9 Ocak 2011 Pazar

Selanik 2010 - 3.Bölüm


Gezinin 2. bölümü için lütfen tıklayın


25.04.2010
Selanikteki son günümüde biraz miskinlik yapıp öğlene evde vakit geçirdik. Eleni bize İstanbul anılarını anlattı, bizde ona Girit ve Rodos anılarımızı. Öğleden sonra hafiften acıkmalar başlayınca Eleni’nin sağlam löplöpçü arkadaşı Kostas ile buluşmak üzere Selanik’in 10 km dışındaki Kalamaria’ya gittik.


Kalamaria’ya ulaşım aslında çok kolay, 1 €’ya bilet alıyorsunuz, Selanik’in göbeğindeki Aristotelous Meydanından kalkan belediye otobüsüne biniyorsunuz o kadar. Ama Selanik’e bir tur ile gelirseniz ancak turist gibi şehir merkezinde dolanırsınız! Couchsufing  olayının amacıda zaten budur, turistik yerlerden yerel arkadaş edinmek ve yerel kültürü öğrenmek.


Kalamaria’ya isim benzerliğinden dolayı “kalamarın kralını yapıyorlar” fantazisi ile gittik. Otobüsten inince Kostas ile buluştuk, biraz sahilde dolanma faslı derken, Kalamaria’ya geliş amacımızı hatırladık ve hemen Ouzeri Kalimnos’un (Drakopoulou Street 6 Kalamaria) yolunu tuttuk.


8-10 masalı ufak bir lokanta burası. Meze, balık, rakı -pardon- ouzo (uzo) hırla gürle gidiyor. Biz sipariş olayına hiç karışmadık, herşeyi Kostas’a bıraktık. Bizimki, patrona “İstanbul’dan ağır abiler geldi, donat masamızı” diyince uzomuzu patronun kendisi getirdi.


Uzo ile rakının ne farkı var?” diye sordum “Biz uzoyu hazır aldığımız alkole anason ekleyerek yapıyoruz, rakı ise üzümden damıtılırken içine anason koyuluyor” diye cevapladı. Pek kafam almadı ama anlamış gibi yaptık, gülümsedik.


Yunanlıların milli içkisi Ouzo, bizim rakının Yunan versyonu, yeşil efe lezzetinde içimi oldukça hafif. Kostas’a göre en iyi iki ouzo Barbayani ve Ploumari imiş. Her ikiside esas üretim yeri Midilli adasıymış. Biz dün Plomari içtiğimiz için bu sefer Barbayani aldık.


Yunanlı kardeşlerimizde bizimki kadar zengin soğuk meze kültürü yok, sanırım soğuk meze kültürü bize rumlardan olduğu kadar birazda Ermenilerden geliyor. Garson direk arasıcaklardan olaya girdi, önce masaya Bouyurdi geldi.


Türkçeye çok benziyor ama bizde buna benzer bir yemek veya meze yok. Güvecin içine yumuşak bir beyaz peynir konuyor, üzerine ince kıyılmış domates, yeşil ve kırmızı biber ekleniyor, biraz zeytinyağı, biraz maydanoz, biraz da kuru fesleğen. Fırında şöyle bir 5-10 dakika piştikten sonra peynir hafiften yumuşuyor, domatesler kendini salıyor. Zeytinyağı inceden cozurdamaya başlıyor. İnanılmaz basit bir şey, ama muazzam lezzetli. Evde yapın, pişman olmazsınız.


Salatamız tabii ki Greek Salat. Büyük büyük kesilmiş sebzelerin üzerine bir kalıp beyaz peynir, birazda ve kekik ekledin mi oluyor sana Greek Salat. Yanlzı bizim çoban salataya göre farklı olarak siyah zeytin, kapari ve yeşil biber turşusu vardı.


Dün yiyipte çok hoşuma giden Midya-Pilaf burada da karşımıza çıktı. Aynen dünkü baharatsız yapılmıştı, biraz dolmalık fıstık, biraz dereotu hepsi o kadar. Kocaman etli midyelerin lezzetiyle, mis gibi zeytinyağı kokan pilavın lezzeti birleşiyor ve ortaya benzersiz bir tat çıkıyor. Bildiğim kadarı ile midli pilavı bir tek Balıkçı Sebahattin  yapıyormuş, ama iyi yiyici arkadaşlarımdan duyduğum kadarı ile Mardin usulü midye dolma gibi basıyormuş içine yeni baharı karabiberi.


Atıştırmalıklardan bir iki çatal attıktan sonra, kadehleri tokuşturmaya başladık. İşte Yunanistan aleminin en kral löplöpçüsü Kostas. Ouzo – rakı farketmez, bir iki kadeh yuvarladıktan sonra hemen konu açılıyor, “Ne olacak bu Yunanistanın hali”. Malum Yunanistan 2010 yılında ciddi krizdeydi. Kostas kısaca, Almanlar Volkswagen üretiyor, biz ise ahtapot, kalamar üretiyoruz diye durumu özetledi. Dediğine göre Yunanistan’ın ciddi bir sanayisi olmadığı için durumları pekte parlak değilmiş.


Sıra geldi deniz ürünlerine. Dedim ya, bu Yunanlılar deniz ürünlerinde bizden çok iyiler. Sahnede Htapoti keftedes yani ahtapot köfte. Var mı daha önce duyan bilen? Konsept olarak bizim kuru köfteye benziyor. Yuvarlak hazırlanan köfteler una bulanıp kızgın yağda kızartılıyor. Tek fark dana etinden değil, ahtapot etinden yapılması. İnanılmaz başarılıydı, bir ısırıyorsun, dalga dalga ahtapotun suyu akıyor ağzına. Usulen sadece bir parça limon, bir parça yeşillik konmuş. Domates, salatalık gibi ıvır zıvır yok.



Midye tavanın pek bir olayı yoktu. Bizimkiyle hemen hemen aynı. Güzeldi hoştu ama damakta unutulmaz bir lezzet bırakmadı. Midyeleri kızartmadan önce una bulamak şart. Ama unlu bir suya bulayıp kızartınca midyenin etrafında 2-3 mm’lik bir hamur katmanı oluyor. Bu katman ne kadar kalın olursa, midyenin lezzeti o kadar azalıyor. Nerde o Rumeli Kavağındaki sadece una bulanmış, 1 dakika kızartılıp alınan turuncu küçük midyeler.


Ahtapot ızgaranın sunumu biraz farklıydı. Güzelce ızgara edilen ahtapotu ince ince kesmişler, üzerine biraz kekik, birazda zeytinyağı eklemişler. Kostas’ın dediğine göre esas ahtapot ızgara yazın yenirmiş. Rodos yazısında da bahsettiğim gibi güneşte 2-3 gün kurutulup ondan sonra ızgara edilmesi lazımmış. Nisan ayında fazla güneş olmadığı için biraz çakma olmuş. Ama bizden yinede 10 üzerinden 7 alır.


Kalamar tava çoooook güzeldi, hatta masanın kralıydı diyebilirim. Öncelikle gramaj olarak gözümüzü baya bir doyurdu, kalın kalın kesilmişti dişimizin kovuğunu da iyice doldurdu. Biz genelde kalamarı alırken güzelce temizletiriz, derisinin üzerindeki pembe zarı soyup bembeyaz hale geldikten sonra kızartırız. Ama resimlerden de gördüğünüz gibi amcam pembe zarı hiç ellememiş. Bu üşengeçlik midir, yoksa lezzet versin diye midir bilmiyorum ama gittiğim başka yerlerde de bu lezzeti aradım, şimdilik bulamadım. Bulursam yine buradan paylaşacağıma emin olabilirsiniz.


Benim için kalamarın bacağı olmazsa olmazdır. Restaurantlara gittiğinizde kalamar istediğiniz zaman garsona sorun. Yerli kalamarsa alın, illaki bacaklarıda olacaktır. Yok kocaman kesilmiş halka halka kalamar geldiyse kesin ya ispanyol malı donmuş kalamardır, yada eşşek kalamarıdır.


Sırf merakımdan Kostas’a balık halinde gördüğümüz kalamarla thrapsala arasındaki farkı sordum. Hemen hemen benzer hayvanlarmış, ama kalamar daha pahalıymış. Thrapsala (eşşek kalamarı) biraz daha zor pişermiş, ama onunla da çeşitli yemekler yapılırmış.


Buyrun size ızgara thrapsala. Tuz şeker ve soda ile iyice marine edilmesi lazımmış, 1 gün dolapta bekledikten sonra anca yumuşarmış. Sonra isteğe göre tava veya ızgara yapılabilirmiş. Ama dolaptan çıkarttıktan sonra asla yıkanmaması lazımmış. Tahminimde çokta güzeldi, uzoya meze ettik, mideye indirdik.


Bu kadar yemekten sonra tatlı adettendir, ama bu Yunanlıların tatlıları bizimkilerden çok Alman tatlılarına benziyor. Ortaya karışık tatlı tabağı geldi, biri çikolatalı pastaya benziyordu, biri revaniye benziyordu, biri de sanırım tiramisuydu.




Biz alışmışız fırında helvaya, irmik helvasına, pasta tarzı tatlılar biraz değişik geldi. Kötümüydü ? Yooo bir tabak daha istedik desem ?!?!
Çok keyifli bir muhabbet eşliğinde hem Yunanistan’ı kurtardık, hem Türk Yunan kardeşliğini pekiştirdik, hemde boğazına düşkün arkadaşımız Kostas vasıtası ile deniz ürünlerinin kralını yemiş olduk. Bu kadar yemek, 4 tane 20’lik uzo toplamda 75 € hesap ödedik. 5 kişi için gelen fiyat şaka gibiydi, zira Alaçatı’da bir kahvaltı fiyatına Selanik’in 10 km dışında mükellef bir deniz ürünleri ziyafeti çektik.


Hesabın yüksek olmamasının en büyük nedeni içki. 20’lik uzo (Barbayani) markette 2,5 euroya satılırken, restaurantta da 3,5 euroya satılıyor. Ama malasef ne İstanbul’da ne de Ankara’da 20 TL’nin altına 20’lik rakı bulamazsınız.


Haftasonluğuna Selanik’e giderseniz illa Ouzeri Kalimnos’a gidin diyemem ama 2-3 gün dolandıktan sonra, şöyle bir etrafı gezeyim derseniz mutlaka gidin. Hem turistlerden uzakta olursunuz, hem de fiyatlar Selanik’e göre baya bir düşük. Bu arada Kalimnos bizim Bodrum Turgutreis’in yaklaşık 20 km batısında küçük bir adanın ismiymiş. Öğrendiğime göre İstanköy (Kos) gibi fazla turistik olmadığı için buraya mutlaka gidilmesi lazımmış. Türkiye’den direk feribot seferi yok, önce İstanköy’e oradan Kalimnos’a geçebilirsiniz.




Selanik’deki insanların yarısı haftasonu akşamüstleri deniz kenarında bir cafede frappe içmeden edemiyorlar. Özellikle sıcak yaz günlerinde oldukça tutulan frappe, uzun bir cam bardakta sunulan buz gibi soğuk kahve. Aynı bizdeki gibi sipariş verilirken orta, sade, şekerli diye belirtiliyor, ayrıca isteğe göre sütlü yapılıyor. Kek ve kruvasan eşliğinde gelen frappelerimizi yudumlarken midelerimiz tok, gözümü doymuş, mutluluk hormonları kulaklardan fışkıracak durumdaydı.


Akşamüstü saat 19:00 gibi Selanik’e geri döndük. Son 3 saatimizi amaçsızca Aristotelous Meydanında dolanarak ve etraftakileri izleyerek geçirdik. Önünde oldukça fazla bir kalabalık birikmiş dükkan dikkatimizi çekti. Selanik’te en güzel gyros (yiros diye okunuyor) sanırım meydanın hemen yanındaki Tis Aristotelous isimli bu dükkanda yapılıyor. Gyros genel olarak bizim dönerin Yunan versiyonu ama sunumu bizim dönerden daha çok Almanya’daki dönerlere benziyor.


Etler kesildikten sonra Pita denilen pidelerin üzerine konuluyor. Daha sonra müşterinin isteğine göre levazımatlar ekleniyor. Genelde soğan, domates ve tzatziki tercih ediliyor. İlk bizim kuru cacığa benziyor ama değil. Süzme yoğurt, bol sarımsak sarımsak, tuz, zeytinyağı ve salatalık ile hazırlanan tzatziki sos gyrosu bizim dönerden ayıran en büyük özellik.


3 farklı etten gyros yapılıyor. İsteyene dana, isteyene domuz, istenene tavuk eti. En çok satılanı ucuz olduğu için domuz eti, en pahalısı ise dana etiydi.


Birde gyrosta en sevdiğim özellik, tüm malzemelerin sıcak olması. Benim Türkiye’de en illet olduğum konu ustanın dönerin etini kesip tezgahta biriktirmesi, Daha sonra sipariş gelince 15 dakika önce kesilmiş döneri, buz gibi soğuk ekmeğin üzerine koyup, tost makinasında ısıtmasıdır. Halbuki Yunanistan’da gyros aldığınızda pide ayrı ısıtılıyor, etler siparişe mütakip kesiliyor sıcak sıcak pidenin içine konuyor, hatta kızarmış patatesler bile sıcak oluyor. Dönerlerin sağındaki makina kızarmış patatesleri üstten gelen ışıkla sıcak tutuyor, onun sağındaki sacda da pideler ısıtılıyor. Türkiye’de buz gibi soğuk pidenin içerisinde döner verenlere duyrulur.


Otobüse giderken yine Selanik’ten ayrıldığımız için üzüntülüydük. Sanırım ilkokuldan beri “Atamızın doğduğu şehir” olarak bildiğimiz için Selanik’in kalbimizde ayrı bir yeri var. Yemekleriyle sıcaklığıyla Yunanlı arkadaşlarımızla Selaniki çok sevdik. Mutlaka bir kez daha gelmek üzere hoşçakal.


Selanik ile ilgili 5 şey;
• Türk konsolosluğunun yanındaki Atamızın doğduğu evi gezin.
• Selanikte Kordon’da dolaşırken İzmir’in 20 sene önceki halini yaşayın.
• Kesinlikle kabul etmek lazım adamlar deniz ürünlerini bizden daha iyi yapıyorlar. Agora Ouzeri’de kendinize deniz ürünleri ziyafeti çekin.
• Modiano marketi gezip esnaf ile muhabbet edin.
• Halkın Türkler’e çok yakın olduğunu bilin.


11 yorum:

Aşçı Fok dedi ki...

Merhaba,
Çok keyiflisiniz, fırsatım oldukça yiyip içip gezip gördüklerinizi okuyorum.
Sevgiyle kalın...

LisabeLLa dedi ki...

blogunuzu zevkle takip ediyorum. ozellikle yunanistan gezinizi bir solukta okudum =) yunanlarla ne kadar benziyoruz dimi, yani tip olarak bile aynı sayılırız =D sakizla ezme/recel gibi tatli bisey yapiyorlar. int.te gormustum. tr'de bulabilecegim bildiginiz bi yer var mı acaba?

sermoon dedi ki...

Bir löplöpçü olarak bloğunuzu çok beğendim.Yakında turlara gideceğimiz için rehber oluyorsunuz.Çok teşekkürler

semoş dedi ki...

Merhaba;
Çok tatlı bir çiftsiniz yazılarınızı keyifle okuyorum eşiniz çok güzel bi hanımefendi ve fotoğraflardan takip ettiğim kadarıyla baya kilo vermiş hem yemek yiyip hem kilo verilebiliyor mu yoksa uyguladığı bi diyet mi var merak ettim:)

Löplöpcü dedi ki...

Cümleten teşekkürler

Lisabella: Karaköy Namlı'da var

Semoş: Bakmayın siz o kadar fotoğraf çektiğimize, kalabalık masaya oturuyoruz, ama tüm yemeklerden azar azar yiyoruz :) Obur değiliz yani

ssbb dedi ki...

Güzel gezi, afiyet olsun.
O midyeli pilav Burgaz Adasında kıyıdaki meyhanelerde standart gibi olmuş

Löplöpcü dedi ki...

Mardin usulü baharatlı değil dimi? Öyle değilse, tez zamanda gidile :)

ssbb dedi ki...

Baharatlı, baharatlı

Adsız dedi ki...

Çok guzel sunumlariniz var. 23 Nisan 2012 donemi icin tavsiyenizle Agora Ouzeri ye gittik, maalesef kapali idi, varid bir durum. Baska yere gittik.

Adsız dedi ki...

Kalymnos adasına Turgutreis'ten direkt sefer var...

SERPİL'İN DÜNYASI dedi ki...

İnanılmaz güzel bir anlatım. bende selanik gezisini sayfasında anlatan biri olarak sizinkini okuyunca gerçek yazarlık bu dedim.ellerinize sağlık.bilgileriniz çok güzel

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World