23 Mayıs 2011 Pazartesi

Tanzanya - 7.Bölüm

Gezinin 6.bölümü için lütfen tıklayın



18.11.2010 Zanzibar / Nungwi


Zanzibar’daki son iki günümüzde erken kalkmak yok, bir yere yetişmek yok, hiç bir program yok. Deniz, sahil ve kumsal olayına girdiğimiz bu 7.bölümde iki günü birden anlatacağım. Zaten çok fazla yazılacak çizilecek bir hikaye ve yemek yok! Peki ne var? Çok güzel kumsal ve deniz resimleri var. İlk iki gün safaride olduğu gibi affınıza sığınarak löplöp konseptinden biraz çıkıp deniz resimleri koyacağım.


Tatilimizde ilk defa bugün dinlenme ve deniz kenarında lök gibi yatma günü. Sabah kalkar kalkmaz denizi görmek üzere havuzun kenarından geçip terasa çıktık. Terasa gelince bir de baktık ki deniz çekilmiş. Millet otelin sahilinden yürüye yürüye 100 metre açıktaki tekneye gidiyor.




Okyanus kenarındaki ekvatora yakın ülkelerde gelgit olayı bariz bir şekilde hissediliyor. Gece saat 02:00’de ve öğlen saat 14:00’de deniz en kabarık seviyesine ulaşıyor (High Tide), sabah saat 08:00 ve akşam saat 20:00’de ise deniz en düşük seviyesine ulaşıyor (Low tide). Dolayısıyla sabah saat 08:00’de denize girmek imkansız, çünkü deniz en az 70-80 metre geriye çekiliyor. Hatta adanın Hint Okyanusu’na bakan doğu kıyısında ise kimi zaman 1,5 km çekiliyormuş.


Tüm ekip kalkana kadar otelin sahilinde modern hamaklarda vakit öldürdük. Yerde sabit duran sezlongların bazılarını tepeden güneşliklere bağlamışlar. Kumlardan 10 cm yüksekte sallanabiliyorsun, hoş bir duygu.




Ekip toplandıktan sonra restauranta gidip kahvaltı faslına geçtik. Büyükçe bir masanın üzerinde muz, portakal, ananas ağırlıklı olmak üzere çeşitli taze meyvalar var. Ayrıca arkadaki küvetlerde ise pişmiş domates ve sosis benzeri yiyecekler mevcut. İlginçtir adamlarda peynir kültürü pek yok, sadece paketlenmiş krem peynir var.




Ama benim esas odak noktam yumurtacı usta oldu. İstediğin gibi yumurta siparişi veriyorsun, eleman elindeki malzemelerle harikalar yaratıyor. İsteyene omlet, isteyene göz yumurta, isteyene de sıcacık krep. Tabii yeşil biberli domatesli menemeni de unutmamak lazım. Ben menemenin sadece Türkler’e has olduğunu düşünürdüm ama yanılmışım.




Tazecik meyveler yine çok güzellerdi. Farkında mısınız bilmiyorum ama taze meyve dünyanın en önemli nimetlerinden biri. Hiç unutmam bir gün Avusturya’da çok yıldızlı bir otelde kahvaltıda meyve salatası almıştım. İçinde konserve şeftali ve konserve kayısı vardı, tatlarını ise değil yazmak hatırlamak bile istemiyorum. Her ne kadar eskisi kadar kokulu olmasalar da ülkemizdeki taze meyvelere gerçekten şükretmek lazım.




Kahvaltıyı fazla abartmadan kalktık, çantalarımızı alıp sahilden Nungwi’ye doğru yürümeye başladık. Kaldığımız Mnarani Beach Cottages Nungwi merkeze yaklaşık 1,5 km uzaklıkta. Otele ilk girişimiz esnasında resepsiyondaki eleman, “Nungwi’ye gitmek için otelimizin minibüsünü kullanabilirsiniz, eğer yürürseniz güvenliğinizden otelimiz sorumlu değildir” diye gözümüzü korkuttuysa da gündüz vakti şort tişort 6 tane adamı kim ne yapar dedik.


Sabah saat 10:00 olmasına rağmen hava oldukça sıcak. Güneş beynimize beynimize vuruyor, sanki Bodrum’dayız ve saat 13:00. Ama Bodrumda malesef böyle bir kumsal yok. Kumun beyazı, denizin yeşili, gökyüzünün mavisi o kadar güzel ki, sanki cennetten bir tablonun içine bizi yerleştirmişler.




Daha yolun yarısını gitmiştik ki bir yerlerde durup yayılma zamanı geldi. 18 Kasım 2010 sabah saat 10:43’te bundan daha güzel bir poz düşünemiyorum. Mutluluk ve zenginlik işte bu olsa gerek.




Denize girdik, ağaçların gölgesinde mayışırken biraz önce bahsettiğim meyvelerle yapılan taze sıkılmış meyva suyularımız geldi. Mango suyu, hindistan cevizi suyu, portakal suyu, ananas suyu... Pırıl pırıl bir havada denize nazır yatarken içtiğimiz meyve suları kalbimizi tam 12’den vurdu.




Deniz suyu sıcaklığı tam 27°C dereceydi. Hani biraz ferahlıyayım diye serin sulara atlarsın ya, öyle bir şey yok. Ama dışarıdaki hava sıcaklığı 40°C derecenin üzerine çıkınca bu suya bile razıyız. Bir ara maskemi takıp denizin altındaki rengarenk balıklara bakayım dedim ama 5 dakika sonra güneşten sırtım yandı. Hemen kıyıya çıkıp, gölgeye kaçtım.


Masamıza geçip bu sefer biralarımızı açtırdık. Bir şişe Ndovu, bir şişe Klimanjaro, sonra bir şişe daha Ndovu. Bazı anlar vardır ki insan hislerini anlatabilmek için zorlanır, işte o anlar bu anlardı. Bütün hücrelerimiz mutluluk dolu, zevkten mest olmuş vaziyetteyiz.




Bu arada bizim plajlarda “süt mısııır” diye gezinen tipler burada yok. Onun yerine çakma Masailer var. Masai, Tanzanya ve Kenya sınırları arasında bulunan “Masai Mara” bölgesinde yarı göçebe bir hayat süren yerli halka verilen isimdir. Masailer iri yarı, oldukça yapılı, savaşçı insanlardır. Masailer ile fotoğraf çektirmek isteyen mzungular için de çakmaları Zanzibar sahillerinde volta atmaktadır. Bu arada Tanzanya’lı yerliler beyaz adama mzungu diyorlar = söğüşlenecek adam.




Tabii bir de tekne sahipleri var. Nungwi’den her gün sabah 10:00 gibi kalkan teknelerle Mnemba Adasına yemekli turlar düzenleniyor. Tam günlük turların ücreti kişi başı 30-40 US$ civarında değişiyor. 6 tane turisti bir arada görünce bir tekne sahibi “Mnemba adasına tur lazım mı?” diyerek yanaştı.


-Gel bakalım hacı amca, adın ne?
-Ali
-Oo ben de Mustafa (Müslüman ülkede Semih zor oluyor). Kaç para Mnemba turları?
-Normalde kişi başı 40 US$, ama size 30 US$’a yaparım.
-Bak Ali bize mzungu fiyatı verme, elhamdülillah müslümanız, bize müslüman fiyatı ver
-Tamam o zaman 25 US$ olsun. (elemanın bir gözü masadaki boş bira şişelerinde)
-Yok Ali, sen bize 6 kişilik tekne ayarla, temiz temiz ben sana 100 US$ vereyim, yemeğe de gerek yok, sen biraz kavun karpuz getir yeter.
-Kaç kişi olacak abi?
-Kaç kişi olduğunun önemi yok Alicim, ha 1 kişi ha 6 kişi ne fark eder? 100US$’a tekneyi kapatacaz, yemek filan da istemiyoruz.




Malesef Ali’nin aklına -tekneyi kapatmak- ifadesi pek yatmadı ve bön bön bakıp bizden uzaklaştı. Yaklaşık 15 dakika pazarlık yaptık ama bir türlü anlaşamadık. Bizim ekip ise gülmekten kırılıyor. “Don’t give us Mzungu Price”, “Give us muslim price.”


Öğlen saat 14:00 gibi yavaştan ayaklanıp, Nungwi’ye doğru biraz daha yürüdük. Önümüze çıkan her koyun kendine has bir güzelliği var.




Merkezde bir çok konaklama seçeneği mevcut. Çok uygun fiyatlı bungalowlardan tutun, 5* Hilton’a kadar farklı seçenekler var. Kimin bütçesi neye yeterse.




Nungwi merkezde, “Yarına bize tekne lazım” diye bir iki kişiye haber salınca 10 dakika sonra İbrahim diye biri geldi yanımıza. İbrahim de Ali gibi tekne sahibi ve günlük turlar düzenliyorlar. Ama İbo sanırım daha tecrübeli, hem ingilizcesi güzel, hem de 100US$’a tekneyi kapatma işini zor da olsa idrak etti.


Zanzibar’a gelmemizin en büyük sebebi Sandaletli Seyyah Bora Bilgin’in 2005’te yaptığı Zanzibar gezisini anlattığı yazıydı. Ufak çocukları ile birlikte ailecek geldikleri için, Nungwi’ye göre nispeten daha sakin olan Kendwa’da kalmışlardı. Biz de onlara uyup, 4-5 saatliğine bir minibüs ayarladık (20 US$) 15 km uzaktaki Kendwa’ya gittik. Şoför bizi Kendwa’ya götürdü, arabada tekbaşına uyuklayarak bizi bekledi.




Burada daha çok İtalyan sırtçantalı gençler var. Sahilde çok fazla atraksiyon yok, fakat kumsalı Nungwi’den daha güzel.


Adanın batısında olduğu için fazla rüzgar almıyor ve deniz çok daha temiz. Kumların üzerinde Nungwi’deki gibi yosun yok, bembeyaz. Hamaklar ise bu sefer yerden bir metre yüksekte. Sallanması zevkli de inip çıkması pek bir zahmetli.




Biraz deniz, biraz güneşlenme faslından sonra bira, kalamar, patetes keyfi için Sandaletli Seyyah’ın önerdiği White Sands Bungalows’a gittik.


Aynı Mercury Restaurant’ta olduğu gibi, mutfağa dalıp yemeklerin nasıl yapıldığına baktım. Yemekleri pişiren kadına 3-5 parça fazladan koysun diye “2 sene önce benim çok yakın bir arkadaşım eşi ve çocuğu ile buraya gelmiş, onlar burayı tavsiye ettiği için ben de grubumu buraya getirdim” diye bağlama çektim.




Kalamar ve ahtapotu buzdolabından çıkartıp suyun altında yıkadılar. Ahtapotu sadece ince uzun bacak olarak değil, komple çıkardı ve bize orta tarafındaki etli kısmından verdi.


Patatesler ise önceden ayıklanmış, kesilmiş tuzlu suyun içinde bekletiliyordu. Bunu evde ben de yaparım. Nişastası iyice gitsin, çıtır çıtır olsun diye işe yarar. Hatta ben biraz da lezzet versin diye suyun içine tuz ve sirke koyarım.




Hem kalamarlar hem de ahtapotlar parçalar halinde kesilerek önce hafif sıvı bir bulamacın içerisine batırılıp derin yağda kızartıldı.


Çıkan mallar bir kevgirin üzerinde biraz bekletilerek fazla yağının akması sağlandı. Takdire değer bir hareket, aksi halde direk tabağa koyarsanız, yağı tabakta kalıyor ve ahtapota değen kısımlar çıtırlığını kaybediyor.




Patatesler ise ilginçtir kalamarlarla birlikte aynı fritözün diğer gözünde pişirildi. Hadi bunların hepsini biz yiyecez anladıkta, kalamardan, ahtapottan nefret eden birisi, bu patatesleri nasıl yer bilemem. 50 kişilik turla gelsek kesin arıza biri çıkar. “Ay evladım bu patatesler balık kokuyor”.




Son derece basit bir deniz ürünleri tabağı. Üst taraftaki beyazlar kalamar, alttaki koyu renkli olanlar ise ahtapot. Biz de ve hatta tüm akdeniz ülkelerinde kalamarlar halka halka kesilir ve una bulandıktan sonra yağda kızartılır. Burada ise halka halka kesilmiyor. Sanırım bu bizim bildiğimiz kalamardan ziyade sübyeydi. Eti biraz kalındı ve bacakları yoktu. Olsa da olur olmasa da olur cinstendi ama biranın yanına hiçte fena gitmedi.


Amma velakin, ahtapotun lezzeti istisnai denecek kadar güzeldi. Hayatımda ilk defa, midye tava gibi pişirilmiş bir ahtapot yiyorum. Amcam şu ahtapotları nasıl yumuşatmış anlayamadım, maşallah lokum gibi. Türkiye’de bazı lokantalarda okyanus lokumu diye saçma sapan bir şey satarlar. Bence okyanusun lokumunun alası kesinlikle buradaki ahtapottur.


Patates kızartması tek kelime ile muhteşemdi. Patateslerin çıtırlığı, lezzeti, sıcaklığı hepsi çok başarılıydı. Vedat Milor’un tabiriyle 1+1=3 olmuştu. İlk parti bir çırpıda bitince ilave olarak 2 porsiyon ahtapot, 3 porsiyon daha patates kızartması istedik.




Fiyatlar oldukça ucuz Kalamar ve Ahtapot 5000 şilin (3,3 US$), Patates kızartması 2000 şilin (1,3 US$), bira 3000 şilin (1,5 US$). Sırf patates kızartması yemeye buraya gelinir!


Deniz güzel, bira güzel, ahtapot güzel, patates güzel, fiyatlar desen zaten en güzeli o! Alışık olmadığımız bir atmosferde yemek yemek her zaman heyecan vericidir. White Sands’de yediğimiz bu yemek Zanzibar’daki en ucuz ve en keyifli yemekti. Belki çok açtık, belki bu güzel ambians bizi büyüledi. Ama güne damgasını vurdu desem yeridir. Sandaletli Bey abicim, sana o gün nasıl teşekkür ettik anlatamam.




Yemekten sonra, mest olmuş bir vaziyette kumsalda yürüdük, deniz kabuğu topladık, güneşi batırdık.




Minibüse geri döndüğümüzde, bizim şoför hala arabanın içinde uyukluyordu. Pencereye tıklayınca uyandı ve Nungwi’ye geri döndük. Her ne kadar 20US$’a anlaştıysak ta, adama acıyıp 30US$ verdik, çok mutlu oldu.


Otelimize dönünce bir duş alıp yemek saatine kadar dinlendik. Hiç birimizde açlık yok, ama madem o kadar sofra hazırlamışlar, kırmamak lazım garipleri.


İki çeşit sıcak yemek var. Biri körili ahtapot ve kalamar, diğeri ise marengo soslu tavuk.




Ayrıca bezelyeli pilav ve garnitür olarak karnıbahar ve kabak-havuç-bezelye karışımı buharda pişmiş sebze mevcut. İsteyene Alfredo Soslu Spagetti de var ama Zanzibar’a kadar gelmişken İtalyan usulü yemeye hiç niyetim yok.





Daha 3 saat önce ahtapot ve kalamar yemiştik ama, bu sefer kızarma değil, köri soslu. Doğu Afrika yemeklerinde özellikle de Zanzibar’da köri çok sık kullanılıyor. Türkiye’de sadece sarı renkli köri baharatı olmasına rağmen, aslında körinin çeşit çeşit cinsleri mevcut. Hafiften zerdeçal ile karıştırılınca renki turuncuya kaçıyor. Bir de hindistan cevizi sütü ve limon otu attın mı oldukça hoş kokuyor.




Ahtapotlar ve kalamarlar (sanırım yine sübyeydi) bu sefer daha da yumuşamış. Soğan ve havuç ile birlikte gayet uyumluydu. Kırk yıl düşünsem ahtapotu hindistan cevizi sütüyle et sote gibi pişirmezdim. Neticede her seyahatten bir şey öğreniyoruz, Zanzibar’dan öğrendiğimde bu oldu.


Yemekten sonra bir şişe Güney Afrika şarabı açtırıp terasta denize nazır demlendik. Efendi gibi birer kadehle yetinip, tüm enerjimizi yarın ki Mnemba Adası turuna sakladık.




19.11.2010 Zanzibar / Nungwi – Mnemba Adası


Sabah makul bir saatte kalkıp terasa çıktık. Denize nazır oturup tüm arkadaşların gelmesini bekledik. Artık komando hayatı olmadığı için doya doya dalgaların sesini dinledik.




Dün akşam çok mu yedik nedir, fazla bir açlık yoktu. O yüzden bugün sırf meyve ile kahvaltı yaptık. Anamuz muzuna benzer ufak muzlar, iç gıcıklayıcı bir renge sahip mango ve papaya, çekirdekli portakal ve lime ile ultra sağlıklı bir kahvaltı tabağı hazırladım.




Tabi masanın olmazsa olmazı nanasiler. Ortaya karışık bir ananas tabağı boşalınca hemen gidip yeniden doldurduk.




Kahvaltı sonrası İbo’yu beklemek üzere terasa çıktık. Güya İbo tekneyle gelecek otelden bizi alacak ama buraya yanaşması imkansız. Kızlar kumsalda deniz kabuğu toplarken bizimki karadan yürüyerek çıkageldi.




Efendim gelgitten dolayı, tekne buraya yanaşamazmış, bizim Nungwi’ye yürüyüp oradan binmemiz lazımmış. Yürü allah yürü sıcağın altında bir saat Nungwi’ye gittik. Yolda çok güzel fotoğraflar çektik.






Ama hem yorulduğumuz için, hem de sıcaktan dolayı sinirler iyice gerildi. Ciddiyetimizi anlayınca İbo oraya buraya telefon edip, tekneyi bulunduğumuz yere yöndendirdi.


Aaa bi baktık teknede iki tane daha turist var.

-İbo’cum bunlar kim?
-Mustafa Abi, verdiğin 100 US$ anca benzini kurtarıyor. İtalyan’lardan 40’ar euro tokatladım, size bol bol meyva aldım.
-Ulen İbo hani tekneyi kapatmıştık, hani bize özel tur olacaktı?


Neyse Allahtan yola çıktık, keyfimiz yerine geldi. İbo biraz şebeklik yapıp ortamı yumuşattı. Şöyle balıklar göreceğiz, böyle mercanların üzerinde yüzeceğiz diye verdi gazı.




2 saatlik yolculuğumuz esnasında, yunuslarla en az 10 dakika birlikte gittik. Hepimizin aklına Kizimkazi’de yunuslarla birlikte yüzdüğümüz o güzel anlar geldi.


Ne motoru ne de gölgeliği olan kayıklarda saatlerce balık avlamaya çalışan gariban balıkçılar gördük. Fakirlik işte böyle bir şey. Milletin binlerce dolar para ödeyip denize girmek için geldiği yerde yaşıyorsun fakat denize eğlenmek için değil, para kazanmak için çıkıyorsun.




Hava artık günden güne ısınıyordu. Zanzibar’daki ilk gün yaşadığımız yağmur şokundan eser kalmamıştı. Mnemba adasına yaklaştığımızda denizin rengi bir anda yeşile döndü. Maske ve şnorkellerimizi takıp daha demir bile atmadan denize atladım. Denizin dibi aslında kum ama büyük büyük kayalar var. Derinlik 3-4 metre ve aşağıda rengarenk apayrı bir dünya var. Hayatımda daha önce hiç görmediğim onlarca çeşit balık gördüm.




Yaklaşık 2 saat denize girdikten sonra, demir aldık ve dönüş yoluna geçtik. Mnemba’dan Nungwi’ye dönen tüm tekneler yelkenlerini açıyor ve sessiz sedasız bir şekilde gidiliyor. Hafiften yorgunluk ve uyuklamalar başlamıştı ki İbo zuladan meyvaları çıkartıp bir güzel ayıklamaya başladı. Önce Hindistan cevizi. Özel sipariş olarak, tazesinden değil, bizim Türkiye’de bildiğimiz sert olanından.




Sırada turuncu renkli papaya var. Ben bu papayayı pek sevmedim ama, sevenler var. Tipi kavuna benziyor, siyah tane karabiber gibi ortasında çekirdekleri var.




Ve elbette meyvelerin olmazsa olmazı ananas. Son yıllarda ülkemizde de uygun fiyata satılan ananas burada elma, armut gibi gidiyor, değim yerindeyse sudan ucuz.




Koca ananas iki dakika da ayıklandı ve nihayet şifa depomuz hazır. Kavurucu Afrika sıcağının altında taze ananas, hindistan cevizi ve papaya ile kendimizden geçtik. Bizde tekne gezilerinde en fazla kavun olur, karpuz olur. İbonun eline, İtalyanların cebine sağlık.




İki saatte gittiğimiz adadan yaklaşık 3 saate geri döndük. Ama motor sesinin olmaması, bunun yerine sadece denizin ve rüzgarın sesini duymamızdan dolayı huzura erdik, bir çoğumuz gölgeye kıvrılıp güzellik uykusuna daldık.




Nungwi’de sahile gelince kendimizi bir cafeye attık.


Bu cafenin adını hatırlamıyorum fakat girişinde Türkçe dahil altı farklı dilde bir tabela vardı. Girdik içeri oturduk, meğer burada bir Türk kızı çalışıyormuş. 6 ay önce Zanzibar’a tatile gelmiş. Sonra burayı çok sevince tutmuş, buraya yerleşmiş. Kalacak bir yer ayarlamışlar, karın tokluğuna hem çalışıyor, hem de tatilini yapıyormuş.




Nungwi civarında çok fazla dalış noktası var. Dalışlar genelde İtalyan ve İspanyol acentalarla yapılıyor. Tayland’da yaptığım tropik deniz dalışının tadı damağımdaydı. Önceden yaptığım araştırmalarla Spanish Dancer Dive Center ile Tanzanya’da da daldım.




Aşağıda neler gördüm neler. Yeşil, turuncu, mavi renkli ve kabuğu olmayan bir salyangoz türü olan Nudibranch, bizim kalamarlardan daha iri ve tombul olan sübye, jumbo karides sürüsü, sarı benekli mavi müren, adeta yüzen bir kibritkutusuna benzeyen boxfish, ve hatırlayamadığım nice nice balıklar.




İspanyol hoca Bruno ile en fazla 12 metre derinliğe indiğimiz için dalışımız oldukça uzun sürdü (59 dakika). Dışarı çıktığımızda güneş neredeyse batmıştı. Bu geçirdiğim 1 saat, sanırım Tanzanya’da geçirdiğim en güzel vakitlerdi.


Bizim ekip ise restaurantın birinde kumların üzerinde ki koltuklara yayılmış, ufak ufak demleniyordu. Kimisi kahvesini içip kitap okuyor, kimisi de kırmızı Güney Afrika şarabı açtırmış, usul usul güneşi batırıyordu.


Ben de dışarı çıktıktan sonra bir bira alıp masaya kuruldum. Kimsenin otele gidip akşam yemeğine yetişme gibi bir derdi yoktu. Dünkü Kendwa’da kalamar-patates-bira o kadar güzel gelmişti ki bu sefer de Nungwi’de kumsalda oturup akşam yemeğini abur cubur ile geçiştirdik.




Bu sefer kalamarları sağlıklı olsun diye kızartma değil, ızgara istedik. Kalamarlar masaya geldiğinde hepimizde bir şok ifadesi. Elemanlar kalamarın veya sübyenin gövdesini biftek gibi parça parça kesip üzerlerine hem enine hemde boyuna çizik atarak mangalda pişirmişlerdi.


Tadına baktık hiçte fena değil. Ama onca Yunan adasını gezmiş ve her birinde güzelim Ege kalamarlarını bütün olarak ızgara edildikten sonra lüpletmiş biri olarak beklentim bu değildi.


Garsonlara “halka halka kesilmiş kalamar tava” alma şansımızın olup olmadığını sorduğumda, “Yok” yanıtından ziyade, yüzündeki o şaşırmış ifade görülmeye değer. Çünkü deniz turizminin bu denli canlı olduğu günümüzde bile adeta vejeteryan lokantasında az pişmiş bonfile sipariş etmişim gibi hayret ve kınama dolu gözlerle bakıyorlar.



Ama yiğidi öldük hakkını yeme! Bu Tanzanyalı kardeşlerimiz patates kızartmasında her daim çok başarılılar. O gece kaç parti patates söylendi bilemiyorum ama gün boyu denize girip çıkmamızdan dolayı ne kalorisi umrumuzdaydı ne de kolestrolü. Kızarmış patateslerlerin sapsarı rengi, üzerimizde “bir tane daha ye” diye zoka etkisi yaptı.

 
Gezinin 8. ve son kısmı için lütfen tıklayın


13 yorum:

Oburcan dedi ki...

Semih,
Bu fantastik geİnin en keyifli kısmı diyeceğim ama son kısmını merak ediyorum. Okyanus lokumu diye buralarda yengeç bacağını satarlar ama nedense bir türlü keyif alamadığım bir nesnedir.
Çok keyifli ve afiyetin bir seyahat olmuş,
Daha nicelerine diyelim...

Ümit Orhan dedi ki...

Harika bir gezi olmuş. Valla insanın ağzının suyu akıyor yazıyı okuyup resimlere bakarken. :D
Aslında her ne kadar yılın 11,5 ayını dört duvar arasında geçirip 2 hafta tropik tatil yapmanın süper bir şey olmadığını bilsem de bir gün ben de böyle gezebileceğim umarım! :D
Selamlar!

ssbb dedi ki...

Yazılarımın bir işe yaradığına ve hayal kırıklığı yaratmadığına çok sevindim. Afiyet olsun!
Fotoğraflar da iyi geldi, Zanzibarı özlemişiz, teşekkürler Semih.

Adsız dedi ki...

gerçekten sitenizi yazılarınızı tecrübelerinizi ilgiyle takip ediyorum.. özellikle tanzanya yolculuğunuzu her gün açıp bakıyorum bu aralar ne zaman yenisi geliyor diye :) kuzenim geçen yıl tanzanyada yaşadı işi dolayısıyla ve geldiğinde amarula diye marula meyvesinden üretilen doğal lezzete sahip baileys gibi müthiş bir cream likör getirmişti dikkat ettim sizin gezinizde göremedim..umarım bu lezzeti denemeden dönmemişsinizdir :) ilgiyle takip ediliyorsunuz sevgilerimle..

Adsız dedi ki...

Toplam 2 defa 1'er saatlik dalış yapmışsın maşallah:) Dalışlarla ilgili detaylı bilgi verebilirmisin?
Türü ve fiyatı nedir acaba?

Löplöpcü dedi ki...

Türü Scuba diving. Tek dalış fiyatını hatırlamıyorum detaylar için, http://www.spanishdancerdivers.com/

Kerem Kaşkaloğlu dedi ki...

Baştan sona gezi blogunuzu okudum, detaylı içten anlatımınız ve resimlerle bir çok şey öğrenmenin yanısıra kendimi bir tanzania+zanzibar turuna çıkmış gibi hissettim. Herşey için çok teşekkürler.

Küçük bir öneri: Dalış sevdiğinize göre eğer sualtı resimleri çeken dijital bir kamera edinmeyi dilerseniz, daha da sıradışı bir paylaşım olacaktır diye geçti aklımdan. Bizde pek yaygın değil ama ebayden bakarsanız avrupada 2. eli 100$ gibi çok çok uygun fiyatlara alınabiliyor, waterproof case olmaksızın direkt su altında çalışan versiyonlar tavsiye ederim.

Adsız dedi ki...

yazilarinizi keyifle takip ediyorum! Ne zaman seyahata ciksam hemen bu siteden bakiyorum siz de gittiniz mi, ne gibi tavsiyler var diye.
Bu temmuz 2 kiz kardes sizin tanzanya rotanizi yapmayi dusunuyoruz. Acaba 2 kiz kardes icin guvenli midir (safari, darusselam, zanzibar? Tur falan mi ayarlasak yoksa?
tesekkurler simdiden

Löplöpcü dedi ki...

Safari'de zaten rehberle dolaşıyorsunu, akşam kampa gelince isteseniz de sizi dışarı çıkartmazlar dolayısıyla güvenli.
Darülselam'da görülecek bir şey yok, o yüzden biz hiç kalmadık.
Zanzibar'da gece hava karardıktan sonra tek başınıza dolaşmayın, onun dışında hiç bir şey olmaz.

ötekiyimötekisinöteki dedi ki...

Merhabalar,
Aralık ayında Zanzibara gezim var, otel ayarlama dönemindeyiz. Bloğunuzun Zanzibar hakkındaki tüm yazılarınızı okudum.
Sormak istediğim konu şudur: bazı arkadaşlar Zanzibar’da bazı sahillerde denize girilemediğini söylediler. Sanırım akıntı yüzündenmiş. Ben sizin yazılarınızda buna benzer bir uyarı görmedim. Sadece gel-gitden bahsetmiştiniz.
Var mıdır buna benzer bir bilginiz? Oteli adanın şurasında tutmamalısın diyebileceğiniz bir durum var mıdır?
Şimdiden teşekkürler.

Löplöpcü dedi ki...

Akinti hic gormedim ama cok ciddi gelgit var. Ornegin oglen hemen otelin onunde olan deniz, ertesi gun sabah 100 metere aciga kadar cekiliyor.
Stone Town'da denize girmek mumkun ama cok guzel degil. Sirf adanin guneyindeki extra turlara ulasim daha kolay olsun ve adanin merkezini gorelim diye orada kalmistik. Esas plajlar adanin kuzeyinde. Nungwi'de daha cok aksiyon ve hoteller var, Kendwa'nin da plaji cok guzel ama Nungwi'ye gore cok daha sesiz sakin ve daha cok sirtcantali vardi.

ötekiyimötekisinöteki dedi ki...

Teşekkürler ettim bol bol:)

melanie dedi ki...

Biz Nungwi'de 4 gece kaldık ve dolunay zamanına denk geldiğimiz için öyle bir gel-git vardı ki deniz kilometrelerce çekilmişti, denize belli saatlerde girmek mümkün olmadı. Ama tabi sonra su geri geldiginde denize girmek mumkun, tabi gel-gitte okyanus tabaninda saatlerce yuruduk ve bu da inanilmaz bir deneyimdi. Canlilar, kayalar , deniz yildizlari vs. hepsini görebiliyorsunuz. Kestaneler o kadar cok ve buyuk ki dikkat etmekte fayda var. Açikcasi ben kestaneleri görünce su geri geldiginde bile oradan denize girmedim. Kendwa denize girmek icin idealdi. Nungwi'de sular cekildiginde, Kendwa'da denize girebilmistik.

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World