben Vietnam’lıların milli yemeği olan PHO (erişte çorbası) içmek istiyordum. Ekiptekiler ise pizza yemeyi tercih ettiler. Onları bir italyan restaurantına bıraktıktan sonra Pho24 adlı Vietnamın Mc Donalds’ı denilebilecek bir yere gittim.

Son derece temiz, hijyenik ve ingilizce menüsü olan Pho24’te pirinç makarnaları kaynar suyun içinde 20-30 saniye haşlanıp kocaman bir kaseye konuyor, üzerine çok ince kesilen çiğ dana eti, taze soğan ve kuru soğan ekleniyor. Sonrada koca bir tencerede hazırlanan bülyon (et suyu) ekleniyor.

Yemeğiniz ile birlikte masaya ayrı bir tabakta kişniş yaprağı, fesleğen yaprağı, soğan, soya filizi ve limon geliyor. Aynı kelle paça çorbasını hazırlar gibi sarımsak, acı sos, soya sosu gelen otlar ve limon ekleyerek isteğinize göre çorbanızı lezzetlendiriyorsunuz.

Bir elinizde kaşık ile suyunu içip bir yandan da çubuklar ile pirinç makarnalarını ve etleri yiyorsunuz. Ben yemeğimi bitirmeme yakın yanıma oturan yaşlıca bir teyze siparişini verdi. Dikkatle onun yemeğini nasıl hazırladığını ve nasıl yediğini inceledim. Oda benim gibi Pho Bo (Dana etli Pho) siparişi vermişti ve yanında ayrıca et suyu içinde 5 parça küçük köfteciklerin olduğu bir porsyon köfte siparişi verdi. Meğer çorbanın içindeki eti az bulanlar ayrıca ekstradan köfte söylermiş. Bir sonraki Pho ziyafeti izlediklerim bana tecrübe oldu.

Yemekten sonra bizimkilerin yanına gittiğimde onlarda yemeklerini yemiş hesaplarını ödüyorlardı. Ertesi sabah için trende kahvaltılık poğaça türü şeyler alıp hep beraber bir taksi ile önce otele gidip eşyalarımızı aldık, sonra da tren garına gittik. Saat 23:00’te kalkacak olan SE3 treni ile 791 kmlik Danang yolculuğu yapacaktık. Uzun yolcuğumuzun rahat geçmesi için bira ve meyva suyu stoğumuzu yapıp 4 kişilik vagonlardaki kompartmanımıza geçtik. %80 turist ile dolu olan tren tahminizden çok çok daha iyiydi. Çarşaflar tertemizdi, devamlı yiyecek ve içecek hizmeti vardı. Biralarımızı yudumlarken tren hareket etti ve bir gecelik otel parasından da tasarruf ettiğimiz keyifli tren yolculuğu başladı. Bizde 1-2 derken 3. biralardan sonra yavaştan sızmaya başladık.

Gezinin 2. kısmını okumak için tıklayın




7 yorum:

Filiz dedi ki...

Elinize, ayağınıza, ağzınıza sağlık. Gecenin bu saatinde önce Baltık gezisi, sonra Vietnam derken oturduğum yerde deniz urunune doydum.

Serceler biraz urkutucuydu ama...merak ettim hanımlar yiyebildi mi diye...

Yazılarınıza cok emek veriyorsunuz.Çok sagolun.Yolunuz açık olsun.

Löplöpcü dedi ki...

Serçeler bizide ürküttü, birer tane yedik, sonrası kaldı :)

Selin Say dedi ki...

Öncelikle bu kadar detaylı ve eğlenceli gezi anılarınızı paylaştığınız için teşekkürler! Elinize sağlık!
Vietnam'a gitme planlarımız yaparken internet araştırmalarında rastladığım yazınız çok makbule geçecek! bir detay sorum olacak geziyle ilgili, tabii ki hatırınızdaysa: Vietnam'da daha gitmeden turları ve ulaşım biletlerini organize ettiğiniz acenta hangisiydi? okuduklarıma göre acenta konusu epey şaibeli Vietnam'da ve güvenilir bir yer olması önemli. Eğer sizin bu konuda tavsiyeniz olursa çok sevinirim...
Şİmdiden teşekkürler ve diğer yolculuklarınız için Güzel gezmeler!
selin,

Löplöpcü dedi ki...

Merhaba Selin;
www.vietnamopentour.com.vn adresinden "Thang" yardımcı olmuştu. Umarım türkler için VISA On arrival hala geçerlidir

Kemal Kaya dedi ki...

Vietnam için bende birkaç acente ismi var. Bu şirketle de görüşelim bakalım. Çok teşekkürler Semih.

tuzvekarabiber / Salt'nPepper dedi ki...

Anthony Bourdain'i dun aksam izledikten sonra ustune bu cok iyi geldi. Biraz daha sansurlu versiyonu :)). Ama sercelere cok uzuldum valla ki herseyi yiyorum aslinda. AB'de bir de onceden kus kafeslerinde canli kuslari gosterdiler. Annemler kambocya icin cok uzucu diyor ama mutlaka gitmek isterim yine de. Elinize saglik!

Türk SERVER dedi ki...

çok emek harcanarak anılar yazilara dökülmüş,emeginize saglik keyifle okuduk,fakat bende vietnamın tra vinh sehrine gitmek istiyorum,ciddi düşündügüm bir kız arkadaşim var ziyaretine gitmek istiyorum fakat yol bilmem iz bilmem,nerden nasil gidicem kafam çok karişik...
4440304@gmail.com

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World