26 Aralık 2010 Pazar

Selanik 2010 - 1.Bölüm


Geçen sene Aşkın Baba ile sadece 2 günlüğüne gittiğimiz Selanik’in tadı tamağımızda kalmıştı. Bu seneki 23 Nisan tatili de cumaya denk geldiği için fırsat bu fırsattır diyip uzatılmış haftasonunu tekrar Atamızın doğduğu şehirde bu sefer Özenç’le birlikte üçümüz geçirdik. Dolu dolu 3 günde Ege denizinin bereketinden faydalandık.


Selanik gezimizdeki esas amacımız şehrin sokak satıcılarından en güzel restaurantlarına kadar farklı yeme-içme duraklarını keşfetmek, pazarlarında satılan malzemeleri öğrenmekti. Gidilen ülkenin gastranomi dünyasına odaklanmak üzere yapılan seyahatlere litaratürde Gurme Turizmi denir, bizde kendi aramızda “Löplöp turizmi” diyoruz. Seyahatimizde elbette tarihi mekanlar, müzeler, alışveriş noktalarını es geçmedik ama yinede lezzet odaklı etkinliklerle, turistlerin rutin hareketlerinden sıyrılıp, gündelik hayata daha fazla dahil olmaya çalıştık.


23.04.2010 1. gün
Geçen seneki gibi Metro turizm’in otobüsüyle İstanbul’dan akşam 22:00’de yola çıkıp, sabah 08:00’de Selanik’e geldik. Ve yine geçen seneki gibi Couchsurfing’den arkadaşımız Eleni’nin evinde soluğu aldık. Allah bu couchsurfing olayını keşfedenden razı olsun. Hem ücretsiz olarak bir yerde kalıyorsun, hemde yerel bir arkadaşın oluyor, lokal insanların takıldığı yerlere gidiyorsun.
 Eşyalarımızı eve bıraktıktan sonra güneşli bir bahar gününde Selanik sokaklarında dolaşmaya başladık. Aslında bizim İzmir’den pek bir farkı yok, dili dini farklı ama üç aşşa beş yukarı yedikleri de içtikleri de aynı.



Bizde de sokakta simitçi olur, onlarda da var. Peynirciler, şarküteriler bizimkilerin aynısı. Ürünler desen, onlarda aynı ama sanırım bizden daha bol çeşite sahipler. Hele Modiano Market denilen sabit pazarda biraz dolaşırsanız, aramızdaki farkı sizde daha iyi görebilirsiniz.





Zeytincilere bakıyorsun, en az 10 çeşit var. Aynı bizdeki gibi, tadı nasılmış diyip bir iki tane denemek serbest.






Kasaplarda ise durum baya farklı. Adamlarda hem dana, hem kuzu, hem domuz, hem de tavşan var. Et fiyatları bize göre oldukça ucuz. 10 euronun üzerinde pek bir etiket göremedik.

Tavşan ayıklayan amcayı görünce dayanamadık, 1-2 fotoğrafını çektik. Bizimle "İstanbul'da yok mu len tavşan" diye  dalga geçti.





Balıklara gelince bizden kesinlikle çok daha iyiler. Şimdi İstanbul’da Kadiköy’e balıkçılar çarşısına gitseniz, 8-10 çeşit balık bulursunuz. Bunlarda abartısız en az 15 çeşit var. Üstüne boy boy kalamarlar, karidesler ahtapotlar da cabası. Bunlar ucuz ama balık fiyatlarına şöyle bir karşılaştırma yaparsak, bizden biraz daha pahalılar.







Bir de bizde hiç olamayan ufak bir dükkan gördük, Ermis isimli bu ufak büfe uzaktan bakınca dondurmacı gibi görünüyor ama burası meğerse bir mezeciymiş. Haydari, rus salatası, patlıcan ezme gibi çeşit çeşit mezeler soğuk dolaba konmuş aynı dondurma gibi satılıyor. Ustam 2 top haydari, 1 top kuru cacık lütfen...



Pazarda o kadar şeyi gördükten sonra ufak ufak acıkmaya başladık. Eve dönerken geçen seneden tadı damağımda kalan Galaktoboureko’dan yemek için Nikiforou Pastanesine uğradık.

 Çeşit çeşit baklava, kadayıf yapılan bu ufak dükkanda yediğimiz şeyin ne olduğunu geçen sene anlayamamıştım. Esl, yazımda da sütlü nuruye gibi bir şey demiştim. Ama geçen sene bir gün Ankaradaki balıkçı mekanım Fevzi Hoca’da yemekten sonra ikram edilen Laz böreğini yerken, Selanik’teki Galaktoboureko’nun ne olduğunu aylar sonra anladım.


Yunanlıların Galaktoboureko’su = bizim Laz böreği. Malzemeler, dolgu maddesi bire bir aynı, sadece onlar biraz daha şerbetli yapıyorlar.

Eve döndüğümüzde Eleni sabahtan beri uğraştığı kuzu etini fırından çıkarttı, tabii bizlerde fotoğraf makinalarımızı. Bizim Eleni aslen Giritli, annesi babası orada yaşıyor. Hani İstanbul’da yaşayan Diyarbakırlılara memleketten akrabaları et gönderir ya aynı hesap, babası bizimkine Girtten 3 kilo kuzu eti göndermiş. Eh istanbul’dan da ağır misafirleri gelince kuzuyu yemek bize kısmet oldu.






Kemikli kuzu etinin üzerine yarım bardak su dökmüş, üzerini folyo ile kapatıp düşük ateşte 5 saat pişirmiş. Eti fırından çıkartmadan önce folyoyu kaldırıyor, biraz kekip serpiştirip üstten bir 10 dakika daha pişiyor, üstünü yakıyor hepsi bu.




Etlere laf söylemeye gerek yok, uzun uzun pişmesinden dolayı zaten lokum gibi olmuş. Girit’in mis gibi otlarını yiyen kuzuların tadının nasıl olmasını beklersiniz? Elbette muazzam 10 üzerinden 10.



Ama benim esas hoşuma giden olay, pişen kuzuların yağı suyuna karışmış ve Eleni bu sudan alarak patates ve domatesleri de aynı fırında pişirmiş. Kuzunun lezzeti adeta patatesin içine işlemişti. Patatesi bir ısırıyorsun içinden kuzu tadı fışkırıyor. İstanbul’da olanlar, bu lezzeti Burgazada’daki Kalpazankaya Restaurant’ta da  Pazar günleri bulabilirsiniz, bilgilerinize!



Beni tanıyanlar bilir, salatayla pek işim olmaz ama Özenç Eleni’nin hazırladığı salatanın çok güzel olduğunu israrla belirtti. Bizim bildiğimiz çoban salata, üzerinde ise “feta cheese” dedikleri keçi/koyun sütünden yapılmış beyaz peynir var. Ama esas lezzeti veren çekirdekleri alınmış yeşil zeytin ve halis sızma zeytinyağıymış. Bu iki malzeme de tahmin ettiğiniz üzere Girit’ten gelmiş.


Eğer sürekli Business Class restaurantlarda yemek yerseniz, bir süre sonra tüm yemekler size aynı görünmeye başlar. Halbuki gerçek bir yerel lezzet deneyimi için bulunduğunuz ülkenin kültürünü hissetmelisiniz. Bunu da yerel birisinin evinde kendi elleriyle hazırladığı yemek ile yaşarsınız. Ευχαριστώ πολύ Ελένη (Teşekkürler Eleni)


Gezinin 2. bölümü için lütfen tıklayın

.

8 yorum:

Kaan dedi ki...

Kuzu eti muhteşem görünüyor. Afiyet bal seker olsun

Tugal dedi ki...

Afiyet olsun Semih'cigim ilk firsatta Selanik te olacağım
Kavala icinde yazı bekliyorum.

justine dedi ki...

Yazılarınıza ve yemeği keyfe dönüştürmenize bayılıyorum. Umarım iştahınız hiç azalmaz.
A, bir de afiyet, bal, şeker olsun:)

Sevgiler.

Deniz dedi ki...

Bu Couch Surfing olayi cidden cok guzelmis.

Adsız dedi ki...

zevkle okuyorum,bilgileniyorum))elinize,ağzınıza,aklınıza sağlık.iş gereği,Lüleburgaza gidiyorum.muhakkak vardır ama bilmediğim için yemek yiyecek doğrudürüst bir yer bulamıyorum((bildiğiniz yer varmı?sağlıkla,sevgiyle kalınız.nesrin

SESSİZ VE SONSUZ dedi ki...

Merhaba,

Öncelikle iyi yıllar :)

Yine çok güzel bir anlatım. Paylaştığınız için çok teşekkürler.

Daha önce Girit yazılarınız için sizden izin alıp www.giritturk.com'da yayınlamıştım.

Yine blog'unuzu kaynak göstererek Selanik yazılarınızı da yayınlamak isterim. Hatta bu Selanik'leri köşe yazarlarından biri olduğum Lozan Mübadilleri Derneği'nin resmi sitesi olan www.lozanmubadilleri.com'da paylaşmak isterim.


"Evet" derseniz çok mutlu olacağım.

Sevgi ve selâm ile.

Löplöpcü dedi ki...

Kaan: Gerçekten çok güzeldi :)

Tugal: Kavalaya malesef gitmedik, o yüzden yazı yok :(

Justine: Çok teşekkürler

Adsız: Malesef Lüleburgaz'ı bilemiyorum :(

Sessiz ve Sonsuz: www.loplopculer.com sitesinden alınmıştır diye not düşün sorun yok :)

Cümleten yeni yılınız kutlu mutlu lezzetli ve sağlıklı olsun arkadaşlar
Selamlar & Sevgiler

emine dedi ki...

sitenizi selanik'e yapacağımız gezi ile ilgili araştırma yaparken buldum, tavsiyenize uyarak gittiğimiz Agora Ouzeri tam sizin anlattığınız gibi harika lezzetleri olan çok şirin bir lokanta. size teşekkür etmek istedim. iyi ki anlatmışsınız, sizi internette bulmuşum. sevgiker emine akal

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World