19 Kasım 2008 Çarşamba

Tayland-Vietnam-Kamboçya gezisi - 2

13.01.2008 HOIAN 5.Gün

Sabah gözümüzü açtığımızda saat 10:00 olmuştu. Kahvaltılıkları çıkartıp meyva suyu eşliğinde hindistan cevizli poğaçaları götürdük. Danang’a vardığımızda otel rezervasyonu yaparken ayarladığım birisi bizi garda karşıladı. 20 km.lik bir minibüs yolculuğundan sonra bizce Vietnam’ın en güzel şehri olan Hoian’a vardık. Burada kaldığımız Greenfield Hotel Hanoi’deki otele göre çok daha güzeldi. Eşyalarımızı otele bıraktıktan sonra şehir merkezine yürüdük.


Önce ertesi güne “Cooking Tour’a” katılacağımız ve aynı zamanda çok güzel yemekleri olan Hai Cafeye gittik. Burada günün menüsünden deniz ürünlü mango salatası ve taze meyva, süt ve buz ile yapılan “fruit shake” siparişi verdik. Salata inanılmaz bir lezzete sahipti. Hafif ılık olan deniz ürünleri taze mangonun ekşi suyu ve taze nane yaprakları ile son derece uyumlu bir lezzet resitali oluşturuyor adeta damağımızı çatlatıyordu. Eğer bu yediklerimiz karides ise bizim Türkiyedeki yediklerimiz karidesler olamazdı. Yemekten sonra ertesi gün için, günübirlik “Yemek pişirme kursuna” kayıt olduktan sonra şehir gezisinde çıktık.



Şehir çok eski ve sadece 2 katlı evlerden oluşuyordu. Son derece basit sakin ama bir o kadarda şirindi. Bunun en büyük sebebide şehir merkezine araba gitmesi yasaktı. Motorsiklet kullanımına bile kısıtlı izin verildiği için büyük şehirlerdeki gürültü ve korna sesi yoktu. Emekli olduktan sonra evini satıp yaşanılacak bir yer görünümündeydi.



Hoian terzileri ile ünlü bir yer olduğu için kendinize pantalon gömlek ve hatta takım bile diktirebilirsiniz. Özenç bir vitrinde gördüğü ve çok sevdiği bir pantolon için ölçü aldırdı. Ertesi güne istediği pantolon tam üstüne oturacak şekilde hazırlanmıştı (sadece 7 US$).


Hiç aç olmamamıza rağmen daha önceden listeye yazdığım Hong Phuc Restaurant’a (86 Bach Dang Street) akşam yemeği için rezervasyon yaptırdık. Otele gidip dinlenmektense pazarı gezmeyi tercih ettik. Pazarda hayatımızda görmediğimiz kadar bol ve değişik otlar meyvalar ve sebzeler inanılmaz ucuz fiyata satılıyordu. Hediyelik eşya, sırt çantası ve yemek sosu gibi her türlü alış verişimizi buradan yaptık. Devamlı yüzleri güzel sevimli esnaf ile ahbap olduk.


Akşam olunca aklımızda kalacağına midemizde kalsın diyerek Hong Phuc Restaurant’a gittik ve buranın spesyali olan muz yaprakları arasında pişirilmiş özel soslu balık yedik. Yanında da buz gibi büyük BGI birası. Temizlenmiş ve ayıklanmış balıklar muz yaprağına sarılarak mangalda pişiriliyor. Bunun amacı balığın direk ateşe maruz kalarak kurumasını önlemek ve muz yaprağının içindeki hafif mayhoş kokunun ve lezzetin balığa geçmesini sağlamakmış. Garson kız masaya balıkları getirdikten sonra üzerine taze soğan, limon ve sıvı yağ ile yapılan özel bir sos ekledi.




Ekmek niyetine yenen pirinç her zamanki gibi sorgusuz sualsiz masamıza geldi. Kasemize aldığımız bir miktar pirincin üzerine balığımızdan ekledik ve operasyona başladık. Balık demeye bin şahit gerek!! Lokum lokum. Hayatımda yediğim en lezzetli balıktı diyebilirim. O gün o kadar fazla yemek yemiştik ki, midemizde ufacık bile boş yer yoktu. O yüzden Birkan’la ben birer tane yedik, kızlarda bir porsyonu paylaştılar. Ama daha kızlar bir posyonu bitirmemişlerdi ki biz balığımızı bitirip, yaprağının dibini kaşıkla sıyırmaya başladık, yani o kadar lezzetiydi.



Her zaman bol bol sipariş veren bizler maalesef o gece bu güzelim yemekten 4 kişi için sadece 3 porsyon söylemiştik. Bu restaurantta hesap oldukça komik ve ekonomik, biralar dahil toplam 20US$!! Hoian'ı beklide bu kadar çok sevmemizin en büyük sebebi bu restauranttı. İsterseniz bu restarutantta Muz yaprağında balık pişirme kursu bile alabilirsiniz. Sadece 5 US$ :)


Otele gitmeden önce sahilde biraz daha dolanıp yemekleri eritelim dedik. O sırada diğerlerinden biraz daha farklı ve lüks görünümlü bir restaurant gözümüze çarptı. Menüsünde Rakı Sofrası, Turkish Meatball gibi Türk yemeklerini görünce hemen içeri daldık. İçeride de Mahsun Kırmızıgül yanık yanık türkü çığırmasın mı?



Kimdir buranın sahibi filan derken İsveç’li bir adam çıkageldi. Calle bizim gibi 8 sene önce İsveç’ten buraya sırt çantası ile gezmeye gelmiş ve burada Vietnam'lı bir kıza aşık olmuş, evlenip buraya yerleşmiş. Şimdi birlikte bu restaurantı işletiyorlarmış. Ayrıca Callenin kız kardeşi de bir Türk ile evliymiş ve Bodrum’da bir restaurantları varmış. Türk yemeklerini de burdan tanıyormuş. 7 senedir burda olduğunu ve ikinci defa burada bir Türk gördüğünü söyleyen Calle ertesi güne bizi özel bir yemeğe davet etti.


14.01.2008 HOIAN – NHA TRANG 6.Gün

Otelin sabah kahvaltısı oldukça zengindi. Fransızlardan kalma alışkanlık ile masalarda ekmek vardı. Bizim bildiğimiz ekmeklerin minyatürüydü. Check-out yaptıktan sonra otelin hemen önünden moto-taksiler ile şehir merkezine gidip yemek pişirme kursu için Hai Cafe’de tüm katılımcılar buluştuk. Altılı gruplar halinde ayrılıp her bir grup için bir rehber verildi. Önce Vietnam’ın sebze ve meyvaları hakkında bilgiler verilip tadına bakarak bir saatlik pazar gezisi yaptık. Bu şekilde gün içerisinde kullanacağımız malzemeleri tanıma fırsatına sahip olduk.

Daha sonra iskeleden kalkan bir tekne ile 20 dakikada eğitimin verileceği Red Bridge Restaurant'ta gittik.


Burada önce hepimize yapacağımız yemeklerin tariflerini anlatan bir kitapçık verildi. Şef uygulamalı olarak anlatarak bu yemekleri önce yapıyor ve bizde bir yandan notlarımıza bakarak neler yaptığını takip ediyorduk.

Daha sonra herkes şefin yaptığının aynısını kendisi yapıyordu. Herkesin kendinin ocağı ve malzemesi olduğu için oldukça basit ve eğlenceli geçti. Sırasıyla ananas yatağında sebzeli kalamar, güveçte patlıcan, kendi hazırladığımız pirinç kağıdında karidesli Vietnam dürümü ve Vietnam usulü pancake yaptık. Kalamarları tavada sadece 2 dakika, tavukların 3 dakika ve dana etinin 5 dakika pişirilmesi gerektiğini öğrendik.

Bizim kırk yıllık patlıcan musakkayı uzak doğuda sıkça kullanılan Lemongras (limon otu) ile pişirdik.

Bir gece evvelden suda bekletilen pirinçleri suyunun içinde ezerek elde ettiğimiz boza kıvamındaki pirinç harcı ile üstüne tülbent gerilmiş su kaynayan tencere üzerinde pişirerek dürümlük pirinç kağıtları yaptık. Sonra bu kağıtların içine taze soğan, pişmiş havuç ve karides koyarak minik dürümler yaptık.

Son olarakta un, yumurta ve şeker ile yaptığımız kreplerin üzerine taze soğan ve soya filizi koyarak tatlı niyetine pancakelerimizi hazırladık. 2 saatlik eğitimden sonra da restaurant bölümüne geçip hep beraber kendi yaptığımız yemekleri yedik.

Son derece güzel organize edilmiş bu turun fiyatı ulaşım ve öğlen yemeği dahil 20US$. Eğer yemek yapmaya ve yemeye meraklı iseniz hazır oralara gitmişken Vietnam mutfağının inceliklerini öğrenmek için bu tura katılmanızı öneririm.

Dönüşte yine geldiğimiz tekne ile hepbirlikte şehir merkezine döndük. İsveçli babanın yerine gittik. Hoi An Hai San Restaurant’ta (64 Bach Dang Street) bizim şerefimize bu sefer Sertap Erener çalıyordu. Sebzeli mercan buğulama, ızgara jumbo karides ve deniz ürünleri şiş söyledik. Hepsi birbirinden güzeldi. Diğer yerlere göre çok daha temiz ve hijyenik olan bu restaurant aynı oranda birazda pahalıydı.


2 günlük Hanoi tatili bitmişti ve sıradaki rotamız Nha Trang'a gitmek için 10 saatlik berbat otobüs yolculuğuna başlamak üzere Sinh Cafe turizm acentasına gittik.

15.01.2008 NHA TRANG 7.Gün

Berbat bir otobüs yolculuğundan sonra sabah 06:00’da denize girme hayalleri ile geldiğimiz Nha Trang’ın üzerinde kara bulutlar vardı ve yağmur atıştırıyordu. Buna rağmen azgın dalgaların vurduğu kumsal, yoga yapan, jimnastik yapan ve bedmington oynayan insanlar ile doluydu. Otogara vardığımızda bir anda etrafımızı kendi hotellerinde kalmamız için dil döken hotel komisyoncuları kapladı. Fazla ilgilenmeyip önceden rezervasyon yaptırdığımız Dream Hotel’e gittik. Kısa bir yerleşme faslından sonra tam günlük tekne gezisi (Mama Linh) için bilet aldık. Nha Trang’da hergün 4-5 tekne kalkıyor, sabah 10:00’dan akşamüstü 16:00’ya kadar süren öğlen yemeği dahil bu turun fiyatı sadece ve sadece 9US$.

Turun başlamasına kadar 3 saat boş zamanımız vardı. Hanoi’de yediğim Pho’yu Özenç’e de denetmek için bir cyclo kiralayıp Pho 20 Yersin’e gittik. Bir tane dana etli Pho, bir tane de deniz ürünlü kızarmış makarna söyledik. Sabahın 07:00’sinde elimde fotoğraf makinasıyla mutfağına girip, yemekleri hazırlayan şefi görüntülerince mutfaktaki elemanlar gülmekten ortalarından çatladılar.

Vietnamlı’lar zaten çok fakir olduklarından dolayı turistlere karşı çok sevecen ve kibar davranıyorlardı. Yediğimiz Pho Hanoi’deki PHO24’te yediğim kadar lezzetli değildi ama idare ediyordu. Yanında gelen kişniş yaprakları ve fesleğen gibi yeşillikler hem körpecik hem de taptazeydi. Kızarmış makarnada oldukça bol deniz ürünü vardı ama sabahın köründe biraz ağır kaçtı. Yine de makarnalarını ayıklayarak tazecik deniz ürünlerini silip süpürdük.

Yaptığımız bu sıra dışı kahvaltıdan sonra otele geri dönüp biraz dinlendikten sonra tur minibüsü bizi tekneye götürmek üzere otelden aldı. Teknede Polonya’dan İsrail’e, Almanya’dan Yeni Zellanda’ya, İngiltere’den Türkiye’ye kadar çeşitli ülkelerden gelmiş tursitler vardı. Genelde herkez bizim gibi önce Tayland’a gitmiş, oradan da çok daha bakir olan Vietnamı' keşfetmeye gelmişti. Bizim şansımıza hava 25ºC olsa da yağmur başladı ve malesef denizin tadını çokta fazla çıkartamadık. Tur genel olarak çok eğlenceliydi. 3 yerde mola verip denize girdik. Su çokta sıcak değildi ama dipteki tropik balıkları görmek için ben her yerde şnorkel ile dalış yaptım. İkinci duraktan sonra toplu halde öğlen yemeğini teknede yedik. Çorba, pilav deniz ürünlerinden oluşan zengin bir yemek seçeneği vardı aç kalma durumu olmadı..

Yemekten sonra tekrar denize girildi ve denizde şarap ikramı yapıldı. Bir can simidinin yardımıyla önünde bir kasa kırmızı şarap taşıyan animatör pet bardaklar ile yüzen kişilere servis yapıyordu. Denizde yüzerken şarap içmek bizim için son derece ilginç bir anı oldu. Bir Türk olarak Vietnam'da denizde Polonyalı Ivan ile Rusça muhabbet ederek, şarapları mideye indirdik.

Tekneye döndüğümüzde personel çeşitli animasyonlar yaptı herkeze kendi ülkesine ait şarkılar söylettiler. Biz Türkiye’deniz diyince Vietnam’lı animatör “O zaman senden Tarkan’dan bir şarkı alalım” diyerek bizleri şaşırttı. Kafalar kıyak olmuş "Oynama şıkıdım şıkıdım" derken hep birlikte güldük eğlendik dans ettik. Zaten 3. bardak şaraptan sonra herkezin yüzleri gülmeye başlamıştı.

Son durağımızda da dev bir akvaryumu ziyaret ettik. Balıklar, kaplumbağalar ve yılanların olduğu bir hayvanat bahçesiydi sanki. Buradan da çıktıktan sonra teknede yine yemek pozisyonu alınmış ve tüm masa tropik meyvalar ile donayılmıştı. Sadece karpuz ve ananas tanıdıktı. Onun dışında dragon fruit, mango ve adını bilmediğim bir çok meyva vardı masamızda. “Artık yiyemeyeceğim” diyene kadar tropik meyvaların dibine vurduk. Yavaştan mideler şişmiş uyku bastırmıştı. Ocak ayının ortasında son bir kez deniz kokusunu 5-6 ay bizi idare edecek kadar ciğerlerimize iyice doldurduk.

Şehre geri döndüğümüzde hepimiz oldukça yorulmuştuk. Otele gitmeden önce masaj yaptırdık. Vietnamda da hemen hemen Tayland’dakı masajların aynısı yapılıyordu. Yüz masajı ayak masajı yağlı masaj... Fakat Taylanda göre çok daha ucuzdu (5US$/saat).

Otele gidip 2-3 saat dinlendikten sonra enerjimizi topladık ve akşam yemeği için Lac Canh Restaurant’a (44 Nguyen Binh Kiem St at Ngo Quyen St) gittik. Buranın özelliği yemeklerin masaya çiğ olarak gelmesi. Bu yemeğe Bo Tung Xeo deniliyor yani “Kendin pişir kendin ye”. Masanın ortasına konan mangalda siz kendiniz istediğiniz gibi pişirip yiyorsunuz. Yan masaları biraz süzüp neler yediklerine baktıktan sonra dana eti, balık, kalamar, jumbo karides, yılan balığı ve yine yan masalarda gördüğümüz ot yemeklerinden sipariş ettik. Marine edilmiş tüm malzemeler mangal ile birlikte masaya geldi.

Önden kızların karnını doyurmak için dana etini pişirdik. Neyle marine ettiklerini bilmiyorum ama et hem yumuşacıktı hem acı değildi. Kömür alevinde pişen koca koca kesilmiş kuşbaşı etler ağzımızın içinde eriyordu. Garnitür olarka patates kızartması ve wok tavada çevrilmiş sarımsaklı ıspanak ile kızlar yavaştan karnını doyurmuştu. Kuşbaşı kesilmiş kılçıksız okyanus balıkları olağanüstüydü. Acı sosun içinde marine edilmiş yılan balığı ve kalamar fazlaca acıydı dolayısıyla meydan Birkan’la bana kalmıştı. Finali ise karides ile yaptık. Jumbonun babası boyutlarındaki karideslerin iki tanesi mangalın tüm yüzeyini kaplıyordu. Bu muhteşem lezzeti yemeğin sonuna sakladığımız için herkez anca ucundan tadına bakabildik.

Kendin pişir kendin ye uygulamasından inanılmaz zevk almıştık. İnsan bu güzel yemeğin üzerine bir baklava veya helva istiyor ama, Vietnamlıların maalesef tatlı gibi kötü alışkanlıkları yok. Bizde hesabı ödeyip başka bir yerde kahve içmeye karar verdik. 10 gün kaldığımız Vietnam’daki yediğimiz bu en güzel yemeğe biralar ile birlikle bu yemeğe 4 kişi için toplam 322.000 Dong yani 21US$ hesap geldi.

Vietnam’da yolunuz Nha Trang'a düşerse bu restauranta gitmeden dönmeyin. Bence sadece bu yemeği yemek ve okyanusa nazır denize girmek için Nha Trang’a bir uğrayın.


16.01.2008 NHA TRANG 8.Gün

Sabahtan tüplü dalışa gitme hevesim, sağanak yağmur eşliğinde uyandığım için maalesef yattı. Halbuki çok uygun fiyata Çin denizindeki derinliklerini görme fırsatım olacaktı. Kahvaltıdan sonra öğlen 12:00’ye kadar sağanak yağmur devam ettiği için otelde zaman geçirdik. Öğleden sonra yağmur biraz dinince şehir merkezinde dolaşmaya çıktık. Harita almadan zaten küçücük olan şehrin ara sokaklarında dolandık. Yağmur tekrar başlar gibi olunca bakkallarda 2 US$a satılan yağmurluklardan aldık. Motosiklete veya bisiklete binen kişiler bile bir anda başlayan yağmurdan sonra durup ceplerinden çıkarttıkları yağmurlukları giydikten sonra yollarına devam etmelerine şahit olduk. Alış veriş için dükkanları gezip bol bol sos ve baharatlardan aldık.

12 sene önce Almanya’dan buraya gelip kendi yaptığı sosisleri satan Reinhard’ın “Treffpunkt” (Buluşma noktası) adlı büfesinde soluklandık. Reinhard, Almanya’dan getirttiği baharatlar ile Bratwurts, Bockwurst gibi güzel alman sosislerinden yapıyordu. Tahmin ettiğiniz gibi içerisi Alman turistler ile doluydu. Herkez bira içip sosis ve pes kızarması yiyordu. Reinhard’la “Burada dönerci açsak nasıl olur” diye koyu bir muhabbete girdik ve vedalaşıp ayrıldık.

Akşam yemeği için taksi ile şehrin biraz dışındaki Thien Nien Restaurant’a (34 Son Hai) gittik. İngilizce menü olmadığı için ne yiyeceğimizi seçmekte oldukça zorlandık. En basit yöntem ile tuvalete gitme bahanesi ile kalkıp, bir garson kızı yanıma alıp birlikte masaların ortasında dolaşarak insanların neler yediğine göz gezdirim. Gözüme kestirdiklerimi garsona işaret ederek sipariş verdim. Bir yandan başkaların yediği yemeği garson işaret ediyordum, bir yandan da menüde bu yemeğin ne olduğunu göstermesini istiyordum. Başlangıç olarak Vietnam'da her restaurantta bulabileceğiniz Spring Roll’larımız geldi. Karides ve lahanalar pirinç unundan yapılan dürümlere sarılıyor ve sonra yağda kızartılıyor. Yanında gelen tatlı ekşi dip sosuna banılarak yeniliyor.

Sonra ana yemek olarak ortaya Cuttle Fish (Sübye) geldi. Soğan, taze soğan ve Hoi Sin sosu ile birlikte hazırlanan yemek mangalın üzerinde servis edildi. Daha sonra garson kız yemeğin içine sonradan getirdiği değişik otlardan koydu ve alevin üzerinde pişen yemeği çubuklarla biraz çevirdi. Tadı genel olarak kalamara benziyordu ama çok daha yumuşaktı.


video

Özenç ise italyan usulü deniz ürünleri makarnası söylemişti. Sebzeler ile lezzetlendirilmiş makarnanın içinde karidesler kalamarlar cirit atıyordu.


Gezinin 3. kısmını okumak için tıklayın.



Hiç yorum yok:

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World