19 Kasım 2008 Çarşamba

Tayland-Vietnam-Kamboçya gezisi - 3

17.01.2008 HO CHI MINH 9.Gün

Sabah kahvaltısını hemen otelin yanındaki lokantada yaptık. Yabancı turistler peynirli omlet yerken, biz yerel halk gibi Pho içtik. Bu sırada Pho yapmanın inceliklerinide öğrendik. Meğer işin sırrı hazırlanan et suyundaymış. İlikli kemik, közlenmiş soğan, karanfil, yıldız anason, tarçın ve zencefil gibi baharatlar 3 saat suda kaynatılıp "bülyon" (etsuyu) hazırlanıyormuş. Sonra yağsız etler çiğ çiğ ince ince kesilip servis yapılırken yemeğin içine atılıyor. Kaynar suyun içine giren etler azda olsa pişiyor ama yumuşacık kalıyordu. Esas önemli lezzeti yemek masaya geldikten sonra eklenen kişniş yaprağı ve fesleğen gibi otlar ve soslar veriyor. Sarımsaklı acı sos ve hafif tatlı Vietnam usulü soya sosu aslıda çokta basit olan erişte çorbasına inanılmaz bir lezzet katıyor. Ho Chi Minh’te bu sosları belki bulamam diye, restaurant sahibine birkaç dolar vererek ikişer şişe sos aldım. Kahvaltıdan sonra eşyalarımızı toplayıp taksiyle havalimanına gittik.

video

Sadece 22US$’a Ho Chi Minh’e uçacağımız Pacific Airlines’ın uçağını gerçekten çok merak ediyordum. Uçuş kartlarımızı aldıktan sonra bekleme salonuna geçtiğimizde pistte pervaneli bir uçak gördük. İlk önce biraz telaşlandık ama daha biz otobüse binmeden bu uçak hareket edince rahatladık.

Sonra bizi anons ettiklerinde aslanlar gibi bizi bekleyen Boing 737’e bindik. Hafif yağmurlu bir havada 35 dakikalık kısa bir yolculuktan sonra Vietnam’ın eski başkenti ve halen en büyük şehri olan Ho Chi Minh’e vardığımızda bizi nihayet güneşli bir gün karşıladı.

Havalimanından bizi kalacağımız Duna Otel’in servisi aldı. Otellere rezervasyon yaparken fiyatta pazarlık yaparken araya havalimanından karşılama faslınıda sokuşturmanızda fayda var. Dilini bilmediğiniz ülkelerde nereye nasıl gideceğinizi bilemediğiniz için 5-10US$ vererek bu işi halledebilirsiniz.

Eski adı Saygon olan Ho Chi Minh’in merkezindeki otelimiz Tayland’daki Khao San Road’ın bir benzeri olan Phan Ngu Lao caddesindeydi. Bütün sırt çantalı turistler ve ucuz turizm acentaları bu caddede toplanmıştı. Otele yerleştikten sonra ertesi günler için ayarladığımız ekstra turları okeyletmek için Sinh Cafe’ye gittik. Sinh Cafe (246 De Tham Str.) Şehirde inanılmaz çok motorsiklet vardı. Araba sayısı ise çok çok azdı. Her köşebaşında binlerce motorsiklet bir sağa bir sola gidiyor kavşaklardan geçerken çok ilginçtir hiç birbirlerine çarpmadan geçişiyorlardı.


video

Daha sonra Birkan’a ballandıra ballandıra anlattığımız PHO içmek içmek için hep birlikte PHO24’e gittik. Ben tecrübeli olduğum için siparişleri verdim, hatta yanına da ekstra köfte söyleyerek şanımı yürüttüm. Birkan’da açıkçası bu yemeği çok sevmişti. Yemek hem lezzetli, hem ucuz hem de son derece basitti. Porsyonlarda oldukça büyüktü. Türkiye’de bir PHO’cu açsak kesin zengin oluruz muhabbeti ile hesabı ödeyip ayrıldık.

Central Market'e girip bol bol alışveriş yaptık. Hoian kadar olmasa da inanılmaz ucuzdu. Biz fazla yük taşımayalım diye alışveriş faslını Tayland'a bırakmıştık ama Vietnam'daki fiyatlar Tayland'a göre 1/3 olduğu için Bangkok’u bekleyemedik bir çantamızı hediyelik eşyalar, soslar ve 3 kiloluk pirinç ile doldurduk.

Pazarın hemen yanındaki seyyar lokantalarda pişirilmeye hazır deniz ürünlerini görünce her ne kadar tok olsakta ağzımızın suyu aktı. Canlı canlı yengeçler, balıklar ve hatta kurbağalar akvaryumların içinde duruyorlardı. Seçtiğiniz şeyi oracıkta pişirilip 2 dakika sonra masanıza getiriliyordu. Keşke biraz aç olsaydıkta şunlardan yiyebilseydik diyerek pazarda dolaşmaya devam ettik.


Sokaklarda dolanırken yorgunluktan bir cafeye oturup taze meyva suyu içmeye karar verdik. Vietnam’da en çok hoşumuza giden şeylerden biri taze meyva suları içmekti. Mango, ananas ve dragon fruit benim favorilerimdi. İsteğenize göre içine buz ve süt koyularak shake yapılıyor. Meyva suları ile ferahladıktan sonra, dükkanları gezmeye ve şehirde amaçsızca dolaşmaya devam ettik. Hava karardığında zaten bütün gün terlikle dolaştığımız için artık ayak tabanlarımız ağrımaya başlamıştı. Masaj yaptırma zamanı geldi diyerek oldukça güzel bir masaj salonuna girdik ve 1 saatlik ayak masajı yaptırdık. Masaj sektörü keşke bizim ülkemizde de bu kadar ucuz ve güzel olsa....

18.01.2008 HO CHI MINH - CU CHI TÜNELLERİ 10.Gün

Otelin kahvaltısı oldukça zayftı. Kahvaltıdan sonra acentaya gidip Cu Chi tünelleri turuna katıldık. Cu Chi tünelleri Vietnam’lıların Amerika işe savaştığı zamanlara şehrin altında kazdıkları yaşama alanlarıymış. Minibüsle 1 saat sonra bölgeye ulaştık. Rehberimiz o zaman Vietnam’lıların yaşadığı hayattan ve savaştan bahsedip bir film izletti.

Anlatığı kadarı ile Amerika ile yapılan savaşın temel sebebi, tıpkı şu yıllarda Irak’a yaptığı gibi Amerika’nın kendi çıkarları için kilometrelerce öteye gidip diğer ülkeleri işgal etmesiymiş. Ufak tefek boylu olan Vietnam'lılar çareyi yerin altında daracık tüneller kazmakla bulmuşlar. Burada mutfak dahil tüm yaşama alanlarını oluşturmuşlar, gizli tuzaklar hazırlayıp kendilerini takip eden Amerika’lılardan korunmaya çalışmışlar. Zaten iri yarı olan Amerika’lılar, silah ve techisatları ile bu tünellere girince sıkışıp kalıyorlarmış.

Öğlen Ho Chi Minh’e geri döndüktan sonra 1 saat yemek molası verip yarım günlük şehir turu yaptık. Sırasıyla Savaş müzesi, Başkanlık Sarayı, Notre Dame Katedrali ve Eski Merkez Postaneyi gezdik.

Akşama doğru çok aç olmadığımız için sadece sushi ile geçiştirmeye karar verdik. Kesinlikle rezervasyonsuz müşteri kabul etmeyen Vietnamın en iyi sushi restaurantı olan The Sushi Barda (2 Le Thanh Ton Street) rezervasyon yaptırdık. Kaliteli restaurantların olduğu ışıltılı Le Loi ve Le Thanh Ton caddelerinden geçerek Sushi’cimize geldiğimizde bizi kapıda karşılayan garsonlar masamıza kadar eşlik ettiler. Her halinden kaliteli bir restaurant olduğu belli oluyordu. Masamıza oturmamız ile sıcak mendillerin takdim edilmesi bir oldu. İçerisi saat 21:00 olmasına rağmen tamamen doluydu ve ayakta sıra bekleyenler bile vardı.

Daha önceden interneten fiyatlarını ve menüsünü iyice araştırdığım için hemen siparişlerimizi verdik. İçinde 6 adet Tekka Maki (Ton balıklı roll), 12 adet Sake Maki (Somonlu roll), 8 adet California Roll, 4 adet Maguro Nigiri (Ton balığı), 4 adet Sake Nigiri (Somon), 4 adet Glupper Nigiri (Orfoz), 4 adet Ebi Nigiri (karides), 2 adet Unagi Nigiri (yılan balığı) ve 2 adet Sake Cheese Nigiri (peynirli somon)’den oluşan 46 parçalık zengin bir sipariş verdik.


Gülin suhsi sevmediği için o güzel bir tavuk yemeği söyledi. İçecek olarakta Vietnam’da geçirdiğimiz bu güzel günlerin şerefine beyaz bir Bordeaux şarabı söyledik. Siparişi abartmamızın aslında iki sebebi vardı. Birincisi sushi fiyatlarının Türkiye’ye göre 5’te biri fiyatına olması, ikincisi ise bu kadar lüx bir restaurantta belkide bir da asla bu kadar sushiyi yeme fırsatının olmayacağını düşünmemizdi. Bana her zaman asla beni doyurmayacak etkisi bırakan sushiden o gün doya doya yemiştik. Yemeğin sonuna buyur sen al kardeşim gibi iltifatlar çoğalmıştı ama yinede masada hiç bir şey bırakmadan gelen tüm sushileri silip süpürdük. Bu kadar sushiye şarap dahil Vietnam’da ödediğimiz en yüksek hesabı ödedik 4 kişi 51US$.

19.01.2008 HO CHI MINH - MEKONG DELTA 11.Gün

Sabah Mekong Delta turu için Sinh Cafe’nin yolunu tuttuk. De Tham caddesinde sabahın erken saatinde tüm satıcılar turistler için doluşmıştu. Sadece tropik meyva satan bir teyzeden temizlenmiş ayıklanmış buz gibi meyvaları koca bir paket yapıp kahvaltı niyetine götürdük. 1 saatlik yolculuktan sonra My Tho City’ye ulaştık ve sonrasında tekne ile dünyanın en büyük nehirlerinden bizi olan 4800 km uzunluğundaki Mekong Nehrinin denize dökülmeden önceki oluşturduğu deltayı dolaştık.

Önce hindistan cevizinden şekerlemelerin hediyelik eşyaların satıldığı köyü gezdik. İkram edilem hindistan cevizi şekerlerinden bol bol yedik. Sonra pekte fazla ilginç olmayan bir öğlen yemeği yedik. Sonra midilli atlarının çektiği at arabalarında küçük bir gezi yaptık. En son olarakta yerel müzik eşliğinde yasemin çayı içtiğimiz küçük bir köyde dinlendik.

Şehir merkezine geldiğimizde aklımdaki son şey iki gün önce gördüğüm ve kafama koyduğum pazarın yanında kurulan seyyar lokantalarda yengeç yemekti. Hemen pazarın yanında otobüsten inip bir lokantaya yanaştık en babasından bir yengeç ve midye seçtik. Usta önce yengeci canlı canlı kaynar suyun içine attı, 3-4 dakika haşladıktan sonra üzerine biraz sos sürüp mangalda ızgara yaptı.

Midyelerde mangalda 2-3 dakika pişirilip üzerine deniz suyu ve sarımsaklı soya sosu sürdüler.

10 dakika sonra koca yengeç önüme gelmişti. Köyceğiz Dalyan’daki Golden Crap Restaurant’ta yediğim mavi yengeçten çok daha büyük bu yengecin kıskaçlarından çıkan et adeta başımı döndürdü. Belki Dalyan'daki gibi sarımsaklı ve tereyağlı bir sos eşliğinde getirseler yengeçin lezzeti çok daha iyi ortaya çıkacaktı ama yinede mutluluktan gözlerimin dolmasına engel olamadım.

Aşçıya teşekkür ederek memnun bir şekilde hesabı ödeyip ayrıldım. Yerel halkın çoğu sokaklarda kurulan bu seyyar lokantalarda yemek yediği için Vietnam mutfağını en iyi buralarda öğrenebilirsiniz. Tabii beyaz örtü ve hijyen sizin için çok önemli değilse.... Ama sizde hijyen değil, lezzet avcısıysanız, bir kaç günlük Vietnam’a alışma devrinden sonra muhakkak yerel halka karışın ve sokakta kurulan seyyar lokantalarda yemek yiyin.

Otele gittikten sonra Birkan’ın isteği ile akşam yemeğine yine sushi yemeye karar verdik. Aslında benim önceden yaptığım programımda bu gece için Luong Son Restaurant’da Bo Tung Xeo (kendin pişir kendin ye) yemek vardı ama hem bir miktar karnımı doyurduğum için, hem de Birkan’ın gönlü olsun diye! Sushiciye gitmeye karar verdik. Aslını söylemek gerekirse dünkü sushinin tadı hepimizin damağında kalmıştı. Ben daha yeni yengeç yemiş olmama rağmen belki biraz yerim diye bende bir kaç parça sipariş verdim. Ama genel olarak düne göre çok daha makul bir şekilde sipariş verip insan gibi yedik. Sabah erkenden Kamboçya’ya geçeceğimiz için otele döndük.

20.01.2008 PHOM PEHN 12.Gün

Sabah iştimasını vermek üzere yine erkenden Sinh Cafe’ye gittik. Saat 06:00’da Kamboçya’nın başkenti Phnom Pehn’e giden otobüse bindik. Uçaktan çok daha ucuz olduğu için otobüsü seçtik (15US$). 2 saat süren yol Kamboçya sınırına kadar gayet güzeldi. Burada da vize için form doldurup birer fotoğraf ve 20 US$ verdik. 2 dakikada vizelerimiz hazırlanıp pasaportlarımıza yapıştırdılar.

Sonra yine kısa bir pasaport kontrolünden geçip Kamboçya’ya giriş yaptık. Tam binadan çıkacaktıkki koşa sivil giyimli bir eleman gelip sağlık sigortası ve aşı belgelerimizi sordu. Bu herfite nerde çıktı filan derken 1US$’a dandik bir form doldurup güya sağlık sigortası yaptırdık. Sınırı geçtikten sonra yine aynı otobüse binip Phnom Pehn’e gitmek üzere yolumuza devam ettik. Sınırda toplam 20-25 dakikada tüm işlerimiz hallettik. Aman diyim burada işlerinizi biz rahatça hallederiz diyen komisyonculara para kaptırmayın! Güleryüzlü ve sabırlı olun her şey tıkır tıkır işliyor.

Sınırı geçtikten 3-5 km sonra yol baya bozuldu. Kamboçya Vietnem’a göre çok daha fakir ve bakımsız olduğu her halinden belli oluyordu.

2 saatlik yolculuktan sonra Phnom Pehn’e ulaştık. Capitol turizme ait otobüs, şehrin merkezindeki Capital Gueshouse’un önünde duruyordu. Hemen eşyalarımızı odaya bırakıp 5 saatlik yolculuğun yorgunluğunu üzerimizden atmak için cafeye oturup Kamboçya'nın meşhur birası Ankor’dan birer tane yudumladık. Sıcak havada buz gibi bira oldukça iyi geldi.

Ertesi güne Siem Reap için otobüs biletimizi aldık. Bu sırada Siem Reap'taki otele rezervasyon sırasında yetkilinin bana söylediği gibi telefon edip oradaki hotele saat kaçta hangi otobüs ile geleceğimizi bildirdik.

Biraz dinlendikten sonra bir tuktuk ile şehir gezisine çıktık.Pazarda dolaşırken koca bir mangalın üzerinde ne olduğunu bilmediğim kuşlardan ızgara yapılıyordu. Önünde baya bir sıra olduğu için bende sıraya girdim ve bir tane aldım. Bıldırcınla tavuk arası birşeydi sanırım. Sıcak sıcak iki lokmada gitti.

Birkan ve kızlar fazla acıkmadığı için belkide pek hijyenik görünmediği için meyve yemeği tercih etti ve büyükçe büyük bir dragon fruit aldılar. Bu meyvanın tadı oldukça ilginç. Dış tarafındaki pembe kabuğu yenmiyor. İçindeki krem peynir kıvamındaki beyaz kısmın tadı ise kavuna benziyor. Soğuk soğuk içinizi ferahlatıyor.

Şehirdeki turistik yerler genelde nehir kenarında sıralanmıştı. Bizde sırayla önce Wat Phnom, Sisowath Quey, National Museum ve son olarakta Royal Palace’ı gezdik. Kızların üzerinde askılı bluz olduğu için onlar giremediler. Askılı bluz ve kısa şort ile dini veya tarihi yerlere girmek bu ülkelerde yasak. Hava oldukça sıcaktı ve sokaklar Vietnam’a göre de çok daha pisti, dolayısıylada havada bir ağır bir koku vardı. Yolda 50 metrede karşımıza bir dilenci çıkıyordu. Vietnam’a ve Tayland’a pek benzemediği için Kamboçya’ya zaten 3 gün ayırmıştık, oda Siem Reap’ta Angkor Wat'ı görmek içindi.

Hediyelik ipek baktık ama çok pahalı olduğu için almadık. Akşam yemeğinden önce altlık bir şeyler bakındık ama seyyar tezgahlardaki şeyler gerçekten hiç ilgimizi çekmedi. Kamboçya malesef ne Tayland'a nede Vietnam'a benziyordu.

Sonunda listemde yazılı olan Khmer Borane Restaurant’a (389 Sisowath Quey) gittik. Yer olmadığından dolayı 40 dakika bekledikten sonra bir umutla yemekl siparişlerimizi verdik. Ama Vietnam'daki o güzelim yemeklerden sonra burası pek içimizi açmadı. Kaydadeğer tek şey ananaslı güzel bir tatlıydı.


21.01.2008 SIEM REAP 13.Gün

Sabah kahvaltıdan sonra 07:30’da otobüs ile Siem Reap’a gitmek üzere yola çıktık. Yolculuk yaklaşık 6 saat sürüyordu. Alternatif olarak tekne ile de gidiliyormuş, süre aynı fakat ücret 4 misli daha pahalı. İki kere mola vermemize rağmen biraz sıkıcı ve zahmetli bir yolculuk oldu. Siem Reap’a vardığımızda otobüs garaja girer girmez bir anda etrafımızı Phnom Pehn’den çok daha beter bir şekilde komisyoncular ve tuktukçular sardı.

Zaten tozlu ve sıcak bir ortam varken, “Misteerrr very good Hotelll” sesleri arasında kendimizi Afrika’ya adım atmış beyaz adam gibi hissettik. 3 farklı kişide bizim Popular Guesthouseun tabelası olduğu için hangisine inanacağıma karar veremedim. Nihayet içlerinden iyi ingilizce konuşan birisi benim adımı söyleyip dün kendilerini telefonla aradığımı 2 gecelik rezervayomuzun olduğunu filan söyleyince onun tuktukuna binip otele gittik.

Kesinlikle Siem Reap’a rezervasyonsuz gitmeyin ve mutlaka kalacağınız yere havalimanı veya otogardan otele götürmesi için önceden anlaşın. Bizim seçtiğimiz Popular Guesthouse oldukça basit, temiz, ucuz ve merkezi bir hoteldi. Klimalı, televizyonlu ve sıcak sulu double oda için gecelik sadece 9US$ ödedik. Bu fiyata kahvaltıda bile dahildi. Kesinlikle tavsiye edebilirim.

Odalarımıza yerleştirkten sonra burada geçireceğimiz iki gün için bizi otogardan alan Tom ile iki günlük programımızı çıkarttık. Ertesi gün için bir günlük Angkor Wat turu için bilet almamız halinde bugün güneşin batışı izlemek için antik kent turu ayarlayabileceğini belirtti. Angkor Wat günü birlik bilet 20US$ tutuyor. Ayrıca 3 günlük ve 1 haftalık biletlerde mevcut fakat taş toprak görme faslından ziyade löplöp faslına! önem verdiğimiz için biz sadece 1 günlük tur aldık. Tom bize günlük 10US$’a ingilizce bilen bir tuktukçuyu ayarladı. Kızlar çarşı pazar gezmeyi tercih ettiği için biz biraz bira içtikten sonra tuktuk ile 10 km uzaklıktakı antik kente gittik.

Güneşin batışını izlemek üzere Bayon tepesine çıktık. Akşam üstü genci yaşlısı tüm milletlerden gelen turistler deliler gibi toplanmış güneşin batışını seyrediyordu. Nemrut’taki güneşin batışına benzer bir görüntüydü, fakat malesef biz buraya gelen turistin onda birini Nemrut’a getiremiyoruz. Kamboçya çok fakir olmasına rağmen geçiminin %90’ını turizmden sağlıyormuş. Her kutsal yerin girişinde görevliler turistlere yardımcı oluyorlardı, polisler güleryüzlüydü. Angkor Wat sayesinde yılda 2.000.000 turist çeken Siem Reap başkent Phom Pehn’e göre çok daha derli toplu ve temiz görünüyordu.

Akşam yemeği için artık western food yemek için Happy Herb Pizza’ya gittik. Uzun zaman sonra ilk defa bu kadar güzel pizza yemiştim. Malesef fotoğraf makinamız olmadığı için resmini çekemedik. Yaklaşık 40 cm çapında incecik hamurda açılmış pizzalarımız, oldukça hafif ama bir o kadar da lezzetliydi. Kekik, domates ve zeytinyağı kokusu buram buram geliyordu. Kamboçya'da bu kadar lezzetli bir yemek yiyeceğim 40 yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Ertesi gün erkenden kalkıp güneşin doğuşuna gideceğimiz için yemekten sonra fazla oyalanmadan otelimize döndük.


Gezinin son kısmını okumak için tıklayın




4 yorum:

ssbb dedi ki...

http://sandaletliseyahat.blogspot.com/2009/10/son-zamanlarda-en-severek-okudugum-gezi.html

Ayfer Onur dedi ki...

Merhabalar, sizin yazinizda okuduktan sonra Happy Herb Pizza'da bizde pizza yedik. Aslinda yiyemedik, maalesef inanlimaz kotu bir pizza geldi. Pismemisti, peynir inanilmaz derecede kotu kokuyordu. Tarih: 30 Agustos 2011. Sizide haberdar etmek istedim.

edip zubaroğlu dedi ki...

hanoi deki cha cha lavong restaurantı kesinlikle önermiyorum. mekan inanılmaz pis ve kötü, yemek inanılmaz az, servis inanılmaz kötü, fiyatları da artık turistik yapmışlar. o kadar izbe, kötü kokan ve spesifik olmayan bir yemek için 17 lira kişi başı içecek hariç hesap geldi. yaklaşık 9 dolardan iki kişi 18 dolar artı içecek ödedik. halong bay turuna katılacaklar için ise tekneye 85 diyorlar fakat 57.5 dolara satıyorlar bilginize... edip zubaroğlu.. hala uzakdoğu turunda olan bir gezgin...

Oliver dedi ki...

Your trip will be even more amazing if you arrive Cai Rang floating market in Can Tho city. Here you can buy almost everything living and food on the boat.

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World