7 Ocak 2010 Perşembe

Rodos-Simi-Kos

2009 yılında deyim yerindeyse leyleği havada gördük. Geçen sene yaptığımız Girit turunun tadı damağımızda kaldığı için ulaşımı çok daha kolay olan Marmaris’in dibindeki Rodos’a ve Bodrum’un dibindeki İstanköy’e (Kos) gittik. 1522-1912 yılları arasında Osmanlı’ya ait bu iki adada yazın son günlerinde denizin ve güneşin tadını çıkarttık, deniz ürünleri ile yattık deniz ürünleri ile kalktık. Komşuda yediğimiz ahtapot ızgara ve kalamar dolma ile hem damaklarımızı şenlendirdik, hem de mutfak kültürümüzü zenginleştirdik.


08/08/2009 Rodos
Yeşil Marmaris Turizm’in tekelinde olan Marmaris-Rodos feribot biletini tek yön 50€ olarak aldık. İstanbul’daki IDO’lara benzeyen katamaran ile 40 dakikada Rodos’a ulaştık. Limanda pasaport kontrolünden geçtikten sonra gözüme çarpan ilk şey Yunanlı turizm acentelerinin Rodos-Marmaris biletlerini tekyön 25€’ya sattıkları oldu. Meğer Rodos’ta 3-4 firma varmış, rekabet için fiyat düşürüyorlarmış. Eğer aceleniz yoksa, Marmaris’ten Rodos’a akşam üstü kalkan Yunan feribotu ile yarı fiyatına.

Mandraki limanından şehir merkezine doğru giderken, etrafımızı saran pansiyon sahiplerinden biriyle sıkı bir pazarlık sonrası Sofia Pension’da karar kıldık. Old Town’un göbeğindeki pansiyonda oda için 3 günlüğüne 120€’ya anlaştık

Eşyalarımızı odaya bıraktıktan sonra hemen Sokrates caddesine çıkıp eski şehirde dolaşmaya başladık. Şu yabancıların “Old Town” konseptine hayranım. Hiç modern bir şey yok, arabaların girişine izin yok, insanlar sesiz sakin bir hayat sürüyorlar. Bir arkadaşın tavsiyesi ile küçük esnaf lokantasına Yiannis Taverna'ya (Sokratous-Platonos 41) oturduk. Ben “Mousakka” (patlıcan musakka), Özenç ise “Dolmades” (Dolma) istedi.

Musakkanın bizim bildiğimiz musakka ile pek alakası yoktu. Tepsinin dibine önce kızartılmış halka patates dizilmiş sonra üzerine sırasıyla domatesli kıyma sosu, kızarmış patlıcan, tekrar domatesli kıyma sosu, kızarmış kabak, beşamel sos ve son olarak da domates sos eklenmişti. Fırınlandıktan sonra da üzerine eski kaşar rendelenip tabaklara servis edilmişti. Dediğim gibi bizim musakkayla alakası yok, görüntüsü daha çok lazanyaya benziyordu ama lezzeti yerindeydi. Hiç bizim musakka şöyledir, böyledir, daha güzeldir diye polemiğe girmedim. Yunan usulü böyleymiş diyip afiyetle mideye indirdim.

Dolmades ise iki parçadan oluşuyor. Kocaman bir domates ve kocaman bir yeşil biber pirinç, salça ve kıyma ile hazırlanan bir harç ile doldurulmuştu. Suyu, tuzu gayet yerindeydi. Bizim dolma lezzetine göre en büyük farkı öğütülmemiş kimyon olmasıydı. Türk mutfağında biz kimyonu genelde öğütülmüş toz olarak kullanırız, Yorgo Usta ise tohum halinde kullanmayı uygun görmüş. Ama dolmada esas dikkatimizi çeken şey patates kızartması oldu. Yorgo ustanın kendi elleri ile soyup kızarttığı taze patatesler belki de son zamanlarda yediğimiz en güzel patates kızartmaydı. İstanbul’un en kral balık lokantalarında bile dondurulmuş hazır patates kullananlara duyurulur!

Rodos’un merkezinde şöyle bir turladıktan sonra belediye otobüsüyle en güzel plajların olduğu Faliraki’ ye gittik. Şansımıza çok güzel bir hava vardı ve denizde en ufak bir dalgalanma yoktu. Temmuz ayındaki izin hakkımızı Kuzey Avrupa ülkelerinde geçirdiğimiz için denize girmeyi çok özlemiştik. Tüm gün güneşlendik ve Ege denizinin keyfini doya doya çıkarttık.

Akşam üstü şehir merkezine döndüğümüzde otobüslerin kalkış noktası olan Sofokli Venizelou caddesinin başındaki Yunan usulü döner olan “Gyros” (giros okunuyor) satan dükkanlara bir uğradım. Elemanlar tavuk eti, dana eti ve domuz eti olmak üzere 3 farklı gyros yapıyordu. Çokta aman aman değildi ama fena da değildi. Ekmeğinin sıcacık olması, üzerine koydukları “tzatziki” (cacık) sosun gerçekten çok lezzetli olması güzeldi, ama bizim dönerin ucundan köşesinden bile geçemezdi.


09/08/2009 Rodos
Sabah şehir merkezindeki kaleyi, Osmanlı hamamlarını, saat kulesini ve Süleymaniye Camii’ni gezdikten sonra Butterfly Rent a Car'dan (Al.Diakou 26) günlüğü 34€'ya araba kiralayıp, adanın güneyine inecektik. Ama önce Yunanlı esnaftan aldığımız tüyo ile ΣΤAΝΗ (Stani) pastanesine uğramadan edemedik.


Sahibi Türk asıllı olan Stani adanın en güzel pastalarını börekleri yapıyormuş. Kahve ve tatlı çörekler ile kahvaltıyı hızlıca hallettik. Selanik’te yediğimiz kremalı baklavalar (Galaktoboureko) benim yine favorim olmuştu.

Adanın güneyindeki Lindos aslında antik şehri ile meşhur bir yer. Ama öğlen saat 12:00’de güneş oldukça yakıcı olduğu için biz şehir merkezinde daracık sokaklarda dolanmayı tercih ettik. Neticede turistik bir yer olduğu için Rodos şehir merkezinden bile çok daha pahalı olduğu için hediyelik eşya bile almadan kendimizi sahile attık. Sahil Ege denizinin güneyini seviyorum arkadaş. Ne Antalya kadar deniz kadar sıcak, ne de Bozcaada’da ki gibi soğuk, ikisinin arası, tam karar.

Rodos’a dönmeden önce Lindos’un en meşhur lokantası olan Mavrikos Restaurant’a konuk olduk. Hemen önümüzde muhteşem deniz manzarası, sağımızda tepede ise antik Lindos kalesi vardı. Manzara o kadar güzeldi ki önümüze ne gelse kesin beğenecektik.


Daha siparişlerimizi bile vermeden mönü ile birlikte masamıza koca bir şişe zeytinyağı, üzerine hafif kekik serpilmiş siyah ekmek ve cam şişede su geldi.

Cam şişede su ikram etmek maalesef bizde tarih oldu. Acıkmışız herhalde kısa sürede ekmeği zeytinyağına bana bana yedik bitirdik. Ekşi mayadan yapılan siyah ekmek mis gibi odun ve kekik kokuyordu. Zeytinyağı ise markasız ve sızma, el emeği göz nuru, en sevdiğimizdendi.

Buranın spesiyali kalamar dolmaymış. Eh bizde bari tadına bakalım derken oldukça iri bir kalamar geldi. Görüntüsü adeta ikimizi de büyülemişti. Hem çok güzel görünüyor hem de çok güzel kokuyordu. Acaba tadı nasıl, içinde ne var diye düşünürken hemen fotoğraflarımızı çekip ortadan ikiye şöyle bir kestik.

Bu arada bıçağın oldukça keskin ve tırtırlı olmasında dolayı elastik bir kıvamı olan kalamarı belirtmek isterim ki hiç parçalamadan oldukça rahat kestik.

Kalamar kocaman olduğu için önce hafif şarap katkılı suda 10 dakika haşlanıyormuş. Daha sonra bir tencerede zeytinyağında kavrulan soğan, sarımsak, maydanoz, badem ve dolmalık fıstık, tarçın ve kimyon tohumu ile lezzetlendirilip, son olarakta ateşi söndürdükten sonra küp küp kesilmiş beyaz peynir ekleniyormuş. Hazırlanan bu harç, haşlanan kalamarların içine doldurulup ızgarada tekrar pişiriliyormuş. Kalamarın dış yüzeyi kurumaması için devamlı bir fırçayla sızma zeytinyağı sürülmesi gerekirmiş. Servis tabağına alındıktan sonra da üzerine balık ezmesi, sarımsak ve fesleğen ile karıştırılıp üzerine sürülmüş, son olrakta maydanoz serpiştirilmişti.

Bu kadar malzemenin hep bir arada toplandığı, en doğal ve en leziz ürünlerin bir arada olduğu bu güzel şeyi, yolunuz Rodos’a düşerse siz de ihmal etmeyin. Dimitris Usta’ya benden selam söyleyin, “Rodos’ta kalamar dolmayı en iyi sen yapıyormuşsun” diyin, eminim sizi de mutlu edecektir.

Rodos’a geri dönüş yolunda kelebekler vadisine uğradık. Yeşillikler arasına gizlenmiş vadideki yüksek oksijeni ciğerlerimize depoladık. Rodos yolu üzerinde yerel şarap satan bir dükkana uğrayıp adanın tatlı şaraplarından denedik.

Şehir merkezine vardığımızda akşam olmuştu. Pansiyonda biraz dinlendikten sonra Yunanlı’lar gibi akşam yemeğini yemek üzere saat 22:00’de dışarı çıktık. Türkiye’deki forumlarda veya magazin dergilerinde herkes Sokrates caddesindeki Alexis Taverna’yı tavsiye ederken, http://www.geziyorumları.com/ adresinden yelkenci arkadaşım Look’un tavsiyesi ile Nikos Taverna’ya (Ioan.Dragoumi 38) gittik. Eski şehrin biraz dışında yeni şehre yakın Nikos Taverna’da çok aç olmadığımız için bir iki meze ve midye söyledik.

Bizim kırk yıllık Ezine peynirini allayıp pullayıp Feta Cheese diye dünyaya pazarlamalarına maalesef gıpta ile bakıyorum. Bizde rakının yanında kuru kuruya sunulan peynir, burada ise önce üzerine mis gibi zeytinyağı boca ediliyor, sonra da kekik ile lezzetlendiriliyor. Yunanlılarda gördüğüm bu adeti valla ne yalan söyleyeyim, Türkiye’de gittiğim tüm balık lokantalarında ben de uyguluyorum. Deneyin sizde beğeneceksiniz.

Ortaya bir Yunan usulü cacık ve Yunan salatası söyledik. Yunan salatası dediği bizim Ege kıyılarındaki herhangi bir balıkçı kasabasında bulabileceğiniz lezzetli bir çoban salatası. Ama cacık biraz farklı. Bizdeki gibi sulandırılmamış. Salatalık ve havuç rendelenmiş sarımsaklı süzme yoğurt ile yapıldığından çatal ile yeniyor. Bir nevi bizim haydari gibi bir şey. Tam rakı mezesi.

Ve geldik gecenin kraliçesine. Çeşitli sebzeler ve deniz tuzu katılmış suda haşlanan kabuklu midyeler tencereden çıktığı gibi getirilmişti. Daha önce Fransa’da, Hırvatistan’da ve Karadağ’da yediğimiz kabuklu midyeler Yunanistan'da dayine çok başarılıydı. Olurda bir gün Türkiye sınırları içerisinde bir restoran açarsam, inanın mönünün en başında bu yemek olacak. Baharatlı iç pilav ile yapılan midye dolma veya una bulanıp yağda kızartılmış midye tavadan çok daha lezzetli ve çok daha sağlıklı bu yemek neden Türkiye’de yapılmaz inanılır gibi değil.


10/08/2009 Rodos-Simi-Kos
Aslında bugün planımız sabahtan Simi adasına geçip, bir gün orada kalmaktı. Ama Rodos’u o kadar çok sevmiştik ki bu günüde burada geçirmeye karar verdik. Rodos’un daha önceden gittiğimiz Mikonos, Naksos, Sisam ve Girit’ten çok farklı kendine has bir şirinliği vardı.

Bu sefer yerel halka karışıp bilet alarak belediye otobüsü ile Faliraki plajına ulaştık. Tabiri yerindeyse ilk defa koştur koştur yapmadan bir tatil günü geçirip, bütün gün sahilde denizin ve güneşin tadını çıkarttık. Sıvı kaybını önlemek için bol bol frappe içtik. Maalesef resmi yok ama frappeyi şöyle tarif edeyim. Derince bir bardağa 2 tatlı kaşığı kahve konuyor, isteğe göre şeker konup çok az su ekleniyor. Daha sonra frappe makinesi dedikleri minik bir mikser ile karışım çırpılıyor. Yüksek devirli mikser ile kahve su şeker karışımı köpürtüp açık kahverengi bir hale geliyor. Daha sonra buz, soğuk su ve isteğe göre süt eklenip bir pipet ile sunuluyor. Aynı türk kahvesindeki gibi siparişi verirken “orta” veya “şekerli” olarak önceden söyleniyor. Hatta birde “sütlü” veya “sütsüz” deniliyor.

Öğleden sonra şehir merkezine dönüp limana gitmeden önce son kez bir daha Rodos’ta tavernanın birine gittik. Dün akşam Nikos Taverna’daki garsonun dediğine göre Yunanistan’ın en güzel ahtapot ızgarasını The Sea Star Taverna’da (Sofokleous 24 Old Town) yiyebilirmişiz.

Sadece 8 masadan oluşan bu tavernada kalamar tava ve ahtapot ızgara istedik ettik. Tabii siparişlerimiz gelene kadar da Yunanlılar’ın en güzel birası olan buz gibi Mythos’u yudumladık.


Bu arada belirtmek istediğim bir şey var. Kalamar tava veya ahtapot ızgara bizde arasıcak olarak 100-150 gr bir şey getirilir. Yunanlı kardeşlerimiz kalamara da ahtapota da ana yemek muamelesi yapıyorlar

Yorgo Abi bir gün önceden terasta güneşin altına kuruttuğu ahtapotu ikiye bölüp “İşte mallar burada” der gibi bir şeyler söyleyip bana uzattı. Yunanlılar ahtapot ızgara yapmadan önce kesinlikle haşlamazlarmış. Haşlandığı zaman esas lezzeti kaçarmış. Etin yumuşaması için kavurucu güneşin altında ahtapotun büyüklüğüne göre 1 veya 2 gün kuruturlarmış. Sinek gelmesin diye de etrafına tül koyarlarmış.



Yorgo Usta daha sonra vantuzlarını veya derisini temizlemeden ahtapotları tel ızgaranın arasına koyup kömürde pişirmeye başladı. Rengi hafiften kırmızıya dönünce çok fazla kurutmadan tabaklara servis etti.

Ben tam üzerine biraz zeytinyağı döküp birazda limon sıkacaktım ki Yorgo Abi “Sakın ha!” dercesine bana öyle bir baktı ki yaptığımın yanlış olduğunu sessiz bir şekilde ifade etti. Ahtapotun esas lezzetini almak için hiç bir şey sürülmezmiş. Hak vermemek elde değil. Lokum gibi yumuşacık ahtapotlar bir çırpıda bitiverdi. Kısa ve öz bir ifade ile hayatımda yediğim en güzel ahtapot ızgaraydı!

İkinci yemeğimiz kalamar tava ise ahtapottan daha güzeldi. Minicik bebek kalamarlar hiç bir muameleden geçirilmeden sadece una bulanıp yağda kızartılmış. Kalamarların ebatlarından da göreceğiniz gibi bebek kalamarlar halka halka kesilmeden içi temizlendikten sonra komple kızartılmıştı. Tabii ki Ege usulü olarak bacakları ile birlikte.

2004’te İstanbul’a geldiğimde löplöpçü kankam Aşkın Baba’ya yerli kalamarı bacakları ile birlikte yaptığım zaman anladım İstanbul’luların kalamarın bacaklarının da yendiğini bilmediğini. Karadeniz ve Marmarada kalamar olmadığı için İstanbul’luların bildiği kalamar donmuş olarak İspanyadan ithal edilen koca koca kalamarlar.

Fakat bu kalamarda esas önemli olan bacaklardan ziyade kalamarın gövdesi, yani üst kısmıydı. Sadece 4-5 cm olan kalamarcıklar kızgın yağa şöyle bir atılıp çıkartılmış gibiydi. Etinin kurumaması için sadece pişmesi gerektiği kadar pişirilmişti. Dolayısıyla kendi özsuyu içinde kalmış ve kızgın yağın içerisinde lezzetinden hiç bir şey kaybetmemişti.

Bu harikulade yemekten sonra iki bira dahil 14 Euro gibi komik bir hesap ödeyip zevk sarhoşluğu içinde pansiyonumuza gidip eşyalarımızı aldık ve limanın yolunu tuttuk. 50 dakikalık bir yolculuktan sonra “Yabancı Damat” dizisi ile yıldızı parlayan Datça’nın hemen yanı başındaki Simi adasına vardık.

Ada gerçekten küçücük. Değil 3-5 gün kalmak, 1 günde tüm adayı gezebilirsiniz. Biz hakkımızı Rodos’ta kullandığımız için sadece liman bölgesinde 3 saat vakit geçirdik. Deniz kenarında bir bankta oturup bakkaldan aldığımız reçine şarabı ile güneşi batırdık.



Akşam yine 1 saatlik bir feribot yolculuğundan sonra İstanköy’e vardığımızda hava iyice kararmıştı. Limanda turistleri bekleyen yaşlı teyzelerden birinin peşine takılıp şehir merkezine çok yakın Hotel Elma’ya (Akti Kountouriotou Street 11 ) yerleştik. Hemen eşyalarımızı bırakıp karnımızı doyurmak üzere merkeze gittik.

Birkaç esnafa sorduktan sonra şehrin en iyi Giroscu’suna (dönerci) gidip, adam akıllı bir giros yedik. Yine tavuk, domuz ve dana olmak üzere üç çeşit vardı, en pahalı ama en lezzetli olan tabii ki dana etinden yapılanıydı. Bir kişi döneri makineyle keserken, diğer bir kişide pideleri yağlayıp sıcak sacın üzerinde ısıtıyordu.

Gözüme çarpan bir önemli nokta da sacda ısıtılan pidelerin ve dürümün içine konan patateslerin kızartmalarının soğumaması için üzerinde kırmızı özel bir ampul olan metal bir küvete konmasıydı.


Kırmızı ampul oldukça fazla ısı yayıyor, sıcak pide ve patateslerin soğumamasını sağlıyordu. Daha önce pek görmediğim bu düzeneğin insanlık namına fotoğrafını çekip buraya koyuyorum, umarım kısa sürede burada görülür, edilir, sonra da bizim dönercilerde kullanılmaya başlanır.

Dürümün içine konan 3-4 çeşit sos var hangisinden isterseniz onu koyuyorlar. Genelde tercih edilen tzatziki sos, yani sarımsaklı süzme yoğurt. Soğan, maydanoz ve sıcacık patatesler ile hazırlaman dürümü yine bir mythos bira ile mideye indirdim. Rodos’ta yediğim o dandik girostan sonra Avlogyros Grill House’ta yediğim gerçekten çok başarılıydı, tavsiye edilir.

Eh karnımızı doyurulduktan sonra biraz da gönlümüzü doyurma zamanı geldi. Avlogyros’un hemen yanındaki Chocolat Bakery Cafe özellikle Özenç’in damak zevkine hitap ediyordu. Çeşit çeşit pastalar, kahveler ve özellikle krepler (waffle) damak çatlatan, göz döndüren cinstendi.


Krepler tatlı ve tuzlu olmak üzere ikiye ayrılıyor. Biz tatlı olanını seçtik, çilokatalı muzlu. Waffle’cı abla un, yumurta ve şeker ile hazırlanan harçtan bir kepçeyle sıcak sacın üzerine bir miktar koyuyor; bir tarafı piştikten sonra ince bir mala ile ters düz ediyor, ve sonra diğer tarafı da pişirirken içine malzemeleri koyuyor. Muz, çikolata, portakal reçeli, karamelize fındık, dondurma, taze çilek...

Krep daha yeni hazırlandığı için hamuru daha sıcak sıcak. İçine konan çikolata sos ise bu sıcaklıkla eriyor krema gibi oluyor. Tazecik muzların verdiği koku eşliğinde çikolata hiçte ağır gelmiyor, löp löp gidiyordu. Eh birde açık havadayız, gün boyu yüzdük ettik ya sanırım ondandır.

11/08/2009 Kos
Bugün hayatımızda ilk kez ATV kiralamak gibi bir hataya düştük. Motosiklet ve araba karışımı ATV ilk başta hoş şirin bir araç gibi görünse de adanın batı tarafında 40 km uzaktaki Kefalos’a gidip gelmek için pekte mantıklı değilmiş onu öğrendik.


Kefalos yolu üzerinde adanın güneyinde çok güzel plajlar var. Belki de 2009 yılının son deniz keyfini geçirdiğimiz “Camel Beach” alabildiğine uzun ince kumlu bir plajdı. Açık deniz olmasına rağmen çokta fazla dalga yoktu ve su sıcaklığı oldukça yüksekti.

Ama bizim adanın batısına gelmemizin esas sebebi Limionas Fish Taverna’da deniz ürünleri yemekti. Küçücük bir sahil ve bir balıkçıdan oluşan Limnionas her ne kadar adanın merkezine uzak gibi görünse de, damak lezzetine oldukça güvendiğim bir diğer löplöpçü kankam Ayhan’ın “Kos’a kadar gidipte Limionas’a gitmemek olmaz” dediği için benim yapılacaklar listemde başta yer alıyordu.

40 km.lik gürültülü ve yorucu yolculuktan sonra masaya oturur oturmaz ahtapot salata ve buz gibi Mythos bira söyleyip, mönüyü incelemeye başladık. Ahtapot salata domates, salatalık, biber, mantar gibi gereksiz sebzeler ile karıştırılmamış sadece ve sadece ahtapot ile yapılmıştı.

Vantuzları bile temizlenmemiş yumuşacık ahtapotlar sanırım bir önceki hayatlarında pişmaniye veya lokum olarak yaşıyorlardı. Ahtapot salatası o kadar lezzetliydi ki yemekten sonra bizzat ustanın yanına gidip, kağıt kalemi alıp nasıl yapılıyor iyice öğrendim.

İkinci yemeğimiz ise Selanik’te yiyip aşık olduğum Garides Saganaki (karides güveç) oldu. Her ne kadar Agora Ouzeri’deki kadar başarılı olmasa da yine de çok güzeldi.



Bizde karides dedinmi maalesef kabuklarından ayrılmış çimçim karidesi vıcık vıcık tereyağında pişirirler, üzerine de sarımsak, kekik ve kırmızı pul biber gibi bilumum baharatı atarlar. Ne karidesin lezzeti kalır, ne de bir deniz kokusu. Yunanlı kardeşlerimiz ise yeşil biber ve domatesi sızma zeytinyağında şöyle bir çevirdikten sonra içine bir avuç ayıklanmış çimçim karides ve birkaç tane de jumbo karides atmıştı. Hafif piştikten sonra da küp küp kesilmiş beyaz peyniri atıp servis etmişti. Kabuklu karidesleri ellerinizle kendiniz soyarken içinden akan suyunu “HÜPPP” diye çekmek suretiyle bir damlasını bile ziyan etmemeniz gereken bir nimet bu. Evimde de sık sık yapıyorum, karides sevenler! sizde mutlaka deneyin.


Kılıç balığı ise yine Türkiye’de pek fazla olmayan bir balık. Gerçek taze patates ile sunulan iki dilim kılıç balığı harlı ateşte çok az pişirilmiş, içi yumuşak ve sulu kalmıştı. Biraz yağsız bir balık olduğu için kesinlikle yüksek ateşte hızlı hızlı pişirilmesi gerekir. Hatta burada maydanozlu tereyağı ile birazda lezzetlendirilmişti. Kılçığı filan olmadığı gibi bonfile gibi kesip kesip mideye indirdik.

Kalamar ise maalesef biraz hayal kırıklığı oldu. Rodos’taki Sea Star Taverna’da yediğimiz bebek kalamardan sonra oldukça iri, lezzetsiz bir kalamar geldi önümüze. Hatta garsona yemek sonrasında Rodos’ta şöyle yedik böyle yedik diye anlatırken eleman bize mönüyü getirdi. Mönüde de açık açık görüldüğü gibi hem “Kalamar tava” hem de “Bebek Kalamar” ayrı ayrı yazıyor. Size önerim Yunan adalarında kalamar tava yemek isterseniz "bebek kalamar var mı" diye önceden sorun, ve onu söyleyin.

Olurda yolunuz Kos’a düşerse oldukça makul ve hesaplı ama bir o kadarda lezzetli deniz ürünleri sunan bu restorana uğramadan dönmeyin. Araba kiralayın, otobüse binin ne yapın edin Limionas’a mutlaka gidin. Burası adanın turistik bir yeri asla değil. Balıkçıların adada teknelerini bağladığı yer diyeyim artık gerisini siz anlarsınız.

Şehir merkezine geri dönerken yolda gördüğümüz Carrefour’a uğrayıp Türkiye’ye bir şeyler götürmek üzere alışveriş yaptık. Donmuş ürünlerin içinde boy boy, paket paket kalamarları ve ahtapotları görünce dayanamayıp güzelce bir ahtapot aldım.

Otele dönünce ertesi gün Bodrum’a götürmek üzere ahtapotu derin dondurucuya attım. Maalesef koskoca Bodrum’da bile doğru dürüst ahtapot, kalamar bulabileceğimiz bir süper market yokken, şu küçücük adada çeşit çeşit deniz ürünlerini görünce üzülmemek elde değil.


12/08/2009 Kos
Aslında bugünde Kos’ta kalıp akşamüstü kalkan Türk feribotu ile Bodrum’a geçecektik. Ama Bodrumda bir gün geçirmek için Türk feribotunun yarı fiyatına giden Yunan feribotu ile sabahtan karşıya geçtik. Marmaris-Rodos arasındaki tekelcilik maalesef Bodrum-Kos arasında da var. Sabah Bodrum’dan kalkıp Kos’a giden Türk feribotu, akşam da geri dönüyor. Tek yön 30€, gidiş dönüş 60€. Sabah Kos’tan kalkıp Bodrum’a giden, ve akşam Kos’a geri dönen Yunan feribotları ise aynı Marmaristeki gibi yarı fiyatına, 15€. Eğer zamanınız çokta kısıtlı değilse Yunan feribotlarını kullanın boşu boşuna fazladan para vermeyin.


Bodrum’a vardığımızda limanda babamı beklerken Bodrum’un meşhur sebzeli dönerinden yedik. Buz gibi soğuk ekmeğin içine döner koyan ustaya “Ya bak Yunanlılar ekmeği ısıtıyorlar, sıcak sıcak ekmeğin içinde sunuyorlar döneri” diyince, usta umursamaz ve kendinden emin bir tavırla “Sen hele bir bizim dönerin tadına bak, onlarınki de neymiş” diye soğuk ekmeğin içinde döneri verdi. Allah için döner çok çok daha lezzetliydi ama ekmeğin soğuk olması ve bizim Türk ustanın kesinlikle yeniliklere açık olmaması ve kendisini beğenmişliği karşısında diyecek bir şey bulamadım.

Eve döndüğümüzde sırt çantamdan ahtapotu çıkartıp bir güzel düdüklüde haşladım. Limionas’taki Mihalis Ustanın tarif ettiği gibi haşlama suyunun içine dörde bölünmüş bir soğan koymayı ihmal etmedim. 10-15 dakika haşladığım ahtapotu süzüp soğumaya bıraktım. Daha sonra küçük parçalara ayırdığım ahtapotu bir kaba alıp üzerine sarımsak, zeytinyağı, tuz, karabiber, kekik ve bolca sirke koyup streç filmle üstünü kapattım, buzdolabında dinlendirmeye bıraktım. Akşam yemekten önce çıkarıp üzerine taze fesleğen ve organik sızma zeytinyağı ekledim.

Ayvalık dahil olmak üzere içinde sadece ve sadece ahtapot bulunan bu salatayı mutlaka evde sizde deneyin.

Özenç’te bende deniz çocuğu olduğumuz için yazın illaki kendimizi ege kıyılarına atıyoruz. Yunan adaları hem iklim olarak hemde lezzet olarak bizim için artık vazgeçilmez olduğu için bir sonraki yaza ouzonun memleketi “Midilli” hayalleri ile Kos’a veda ettik.


Rodos – Simi – Kos hakkında 5 şey
1. Schengen vizeniz varsa, Marmaris’in dibindeki Rodos’a veya Bodrum’un dibindeki Kos’a yarım saatte ulaşıp, kendinize deniz ürünleri ziyafeti çekin.

2. Otel, restoran veya adalar arası ulaşım işlerini Türkiye’de bir acenteden yaptırmanıza gerek yok, boşu boşuna komisyon vermeyin.

3. Giros’a bulaşmanıza pek gerek yok ama ahtapot salata, ahtapot ızgara, kalamar dolma, bebek kalamar tava gibi bilumum deniz ürünlerinden tadın. Yanında buz gibi bir Mythos açın, veya ouzo ile Ege denizin tadını çıkartın.

4. Balık açısından Türkiye’ye göre durumları biraz vahim, Akdeniz’i mavi çöl olarak adlandırıyorlar. Balık kuzeyden, Ege denizinden geliyor ve Türkiye’ye oranla oldukça da pahalı.

5. Kesinlikle adalara gıda veya tekstil ürünlerinin Türkiye’den gittiğini düşünmeyin, adamlar bizden hiç bir şey almıyorlar. Her şey diğer adalardan ve Atina’dan feribotlarla geliyor.

17 yorum:

Adsız dedi ki...

yazı super olmuşşşşş ellerinize ayaklarınıza sağlık-Aşkın

cihan dedi ki...

yazı için teşekkürler,
çok öğretici olmuş.
yakın zamanda izinizi takip etmek üzere.

Metin-İzmir/Karşıyaka dedi ki...

Selam,biz de geçen hafta eşimle birlikte Rodos'taydık ve New Town'da gezerken Nikos Taverna'yı görünce sizin yazıyı hatırlayıp hemmen içeri girdik.Kalamar dolması(içi feta peynirli)ve kömürde ahtapot yedik.Tzatziki adında patlıcan esaslı değişik bir salata yedik.Sahibi olan Nikos da Türk dostları olan tombiş,kafa bir arkadaş. En beğendiğim şeyinse zeytinyağına batırılmış,üstüne kekik serpilmiş kızarmış ekmek olduğunu söylemeliyim.Fiyatlar orta kararın birazcık üstü..Kalamar dolması 9€.Porsiyonlar çok fazla.Bu kadar yemek 2 kişi için fazla gelir,ona göre...

Meze-içki muhabbeti yapmak istiyorsanız kesinlikle New Town'daki Koykos'a gitmelisiniz.Hem çok ucuz,hem de mezeler çok iyi,kalamarı da tavsiye ederim.(10 çeşit meze+1/2 lt.şarap=10 €-Kalamar 4,5 € falandı sanırım.
Bu arada Rodos'ta kesinlikle ve kesinlikle tavsiye etmeyeceğim yemek hemen her yerde rastlayabileceğiniz pita ekmeği içine konmuş tavuk,kuzu vb.yiyecekler.(2,5 €)Sakın yemeyin!!!!Pita'nın içine koydukları etler gerçekten ağır.(Tavuk bile)Ayrıca içine dayıyorlar,mayonezi,kızarmış patatesi.İğrenç oluyor.Pita söylediğimiz kafede yemeklerimizden 1'er lokma aldık ve yemedik.Aç karnına Yunan Mitos birası ile doyurduk karnımızı.
2.tavsiye etmeyeceğim şeyse musakka.Bence ,içine koydukları baharattan olsa gerek çok kötüydü.
Sonuç olarak, Rodos'ta meze ve deniz ürünleri yiyin derim.
Afiyet olsun...

Adsız dedi ki...

Öncelikle size iyi tatiller diliyorum.
Bu sene yolunuz tekrar bodruma düşerse eksik olan bir boşluğu yeniden doldurmanızı isterim biz bodrum dönerini ilk içat eden ve patent sahibiyiz. Bodrumda taklitlerimiz çok ve adımızı çok kirletiyorlar bazı müşteriler bodrum dönerinden soğuyor ve bu bizi üzüyor herkese doğru adresi ve doğru lezzeti ulaştıra bilmek için internetten hergün takip ediyorum. sizden şirin sebzeli döner diye facebooktan veya google şirin sebzeli döner diye arattırmanızı rica ederim birda yolunuz bodruma düşürse sizi ağarlamaktanda onur dilerim tekrar iyi tatiller... Koray ŞİRİN

Löplöpcü dedi ki...

Kesinlikle geleceğim. Adres bu mudur? Çarşı mah. 7.sok. no:39 BODRUM

Adsız dedi ki...

Sevgili Löplöpçüler,
Yazılarınızdan çok faydalanıyoruz.

Tatil planımızı sizin içten ve bize uygun yorumlarınızla şekillendiriyoruz.

Elinize sağlık & Çok çok teşkkürler.
Sevgiler,
Murat NALCI

hodoras dedi ki...

Midilli'ye giderken keşfettim siz löplöpçüleri. Şimdi Rodos yolculuğumuz öncesi sizin tecrübelerinizi okumadan gidilmezdi. Damak tadına düşkün , gezginler olarak sizi ilgiyle takip ediyoruz.

Adsız dedi ki...

Acaba araba kiralarken uluslarası ehliyet sordular mı ? Bizde yok ve sakızda araba kıralarken problem olmamıştı ama rodos konusunda emdin değilim şimdiden teşekkürler :€

Löplöpcü dedi ki...

B sınıfı Türk ehliyeti ile Avrupa'da her yerde araba kiralarsınız. Fakat bazı adalarda motrsiklet kiralayamıyorsunuz, illa A sınıfı ehliyet istiyorlar

Alp İlhami Güner dedi ki...

Öncelikle paylaşımlarınız için çok teşekkürler. Bayramın 2. günü 3 aile rodosa gidiyoruz. Önerdiğiniz yerleri tek tek not aldım. Özellikle kalamar dolma ve ahtapod ızgarayı çok merak ediyorum. Gezi ve yazılarınızın devamı dileğiyle. Hoşçakalın.

Seda Uney dedi ki...

Merhaba,
Sizden heveslendik, benzer bir program yaptık eylül'de :) Sormak istediğim symni'den kos'a hangi firmayla gittiniz? İnternetten benim baktığım firma sadece sabah gidiyor.
Teşekkürler

Adsız dedi ki...

Kos Limionas'da Fish Tavern ziyaret edildi, ahtapot ve baby kalamarlar löpletildi, gıyabınızda Yamas denerek uzo kadehi kaldırıldı.( Fikret Uslu )

Löplöpcü dedi ki...

Seda: Tüm yunan adaları arasındaki feribotlar için http://paleologos.forth-crs.gr/english/npgres.exe?PM=BB
Symi 12 adalar grubuna bağlı ve orada http://www.12ne.gr/en/ firması çalışır.

Fikret: Yarasın afiyet olsun :)

Adsız dedi ki...

Gyros (doner)in sizin donerle alakasi bile olmadigini yazmissin oysa Yunan doneri cok cok lezzetlidir. Domuz eti muhtesem ama tavuk ta cok lezzetli. O yuzden doner deyince benim aklima Gyros, yani tescilli yunan doneri gelir. Turkiyede her yerde farkli gorursunuz doneri, Yunanistanda ise nerede yerseniz yiyin hep ayni sekilde karsiniza cikar, o yuzden doner tescili Yunandir.

Löplöpcü dedi ki...

Haklısınız.

serkan gökçen dedi ki...

Yeni Raki nerde bulabiliriz Rodosta ?

ahmet öztürk dedi ki...

Merhabalar.Sırbistan ve Makedonya yazılarınız oralara gittiğimde harika bir rehber olmuştu.
Rodos'tan yeni geldim..Sea Star Taverna'yı gideceğimiz son günümüzde karnımız tok iken bulabildik..Yeri biraz karışık.Keşke yer detayı da verebilseydiniz.Orada ahtopot yiyemedik üzüldüm..
Eklemek istediğim Lindos'daki Mavrikos Restorant, gittiğiniz zamanki gibi maalesef değildi
Ahtopot yanmış geldi.Bebek karidesler taze değildi.Ve kalamar dolma beklentimizin altındaydı.

Ayrıca 2 ana yemek ve bu mezeler ile 4 kadeh şaraba 124 Euro gibi fahiş bir fiyat verdik.
Örnek vermek gerekirse adanın bence en iyi Restorantı olan Tamam'da 4 ana yemek şarap(Müthiş bir Ev şarabı var)ikramlar ve aynı mezelere 80 Euro verdik.
Ve sadece bu Restorant'ta yemek için Rodos'a gelirim dedi tüm arkadaşlarım.
Teşekkürler emekleriniz ve rehberliğiniz için..

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World