12 Temmuz 2010 Pazartesi

Girit - 1.Bölüm

Bu yazımda uzun zamandır yazmak istediğim ama bir türlü cesaret edemediğim bir gezimizi anlatacağım. Allahın adası dersin ama o kadar yer gezdik, o kadar farklı yemekler yedik ki hangi birini nasıl yazacağım diye açıkçası çekiniyordum. Yunanistan en büyük adası olan Girit’e 2008’de yaptığımız 1 haftalık yolculuğun tadı hala damağımdadır. Ahtapot, kalamar, karides gibi deniz ürünlerinin dibine vurduğumuz, envai çeşit Ege otlarına doyduğumuz, tavşanından keçi etine kadar Girit’in gerçek yerel lezzetlerini bulabildiğimiz bu gezide Yunan mutfağına aşık oldum desem yeridir. 

Adada yanlız bir tek şeyin eksikliğini yaşadık oda balık. Akdenizin ortasında yer alan bu koca adada, tamam balık vardı ama İstanbul’a göre hem çok az hemde çok pahalıydı. Meğer Akdeniz’e Yunanlılar mavi çöl derlermiş, balıkta Ege’den gelirmiş.

5 kişilik löplöpçü ekip ile bu durumuda önceden planlayıp sırf balık yemek için komşuya karadan giriş/çıkış yatpık hemen yanıbaşımızdaki Dedeağaç’a uğradık. İçimizi titreten, aklımızı başımızdan alan, kendimizden geçiren devasa deniz ürünleri tepsisi ile balığa doyduk.


27/09/2008 Dedeağaç – Heraklion

Bir tura katılıp yurt dışı tatili yapmaktan pek zevk almam. Boşu boşuna hem acentaya komisyon verip, hem de rehberin istediği saatte istediği yerde yemek yemeği kabullenemem. “Sırf balık yemek için” şakası bir yana İstanbul’dan Girit’e direk uçuş olmadığından, Olimpic Airways’de Atina aktarmalı İstanbul-Girit-İstanbul uçuşuna bayram dolayısıyla 500 € gibi bir astronomik bir fiyat verdiği için, otobüsle komşuya giriş yapmayı, İpsala sınır kapısından sadece 54 km uzaklıktaki Dedeağaç’a (Alexandroupolis) geçip, Yunanistan’ın ucuz havayolu firması Aegean Airlines ile Dedeağaç-Atina-Heraklion uçmayı planladık. Yolculuk biraz meşakatli oldu ama, Girit’te gidiş dönüş sadece 179 € ödedik.

Bir gece evvelden geldimiz Keşan’da Çetin Hotel’de konakladık. Sabah kahvaltısını otelde almayıp, Aşkın Baba’nın tavsiyesi ile Trakya Köfte & Çorba salonunda işkembe içtik. Her ne kadar Türkiye’nin en önemli yeme içme kültürü güneydoğuda olsada ben Trakya’yı seviyorum arkadaş. Sabah sabah köfte yiyen mi dersin, akşamları orucunu bismillah diyip suyla açan, akabinde bir yudum da rakısından alan mı dersin, ne ararsan var...


Biz en azından efendi gibi İşkembe çorbamızı içip sabah sabah içimizi ısıttık. Terbiyesi yerindeydi, parçalarda büyük büyük kesilmişti. Keşan için oldukça başarılıydı. Özenç’in işkembe ile arası iyi olmadığı için o mercimek içti.



Otogar’a gitmeden önce otele dönüp Çanakkale’nin meşhur peynir helvasından yemeyi ihmal etmedik. Balıkesir’in höşmerim tatlısına benziyor ama biraz farklı. Çetin Otel’de yediğimiz peynir helvası Çanakkale limandaki Babalık Pastanesi kadar güzel olmasada, işkembenin üzerine afiyetle gitti. Peynir, irmik ve yumurta sarısı ile yapılan peynir helvasının fırınlanmış veya fırınlanmamışı oluyor. Bence Babalık’tdaki fırınlanmışı daha güzel, yanında bir top dondurma ile insanda düz duvara tırmanma isteği uyandırıyor.

Otogarda Ayhan ve Meryem ile buluştuktan sonra 11:00 gibi bindiğimiz Derya Tur’un Bursa’dan gelen otobüsüyle 25 dakikada sınıra geldik. İşlemler bizim tarafta 45 dakika, Yunan gümrüğünde de 45 dakika sürdü. Otobüsten inip , harç puludur, Duty Free alışverişidir derken, Meriç’i geçip komşuya Kalimera (günaydın) dedik.

Dedeağaç (Alexandroupoli) 50.000 nüfuslu küçük bir şehir. Uçağın kalkmasına 2-3 saat olduğu için şehir merkezinde kısa bir tur atıp limanda dolaştık. Karnımızın acıkması ile ufak bir esnaf lokantasına uğrayıp karnımızı doyurduk. Türkiye’de de olduğunu bildiğim fakat daha önce hiç yemediğim ciğer sarma, kuzu etli bir ot yemeği, kalamar veya karışık ot sipariş ettik.



Ciğer sarma ilginç bir yemek. Soğan, kuzu ciğeri ve kuş üzümü ile hazırlanan iç pilav, “kuzu gömleği” diye tabir edilen ciğerin gömlek yağ zarının içerisine dolduruluyor ve fırınlanıyor. Gömlek zarındaki yağ fırında yavaş yavaş eriyerek, iç pilavın içerisine işliyor ve ortaya muhteşem bir lezzet çıkıyor. Erimeyen yağları ise yememek gerekiyor, zira oldukça ağır bir tadı var. Servis tabağımıza gelince iç harcın sarılı olduğu gömleği üstünde hafifçe yırttırıp, içinden yayılan nefasetli kokuyu duyduk, mükemmeldi. Hele ki dolmalık fıstıkların kavrulmuş buruk tadına, pilavı demlendiren diğer baharatlar arasındaki tat geçişleri de vardı ki, enfes mi enfesti.


Kuzu etiyle yapılan ot yemeğinin ne olduğunu bilmiyorum ama Urla Merkez Lokantasında yediğimiz şevketibostana benziyordu. Etler yumuşacıktı, sebze ise çok pişirilip bayılmamıştı, diri diri ağza geliyordu. Hem sağlıklı hem lezzetliydi.


Kalamara pek girmeyeyim, biraz yavan geldi. İlk başta pek müşterisi olmadı ama biranın yanında zorlayınca bir şekilde gitti.


Karnımızı doyurup, neşemiz yerine geldikten sonra şehir merkezinden bindiğimiz otobüs ile havalimanına gittik. Aegean Airlens’in (Ege Havayolları) uçağı acaba nasıldır, “pırpırlı çıkmasa bari” derken, misler gibi Boing 737’yi gönce pek bir keyiflendik. Hatta uçuş esnasında Pegasus gibi suyu bile parayla vermedikleri için iyi ki tercih etmişiz dedik.

Atina aktarmalı olarak geldiğimiz Heraklion’da önceden http://www.carrentalcrete.gr/ adresinden 7 gün için 150 euro’ya kiraladığım Hyundai Accent 1.5 dizel arabamızı havalimanından teslim aldık. Türk üretimi aslan Hyundai, taaa Girit’lere kadar gelmiş.

Geç saatlerde ulaştığımız otelimize Melpo Hotel Hersonissos www.melpo-hotel.com çift kişilik oda için 18 € ödedik. Odalar pekte konforlu değil ama zaten sadece 6-7 saat geçireceğimiz için, uygun fiyatından dolayı tercih ettik.


28/09/2008 Heraklion – Retimnon – Hanya

400 yıl Venedikliler’in, 250 yıl Osmanlı’nın olan Girit adası oldukça büyük. İzmir’den Atina’ya bir çizgi çekin, işte o kadar büyük. Başlıça iki büyük şehri var, Heraklion ve Hanya .

Oteldeki kahvaltıdan sonra Heraklion’un limanına geldip sahildeki Venedik Kalesini gezdik. Kalede bizim gibi turistleri görünce fotoğraflarını çekmeden edemedim. Annenin sırtında bir bebek, babanın sırtında başka bir bebek, ayrıca 3-4 yaşlarında çocukları ile birlikte kaleyi geziyorlardı. “Ay bizde çocuk var, gezemiyoruz” diyen taze anne-babalara duyrulur!


Heraklion’un şehir merkezinde dolanırken, Titus kilisesini, Morosini çeşmesini, Aslanlı Meydanı ve Eleftheris Meydanını gezdik. Yunanlı kardeşlerimizin ızgaralık ahtapotları nasıl kuruttuklarına şahit olduk. Bizde genelde düdüklüde haşlanan ahtapot daha önceki Yunanistan gezilerimde de belirttiğim gibi önce güneşte 1-2 gün kurutulup daha sonra ızgara veya güveç yapılıyor. S çeklindeki bir çengele kafalarından asılan ahtapotlar ayrıca başka bir tel yardımıyla, bacakları açılarak her tarafının güzelce kuruması sağlanıyor. Daha sonra biraz zeytinyağı sürülüp mangal ateşinde misler gibi pişiriliyor.


Öğleden sonra adanın ikinci büyük kenti olan Hanya’ya gidecektik ama önce yemek yemek için yol üzerindeki Retimnon’a girdik. Şansımıza burada sıkı bir yağmur bastırdığı için hiç çarşı pazar gezmeden Retimnon’a gelme amacımız olan Restaurant Avli’ye uğradık. Avli aslında bizim konseptimize uygun “ucuz ama lezzetli” bir lokanta değil. Burası 1660’lı yıllardan kalma Venedik mimarisine sahip bir evde 1987’den beri hizmet veren, masalara bembeyaz örtüleri olan, su için ayrı, alkollü içeceğiniz için ayrı kadehleri masalarda hazır bulunan çok kaliteli güzel bir restaurant. Şıpıdık terliklerle ve şort mayolarla bu restauranta pek yakışmadık desem yeridir.

Bu restaurantta fevkalade güzel yemekler yedik, kendimizi aristoklar gibi hissettik. Kalamar dolma, venedik salatası, peynirli bebek keçi eti, furiariko, jumbo karides, ıstakoz... hepsi birbirinden güzeldi. 5 löplöpçü tüm yemekleri ortaya söyleyip, hepimiz, tüm yemeklere bir güzel çatal attık.

Kalamar dolma daha önce yediğimiz kalamarlara göre oldukça farklıydı. 3-4 adet bebek kalamarın içerisine, domates soslu, sarımsaklı sanki birazda deniz ürünleri koyulmuş, daha sonrada yine domatesli kırmızı şaraplı bir sosta pişirilmişti. Üzerine de bizim çökertme kebabındaki gibi kürdan patates kızartmalarından konmuştu. “Bizde niye bu kadar güzel bebek kalamar dolma yapamıyorlar kardeşim” diye hayıflanıp, afiyetle kalamarları götürdük.




Venedik salatası ise muhteşem görünüyordu. Göbek salata roka ile harmanlanmış, üzerinede traşlanmış permesan perniri ve kurutulmuş domates eklenmişti. Ah o Girit’in dillere detan zeytinyağı yok mu? Bir de onu boca ettik salatanın üstüne mis mis, ecza dolabı maşşallah.




Peynirli bebek keçi etinden ise pek bir şey anlamadık. Altta biraz domates soslu güzel bir makarna vardı, üstüne yumuşak güzel bir keçi eti koymuşlar. Son olarakta parmesan peyniri ile süslemişler. Aslında makarna güzeldi, parmasanda tazecik ve lezzetliydi ama biz keçi eti yiyeceğiz diye beklenti oluşunca, makarnayı mı beğenelim, küçücük keçi etine mi üzülelelim anlamayadık.

Furiariko ise Avli’nin spesiyal yemeklerinden biriymiş. Daha Girit’e gitmeden Avli’de bunu yemeyi kafama koymuştum. Furiariko’da keçi etinden yapılıyor, bizim tandır gibi uzun uzun pişirilen etler lokum haline gelince üstüne basıyorlar kekikli, ballı bir sosu. Ortasına hafiften krema konmuş fırınlanmış patates ise garnitür olarak pek bir yakışıklı duruyordu. Kesinlikle masadaki en güzel yemek buydu. “Ya acaba keçi eti midemize dokunur mu?”filan derken hani yemek biter de tabakta kalan salçayı ekmekle sıyırırsın ya, bu öyle bile değildi, tabağı yaladık desem yeridir.



Jumbo karides biraz hayal kırıklığı oldu. Karidesimiz gerçekten jumboydu ama sadece 1 adetti. Fırınlanmış patates ve buğulanmış havuç ve kabak eşliğinde gelen karidesin lezzetine laf yok ama dedim ya bir tanecikti, 5 kişi neresine nasıl çatal atacaz diye oldukça zorlandık. (Çatal atmak = Löplöpçüler arasında ortaya bir porsiyon ısmarlanarak herkesin tadına bakmasıdır)


Finalde ise ıstakoz geldi. Konsept olarak hemen hemen jumbo karidese benziyordu. Aynı garnitürlerle sunulan ıstakoz, ortadan ikiye uzunlamasına kesilmiş içine peynir doldurulduktan sonra hafiften üstü kızartılmıştı. Karidesten daha büyük olduğu için herkez rahatça tadına bakabildi.

Avli restaurantta yediklerimizden çok memnun kaldık. Girit’e gidenlere, sırf bu Avli’de yemek için için Rethimnon’a gitmesini tavsiye ederim. Yemekten sonra bu restauranta ait Raw Materials adlı dükkandan Girit’e özgü zeytin, zeytinyağı, peynir, şarap gibi tüm gıda ürünlerinden alabilirsiniz. Yanlız restaurant ucuz değil, öğlen yemeği için kişi başı 30-40 € para ödedik, ama helali hoş olsun gayet başarılıydı.


Yemek sonrası Retimnon’un ara sokaklarında dükkanları gezerken Creperie Haris’de kalabalık bir grup gördük. Krepçi Haris’te tatlı ve tuzlu çeşit çeşit krep varmış. İstersen ballı muzlu, istersen kaşar peynirli jambonlu krepler yapılıyor. Karnımız hiç aç olmadığı için sadece bir porsiyon ballı muzlu söyledik, yanına da bir top dondurma koydurduk.


Bizim krepin yapılmasını beklerken özellikle ocağa yakın yere oturup bol bol fotoğraf çektim. Krepleri hazırlayan kızın avuç avuç koyduğu rendelenmiş kaşarları görünce hepimizin gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu. Oooo, süpeer, çok güzeeel gibi tezahuratların arasında krepi hazırlayan kız mutlu olurken, yan masada oturan yaşlı teyze, yunanca “Hiç mi Türkiye’de krep yapılmıyor kardeşim” diyerek bizi kendince aşağılamaya çalıştı. Bilmiyorki krepçi kız bizim bu tezahuratlarımızdan gaza gelip, mazlemeyi daha da bol koyuyor. Yaşlı teyze işte naapçan...


Krepin boyutlarına lütfen dikkat edin. Yandaki bıçağın boyuna göre hem krepimiz hem de dondurmamız devasa boyutlardaydı.


Akşamüstü Hanya’ya vardığımızda Hotel Alexis’e yerleştik. çift kişilik oda kahvaltı dahil 28€. Eğer bizim gibi araba kiralacak olursanız, bu hoteli kesinlikle tavsiye ederim, gerçekten çok güzel. Sahibi Theo ile daha Türkiye’deyken kanka olduk. Tek dezavantajı şehrin göbeğinde değil 4 km uzaklıkta. Arabayla 5 dakika, yürüyerek 15 dakika sürüyor.


29/09/2008 Chania

Hanya’yı Konya’yı görmek diye bir laf vardır. Daha Konya’yı göremedik ama Hanya’yı gördük. Gerçi bu benim kendi ayıbım ama deniz çocuğu olduğumuzdan kara iklimi (kırmızı et) pek sarmıyor. Hanya Osmanlı döneminde adanın yönetim merkezi olmuş, o yüzden tarihi bir dokusu vardı, ayrıca Heraklion’a göre çok daha şirin ve turistikti.

Sabahtan güzel bir kahvaltı yapıp liman civarında dolandık. Denizin hemen dibideki Hasan Paşa Cami’de bayram dolayısıyla gelen Türklerle bayramlaştık. Mendireğin ucuna kadar yürüyüp deniz fenerinden uçsuz bucaksız ege denizine baktık.

Öğlene doğru internetten yaptığım araştırmayla bulduğum Girit’in içerlerinde gizli saklı bir cennet olan Milia’ya gittik. Hanya’ya 50 km uzaklıkyaki Vlatos’ta bulunuyor. Kolay kolay yoldan geçerken görülüp girilecek bir yer değil. Ormanın içerisinde gizlenmiş bir ekoturizm merkezi burası. Zaten web sayfalarında da görüldüğü gibi sloganları “Sessizlik, doğal kaynak suyu, temiz hava ve organik gıda”.

Milia’da denizden 500 metre yüksekte olduğumuz için hava oldukça serindi. Ormanda kısa bir yürüyüş yaparak, hem ciğerlerimizi tertemiz oksijen ile doldurduk hem de acıkmaya çalıştık. Çalıştık diyorum çünkü mutlaka acıkmalıydık ve bu çiftlikte yaşayan insanların dandik bir yemek yapma şansı olmadığına adım gibi emindim.

Restaurant’a oturduğumuzda Jorgos menü ile birlikte “Rakı”ları  getirdi. “Hoppala bu da nedir” acaba derken buz gibi soğutulmuş rakıları (Tsikoudia’da deniliyor) bir dikişte mideye indirdik. Jorgos’ta bizimle birlikte bir tane kafaya dikti ve yunanca “İlaç bu ilaaaç” gibisinden bir şeyler söyledi. Dediğine göre göre, Yunan’lılar ouzo içermiş, Girit’liler ise Tsikoudia içerlermiş. Bizim rakıya tadi hiç benzemese de anason dışında içeriği ve üretim prosedürü aynıymış.



Girit rakısı bize biraz sert geldiği için kırmızı şarap istedik. Buz gibi koca bir sürahi su ile birlikte siparişlerimizde gelmeye başladı. Ekşi mayadan kendi yaptıkları ekmek, salata, peynir ve dakos ile şölene başladık.

İlk masamıza gelen peynir tabağında 3 çeşit peynir bulunuyordu. Mizitra bizim lor peynirine benziyor. Hatta onlarda da hem tuzlu hem de tatlı mizitra olarak ikiye ayrılıyormuş. Feta  ise Yunan’lılaın medai iftiharı beyaz peynir. Fakat Feta koyun sütünde yapılırmış, bazı yerlerde de az bir oranda keçi sütü eklenirmiş. Graviera sanırım bizim kars gravyeri gibi bir diyeceğim ama bu yediğimiz bizim İzmir tulumuna daha çok benziyordu. Peynirlerin üzerine sızma zeytinyağı ve kekik konmuştu. Sanırım o gün bugündür ben de rakı masasına peynir istediğimde evde olsun, restoranda olsun hem zeytinyağını ve kekiği eklemeden yemez oldum.

Avrupa’daki bir çok restaurantta bulabileceğiniz Greek salat  aslında bizim çoban salatanın üzerine peynir konulmuş hali. Nedense biz ayakta uyurken, Yunanlılar bu basit salatanın bile ismini almış, tescil ettirmiş. Ama buradaki salataya haksızlık etmemek lazım. bahçeden belkide bugün toplanmış domates, soğan, zeytin, semizotu ve mizitra peyniri ile hazırlanan salatanın üzerinde bir tutam kekik, kapari ve bol miktarda da zeytinyağı vardı. Salata ile şarap içer mi insan? İçer. Ekşi maya ile hazırlana o sıcacık ekmeklerden sadece salata ile üçer dörder yermi insan? Yer!


Hafiften iştahlar açıldıktan sonra ziyafete Dakos  ile devam ediyoruz. Dakos kesinlikle bir Girit klasiği. O kadar Selanik’e gittik, Rodos’u, Sisam’ı, Kos’u, Simi’yi gezdik, ama hiç bir yerde bir daha göremedik. Arpa unundan yapılmış kıtır Girit peksimeti biraz suyla ıslatarak hafiften yumuşatılıyor. Olgun kıpkırmızı bir yaz domatesi ince ince kıyılıyor, bir güzel deniz tuzu ile lezzetlendiriliyor. Domateslerin üzerine de mizitra (lor peyniri) konduktan sonra sızma zeytin yağı ve kekik ekleniyor. Aslında malzemelerde, hazırlaması da çok basit ama malesef bizde pek bilinen bir şey değil. Lezzeti ise tam bir bomba! Hiç çiğ dometes yemeyen biri olarak ben bile bir lokma yedim.




Etlerimizi beklerken ara sıcak olarak peynirli mini çiğ börekler geldi. Çıtır çıtır incecik hamurun içerisinde mizitra peyniri ve soğan vardı. Hamuru bile oldukça lezzetliydi, sanırım sadece un ile değil, mısır nişastası da kullanılmıştı. Esas ilginç ve güzel olan çiğ börekler kızartıldıktan sonra üzerlerine sulandırılmış bal ile hazırlanan bir şerbet gezdirilmişti. Hem sıcak hem de tatlı olmasından dolayı gerçek bir iştah açıcıydı. Çatallar hazırdı, eh bize de çatal atmak düştü.


Gelelim ana yemeklerimize. “Fırında kuzu” ve “fırında keçi” var, hangisini tercih edersiniz sorusuna, 5 kişi olmanın verdiği avantajla “her ikisinide” diye cevapladık. İlk önce fırında kuzu geldi, odun ateşi yanan kuzinede pişirilmişti. Bizim tandır gibi uzuuun uzun fırında pişmiş, etin yağı şıpır şıpır damlamış ve etler lokum formatına geçmişti. Etin yağında pişen patates ise en az etler kadar lezzetlenmişti. İçerisinde sadece tuz ve kekik konarak hazırlanan etler kendi besledikleri kuzulardan yapılıyormuş.


Fırında keçide pek farklı değildi. Eti biraz daha gevrekti yanında da fırında pişen patates yerine, kızartılmış patates şeklindeydi. Ama derin dondurucudan dandik hazır patateslerden değil! Kendi yetiştirdikleri patatesleri, kendileri kalın kalın kesmişlerdi ve zeytinyağında kızartmışlardı.

Milia’da yediğimiz yemekten sonra damağımızda unutulmaz bir tad kaldı. Hesabı ödeyip, teşekkür ederek ayrılırken, Jorgos peşimizden koşa koşa gelip bize kendi yaptığı Tsikoudia’dan yolluk olarak bir şişe verdi.

Doğa ile başbaşa kalmak, adanın yerel yemeklerini organik sebzeler ile yemek, hayatında hiç yem yememiş kuzuların tadına bakmak isterseniz Girit’teki adresiniz Milia olmadı. Yemek için yaklaşık 20-25€ ödediğimiz Milia’da isterseniz konaklama şansınız da mevcut.

Yemekten sonra adanın güneybatısındaki Elafonissi’ye gittik. Şehri hiç dolaşmadan, kendimizi bembeyaz kumların olduğu plaja attık. Eylül ayının son günlerinde Akdeniz’in keyfini çıkarttık. Karnımız pekte aç olmadığı için deniz kenarında kalamar&bira olayına bile giremedik.


Akşam Hanya’ya döndüğümüzde Kondilaki sokağında dolaşıp dükkanlara bakındık. Bodrum barlar sokağı gibi bir yer, fakat esnaf kesinlikle insanların üzerine atlamıyor. Çok fazla müzik sesi yok, huzurlu ve sakin bir yer.

Akşam yemeğimizi Hanya’nın en eski ve meşhur lokantalarından birinde Tamam Taverna’da yemek üzere maalesef rezervasyon saatimizden 10 dakika sonra gittik. Garson çocuk hiç umursamadan “Lokantamızda yemek yemek bir çok insan var, o yüzden zamanında gelmediğiniz için masanızı başkasına verdik” dedi. Şimdi orada hır gür çıkartmanın hiç alemi yok, hata bizde. Ama Türkiye’de olsa, aman efendim hemen ayarlarız diyip bir yerlere oturturdu orası ayrı. Neyse 15 dakikalık bir beklemeden sonra kenar köşe bir yerde masa gösterdiler.

Tıklım tıklım dolu olan Tamam Taverna’ya bu kadar toleranslı davranmamızın bir sebebi vardı, oda elbetteki muhteşem yemekleri,özelliklede deniz ürünleri.



İlk masaya gelen kalamar dolasının Avli’de yediğimiz kalamar dolması ile hiç alakası yoktu. Ustam kocaman kalamarın içini doldurmuş sonrada sanki tencerede dolma pişirir gibi pişirmişti. Üzerindeki salçalı domatesli suyu ile pek bir vasattı.


Ege mutfağının vazgeçilmesi olan otlara Yunanlı kardeşlerimiz Horta diyorlar. Özellikle Ayvalık civarındaki bazı balıkçılarda bulabileceğiniz cibes, radika, turpotu, hindiba, ebegümeci, gelincik gibi otlar son derece şifalı, bir o kadarla lezzetlidir. Kimisi kaynar suda 1 dakika haşlar, kimisi de kaynayan suyun buharında pişirir. Soğuduktan sonra öyle sosa mosa gerek yok, tuzlayıp üzerine saf sızma zeytinyağı ve limon konur o kadar. Otları çok pişirmemek gerekir, yoksa hem rengi hem tadı kaçar. Burada yediğimiz Horta’da tam olması gerek kıvamdaydı. Otlar sanki yeni toplanmış gibi kıtır kıtırdı.


Midya Saganaki’nin bizdeki karşılığı “Sahanda midye” oluyor. Menemen hazırlar gibi zeytinyağında öldürülen domates ve biberin üzerine iç midyeler ekleniyor. Biraz hardal ile lezzetlendirildikten sonra servis tabağına alınıp üzerine beyaz peynir maydanoz ve kırmızı toz biber konuyor. Daha önce hiç midyeyi bu şekilde görmediğimiz için bayağı ilginç gelmişti. Sanki hardal olmasa daha güzel olurdu. Yemek lezzetli ama hardalın yoğun tadı midyenin lezzetini almamıza izin vermiyordu.


İşte Özenç’in beklediği an ve jumbo karidesler masaya geldi. 7 adet jumbonunda babası olan karidesler zeytinyağına batırılıp mangalda bir güzel ızgara edilmişti. Çatalın boyutları ile karşılaştırırsanız, bu yemeğin toplam kaç gram olduğunu kabaca tahmin edebilirsiniz. Ben İstanbul’dan Hatay’a kadar tüm kıyıyı gezdim, bir porsiyonda bu kadar fazla karides vereni hiç görmedim.


Benim iştahla beklediğim yemek ise “Kırmızı şarap soslu ahtapot” nihayet masaya teşrif etti. Salça, domates ve kırmızı şarapla hazırlanan ahtapotumuzun içinde bir miktarda kapari ve zeytin bulunmaktaydı. Çoğu kaliteli lokantada olduğu gibi burada da donmuş patates değil, gerçek patetes kullanılmıştı. Acaba nasıl oluyorda ahtapotu bu kadar yumaşak hale getiriyorlar diye merak etmedim değil. Mutfağa giripte ustayla konuşamadığım için, hiç tereddüt etmeden sırf bu yemeği öğrenebilmek için ertesi gün bir Yunan usulü deniz ürünleri yemek kitabı aldım.

Meğer ahtapotun 8 bacağı kesilip, hiç su koymadan kendi suyu ile 30-40 dakika kısık ateşte pişermiş. Daha sonra toprak güveçte zeytinyağında ince kıyılmış soğan ve sarımsak öldürülürmüş. Sonra 2 domates rendelenip, kırmızı şarapla birlikte kaynatılırmış. Sos kaynadıktan sonra ahtapot bacakları ve 2-3 defne yaprağı atılırmış. İster fırında istersen kısık ateşte 1 saat daha pişirdikten sonra sos koyulaşıp ahtapotun içine işlemeye başlıyor, önce burnunuz, sonra gözünüzü, son olarakta dilinizi damağınızı mutlu ediyor.

Son olarakta fırında tavşan geldi. Türkiye’de kolay kolay bulabileceğiniz bir et değil. Seneler önce Avusturya’da tavşan yemiştim ama nasıl bir şeydi hatırlamıyorum bile. Bizim tavşanımız et sote şeklindeydi. İçinde soğan, kuşüzümü, çam fıstığı ve domates vardı. Kırmızı et desen değiiil, beyaz et desen hiç değil. Kuzu eti ile hindi eti arası bir şeydi, löplöp gitti

Tamam Taverna yolu Hanya’ya düşenler için gidilesi bir yer. Fakat mutlaka rezervasyon yapın, rezervasyon saatinize de sadık kalın, bizim gibi kapıda kalmayın! Fiyatlar normal, kişi başı 15-20 €.

Gezinin 2. bölümü için lütfen tıklayın



9 yorum:

SESSİZ VE SONSUZ dedi ki...

Bir giritli olarak yazınızı keyifle okudum. Gönülünüze sağlık.

Eğer izniniz olursa bu 3 bölümlük gezinizi moderatörü olduğum www.giritturk.com forum sitesinde paylaşmak isterim.

Sevgi ve selâm ile :)

Löplöpcü dedi ki...

Yazımı beğendiğinize çok sevindim, teşekkür ederim.
Girit'e gitmeden önce sayfanızı incelemiştik, sanırım bir kaç tiyo almıştık.
Kendi sayfanızda www.loplopculer.com adresinden alınmıştır diye yazarsanız, seve seve paylaşabilirsiniz.
Selamlar

SESSİZ VE SONSUZ dedi ki...

Çok sevindim bizi tanımış olmanıza da. Giritli olmak şart değil, kapımız herkese açıktır, aklınızda bulunsun :)

İzin verdiğiniz için de çok teşekkür ederim. Tüm Giritliler ve mübadiller adına.

Gezileriniz daîm olsun :)

Sevgi ve selâm ile.

Adsız dedi ki...

biz eşimle yunanistan yada herhangi bir yunan adası gezisi düşünüyoruz ama kararsızız.Çünkü hiç bir bilgimiz yok oralar hakkında vize gereklimi?Nerede kalınır?Yabancı dilimiz yok.15 gündür tereddüt içindeyiz gidelimmi gitmeyelimmi pişman olurmuyuz oralarda sefil olurmuyuz diye...bize biraz yardımcı olursanız seviniriz:)şimdiden teşekkürler...

Löplöpcü dedi ki...

Yabancı diliniz yoksa, bir tur ile gidin derim. Kuşadası veya İzmir çıkışlı gemi seyahatlerinde vizesiz yunan adaları turu yapabilirsiniz. Konaklamayı gemide yaparsınız, gezilerinizi de rehberle birlikte...
İyi tatiller

Cem Alp dedi ki...

Semih bey merhaba;
Bir kaç yıl önce sizin rotanızı takip ederek Bosna Hersek, hırvatistan ve Karadağ yapmıştık, doğrusu tadı damağımızda kaldı. Bu sene planımız Rodos ve Girit yapmak, tabii ki sizin notlarınız bizim programımız için çok önemli.Bir geceyi Milia'da geçirmeyi planlıyoruz ve gezi yazınızdaki restorana uğramak isteriz ancak yazıda neresi olduğunu belirtmemişsiniz.Bu konuda yardımcı olursanız çok sevinirim.
Sevgiler

Löplöpcü dedi ki...

http://www.milia.gr/english.html

gevezemerve dedi ki...

Merhaba biz temmuz ayinda esimle hem deniz tatili hem gezmek amacli bes gun girite gitmek istiyoruz ama merak ettigimiz ekonomik bir tatil yapıp yapamayacagimiz plajlara giris yemekler benzin otel fiyatlari olarak sizin görüşüunuz nedir daha once yunanistanda halkidikiye gtmistik ve uygun butceli bi tatil yapabilmistik

gevezemerve dedi ki...

Merhaba biz temmuz ayinda esimle hem deniz tatili hem gezmek amacli bes gun girite gitmek istiyoruz ama merak ettigimiz ekonomik bir tatil yapıp yapamayacagimiz plajlara giris yemekler benzin otel fiyatlari olarak sizin görüşüunuz nedir daha once yunanistanda halkidikiye gtmistik ve uygun butceli bi tatil yapabilmistik

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World