13 Haziran 2010 Pazar

Orta Avrupa Turu - 1 AVUSTURYA

2009’un son demlerinde bayram tatilimizi küçük bir Orta Avrupa turu yaparak değerlendirdik. Buz gibi havada Münih ve Viyana’da Glühwein , Prag’da ise Grog içerek ile içimizi ısıttık. Nürnberg’deki Noel festivalinde ise doya doya Lebkuchen ve Nürnberg usulü sosislerden yedik. Orta Avrupa’da kırmızı et ağırlıklı yerel lezzetler ile ikimizde biraz kilo aldık.

Bölüm 1/3 – AVUSTURYA

24.11.2009 Viyana
Mozart ezgileri, kraliyet sarayları, tuna nehri ve katedraller... Bu, Avusturya’nın efsanevi başkentine belki de 15. yolculuğumdu. Ablam üniversiteyi Avusturya’da okuyup burada evlendiği için Viyana’ya daha önce defalarca gelmiştim. Bu kadar çok konser, opera ve tiyatro salonu olan bir kent daha zor bulunur. Baroktan Art Nouveau’ye mimari bir açık hava müzesini andıran Viyana’da, metro istasyonları bile zarafet abidesi gibidir.
Tabii benim olayım kültür sanat değil, Avusturya mutfağı... Avusturya mutfağı diyince aklınıza ne gelir? Tabii ki Wiener Schnitzel (Viyana usulü şnitzel) ve Sachertorte .. Daha önce her gelişimde şnitzeli 1905 yılından beri açık olan Figlmüller’de yemiştim. Yıllardır Viyana’da yaşayan, Türk Hava Yollarına ve birçok havayoluna yiyecek-içecek hizmeti veren Do&Co’nun sahibi Atilla Doğudan, bir kaç sene önce ünlü gurmeler Ahmet Örs ve Mehmet Yaşin’i Viyana’da ağırladığında onları Figlmüller yerine Immervoll adlı restorana götürmüş. Her iki yazarında bu restoranı metheden yazılarını ayrı ayrı okuduktan sonra bana da Immervoll’e (Weihburggasse 17) gitmek farz oldu.
Immervoll “Her zaman dolu” anlamına geliyor. Adından da anlaşılacağı gibi bir sürprizle karşılaşmamak için daha Türkiye’deyken 1 hafta öncesinden rezervasyon yaptırdım. İyi ki de yaptırmışım, gittiğimde boş masa yoktu. Burası 7-8 masalık ufak bir lokanta. Ahım şahım bir tabelası bile yok girişinde.

Şnitzel ve patates salatası sipariş ettikten sonra sevimli hareketler ile garsondan izin alarak mutfağa girdim ve şnitzelin nasıl yapıldığını inceledim. Aslında gayet basit, hafif dövülmüş et önce una, sonra yumurtaya, sonrada galeta ununa bulanıp, daha sonra bol yağda kızartılıyor. Ama tabii işin incelikleri var, bunu da sağ olsun ustadan öğrendik.



Öncelikle iyi şnitzel süt danasından yapılırmış. Eti incecik olmalı ama asla suyu kaçırılmamalıymış, onun için de deli gibi dövülmemeliymiş. Adolf Usta etin üzerine biraz tuz ve karabiber serpiştirdikten sonra, et daha nemliyken iyice una buladı, daha sonra çırpılmış yumurtaya daldırdı ve en son olaraktan galeta ununa bulayıp kızgın yağın içine attı.


Burada yağın ısısı çok önemli. Eğer yağ çok kızgın olursa galeta unu hemen kararıyor, etin tadını bozuyor. Soğuk olursa da galeta unu yağı emiyor, şnitzel vıcık vıcık oluyor. Etler altın sarısı renge geldikten sonra, tavadan alınıp fazla yağını emmesi için kısa bir süre kâğıt havlunun üzerinde bekletiliyor.


Yanına sadece bir parça limon konup servis ediliyor. Kesinlikle domates, salatalık gibi gereksiz garnitürler konmuyor!



Buz gibi bira, hafifi ılık bir patates salatası eşliğinde şnitzelimi yerken mutlu oluyorum, beynim endorfin salgılıyor. Daha önce hiç bir yerde duymadığım, içinde benden başka hiç bir turistin olmadığı lokantada afiyetle şnitzelimi yerken Atila Doğudan’a uzaktan uzağa teşekkürlerimi sunuyorum, biramı Mehmet Yaşin’in şerefine kaldırıyorum. Bu arada bahsetmeden geçemeyeceğim: şnitzelin yanında sunulan patates salatası da oldukça başarılıydı. Sosunun içeriğinde ne var bilmiyorum ama gördüğüm kadarı ile sadece incecik kesilmiş kırmızı soğan parçacıkları ve yine ince ince kıyılmış Frenk soğanı konmuştu.


Hesap gayet güzel kişi başı 1 porsiyon şnitzel, patates salatası, 2 bira toplam 17 Euro. Bahşişle beraber 40 TL’ye misler gibi yemek yiyip önce garsona teşekkür edip, sonra Adolf Usta’nın elini sıkıp mekândan ayrıldık.

Yemek sonrasında Noel dolayısıyla tüm büyük şehirlerde kurulan festival yerine gittik. Viyana belediye binasının hemen önünde kurulan festival yerinde hediyelik eşya ve yiyecek büfeleri vardı. Şöyle baştanbaşa bir tur attıktan sonra, kalabalığın yoğun olduğu büfeden Glühwein aldık. Glühwein kırmızı şarap, çubuk tarçın, elma kabuğu, portakal, karanfil ve esmer şeker ile hazırlanıyor.
Buz gibi soğuk havada dışarıda durabilmek için birebir. Bu havada sıcacık şarabınızı yudumlarken bir yandan ısınıyor, bir yandan da alkolün etkisiyle mutlu bir yüz ifadesine ve kıpkırmızı yanaklara kavuşuyorsun. Eh bir yandan ısınayım diye löpür löpür sıcak şarabı götürünce kısa sürede de çakır keyif oluyorsun. Şekerli ve hafif baharatlı sıcak şarabı çok sevdik, tez zamanda Türkiye’de de bu içecek keşfedile!



Burada benim dikkatimi çeken bir yiyecek daha oldu. Eritme kaşar peyniri! Koca bir tekerlek peynir ortadan ikiye kesildikten sonra dik bir şekilde bir mengene vasıtasıyla yuvasına yerleştiriliyor. Daha sonra üstten gelen sıcaklığın etkisi ile peynirin üst yüzeyi eriyor ve hatta biraz kızarıyor. Kalın bir mala ile eriyen kısım alınıp ekmeğin üzerine sürülüyor. Son olaraktan üzerine biraz baharat serpiştiriliyor.




Oldukça basit ama bir o kadarda cezp edici bir görüntüsü var. Hiç aç olmamamıza rağmen “hele bir dadına bakak” diyip, birer tane mideye indirdik.


25.11.2009 Viyana
Viyana’daki ikinci günümüzde bütün gün soğuk havaya aldırmadan turistik yerleri gezdik. Eski binalara ise hiç dokunulmamış, şehrin mimarisi hiç bozulmamıştı. Buram buram tarih kokan bu şehir insanı yormuyor, huzur veriyordu. Stephan katedrali, Hofburg sarayı, Belveder Sarayı ve Schönbrunn sarayını gezerken sadece bir iki kez metroyu kullandık, onun dışında her yere yürüyerek gittik.


Dünkü şnitzel güzeldi hoştu ama aklımda yinede Figlmüller’in devasa şnitzeli kalmıştı. Oraya da elbette 1 hafta öncesinden yaptığımız rezervasyonla gitmiştik. Burası son derece turistik olduğundan ve 3 şubesi olmasına rağmen yinede her daim dolu oluyor. Wollzeile sokağındaki en eski şubesine gittiğimizde lokantanın kapısından sokağın başına kadar kuyruk vardı. Boşalan masa olduğunda içerideki görevli kapıyı açıp sadece 4 kişinin girmesine izin veriyordu.


“Açılın efendim açılın, bizim rezervasyonumuz var” diyerek 20 kişinin önüne geçip kapıdaki görevliye ismimi söyledim ve içeri girme hakkına kavuştum. Restoran o kadar ünlü ki akşam saat 9’da bile kapısında kuyruk vardı.

Restoranın spesiyali tabiî ki şnitzel. Onun dışında Cordon bleu de oldukça tutuluyor. Yalnız bu restoranda bira yoktu, sadece kendi bağlarında ürettikleri açık sofra şarabını sunuyorlardı.

Beyaz tatlı şarabı sevdiğimizi söyleyince, garsonumuz bize Welschriesling’i önerdi. Güzel bir aroması olan hafif tatlı bir şaraptı, güney Avusturya’da yetişen üzümlerden yapılıyormuş. Ayrıca sunumu da oldukça güzeldi. Garson 250 ml. küçücük bir sürahide getirdiği şarabımızı kadehi tepeleme değil de, üzerinde 1/8 yazan seviyeye kadar doldurdu. Bizde en sevmediğim şeylerden biri de ufacık kadehlere tepeleme doldurulan şaraplardır. Yemekten anladığım kadar şaraptan anlamam ama şarap büyükçe bir kadehe az konmalıdır. İçmeden önce koklanmalıdır, hafifçe çevirdikten sonra bir daha koklanmalıdır. Daha sonra küçük bir yudum alırken burnunuza kadehin içinden tekrar şarabın kokusu gelmelidir. Az konmasının sebebi ise, yavaş yavaş içilen şarabın ısınmasıdır.


İlk kadehleri bitirmemize yakın garsonumuz bir elinde patates salatası diğerinde de şnitzel ve cordon bleu ile geldi.

Tavuk etinden yapılmış Cordon Bleu görüntü olarak şnitzele benziyor, fakat içerik olarak biraz farklı. İncecik açılmış kocaman bir dilim etin içine yarısını kaplayacak şekilde kaşar peyniri ve jambon konduktan sonra katlanıyor. Daha sonra şnitzel gibi un, yumurta ve galeta ununa bulanıp bol yağda kızartılıyor. Ortadan ikiye kesildiğinde hafiften eriyen kaşar peyniri lezzet şelalesi gibi akıveriyordu.




Benim tabaktan taşan dev şnitzel ise muhteşem görünüyordu. Her ne kadar ünlü gurmemiz Ahmet Örs Immervoll’un şnitzelini daha çok beğenmişse de ben Figlmüller’ inkini daha çok sevdim. Et incecik olmasına rağmen kesinlikle yağda kızartılırken kurutulmamıştı, etin suyu içinde kalmıştı. Kocaman şnitzeli bitirene kadar oldukça zorlandığımı itiraf etmeliyim. Zaten yan masalara baktığımda birçok kişi şnitzelini bitiremiyor, daha sonra yemek üzere paket yaptırıyordu.

Patates salatası burada da çok hoşuma gitti. Soğan, maydanoz, sumak ve haşlanmış patatesle yapılan bizim usul patates salatasına göre çok daha lezzetli, çok daha güzeldi. Dayanamadım elime kâğıt kalem alıp, garsona içine neler konduğunu sordum. Patatesler haşlandıktan sonra soğutulup, ince ince kesilip biraz ince kıyım kırmızı soğanla karıştırılıyormuş. Daha sonra üzerine et suyu, beyaz şarap sirkesi, hardal, şeker, tuz, karabiber ile hazırlanan bir sos ekleniyormuş. Hafifçe karıştırıldıktan sonra patateslerin nişastası ile sos biraz koyulaştıktan sonra, üzeri kapatılıp buzdolabında 4-5 saat bekletiliyormuş. İyice oturmuş olan sosu koyu bir kıvama geldikten sonra salata tekrar oda sıcaklığına gelmesi için dışarıda bekletiliyormuş. Avusturya usulü patates salatası dedikleri işte budur. Şiddetle tavsiye ederim. Sosisin yanına, ızgara etin yanına misler gibi gidiyor.

Peki, nasıl oluyor da bu kadar büyük bir et çıkartılıyor? İşte işin sırrı zaten burada. 3 cm olarak kalınca bir dilim olarak kesilen et, daha sonra ortadan ikiye tekrar kesilip (iki parçaya ayırmadan) kalınlığı 1-1,5 cm. düşürülüyormuş, daha sonra tekrar ortadan ikiye kesilip (iki parçaya ayırmadan) iyice inceltiliyormuş. Son olaraktan dikkatlice dövülerek iyice inceltilip yuvarlak bir forma sokuluyormuş.
Burası biraz turistik olduğu için, fiyatlar daha yüksek, şnitzel 13 Euro, patates salatası 3.80 Euro. Ama şarap çok ucuz. 2 kadehi 3.40 Euro.

Şnitzel sonrası güzel bir kahve içmek ve Avusturyalıların meşhur Sachertorte’sini yemek için senelerdir bu işi yapan Cafe Sacher’e gittik. Pastaya ismini veren bu kafe-otel işletmesindeki lezzetin sırrı hala eski tariflere sadık kalmalarında yatıyor. Hiç bir şeyi değiştirmemişler. Tabiî ki yeni çeşit tatlılarda çıkartıyorlar ama temelde her şeyi eski tarifler üzerinden hazırlıyorlar. Rivayete göre 17. yüzyılda Viyana kapılarından çekilen Türkler, kahve çuvallarını burada bırakmışlar. Kahveye bizim sayemizde alışan Viyanalılar zamanla özgün bir kafe pastane kültürü yaratmış.
Bir asırdan fazladır hizmet veren, eski yüksek tavanlı, antika mobilyaları, tabloları ve avizeleri ile çok şık bu mekânda az! Yemek yediğimiz için kendimizi ödüllendirdik ve 3 adet tatlı siparişi verdik.
Önden Apfenstrudel (Elmalı turta) aldık. Aslında Sachertorte kadar elmalı turtada bir Avusturya klasiği. Baklava hamuru gibi ince bir hamur içerisinde biraz limon ile tatlandırılmış haşlanmış elma vardı. Hoş bir ceviz tadı ve tarçın kokusu birleşip şölensel bir tat ortaya çıkartmıştı. Her ne kadar bu tatlının orijini Türk baklavası olsa da hamuru şerbetli olmadığı için tatlandırmak için üzerine pudra şekeri serpilmişti.


İkinci tatlımızı ise Topfenstrudel oldu. Topfen’ın tam Türkçe karşılığı yok, ama bir çeşit lor peyniri gibi bir şey. Hani o cheesecakelerde kullanılan peynirli bir krema vardır ya, ona benziyor. Kahvemizin yanında inceden inceden götürdük.
Lezzet uçmuş gitmiş, keyif tavana vurmuş. Bu noktaya gelmişken Sachertorte ile son noktayı koyduk. Görüntü itibariyle çikolatalı keke benziyordu. Etrafında çikolatadan bir katman vardı. Kekin içinde de çok hafif kayısı marmeladı vardı. Çabuk bitmesin diye ufak lokmalarla yediğimiz lezzet bombardımanıydı.


Tatlıları yerken Viyana’nın güzel kahvelerinden içmeyi ihmal etmedik. Ben her zamanki gibi sıcak çikolata istedim. Özenç ise Melange aldı. Bizim kırk yıllık cappuccinoya Avusturyalı kardeşlerimiz “Melange” diyorlar.

Yaklaşık 1 saat oturduğumuz ve güzel tatlılar yediğimiz Cafe Sacher’de güzel zaman geçirdik. Yediğimiz her bir tatlıdan ayrı ayrı keyif aldık. Viyana’ya yolunuz düşerse bu Sacher Cafe’ye uğrayın, kendinizi gerçek bir Viyanalı gibi hissedin.

13 yorum:

elvis dedi ki...

Öff be bilader...aç karnına okunmuyor ki yazdıkların :) Çok ara veriyosun çok acıkıyoruz ...daha sık yaz :)

Mypat Bobo dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Mypat Bobo dedi ki...

Selanik'te o işkembeciye, Hacı isimli tatlıcıya ve nefis kalamar ızgaraları olan Aristotelou Ouzerie'ye, Bangkok'ta Nooddie'ye, Siem Reap'te pizzacıya, Paris'te Le Bar a Huitres'e sırf siz tavsiye ettiniz diye gittim. Hepsinden de çok memnun kaldım. Çok teşekkürler. Çok selamlar, saygılar...Her yazdığınızı en az birkaç defa okumaktan çok zevk alan bir seyahat tutkunu...

cem dedi ki...

Farkındamısınız bilmiyorum ama , sizin gezileriniz bir çok kişiye ilham kaynağı oluyor. İki gün sonra hemen hemen sizin rotanızın aynısını Bosna-Hırvatistan ve Karadağ olarak yapacağız. O resimlerden sonra mutaka gitmeliyiz diye düşündük. Dün de Viyana da kulaklarını çınlattım. Takiptesiniz. Sevgiler.

Löplöpcü dedi ki...

Mypat Bobo: Blog'umu okuyup, benim gittiğim yerlere gitmenize, memnun kalmanıza sevindim. Ama yolda yürürken arabayla yanımdan geçip beni tanımanıza çok ama çok şaşırdım/sevindim. Meşhur mu oluyoruz ne?!?! Mayadrom yakınlarında oturuyorum, bir gün çay-kahve içmek için buluşalım.

Cem: Çok teşekkürler.. Bende bizimkine benzer bloglardan gezi yazılarını okuyup, bepenilen yerlere gidiyorum. Sizlere faydalı oluyorsa ne mutlu bize

angelic dedi ki...

viyana'dan döneli iki ay olmasına rağmen apfelstrudel halen rüyalarıma giriyor :)cafe central'da yediğim apfelstrüdel'i ben daha çok beğendim.Immerwoll'ü bir dahaki gidişimde mutlaka deneyeceğim :)bir de plachutta var gitmek istediğim. umarım en kısa zamanda tekrar yolum düşer viyana'ya.
güzel tatlar hep damağınızda olsun sevgiyle kalın.

Ahmet AKBULUT dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Ahmet AKBULUT dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Ahmet AKBULUT dedi ki...

Demel'e neden gitmediniz ?

Ahmet AKBULUT dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Zeyno'nun annesi dedi ki...

Sevgili loplopculer, yazilarinizi keyifle okuyorum. Viyana ile ilgili tavsiyenizi de dinledim ve weihburggasse 17 numaradaki restorana gittim, ancak adi immerwoll degil, gast haus poschl olmus. Restoranin orasi oldugunu, mutfaktaki ustadan tanidim :)
İcerisi tika basa doluydu, ancak biraz bekleyip yer bulabildim. Duvarlardan anlayabildigim kadariyla, 2012 yilinda 2 odul kazanmislar, dolayisiyla artik pek lokal bir yer degil, biraz turistik bir mekan kivaminda. Son not olarak ise fiyatlar artmis :) dana sinitsel ve 1 kadeh sarap, 21 euro...ama kesinlikle guzel

Löplöpcü dedi ki...

Teşekkürler Zeyno'nun Annesi.

Immervoll iki ortak tarafından işletiliyordu, ortaklarden biri malesef ayrılmış ve şehir dışına taşınmış. Familie Poschl aynı mekanda devam ediyor.

Adsız dedi ki...

viyanada nerede konaklamamizi tavsiye edersiniz?

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World