13 Haziran 2010 Pazar

Orta Avrupa Turu - 3 ÇEK CUMHURİYETİ


Bölüm 3/3 – ÇEK CUMHURİYETİ

28.11.2009 Plzen – Prag
Sabah Almanya’dan kiraladığımız araba ile Waidhaus-Rozvadoz sınırından geçerek Çek Cumhuriyeti’ne gittik. Bir turisti gezgin yapan, yerel bir otobüsle yapacağı bir yolculuk veya ana yoldan patikalara sapmasıdır. Çek Cumhuriyeti’ne giden turistler Prag’a gider ama gezginler ise iç kısımlara uzanır...


Prag’a gitmeden önce –iyi ki gitmişiz- dediğimiz Plzen’e bir kaç saatliğine uğradık. Dünyadaki biraların yarısından çoğu pilsen usulü üretilirmiş. Plzen’in adı da bira üretiminden geliyormuş. 1848 yılında kurulan Prazdroj Bira fabrikası şehrin adeta simgesi olmuş. Yılların fabrikası olmasına rağmen fabrika halen faal ve ciddi bir bira üretimi var. Şehre gelen turistleri de Pilsner Urquell Bira Fabrikası Turu ile gezdirerek gayet güzel para kazanıyorlar. Bir buçuk saat süren İngilizce tura katılıp bizde biranın nasıl yapıldığını görelim dedik.





Önce rehberimiz eşliğinde otobüs ile fabrikanın içine girip üretim bantlarının olduğu yerde son şişe hattını gördük. Burada rehber kaç çeşit bira üretildiğinden, kutu bira ile şişe bira arasındaki farklardan bahsetti.





Daha sonra tekrar otobüse binip müzeye gittik. Önce bize biranın tarihini ve nasıl elde edildiğini gösteren kısa bir film izlettiler. Yerin bilmem kaç metre altından alınan doğal kaynak suyu ısıtılıp, malt haline dönüştürülmüş arpa taneleri ile karıştırılırmış, daha sonra şerbetçi otu karıştırılırmış. Çok basit gibi gözükse de, oldukça uzun, karmaşık ve özen isteyen bir süreç.




Bir de kocaman fıçılarda damıtılmamış biranın bekletilmesi gibi bir durum söz konusuymuş. Oldukça nemli ve soğuk bir mahzende duran bu fıçılarda sanki şarap üretiliyormuş gibi bekletiyorlardı. Alkol oranı günlük olarak kontrol edilip kıvamına gelince şişelemeye gönderiyorlardı. Eh buraya kadar gelmişken yorgunluk kahvesi niyetine bize damıtılmamış (filtre edilmemiş) bira ikram ettiler. İsteyenlere küçük bardak, isteyenlere büyük...


Eğer Çek Cumhuriyeti’ne giderseniz, ne yapın edin, Plzen’e bir uğrayın. Bira fabrikasını, üretimin nasıl yapıldığını izleyin. Asla zaman kaybı değil!


Tur sonrası, fabrikanın hemen yanında yer alan Na Spilce Restaurant’a soluklandık. Burada Çek’lerin meşhur ekmek içi çorbasının tadında baktık. Bizim ekmek arası dönerimiz varsa, Çek’lerinde ekmek içi çorbası var. Kabuğu sertçe siyah ekmeğin içi oyulduktan sonra içine çorba konuyor. 5-6 dakika sonra çorbanın bitmesine yakın, ekmeğin yan çeperleri yavaştan yumuşuyor ve isterseniz ekmeği de yiyorsunuz. Çorbanın çokta aman aman bir lezzeti yoktu gerçi ama ilginç görüntüsünden dolayı denemeye değer. Sanırım Kadıköy’de buna benzer bir çorba yapan balkan göçmeni bir amca varmış. En kısa zamanda gitmek lazım.



Ana yemek olarak limon soslu kremalı dana fileto ve baharatlı domuz bifteği aldık. Dana filetonun görüntüsü oldukça güzeldi. Kocaman bir tabağın içince küçücük 2 parça dana eti, üzerine limonlu krema sosu, yanında da “houskove knedliky” dedikleri patatesle ekmek arası garip bir şey vardı. Alman ve Avusturya mutfağında da sık kullanılan bu ekmeğimsi şeyler (Almanca Semmelknödel) soslu yemeklerin yanına konuyor. Yemeğin suyunu bununla sıyırıyorsun. Ama sadece bu neymiş diye tadına bakmayın, gayet lezzetsiz bir hamur parçası.


Domuz bifteği bu restoranın spesiyallerindenmiş. Sarımsak, baharat ve siyah biranın içinde 1 gün marine edilmiş et yumuşacıktı. Et dediğimiz şey işte budur dostlar. Tam istediğim gibi pişmişti, dışı güzel içi ise pembe kalmış, suyu kaçmamıştı. Domatesli barbekü sos ise ete acayip yakışmıştı. Garnitür olarak verilen patates püresinin içinde yağda çevrilmiş taze soğan parçaları vardı, inanılmaz lezzetliydi.



Tabi bunların yanında bira içtik. Bira alternatifi oldukça fazla. Beyaz bira, koyu bira, siyah bira, filtre edilmemiş bira, yüksek alkollü bira. Fabrikayı ziyaret ettiğimizde filtre edilmemişi denemiştik, o yüzden bu seferde koyu bira denedik. Görüntü olarak sanki kola ile birayı karıştırmışlarda getirmişler gibiydi. Lezzeti ise bizim bildiğimiz biraya göre daha tok, sanki meşe fıçı içerisinde yıllandırılmış kırmızı şarap gibi yoğundu. Sanırım Türkiye’de yıllarca tek tip bira üretildiğinden dolayı ve bizde bununla doğup büyüdüğümüzden dolayı mis gibi Efes Pilsen'in yerini bence hiç bir bira dolduramıyor.

Na Spilce’de lezzetten kafanız tavana vurmuyor, başınız dönmüyor ancak güzel bir ortamda kaliteli bir yemek isteyenler için iyi bir alternatif. Çok turistik bir şehir olmadığı için yemekler de uygun fiyatlı. Biz kişi başı 200-250 CZK hesap ödedik. 1 Euro=25 CZK.

Karnımız doydu, biraları çektik artık Prag’a gitme zamanı. Tabi kafalar güzel, şehir merkezinden otobana nasıl çıkacağız tam kestiremiyorsun. Hiiiiç utanmadan sıkılmadan pencereyi açıp yanımda duran arabanın içinde şoföre “Prag?” diye sorup çıkışı bulduk. Otobandan 90 km gittikten sonra 1 saatte Prag’a vardık. Vardık varmasına da otobanın neresinden çıkacağız belli değil. Döndük dolaştık, bir yerlere girdik çıktık tam 45 dakika dolandıktan sonra şehir merkezine girdik. Ama bizim pansiyonun oraya nasıl çıkacağız? Hah tam buranın arka sokağı diyoruz, tek yön olduğu için giremiyorsun. Sinirlerim iyice gerildikten sonra nihayet pansiyonun oraya geldik. Siz siz olun yurt dışında hele hele bir başkentte araba kiralarsanız mutlaka ama mutlaka 5-10 Euro daha fazla para verin arabayı GPRS’li olarak kiralayın, zaten kısıtlı olan zamanınızı boşuna harcamayın.

Platan Pansion şehrin göbeğinde ve oldukça ucuz. Double odaya gecelik 28 Euro ödedik, hem de kahvaltı dâhil!!


29.11.2009 Prag
Annemle beraber 2003’te Beşiktaş maçı için geldiğim Prag’a ikinci ziyaretim. Tecrübeli olduğum için rehbere filan gerek yok, gezilecek yerler, yemek yenecek yerler daha Türkiye’deyken belliydi. Şehir meydanı Noel dolayısıyla panayır yerine dönmüştü. Tatlıcılar, sosisçiler, patatesçiler, kestaneciler, hediyelik eşya satanlar yavaş yavaş stantlarını açıyorlardı.

Bir kaç tane stant vardı ki bahsetmeden geçemeyeceğim. Tredelnik Çeklerin ve Slovakların 5 çayında yedikleri bir hamur işi. Bizim kokoreç’e benzer bir düzeneğin üzerinde elde açılan hamurlar şişe diziliyor, daha sonra alttan yanan alevin üzerinde kısa bir süre pişiriliyor. Pişen hamurlar son olarak isteğe göre tarçınlı veya karamelli şekere batırılıp yeniliyor. Oldukça hafif bir yiyecek. Hele birde ocaktan yeni çıkmış sıcak sıcak olunca insanın damağında unutulmaz bir tat bırakıyor.


Bir de Çek’lerin Langose dedikleri bir tatlı var. Konsept olarak bizim pişiye benziyor. Hani lokma gibi hamur hazırlanır, yağda kızartılır. Ama şerbete batırılmadan, sıcak sıcak kahvaltıda yenir, genelde 4-5 cm çapında pofuduk bir şey olur. Çeklerin Langose’si ise 30-40 cm çapında pizza gibi bir şeydi. Görür görmez fotoğraflarını çektik ve langoseleri pişiren ustaya Türkçe olarak “İnsan yiicek bunları insaaaan” dedik.


Kısa bir yeme içme faslından sonra Karl köprüsünden geçip ve nehrin öbür tarafında hemen sağ taraftaki Vojanovy Sady bahçeleri gezdik. Yemyeşil çimenlerin üzerine dökülen ağaçların yaprakları arasında banka oturup cebimizdeki fıstıkları götürdük. Sessiz, sakin ama bir o kadarda renkli bahçede huzuru bulduktan sonra yediklerimizi eritmek için kaleye doğru tırmandık. St. Nickolas kilisesini ve St. Vitus katedrali gezip, kalenin tepesinden güzelim Prag manzarasına bakarak iç geçirdik.

Gezi yorumları sitesinden arkadaşım Korcan’nın tavsiye ettiği Kavarna Pekarstvi pastanesi Karmelitske caddesi üzerinde. Çeşit çeşit pastalar ve içecekler var. Biz tabi buraya gelipte ne yiyeceğimizi bilmediğimizden vitrinde görümüze çarpan şeylerden ortaya karışık söyledik.



Ne yalan söyleyeyim, tatlılarda pek bir numara yoktu, yada bir doğru tatlıyı alamadık, ama içimizi ısıtan süper bir içecek keşfettik. Grog kısaca Çeklerin Glühwein’ı gibi bir şey, fakat kırmızı şarap yerine rom kullanılıyormuş. Detaylarını bilmiyorum ama gerçekten soğuk kış günlerinde denemek gerekir. (38 CZK)


Akşamüstü otelde biraz dinlenip biraz güç topladıktan sonra soluğu şehir meydanında aldık. Sosisçiler her yerde olduğu gibi burada da başköşedeydi, hem de hepsi kömür üzerinde yapıyordu. Sadece 1 adet alıp Özenç’le paylaştık. Vallaha bu Çekler bu işi daha iyi biliyorlar. Dışı sert içi sulu sulu. Sosisi ısırınca önce kütür diye bir ses geliyor, sonrada içindeki etin suyu, yağı, lezzeti ve erimiş kaşar peyniri hepsi birbirine girip ağzınızda dağılıyor.





Esas sıra geldi domuz çevirmeye. Nasıl bizim kuzu çevirmemiz varsa, Çeklerinde domuz çevirmesi var. Daha önce bir kaç kez yurt dışında domuz eti yemiştim, çevirmesini hiç yememiştim. Sanırım butları direk şişe geçirip odun ateşinde pişiriyorlar. Kaç gram istediğini söyleyip sıraya giriyorsun. Eleman bizim döner bıçağına benzer uzun bir bıçak ile butlardan kesip plastik tabağa koyuyor. Başka bir kişide gramajını tartıp, bir dilim ekmekle servis yapıyor.

Allah günahlarımı affetsin ama bir et böyle mi güzel olur? Pembe pembe etler dişlerimi kullanmama hiç gerek kalmadan dilimle damağım arasında eriyip gidiyor. Üzerine hiç bir şey atmadan sadece sıcak şarap ile yediğim bu et, tüm gezi boyunca Çek Cumhuriyetindeki en güzel lezzetti.



30.11.2009 Karlovy Vary
Prag’dan 120 km uzaklıktaki Karlovy Vary’ya 2003’te geldiğimde gidememiştim. Burası termal banyoları, şimdiki adı ile “spa”ları ile ünlü bir kaplıca şehri. İnsanlar 1 haftalık turlar ile gelip kemik hastalıkları, cilt bozuklukları gibi hastalıklara karşı şifalı sularda tedavi görüyorlarmış.

Bizim termal suya gireceğimiz yok tabi ama gidip bir görelim dedik. Arabayı park edip şehir merkezine yürürken atıştırmalık bir şeyler almak için stantlara doğru yanaştık. O ne? Devasa bir tekerlek peynir. Çeyrek dilim peynire bakın, birde benim vücuduma bakın (boyum 1.88)
Öhhh be kardeşim, kim bilir nasıl da güzeldir diyerek 250 gram kestirip tadına baktık. Ekmek yok muydu kardeşim yahu derken kaşla göz arasında iki lokmada peynir mideye indirildi. Son derece başarılı!
İleride bir başka stantta çay kahve ve çeşitli alkollü içecekler satılıyordu. Sabah sabah içimize bir titreme gelince acil durum içeceği olan Grog içtik. Bu arada gayet iyi İngilizce konuşan esnafa grogu yavaş yavaş hazırlamasını ve bizlere anlatmasını istedik. Aslında yapımı oldukça basit. 4 cc Bozkov marka rom, bir bardak sıcak su ve 2 kaşık şeker ile karıştırılıyor, hepsi bu kadar. Özellikle kış aylarında dışarıda çalışanlar ve hasta olanlar içermiş. Şahane bir kış içeceği daha keşfetmenin mutluluğu ile gezimize devam ettik.


Çeklerin milli içkisi aslında Becherovka http://www.becherovka.cz/o_becherovce. Karlovy Vary’da üretilen bu içki anason ve tarçın ağırlıklı olmak üzere 32 çeşit baharattan yapılan bir likör. Esas olarak yemeklerden sonra, iyice soğutularak servis ediliyormuş, sindirim için iyi geliyormuş. Tabii kural kaidelere uyan kim? Kimisi önden iştah açmak için içer, kimisi soğuk havada ısınmak için içer. Ben ise boğazım ağrıdığında bir kapak atmak suretiyle ilaç niyetine içenlerdenim.
Karlovy Vary’da güzel bir gün geçirdik. Nehrin kenarından şehri boydan boya bir aşağı birde yukarı doğru yürüdük. Ama pek bir şey yemedik, nitekim burası hayli turistik bir yer ve fiyatlar Prag’dan bile pahalı. O yüzden akşamüstü Prag’a gidip, U Fleku Restaurant’a gittik. Aslında buraya tam olarak restoran denilemez, birahaneye daha çok benziyor.
Daracık ara sokaklardan birinde bulunan U Fleku’yu sokakta yürürken görüp de girmeniz mümkün değil. Buraya bilen geliyor. Bunun sebebi 500 yıllık bir birahane olması ve aynı anda 1200 kişiye hizmet verebiliyor olmasıymış. 9 farklı oturum salonu olan birahanede genel olarak ortaçağ atmosferi yaşıyor.
Üzerinde örtü bile olmayan tahta masamıza oturur oturmaz, garson buranın kendi üretimi olan siyah biralarımızı getirdi. “Ya kardeş, normal bira yok mu?” filan derken, garson kendinden emin bir şekilde, “Burası U Fleku, burada sadece U Fleku birası vardır” cevap verdi. Amcayı kırmayalım bari diyip, son gecemizin keyfini akordiyon çalan teyze eşliğinde “Flekovský ležák” marka siyah bira ile çıkarttık. %13 alkollü ve çokta soğuk değil. Oldukça kuvvetli. O yüzden garsonun tavsiyesi ile hemen bira atıştırmalıklarından aldık.



Pivní sýr tam Türkçesi ile biralık peynir anlamına geliyor. Üzerinde biraz kırmızı toz biber ve kırmızı soğan parçaları ile birlikte ve kızgın yağa batırılmış iki dilim siyah ekmekle servis edildi. Ekmeğin kendisi çok lezzetliydi. Krem peynir ise hem biraz tuzlu olduğu için hem de üzerindeki soğan parçalarından dolayı insanı kana kana içirtiyordu. Sadece biralık peynir ile birer bardağı (400 ml) devirdik.


Biralarımızın bittiğini gören garson, sorgusuz sualsiz, ikinci bardakları masamıza indirdi. Ardından gelen Shopska salat bizim çoban salataya oldukça benziyordu. Meğer literatürde, Yunan salatasından başka birde Bulgar Salatası varmış. Arasında pek fark yok ama genel olarak Yunan salatasında zeytin ve kekik olurmuş. Neticede bizim çoban salatanın üzerine lor peyniri konmuş hali. Ah bizde şu yemeklerimizi uluslar arası literatürlere bir sokabilsek.


İkinci biralık peynir olarak ızgara hellim geldi. Mangalda hafiften ızgara edilmiş iki dilim hellimin üzerine birazcık kimyon konmuş, yanında ise kırmızı soğan, turşulanmış sarımsak ve arpacık soğan vardı. Aynı peynir bizde de var ama bu kadar güzel bir sunum ile masaları süslemiyor. Sanırım biz pazarlamayı pek bilmiyoruz.

2. biraları da devirdikten sonra ana yemeklerimiz geldi. Ben “U Fleku tabağı” aldım. Zengin bir tabak oluşturulmuş ve her şeyden karışık olarak konmuştu. Çeyrek ördek, sosis ve löp et başta olmak üzere, garnitür olarak beyaz lahana ve karalâhana ile ayrı ayrı yapılan sıcak bir yemek, patates ve knedliky vardı. Ördek biraz sertti ama etler gayet güzeldi. Esas güzel olan karalâhana ile yapılan garnitürdü. İnce ince doğranan karalâhanalar sirke ve limon suyu konularak 10 dakika bekletiliyor. Sıvı yağda eritilen toz şeker karamelize edildikten sonra üzerine lahanalar ve ekşi elma rendesi ekleniyor. Az suyla biraz haşlandıktan sonra üzerine kırmızı şarap, çok az un ve tuz&biber ekleniyor.


Özenç ise ızgara sosis aldı. 2 adet sosisin yanında yeşillik, lahana, fırınlanmış patates, ketçap, mayonez ve bayır turpu ezmesi vardı. Hamburg gezisinde anlattığım bayır turpu ezmesi sosislerin yanına pek bir yakışıyor. Tadı acı bir hardala ve Japonların suşi kullandıkları wasabiye benziyor.
Yemeklerle beraber 3. biralarda bitti. Artık ilk başta o beğenmediğimiz bira, şerbet gibi gidiyordu. 4-5 derken iyice kelle olduktan sonra, finalde olarak cila niyetine birer tane Becherovka içtik. Buz gibi Becherovka önce boğazınızı yakıyor sonra midenize kadar giderken, yemek borusunda bir alev topunun ilerlediğini hissediyorsunuz, fakat mideye ulaştıktan sonra bir anda rahatlama hissi tüm vücudunuzu kaplıyor. Dedim ya Becherovka’nın esas olayı sindirim içinmiş. Yiyiyorsun içiyorsun, sonra bir Beckerovka atıyorsun -tak- makine sıfırlanıyor.

U Fleku biraz pahalı bir yerdi. Kişi başı 650 CKZ civarı hesap ödedik ama yemeklerin lezzetinden çok, güzel bir ortamda bulunmanın şerefine sonuna kadar hak etti.

Orta Avrupa Hakkında 5 şey
1. Almanya’ya sık sık iş seyahatine gidenler olur ama turistik gezi yapan çok azdır. Oktoberfest için Münih’e, Christkindlesmarkt için Nürnberg’e şimdiden bir uçak bileti ayarlayın.

2. Turla gidip boşu boşuna komisyon kaptırmayın, ucuz bir uçak bileti bulduktan sonra araba kiralayın ya da tren ile seyahat edin. Türk ehliyeti ile ben Almanya’da kiraladım, hiç bir sorun yaşamadım

3. Avusturya’ya eski şehir merkezi Kärntner Strasse çevresinde iç içe geçmiş sokaklardan oluşuyor. Kendinizi bu labirentte sokaklara atın, sokakların birinden diğerine geçerken kaybolun.

4. Ne Almanya’da ne de Avusturya’da sık sık karşınıza çıkacak “Türkisch Döner” yemeyin!

5. Çek Cumhuriyeti hem Almanya’ya hem de Avusturya’ya göre çok ucuz. Hele hele Prag dışındaki şehirlerde 15 Euro'ya pansiyon bulursunuz, 10 Euro'ya mükellef bir yemek yersiniz.











4 yorum:

simdilik dedi ki...

Merhaba Semih Bey,
Yaklaşık 2 yıldır blogunuzu takip ediyorum. Öncelikle bu güzel paylaşımınız için size teşekkür ederim. Mart ayında Prag-Viyana yapacağım. Bütün yazdıklarınızı not aldım. Fakat yazılacak ülkeler listesinde Avusturya gördüm. Orda nerede konaklamıştınız öğrenebilir miyim?

Löplöpcü dedi ki...

Merhabalar;
Avusturya'ya gittiğimizde ablamların evinde kaldık, Villach'ta oturuyorlar.

simdilik dedi ki...

Tamamdır, çok teşekkür ediyorum.

Hilmi Durak dedi ki...

ilginç bir ülke........

http://jemneperliva.blogspot.com.tr/2014/06/cek-cumhuriyeti-hakknda-ksa-bilgiler.html

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World