19 Şubat 2011 Cumartesi

Konya

Dünyada bir çok ülkeye gidipte, kendi ülkemde halen gitmediğim şehirler var. Bunlardan biri de Antep’te üniversite okurken, gece saat 1’de otobüsün sadece otogarına girip çıktığı Konya’ydı.

Yazılarımı sürekli okuyanlar bilir, gittiğim yerlerde tarihin, coğrafyanın, doğal güzelliklerin peşinde koştuğum kadar, yörenin mutfağıyla da tanışmak isterim. Biraz sorup soruşturunca muazzam tadlara ulaşırım. Konya’da yapılcaklar listemin başında aslında Hacı Şükrü’de  tandır yemek vardı fakat sadece öğlen saatlerinde açık olduğu için malesef fırsatım olmadı. Onun yerine değişik lezzetleri bir arada bulabileceğimiz Köşk Konya Mutfağında nasiplendik.


Köşk Konya Mutfağı Türkiyenin en çok ziyaret edilen müzelerinden biri olan Mevlana Müzesine çok yakın olduğu için ulaşımı oldukça kolay. 1860 yılında inşaa edilen bina 1979 yılında bugünkü sahipleri tarafından satınalınmış, bir süre konak olarak kullanılmış şimdi de restaurant olarak hizmet veriyor. İçerisi yüksek tavanlı ve zeminler ahşap. Hani o eski evlerde yürürken zemindeki tahtanın gacır gucur sesleri gelir ya aynen o durum var.


Menü oldukça güzel hazırlanmış. Fiyatların yanında ayrıca yemeklerin resimleri de var. Dolayısıyla siparişi verirken nasıl bir şeyle karşılaşacağınızı önceden kestirebiliyorsunuz. Çok fazla ağıra kaçmamak için, iki kişi gittiğimiz lokantada ortaya karışık sipariş verdik. Garsonlar gayet güzel yüzlü ve servis oldukça hızlı.



Önden ekmeklerimiz geldi. Susamlı pide sıcacıktı, tam “hart diye ısırmalık”. Naylon poşet içerisindeki hijyenik lavaşlarımız soğuktu ama lezzzetliydi.
 

Güveç kapta sunulan yoğurdun koyu bir kıvamı vardı. Sanırım koyun sütünden yapılmıştı, buram buram süt kokuyordu. Uzun zamandır İstanbul’da fabrika işi hazır yoğurtlardan sonra oldukça keyif vericiydi. Nedendir anlamadım ama yoğurdun üzerine çörekotu koymuşlardı. Sık karşılaştığım bir sunum değil ama illaki bir faydası vardır dedik, kaşık kaşık götürdük.


Başlangıç olarak Konya mutfağının en önemli lezzetlerinden olan Bamya çorbası aldık. Tencerede pişen sebze yemekleri yumuşayınca bence hem kendi lezzetini kaybediyor hem de görüntüsü bozuluyor. Özellikle bamyayı çok pişirirseniz salyamsı bir kıvama geçer ve pekte sevilmez. Ben de çocukken bamyayı pek sevmezdim ama bu bamya çok güzeldi. Zaten bamyalar öyle kocaman etli değil. Hem kurutulmuş hem de küçücük.



Öğrendiğim kadarı ile bu çorbanın hazırlanması pek bir zahmetliymiş. Önce bamyalar ipe dizilip kurutulurmuş sonra küçük bamyaların minik sert tüyleri özenle temizlenirmiş. Daha sonra küçük doğranmış kuzu eti, kuru soğan ve tereyağı ile hazırlanırmış. Diri diri kalmış bamyaların ve çorba suyunun baskın bir ekşi tat vardı. Tuzu, biberi, ekşisi pek bir hoşumuza gitti. Uzun zamandır böyle güzel bir çorba içtiğimi hatırlamıyorum.




Sırada etli yaprak sarma var. Türkiyenin bir çok yerinde yaprak sarma yapılır. Zeytinyağlısı soğuk yenir, bir de etli ve sıcak yenileni vardır, bunlarda yöreden yöreye fark eder. Örneğin antepte kuzu eti ve biber salçası ile yapılırken, Behramkale’de bol soğanlı ve zeytinyağlı yapılır.



Konyadaki yediğimiz yaprak sarma yine son zamanlarda yediğim en güzel sarmalardandı. Çok az pirinç ve macun kıvamına getirilmiş et ile hazırlanan harç ve bu harcın suyu, dolmalar pişerken yaprağın içerisinde hapsolmuş, bir damlası bile ziyan olmadan tabağımıza kadar gelmişti. Dolmayı ısırdığınızda, yaprağın içerisindeki etin lezzeti fışkırıyordu.



Sırada ağır abilerden Sebzeli Közleme Kebap var. Odun ateşinde közlenmiş çekirdeksiz patlıcana, az domates ve yeşil biber eklendikten sonra tereyağında çevriliyor. Üzerine de yumuşak bir kuzu şiş çekilmişti. Et güzeldi hoştu ama esas olay tereyağında kavrulmuş patlıcanlı ezmedeydi. Lavaşların içine biraz et, bolca patlıcanlı ezmeden koyup dürümümü yaptım. Bir dürüm, iki dürüm derken tereyağının kokusunu hissetmeye başladık. Allahtan iki kişiydik ve bu lezzet küpünün hepsini yemek zorunda kalmadım. Patlıcan mevsimi olmasının da etkisi var ama kuzu eti gerçekten böyle pişirilir dedirtiyor. Mutlaka denenmesi gerekir ama midesi kuvvetli olmayanlara 1 porsiyondan fazlası ağır gelebilir.



Sıradaki bir diğer ağır abi de tandır yani Konyalıların dilinde Fırın Kebabı. Taş fırında pişirilen kuzu etleri tatlı beyaz soğan ile servis edilmişti. Menüsünde “Kültürel olarak elle yenir” yazıyordu ama biz nizami olarak çatal bıçakla yedik. Önceden pişirilmiş ve soğuduktan sonra tekrardan ısıtıldığı için bana biraz kuru geldi. Eminim öğlen saatlerinde fırından yeni çıktığında yeseydik daha güzel olurdu. O yüzden ağzımda öyle aman aman lezzet patlamaları yaratmadı.


Yemekten sonra adettendir birer çay istedik. Garson arkadaş yabancı olduğumuzu anlayınca çaydan önce özellikle demirhindi şerbeti de içmemizi tavsiye etti. Görüntüsü kola ile fantanın karıştırılmış haline benziyor ama lezzetini tarif etmek imkansız.


Daha önce Tayland’da da yediğim tropikal bir meyve olan demirhindi meyvesi ile 41 çeşit bitki ve baharatın karışımı ile 8 saatlik bir uğraş sonucu eldilen bu şerbet Osmanlı Sarayı’nın vazgeçilmezlerindenmiş. Onca yer gezdim, gördüm, ama böyle bir içecek daha önce hiç görmemiştim. Müthiş lezetli bu içeceğin bir “sağlık küpü” olmasının yanında, bence bu bir kültürel içecektir. Lokantalarda kapalı ayran veya kutu kola satmak asla marifet değildir, marifet unutulmaya yüz tutmuş kültürel zenginliklerimizi yaşatabilmektir. Umarım demirhindi şerbetinin varlığını daha sık lokantalarda görürüz.



Efendim, tatlıya pek düşkünlüğüm yoktur ama ilk defa geldiğim Konya’da yine ilk defa gördüğüm bir tatlı olan Saç Arasını tatmadan gitmek olmaz. Konsept olarak baklavaya benziyor ama oldukça hafif. Çok ince açılmış özel yufka hamurunun içine kaymak ve antep fıstığı konmuş. Fırınlandıktan sonra üzerine şerbeti dökülmüş ve sıcak sıcak servis edilmişti. İstemem yan cebime koy havasında bir çatal attık, adeta lezzet komasına girdik. Şerbetli bir hamur tatlısı bu kadar mı güzel, bu kadar mı hafif yapılır? Ustamın etine koluna sağlık.

Fiyatlar çok uçuk değil. İki kişi 50 TL civarı bir şey ödedik.Ne demişler: “Gez dünyayı, gör Konya’yı” kısmet anca bu güneymiş. Zaten 2008’de Girit Hanya’ya gittiğimizde içimde kalmıştı, “Hanyayı gördük ama daha Konya’yı göremedik” diye. Aralık ayındaki Şeb-i Arus törenleri ile turizm patlaması yaşayan Konya’yı ne yapın edin, bir şekilde görün. Bamya çorbasını ve fırın kebabını kaçırmayın.

Gel, Gel, ne olursan ol, gel!
İster kâfir, ister mecûsî, ister puta tapan ol, gel!
Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir.
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel!"
Mevlâna Celâleddin-i Rûmî



7 yorum:

Dilek dedi ki...

Semih;

Demirhindi şerbetini İstanbul'da da bulabilirsin.Eminönü'ndeki Hacı Muhiddin Şekercisi'nde var.İstiklal Caddesi'ndeki şubelerinde de vardır mutlaka ama ben sormadım.

Etli ekmek yemeden mi döndün Konya'dan:)

Bu arada İstanbul'dan da lezzet patlamaları yaratan,keselere uygun adresler bekliyoruz:)

Löplöpcü dedi ki...

Bilgilendirme için çok teşekkürler Dilek. Kesinlikle deneyecem...
Biz konsept olarak yaptığımız seyahatlerdeki yediğimiz yemekleri yazıyoruz. İstanbuldaki lokantalarla ilgili olarak güzel bilgilere aşağıdaki sitelerden ulaşabilirsin.
http://www.yesek.com/
http://harbiyiyorum.blogspot.com/
http://www.gittimyedim.com/
http://agzimintadi.blogspot.com/
sevgiler

Adsız dedi ki...

Saç arasını İstanbul'da Erkonyalılar'a her gittiğimizde yeriz biz de. Sıcak tatlının üzerine nefis kaymak ilavesiyle gerçekten harika bir lezzet. Konya'da yapılanı mutlaka daha bir güzeldir, ama İstanbul'da canınız çekecek olursa Erkonyalılar'ı tavsiye edebilirim.

Evren

cemre dedi ki...

Akşam akşam ağzımı sulandırdın. Eylül ayında Konya'ya günü birlik gittim, fırın kebabı ve etli ekmeğe bayıldım ama demirhindi şerbetini hiç duymadım..demek ki neymiş tekrar bir Konya gezisi farz oldu bana :)

Kaan dedi ki...

evet abi etli ekmek yemeden gelinir mi Konya'dan. bir sonrakine de süper bi tiritçim var.
bu arada çörek otlu yoğurt pek bi seviliyor Konya'da. nedenini bilmiyorum ama hiç alışamadım.

mahmut dedi ki...

yoğurdun üzerine atılan çörek otu aslında bir gelenek, yoğurdun kıvamına nazar değmesin diye atılır diye biliyorum. selamlar

Adsız dedi ki...

Demirhindi şerbeti sadece yazın Hacı Bekir'in şubelerinde satılıyor, bardağı 2 TL sanırım, özellikle her önlerinden geçişimde girer içerim, aynı zamanda Mısır Çarşısı'nın içindeki aktarlarda kök veya toz halinde bulabilirsiniz, biraz şekerle hoşaf gibi kaynatıp evde yapabilirsiniz.
Hakiki koyun yoğurdu içinse Kadıköy Çarşısındaki Altınoluk Zeytincisi'de satılan Bandırma DÖNCE yoğurdunu hararetle tavsiye ederim, Pazartesi günleri geliyor ve çabucak tükeniyor; mandıra sahibini Bandırma'dan tanırım gerçek koyun yoğurdudur, güvenle yiyebilirsiniz..

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World