12 Temmuz 2010 Pazartesi

Girit - 3.Bölüm



03/10/2008 Zaros

Şehrin bir yerlerinde gizli kalmış çok özel yerler vardır. Şahsen bana en çok keyif veren yerler buralardır. Girit’te de bana en çok keyif veren yer Sfakia oldu. Buradan ayrılırken açıkçası hepimizin gözü arkada kalmıştı.

Sabah erkenden kahvaltı bile yapmadan adanın güney doğusundaki güzel plajlara gitmek üzere yollara düştük. Sfakia’nın 13 km ilerisindeki Frangokastello’da kısa bir kale gezisi için mola verdik. Öğlen vardığımız Plakias’ta denize girmek için durduk. Hiç bir tesis yok, pislik yok, ses yok, gürültü yok. Deniz ise tertemiz.

Plakias’ta deniz sonraki gayet tabiiki acıktık. Önceden programladığımız gibi Kri-Kri Taverna’da kendimize son kez deniz ürünleri ziyafeti çektik. Kri Kri’nin esas kuvvetli olduğu yemeği pizzasıymış. Gerçi biz Three Brothers’da son gün karidesli spagetti sipariş etme gafletinde bulunduğumuz için, aklımız deniz ürünlü spagettide kalmıştı. Yine çok kişi olmanın avantaj ile hem spagetti, hem de bir kaç çeşit pizza söyledik.




Özenç ve benim en sevdiğimiz pizza çeşidi Pizza Hawai’dir, hani o jambonlu ve ananaslı yapılan. Ayhanlar ise vejeteryan pizza istediler. Pizzalarımız siparişe müteakip elde açılıyor. Üzerine kendi hazırladıkları domates sosunu sürdükten sonra önce jambonlar, daha sonra ananaslar en üstede rendelenmiş kaşar peyniri konuyor.

Odun ateşi yanan gerçek pizza fırınında 6-7 dakika pişen pizzalarımız masaya geldiğinde çok kısa sürede tükendi. Pizzanın iyi olmasında bence 2 önemli faktör var. Birincisi bir gün dinlendirilmiş hamurun siparişe müteakip açılması, ikincisi ise odun fırınında pişirilmesi. Yoksa, üzerindeki malzemeler genelde aynı, tabii kaliteli malzeme kullanmak kaydıyla.



Gelelim deniz ürünlü spagettilerimize. Samimi ve sevecen tavırlarla pizzayı çok beğendiğimizi göstererek, lokanta personeli ile samimiyeti sağlayıp, spagettinin sosunu hazırlayan ustanın yanına gittim. Zeytin yağında çevirdiği deniz ürünlerinin üzerine, domates ve sarımsakları ekledi.


Domatesler suyunu çekmesine yakın önce biraz beyaz şarap daha sonra da koca bir tencerede önceden hazırladığı balık suyundan 2 kepçe ekledi. Son olarak harlı ateşte tüm ürünleri karıştırırken, kekik, kimyon ve karabiber ekledi.



Spagettimiz masaya gelmeden önce üzerine bolca eski kaşar eklenmişti. Valla ne diyeyim hoştu güzeldi ama ı-ıh, Three Brothers’daki kadar enfes olmamıştı. Sanırım malzeme biraz zayıftı, ama methodu öğrendik ya bu da bana yeter. İstanbul’a ilk dönüşümde en kralından Deniz ürünlü spagetti yapacağım!

Plakias çokta turistik bir yer olmadığı için Kri Kri’de hesap oldukça makul. 10€ civarına güzel güzel karnımızı doyurduk.


Girit’in en büyük zenginliği zeytin ağaçları. Tüm adada zeytincilik oldukça gelişmiş. Yol kenarında sık sık gördüğümüz su kuyularında mutlaka bir dağıtıcı var ve en az 6 farklı hatta su basılıyor. Her hatta da su sayacı takılmıştı.

Bu bağlantılardaki PPRC borular ile farklı kişilerin arazilerine su basışıyordu ve her ağacın altına hat çekilmişti. Evet her ağazın altına hat çakilmişti. Damlalama yöntemi ile ister yağmur yağsın, ister yağmasın tüm ağaçlar ihtiyacı olduğu kadar sulanıyordu. Yunanlılar kesinlikle işini şansa bırakmıyorlardı ve “Bu sene kurak geçti ürün alamadık, Allah’ın takdiri” gibi cahil cühala durumlara düşmüyorlardı.

Konaklamayı yerel lezzetleri tadabileceğimiz Studio Keramos’ta http yaptık. Yarım pansyon konaklama, akşam yemeklerinde limitisiz yerel şarap ve tsikoudia dahil çift kişilik oda için 40€. Akşam yemekleri aynı işletmeye ait Vegera’da veriliyor. Kırsal kesime geçtiğimiz yemeklerden rahatça belli oluyor.


İşletmenin sahibi Vivi 75 yaşlarında tonton bir teyze. Öyle pek ingilizcesi, almancası, rusçası yok. O yüzden tarzanca anlaşıyoruz. Allahtan yemek açık büfe, isteyen istediği şeyden istediği kadar alıyor. Önden tadımlık börülce çorbası. Ben börülce pek sevemem ama Vivi teyzenin çorbası çok lezzetli. Anadolunun ücra bir köyünde pişen leziz çorba vardır ya, onun gibi damak çatlatan cinsten.

Ardından “Gemista” yani domates dolması ile devam ettik. Bizde kabak dolması, biber dolması hadi bilemedin Antep tarafında patlıcan dolması yapılır ama Yunanlı kardeşlerimiz Domates’inde dolmasını yapıyor. Acaba bunların mutfak kültürü daha mı geniş ne? Benim domatesle aram pek iyi olmadığı için, tadına bakmadım, ama ekip üyelerinin söylediğine göre iç malzemeside çok lezzetliymiş, domateside kıvamdaymış.

Akabinde çok güzel bir şey yedik ama adınıda bilmiyorum, bir Türk yemeğinede benzetemiyorum. Biraz açıklamak gerekirse, tepsiye biraz hamur veya yufka konmuş, üzerine kızartılmış kabak dilimleri ve domatesli soslu kıyma konmuş. Daha sonra üzerine haşlanmış patates dilimleri, beşemel sos ve son olarak sanki hafif yoğurtlu bir şey sürülmüş. Fırınlandıktan sonra kesilerek servis edilmişti. Börek desen börek değil, lazanya desen lazanya değil. Ne idüğü belirsizli ama bence gecenin kraliçesiydi.


Güveçte tavşan eti, soğanlı, patatesli ve bol domatesli yapılmıştı. Et pekte matah değildi ama sosu çok lezzetliydi. Löp eti olmadığından mıdır, iyi pişirilmediğinden midir bilemiyorum ama tavşan etini ben pek beğenmedim arkadaş. Nerede yersek yiyelim hep bir gevreklik var.

Fırında kuzu eti ise gayet başarılı ve tavşandan sonra yüzümüzü güldüren cinstendi. Yanında halis mulis patatesler kalın kalın kesilmiş, yağda kızartılmıştı. Etler ağzına attığında kekik kokusuyla birlikte dağılıyordu. Uzun zamandır deniz ürünleri yediğimiz için eti açıkçası özlemişiz :)


Gecenin sonunda ikram edilen tatlı ise tam bir bombaydı. Soruyorum size, sizce bu tatlı ne tatlısı? “Kabak tatlısı” dediğinizi duyar gibiyim. Bizde öyle sandık, bir çatal attık ki meğer havuçmuş. Şekerli suda 30 dakika haşlanan renlenmiş havuçlara limon suyu ve vanilya koyarak lezzetlendiriliyormuş. Bir kabın içerisinde bir gece buzdolabında dinlendirildikten sonra yenmeye hazır. Denemenizi tavsiye ederim, tatlı portföyünüz genişler.

O gece geç saatte Vivi teyzenin eşi Mihael Amca’da masamıza geldi. Çat pat almanca anlaştığımız Mihailis amca meğer tsikoudia’ya pek bir düşkünmüş. Biz o gece hatırı sayılır bir miktarda hem kırmızı hem de beyaz sofra şarabı tüketmişken, cilayı Mihael amcanın kendi elleri ile yaptığı tsikoudialar ile yaptık.


Muhabbet sürdü gitti biz Türkiye’yi kurtardık, Mihael amca Yunanistan’ı kurtardı. Otele dönmeden önce öpüşüp ayrılırken “Aman Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesine izin vermeyin çocuklar! biz girdik, hiç iyi olmadı. AB bir cadı kazanı, siz kendi yolunuzda ilerleyin” diye nasihat etti.


04/10/2008 Dedeağaç

Kahvaltı için salona indiğimizde Vivi teyze geçmiş ocağın başına çeşit çeşit hamur işi yapıyordu, masamızıda epey çeşit hamur işi ile donatmıştı. Pirinçli yufkalı garip bir börek, un helvasına benzer tarçınlı ama çokta şekerli olmayan bir tatlı, üzerine toz şeker ve dövülmüş ceviz serpilmiş puflar, içi reçelli kekler vardı.






E hani bir bal, hani bir feta peyniri derken Vivi teyze bu sefer hamur işi kızartmalara geçmiş bize pişi getirmeye başladı.

Zaros baştan aşağı ilginç bir deneyim oldu. Yemekleriyle, atmosferiyle, konakladğımız ahşap odalı evi ile Sfakia veya Hanya’ya göre çok farklıydı. Bariz bir şekilde köy hayatı yaşanıyordu. Peki bir günümü buraya harcadığım için pişman mıyım? Kesinlikle hayır, ada kültürünün sadece deniz, kumsal ve ahtapottan oluşmadığına birebir yaşayarak şahit olduk.

Havalimanına dönmeden önce son bir kez denize girmek için sahile dönüp, 2-3 saat vakit geçirdik. Öğleden sonra Heraklion havalimanına dönerken şehre girişte yol üzerinde “Souvlaki” yani çöpşiş yapan birini görünce hemen arabayı sağa çektik ve sanki kıtlıktan çıkmış gibi mangalda pişen etlerin önüne üşüştük.

Kuzu şiş, Bosna’da yediğimiz Pleskavitsa’ya benzer bir köfte, döner, sosis Allah ne verdiyse birer ikişer götürdük. Hani 2 saat sonra adadan ayrılıyoruz ya sanki gittiğimiz yerde aç kalacaz.

Arabayı Heraklion Havalimanında otoparka park edip, anahtarınıda daha önceden söyledikleri gibi bagaja bıraktık. Aegean Airlines’ın Atina aktarmalı uçuşu ile bir hafta sonra tekrar Dedeağaç’a geldik. Konaklama işini sıradan sahildeki otellere sorarak en uygun fiyatı veren Hotel Vergina’da yaptık, çift kişilik oda 30€.

Girit’te tavşan ve keçi yemekten gına geldi. Hani ahtapot, kalamarda yedik ama bir türlü balık yiyememiştik. Son gecemizde şöyle güzel bir deniz ürünleri ziyafeti çekelim dedik. Kordon’da sıralanmış balık lokantalarının önünde yürürken tesadüfen Türkçe konuşmalarını duyduğumuz bir ailenin sesi ile masalarına baktık. O ne?? Ortaya karışık deniz ürünleri tepsisi, içinde yok yok. Selamın aleyküm diyerek yanlarına yanaştık.

Ailecek sık sık Selanik, Dedeağaç ve Kavalayı geliyorlarmış, buralarda tekstil işi ile uğraşıyorlarmış. Dediklerine göre de Porto Elia Dedeağaç’ın en güzel balıkçısıymış (Porto Elia Fish-bar Kritis Str.2, Tel:+3025510 28668). Bizde aynı tepsiden istiyoruz diyip deniz manzaralı bir masaya oturduk.

Hani peynir tabağı, meyva tabağı derler ya, bizimki “deniz ürünleri tabağı” değildi. Takdim edeyim efendim, karşınızda “deniz ürünleri tepsisi”. Tepsinin içinde ızgara ahtapot bacağı, kalamar tava, barbun tava, ızgara karides ve kalamar dolma vardı. Tepsi masaya geldiğinde herkezin gözü faltaşı gibi açılmış, neşe mutluluk, endorfin, serotonin hepsi birbirine girmişti.

1 hafta sonra doğru dürüst balık yediğimiz için sanırım barbun pek bir güzel geldi, içi sulu sulu kalmıştı, derisi yanmamıştı. Diğer tüm deniz ürünleri muhteşemdi. Zaten baştan gözümüz doyduğu için ızgara karides ile eridik, ızgara ahtapot ile bittik, kalamar dolma ile sevinçten ağlamaya başladık. Yemek bittikten sonra çantadan Milia’da bize yolluk olarak verilen Tsikoudia’mızı çıkarttık. Garsona güzelce bir soğutup küçük bardaklar getirmesini istedik.


Aynı Three Brothers’da Yannis’in sakız likörüne “Hele bu nedir babo” demesi gibi, Dedeağaç’lı garson da, Girit’in Tsikoudia’sını ilk defa gördüğü için aynı ifadelerle şişeye baktı ve kedi gibi içini kokladı.

Bizim için gezmek budur. Gittiğin yerlerin yerel mutfağını tanımak, öğrenmek, buna adapte olmaktır. Mühim olan baklava satan kişiye “Baklava Türklerindir” demek değil, mühim olan bir Türk olarak Giritli’ye Sakız adasının sakız likörünü, Dedeağaçlı’ya Girit’in Tsikoudia’sını içirmektir.


05/10/2008 İstanbul

Güneşli bir Dedeağaç gününde sabah otelin dandik kahvaltısını yaptıktan sonra 11:00 gibi Ulusoy’un Atinadan gelen otobüsüne bindik ve 45 dakika içinde sınır kapısına geldik. Havalimanlarında 2 lt alkole izin veriyorlar ama muavinin dediğine göre burada fazla bir kontrol yokmuş. Bizde 2,5 litrelik Ouzolarda %50 indirim olduğu için bol bol aldık. Hemen hemen bizdeki yeşil efenin lezzetinde, içimi hafif ouzoları İstanbul’da bahçemizde yapacağımız yapacağımız ouzo&balık partisi için stokladık.

Girit gezisi bizim için efsane bir geziydi. Retimnon’un bol malzemeli krepiyle, Milia’nın o muhteşem dakosuyla, Three Brothers’ın tabak yalatan deniz ürünlü spagettisiyle, Balos plajındaki baraküda sürüsüyle, Zaros’da içtiğimiz tsikoudialarla, Dedeağaç’ın karışık balık tepsisiyle, her şeyiyle çok çok çooooooookkk güzel bir geziydi. Löplöpçü ekip Ayhan ve Meryem olmasaydı, babaların babası Aşkın baba olmasaydı, böyle güzel bir gezi böyle bir lezzet sefası olamazdı. Şu satırları yazarken bile duygulandım. Yunan mutfağına olan ilgilim bu geziden sonra daha bir depreşti. Evde artık ahtapotu, karidesi, mezeleri Yunan usulü yapar oldum.




Girit Hakkında 5 şey

1. Bi uçtan bir uca 250 km olan Girit’i küçük şirin bir ada olarak düşünmeyin, küçük bir ülke gibi düşünün. Biz 1000 km’den fazla yok katettik ki Heraklion’un doğusuna gidemedik

2. Aegean Airlines İstanbul’a uçmaya başladı, Girit artık daha yakın. Yok ucuz olsun derseniz, ya bizim gibi Dedeağaç üzerinden iç hat uçun yada Marmaris’den Rodos’a geçip, oradan gemiyle gidin.

3. Hem Santorini hem de Girit gezisini kesinlikle birleştirmeyin. Sadece Girit’e en az bir hafta ayırın.

4. Turistik yerleri değil, gizli kalmış cennetleri keşfedin. Sfakia’da 3 gün kalıp curcunalı hayattan uzaklaşın.

5. Girit demek zeytinyağı demek, Ege otları demek, Tsikoudia demek..

7 yorum:

Ayhan dedi ki...

Şimdi hatırladıkça rüya gibi geliyor. Tüm bunları yaşadığımıza hala inanamıyorum...

Hakan Erman dedi ki...

Girit gezisi planlamaya çalışırken notlarınıza rastladım. Paylaştığınız bilgiler için çok teşekkürler. Bu arada ziyadesiyle iştahım kabardı:)

Lisa dedi ki...

domates dolması bizde de yapılır. sadece girit e özgü oldugunu sanmam. annem cok güzel yapar.bunun dışında patates dolması ve bulabilirse kabak çiçeğinden de yapar. bu arada kendisi kahramanmaraş'lı =P

Löplöpcü dedi ki...

Ben istanbulda yaşıyorum ama her ay Maraş'a gidiyorum. Davet edinde bir yiyelim annenizin yaptığı o leziz dolmalardan :)

Adsız dedi ki...

Domates dolmasi ayvalikta her lokantada bulunur. Ama ayvaligin çoğu ya giritli ya midillilidir.

deyrayto deyrayto dedi ki...

Giri adasına gitmeyi planlıyoruz yazınızı keyifle okuduk..tavsiyelerinize kesinlikle uyacagız..bu arada rahmetli annem kabak hariç dolmayı hep karışık yapardı domates ve soğan yaprak sarma biber ve patlıcan. .Ekşili. .;) mardin liyim bu arAda

deyrayto deyrayto dedi ki...

Giri adasına gitmeyi planlıyoruz yazınızı keyifle okuduk..tavsiyelerinize kesinlikle uyacagız..bu arada rahmetli annem kabak hariç dolmayı hep karışık yapardı domates ve soğan yaprak sarma biber ve patlıcan. .Ekşili. .;) mardin liyim bu arAda

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World