8 Şubat 2009 Pazar

İzmir ve çevresi

9 günlük bayram tatilinde İzmir kaçamağı yaptık, İstanbul’un curcunalı günlerini Ege’de mutluluğa dönüştürdük. Tire ve Urla’da damak çatlatan ot yemekleri ile kendimizden geçtik, Aydın civarında ise kendimize bir pide ziyafeti çektik



TİRE 07.12.2008

İzmir’e 90 km uzaklıktaki bu şirin ilçeye özellikle salı günleri otobüslerle tur kaldırılıyor. Sebebi ise lezzetli Ege otlarının sergilendiği pazarın kurulması. İstanbul’da çok az lokantada bulabileceğiniz otların açıkçası bende yabancısıydım, çoğunu ilk defa denedim.


Tire denince akla tabii birde meşhur köftesi geliyor. Bizim de ilk lezzet durağımız İş Bankasının yanındaki Meşhur Tire köftecisi Hacıoğlu Mangal. ikinci lezzet durağımız ise Kaplan oldu.

Daha lokantaya ulaşmadan yolda lokma döküldüğünü ve önünde sıraya girmiş insanları gördük. Ege’de adettendir, cenazesi olanlar lokma döker, halka ücretsiz dağıtılır.


Biz de birer tane nasiplenmek üzere üzere sıraya girdik. Eskiden bu iş küçük bir kaşık yardımıyla elle yapılırdı. Şimdi ise paslanmaz çelikten otomatik makinalarla yapılyormuş. Önceden hazırlanan mayalı hamur makinaya konuyor, kızgın yağın içine seri bir şekilde lokmalar dökülüyordu. Usta bu makinanın kendilerini çok rahatlattığını söyledi.


Ayrıca seri üretim gibi olduğu için çıkan lokmaların hepsi standart boylarda oluyormuş. Lokmayı döken kişilere “Allah kabul etsin” diyip köftemizi yemek üzere Hacıoğlu Mangal’ın yolunu tuttuk.


Tire zaten ufacık bir ilçe, kartvizitlerinde “İş Bankası arkası – Tire” yazıyor. Arkadaşlar masaya otururken tire köftenin nasıl yapıldığını öğrenmek üzere ben direk mutfağa gittim.


Doğan Usta köfteleri dananın ön kol ve boşluk kısımlarından çıkarttığı ete sadece tuz ekleyerek hazırlıyormuş. Ayrıca bir gün buzdolabında beklemesi gerekiyormuş. Bu işlem ete tokluk kazandırıyormuş ve pişerken dağılmasını engelliyormuş. Usta şişe dizdiği köfteleri üç aşamada pişirdi. Önce mangalda kömürde ızgara edip, daha sonra bacanın altında duran tepsiye dizip is kokusu altında dinlendirilmeye bıraktı. Bu sayede etler muazzam bir lezzete kavuşuyor.


10 dakika bu şekilde dinlendirilen etler bu sefer bakır tavada eritilen tereyağında çevrildi. Son olarakta küp küp kesilmiş domatesler eklendi, sadece 20-30 saniye bu şekilde pişirilip tabaklara alındı. Üzerine bolca kıyılmış maydonoz eklenen köftemiz masaya sıcacık pideler ile birlikte sunuldu.



Fotoğraf çekme faslından sonra pidemizi terayağlı ve domatesli köftemize bandırdık ve köfteye çatal attık. Mangalda ızgara yapılan Akçaabat ve Tekirdağ köfteye göre oldukça farklı lezzet. Tereyağının dayanılmaz lezzeti önce burnumuzu sonra damağımızı şenlendirdi.



Yemeğin sonunda suyunu ve yağını sıyıra sıyıra bitirdiğimiz tabağa bakıp “Acaba bu kadar tereyağlı yemek vücut için zararlı mı?” diye düşündük. Ama masadan çıkan ortak karar şuydu ki “Hayatın bu nimetlerinden faydalanmadan beş yıl daha fazla yaşamışız neye yarar??”



Çay faslından sonra aslında niyetimiz biraz pazarda dolanıp, ikinic lezzet durağımız olan Kaplan’a gitmekti. Tatlıyı yukarıda denemeyi planlamıştık, ama garsonun israrı sonucu bizde hayır diyemedik ve masaya Tire’nin meşhur tatlısı olan Karadutlu Lor tatlısı geldi. Tatlı lor peyniri kalınca bir dilim kalıp olarak kesiliyor ve üzerine özellikle Tire’ye has olan karadut reçeli dökülüyor. Reçel çokda fazla şekerli değil, insanın içini baymıyor ve hafif ağdalı bir kıvamda. Koyu renli reçelin arkasından görünen bembeyaz lor peyniri karşısında içimiz kıyılıyor, ağzımıza bir lokma attığımızda ise damağımızdan yağ gibi akıp gidiyor. “En azından tatlı faslında sağlıklı! birşeyler yedik” diye kendimizi teselli ederek masadan kalktık, garsonlarla ve ustayla vedalaştık.


Tirenin pazar gezmesi önemli bir husus. Çok farklı sebze ve ot bulunur hatta İzmir’deki pazarlarda bile bulunamayan şeyleri burada bulabilirsiniz. Cibes, radika, şevketibostan, hardal otu, turpotu, ebegümeci, arapsaçı gibi belkide daha adını bile duymadığınız bilimum otlar mevcut. Ayrıca sebze ve meyvalar İzmir’e göre çok daha ucuz ve çok daha güzel. Löplöp’ü seven her İstanbul’lunun hayatında bir kere yapması gereken şeylerden biri de Salı günü Tire pazarını gezmek olmalıdır.





Güneşin batımını kaçırmamak için Bozdağ’ın tepesindeki Kaplan köyünün en meşhur lokantsı Kaplan Restaurant’a gittik. Arabanız yoksa Kaplan’a çıkmak için bizim gibi taksi kullanabilirsiniz. 0.539.6151904 no’lu telefondan Okan Oytun'a ulaşın size yardımcı olur.


Kaplan’a çıktığımzda aslında çokta aç olmadığımız için bu güzel doğanın içinde biraz yürüyüş yaptık. Sessizliğin içinde yürürken dağdaki mis gibi ağaç kokusunu ciğerlerimize doldurduk. Fakat güneşin batışı ile hafiften üşüdük ve Kaplan Restaurant’a sığındık.


Buraya haftaiçi haftasonu hiç farketmez, rezervasyonsuz aslı gelmeyin, kapıda kalırınız. Pazarda gördüğümüz otların birçoğu ile yapılmış mezeler ve yemekler vardı.




Alp işi gereği devamlı Tire’ye geldiği için burayı çok iyi biliyordu. Zaten biraz da tok olduğumuz için “Sadece buraya has bir şeyler yiyelim” diyip tüm siparişleri ona bıraktık. Oda bize sadece otlardan oluşan güzel bir menü hazırladı. Önden salata ve kuzukulağı geldi. Hemen ardından cibes ve turp otu geldi. Bu otlar çok az suda haşlanarak hazırlanan oldukça basit soğuk mezeler.


Üzerine limon ve sızma zeytinyağı eklenerek mükemmel bir iştah açıcı olarak sunuluyor. Eh rakının yanına yoğurtlu meze olmazsa olmaz. Yunanistan’daki Caciki’ye benzer adını harılamadığım bir meze geldi. Süzme yoğurt, havuç, sarımsak ve zeytinyağı ile hazırlanmıştı. Otların yanında pek bir güzel gidiyordu, belkide içinde bazı sihirli baharatlar vardı.




Hiç aç olmamamıza rağmen bir daha nerde yiyecez diyerek ana yemek olarak Kuzu Etli Arapsaçı, Şevketibostan ve salçalı keşkek söyledik. Diğer adı da rezene olan arapsaçı etsuyunda haşlanarak kuzu etiyle birlikte pişiriliyormuş. Aynı şekilde şevketibostanda. Sanırım terbiyelenmiş olan yemeyin suyuna o kadar ekmek banmak istiyordum ama malesef daha 1 saat önce yediğim köftelerden midir, yoksa mezelerle birlikte giden rakıdan mıdır bilinmez, beynim bunu yapmamamı emrediyordu.


Etle birlikte buğdayın dövülerek hazırlandığı Keşkek bence çokta aman aman bir yemek değil. Üzerindeki salçalı tereyağı olmasa belkide masada bile kalabilirdi. Ama ne yaptık ettik 3’ü bayan 7 kişi masadaki her şeyi silip süpürdük.



Tatlı faslında ise tabiiki terciğhimiz Karadutlu Lor Peyniri oldu. Sanırım benim gibi herkez bu tatlı için midesinde özel bir yer ayırmış olacak ki tabak masaya indikten sadece 30 saniye sonra bitti. Biz güya az yiyelim diye 7 kişi için bir porsiyon söylemiştik ama tabii yetmediğinden bir tane daha sipariş verdik. Bu sefer garson karadut reçeli kalmadığında ahududu reçeli ile hazırlanan lor peynirini getirdi. Ahududununda karaduttan aşağı kalır yanı yoktu. Buraya malesef resmini koyamayacağım ama itiraf ediyorum ki peynir bittikten sonra tabakta kalan reçeli yaladım.


Tire’ye kadar gitmişken alışveriş yapmadan dönmek olmaz. Ömür Mandra’da her şey var. Biz mandranın kendi yaptığı lor peynirden, Ege Tirem’in sucuğundan ve Ziya’nın Karadut reçelinden aldık. Köfteyi ise hazırlanmış ve paketlenmiş olarak Hacıoğlu’ndan aldık.



Son olarak Tirenin ot yemekleri ve köftesi kadar tandırıda meşhurmuş ama sabah kahvaltıda yenirmiş. Bir sonraki gelişimizde sadece öğlen ve akşam yemeğini değil, sabah kahvaltısını da Tire’de yapmak üzere egenin bu güzel ilçesinden ayrıldık.



AYDIN 08.12.2009

Hazır uzun bir süre İzmir’de zamanım varken löplöpçü kardeşim Ayhan ile Aydın’ın yöresel pidelerinin tadına bakmadan edemedim. Aydın civarında pidesiyle ünlü bir çok yer var. Nazilli, Karacasu, Bozdoğan ve Yenipazar. Sabah kahvaltı bile etmeden otobüse bindiğim gibi Aydın Yenipazar’ın yolunu tuttum. Dediklerine göre Yenipazar'a Kuşadası ve Denizli’den turistler için pide turları bile düzenlenmeye başlanmış. Aslen Aydın’lı olan Ayhan’ın bana şiddetle önerdiği Yenipazar’daki Arzu Pide Salonu o gün bizim ilk durağımız oldu. (0.256.3613416)


Çarşı içinde Akay Sokak'ta bulunan Arzu Pide Salonuna girer girmez Mustafa Usta ve Erdoğan Usta'nın hünerli elleri ile nasıl pide yaptığını izledik. Selamlaşma ve malzemelere bir göz atma faslından sonra kıymalı yumurtalı, sade kıymalı ve tatlı olarakta tahinli pide sipariş ettik. Pideler gelene kadar garson arkadaş önden altlık olarak "Yuvarlak" getirdi. Fındık lahmacuna benzeyen yuvarlak kıymalı pidenin gramaj olarak yarısına tekabül ediyormuş. Burada pideye limon yerine turunç sıkılırmış. Bende biraz sıkıp dürüm yaparak bir lokma ağzıma attım. Hafiften soğan kokusu var ama rahatsız etmiyor. Et sulu sulu kaldığı için ağzımın içine lezzetli bir sıvı akıyor. Hamur ise yumuşacık ve lezzetli. Bu ne güzel şeymiş derken esas siparişlerimiz geldi.


Kıymalı yumurtalıya turunç sıkılmazmış. Bana biraz daha kuru gibi geldi ama kendine has bir lezzeti var onunda. Sade kıymalı pide ise yuvarlak pidenin daha büyük ve uzun hali. Uzun yıllar Antep’te sarımsaklı lahmacun yediğim için buradaki pide bana oldukça değişik ve lezzetli gelmişti.


Kapanışta ise tatlı niyetine tahinli pidemiz geldi. Lahmacun gibi genişçe açılmış hamurun üzerine tahin ve toz şeker karıştırılıp ekleniyor. Fırında çok az pişirilen pide kıtırlaşmadan alınıp servis ediliyor. Aslında hepimiz doymuştuk ama Yenipazar’a kadar gelipte belkide Türkiye’nin en lezzetli bu tahinli pidesinden yememek olmazdı. Pideden yükselen odun kokusu, hamurun tadı, tahinin damağa sıvanan lezzeti, ağzımın ağzımın içinde birbirine karışıp beni mest etti.


Yemekten sonra hazır pazar kurulmuşken bir dolanalım dedik. Aydın’ın kuru incirinden İstanbul’a götürmek üzere ufak bir stok yaptık. Pazar gezmesinde tezgahlarda gördüklerimiz ile yine acıktık ve rotamızı Bozdoğan’a çevirdik ve Mikado’ya gitmeye karar verdik.


27 km sonra vardığımız Bozdoğan, Yenipazar’a göre daha büyük bir ilçe. Bir iki esnafa sorarak Hükümet Caddesindeki Mikado'nun yolunu bulduk (0.256.4141143). Her zamanki gibi tok olarak bir lokantaya girmenin veridiği rahatlıkla soluğu fırının yanında aldık. Osman Usta'nın pideleri nasıl hazırladığını fotoğrafladık. Burada da kıymalı, yuvarlak, peynirli ve tahinli pide yapılıyor. Bu sefer sadece camız kaymaklı peynirli pide ve tahinli pide söyledik.


Peynirli pide tahminimden çok daha güzeldi. Üzerine konulan kaymak ise mis gibi bir koku yayıyordu. Hem gözümüz, hem burnumuz, hemde damağımız aynı anla şenlenmişti.



Mikado’nun tahinli pidesi Yenipazar'da yediğimize göre biraz farklıydı. Osman Usta hamuru mermere vura vura elde açıp önce üzerine tahin sürür sonra şeker ekliyordu. Daha sonra kol böreği gibi dürüm yapılıp yuvarlatılarak yumak haline getirilip tekrar lahmacun hamuru gibi açılıyor. Üzerine tekrar tahin ve manda sütü ekleniyor. Fırında az bir süre pişirilip çıkarıldıktan sonra masaya getirilmeden önce bu seferde manda kaymağı ekleniyor. Tüm lezzetlerin birbirine karıştığı bu pide masaya geldiğinde mutluluktan gözümden yaş geldiğini hatırlıyorum.




Hesabı ödedikten sonra kasadaki Ahmet Bey'e "Gel bu işi İstanbul'da ortak yapalım" dedim ama nafile. Ben burada mutluyum diyip istersen kargoyla gönderirim dedi. Yaptığı işe saygı duyarak midemizi ovuşturarak ayrıldık.



KAZAK VADİSİ KEMALPAŞA 10.12.2008

Daha önce 2 sene Kazakistan’da yaşadığımızdan dolayı oranına kültürüne ait herşey ilgimizi çekiyor. Ne zamandır gitmeyi planladğımız Kazak Vadisi’ne bu bayramda gitme fırsatı bulduk.



Kemalpaşa’yı geçtikten sonra Torbalı Selçuk karayolunda 4 Km kadar gidip, sağdaki toprak yoldan 800 metre kadar ilerledikten sonra varılan genişçe bir vadi burası. Orta Asya’dan göçüp İzmir civarına gelen Şirzat Doğru bu vadiyi kendi kültürlerini tanıtmak amacıyla kurmuş. Kazak kültüründe en başta gelen at çiftliğinde cins atlar ile ormanda yarım saatlik tura çıkabilirsiniz veya kum havuzunun içinde 2 tur atabilirsiniz. Daha sonra büyük bir otağının içinde çiftlik sahibesinin Kazak kültürü hakkındaki müthiş hikayelerini dinleyebilirsiniz.



Son olarakta restaurant kısmına geçip kazak yemeklerinin tadına bakabilirsiniz. At sütünden elde edilen kımız burada üretiliyor. Hafif asitli ve fesmantasyon sonucu oluşan hafif bir alkole sahip olan kısrak sütü Kazakların uzun yıllar at sırtında soğuk kış günleri geçirirken en büyük besin kaynağı olmuş.



Kazakların yemek kültürü et ve hamura dayalı. Menüye bakarken Almaty’deki günlerimiz gözmüzün önünden akıp gitti. Şaşlık, mantı, çiğbörek ve özbek pilavı sipariş ettik. Şaşlık bizim kuzu şişe benziyor ama daha büyük parçalar halinde kesiliyor. Marine edilirken içine sirke konduğundan dolayı et yumuşaçık oluyor. Mantı ise bizim mantıya göre oldukça büyük ve içine kıyma yerine parça et ve kuyruk yağı konuyor. Ayrıca suda haşlamak yerine buharda pişiriliyor. Bu sayede hamur daha sert ve diri kalıyor, açılma derdi olmuyor.


Çiğbörek ise bildiğimiz çiğbörek. Un ile hazırlanan hamurun içine birazda nişasta ekleniyor. Soğan ve çiğ kıyma harcı koyulup katlandıktan sonra yağda kızartılıyor. Kazakistanda çiğböreğin yanına acı sos ve ekşi krema getiriliyordu ama burada malesef yoktu.



Finali ise Özbek pilavı ile yaptık. Her ne kadar bizim Özbekistan yazısında anlattığım Semerkand’da yediğimiz özbek pilavına benzemese de oldukça lezzetliydi. Pilavın içinde sadece havuç vardı. Yanında da fırınlanmış kuzu incik vardı. Halbuki biraz üzüm ve baharat ile daha da lezzetlendirilebilirdi. Ayrıca etin yağı ile birlikte pişirilmediği için biraz da kuruydu.


Gerçi benim bu anlattıklarım Türk damak zevkine özellikle belli bir yaştan sonra pek de uygun olmadığı için herkes tarafından çok beğenildi. Belki de Kazakistan’daki gibi pişirilmiş olsa biraz ağır gelebilirdi.

İzmir’e yolunuz düşerse ve özellikle çocuklarınız varsa Kazak vadisine gidin, at binin, kazak kültürünü ve Kazak yemeklerini öğrenin.



URLA 11.12.2008

Özenç’lerin Urla’da bir evleri olduğu için ailecek devamlı Urla’ya giderler. Ben de uzun zamandır onlara katılmak istiyordum ama bir türlü fırsatını bulamamıştım. Urla’nın meşhur güveci ve katmeri senelerdir hep hayallerimi süslemiştir. Bu bayramda belkide İzmir’e gidince yapılacaklar listesinde en yukarıda olan şey Urla’ya gitmekti.


Urla, İzmir'in batısında 38 km. uzaklıkta kendi adını taşıyan yarımadanın orta kısmında yer alan bir ilçedir.

Tire kadar olmasa da Urla’nında otlar ile yapılan yemekleri pek bi meşhur. Beğendik Abi lokantası bayram dolayısıyla kapalı olduğundan kayınpederimin tavsiyesiyle Merkez Lokantasına gittik.


1934 yılında kurulan bu lokanta gayet sade ve basit. Girişte sağ tarafta duran camekandan bakıp neler yemek istediğinizi ustaya söylüyorsunuz. Duvarlarda Atrun Ünsal, Ali Rıza Kardüz gibi üstadların yorumları var. Acaba kim neyi tavsiye etmiş diye okurken masamıza az önce söylediğimiz siparişler yavaş yavaş geliyor.



İlk başta altlıklar geliyor. Buram buram sarımsak ve zeytinyağı kokan Cibes ile şölene başladık. Egede sıkça tüketilen cibes lahanaların kelle olup kesildikten sonra gövde uzamaya devam edern ve gödesinin yanlarından çıkan küçük filizlere denir.



Yanında gelen bakla ile birlikte gerçekten Ege’de olduğmuzu hissediyoruz. Hafiften iştahlar açıldıktan sonra bir Selanik yemeği olan Elbasan Tava ile devam ediyoruz.


Önce tereyağında kızartılan ve sonra yarım saat haşlanarak lokum kıvamına gelen kemikli kuzu etleri daha sonra kemiklerinden ayrılıp güvece diziliyor, üzerine kemik suyu, un, yumurta ve yoğurt ile hazırlanan sosu eklenip fırına veriliyormuş. İşi bilmeyenler yoğurt koymazlarış, ama esas lezzeti veren bu yoğurtmuş.


Sırada benim asla vazgeçemeyeceğim nohut yahni var. Allahın nohutu işte dememek lazım. Kemikli kuzu eti ile pişirilen nohutlar hem diri diri olacak, hem de etler yumuşacık olacak. Herkes beceremez valla. Hele bir de toprak güveçte yapılınca....


Bir Urla spesyali olan Çalkama ile devam ediyoruz. Bir çeşit ot böreği. Özellikle ısırgan ve gelincik otu kullanılıyormuş. Taze soğan ve limon eklenip su ve un ile bir harç hazırlanıp hepsi birlikte karıştırılıyormuş. Fırına atmadan önce üzerine biraz daha zeytinyağı gezdirilmesi gerekliymiş.


Finali ise meşhur Urla Katmeri ile yaptık. Katmer burada yapılmıyor, iki-üç dükkan yandan siparişle getirildi.



Tatlı olarak fırında karanfilli ayva tatlısı aldık. Ayvaların bir kısmı bütün olarak tepsiye dizilmiş bir kısmıda parça parça kesilip şerbetine karıştırılmış. Karanfilin verdiği renk ve koku iyice içine işlemiş.



Katmerin tadı o kadar güzeldi ki nasıl yapılıyor diye merak edip yerinde incelemeye gittim. Herkes en iyi katmeri Urla İskele’deki Ünal Kardeşler’de yapılıyor diye bilirmiş ama esas ustaları Sezgin Hanım’a bu işin inceliklerini öğretmiş, bize de buradan gelmiş katmer. Lale Katmercisi adlı bu ufacık dükkanda tek başına çalışan Sezgin Hanım hamuru kendi elleriyle açıyor (0.232.7545279)




İncecik olana kadar havada çevirdiği hamuru sacın üzerine yerleştirip bir yandan pişirirken bir yandan da üzerine iki yumurta kırıp iyice hamura yedirdi. Daha sonra peynir, maydanoz ve önceden kavrulmuş kıyma kattı. Katlayıp ters düz ettikten sonra 2 dakika içinde katmer hazırlandı.




Eğer yolunuz Urla’ya düşerse kesinlikle aç gidin. Sabahtan katmer yiyin, öğleden sonra da ister Merkez Lokantasında ot yemeklerinden yiyin, ister Beğendik Abi’de güvecin tadına bakın, isterseniz de iskelede balık lokantalarına uğrayın


9 günlük bayram tatilinden İstanbul’a dönüş günü bavulumuzu ufak bir bölüğe yetecek kadar yiyecek ile doldurduğumuzu hatırlıyorum. Bavulumuzda neler yoktu ki? Güzelce paketlenmiş şekilde Tire’den aldığımız Tire köftesi, Ege Tirem Sucuğu ve Karadut reçeli, İzmir Tulumu, Eşimin babannesinin yaptığı ayva reçeli, Annemin yaptığı muhammara ve ekmek, Aydın’dan aldığımız incirli sucuk, Menemen’den gelen yanmış kaymak ve biber Salçası...

Allahtan otobüsle dönüyoruzda, havalimanında x-rayden geçirmek zorunda kalmadık valizi.


4 yorum:

Bir Terazi Kizi... dedi ki...

Allahim iyiki varsiniz,sizi okumaktan büyük keyif aliyorum,depresyona iyi gelen bir yaniniz var,sayenizde sabaha kadar geziyorum,üstelik acim!

sevgiler.

Adsız dedi ki...

URLA yazınızda Beğendik Abi'den bahsetmemişsiniz. Merkez Lokantası kadar iyi bir yer. Bir daha sefere orayı da denemenizi tavsiye ederiz.
Selamlar,
Gökhan Aytekin

Löplöpcü dedi ki...

Orası benim gizli mekanım. Çok iyi bilirim, sahipleri de bizim kayınpederin çok iyi arkadaşlarıdır. Bilgilendirme için teşekkürler

Adsız dedi ki...

Meşhur Urla katmeri dediğini esas Manisa'nın Akhisar ilçesinde yemelisiniz.Bu katmerin esas ustaları oradadır. Zaten bu işi yapan 2 yer vardır Akhisar'da. Yediğiniz zaman farkı anlarsınız. İki yerde de bu katmeri yemiş biri olarak bu tavsiyeyi veriyorum:)

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World