12 Ağustos 2011 Cuma

Bursa


Türkiye’nin neresine giderseniz gidin mutlaka o yöreye has bir lezzet vardır. Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk başkenti olan Bursa’da akla gelen ilk şeyler kestane, şeftali ve zeytin. Peki et desem, kebap desem? Tabii ki döner ve özellikle döner ile yapılan muhteşem bir yemek olan İskender kebap. Son zamanlarda yolum bir kaç kez Bursa’ya düştü ve farklı zamanlarda farklı yerlerde bu şehrin en özel yemeklerinden biri olan İskender Kebap veya kısaca İskender yeme şansım oldu.


Bursa’nın sembollerinden biri haline gelen İskender kebap yaklaşık bir buçuk asırdır adını ve tadını korumaya devam ediyor. İlk kez 1867 yılında Kayhan çarşısında yapılmış. Nefis domates sosu, yoğurdu ve tereyağıyla görenlerin ve kokusunu duyanların iştahını kabartan İskender, bir tür kebap olmasının yanında bence çok önemli bir kültürel yemek konumundadır. Çünkü bizden başka, bir çok ülkede dönere benzer yemekler olsa da (Arap ülkelerinde ve Rusya’da Shawarma, Yunanistan’da Gyros, Meksika’da Al Pastor) hiç birinde döner bizimki gibi yoğurtlu & soslu bir yemek şeklinde sunulmaz, ancak ekmek arası veya dürüm gibi atıştırmalık olarak tüketilir.


Bursa’da İskender yapımında kullanılan et büyük önem taşımaktadır. Bu da iskender yapılan yerlerin parmakla gösterilecek kadar az olmasına yol açmaktadır. İşte bunlardan benim seçtiğim 3 tanesi.




Uludağ Kebapçısı (Cemal & Cemil Usta)


Uludağ Kebapçısı 1964 yılından beri Bursa eski garajlarda hizmet veriyor. Burada sadece “Bursa kebabı” sunulmakta, menüsünde başka bir kebap çeşidi bulunmuyor.




Dükkan ufacık, hemen girişte sağ tarafta döner pişiyor, ustaya selam verip girdim. İçeride sadece 5 masa var, duvarlarda daha önce buraya gelen ünlülerin resimleri asılı. Aslında çok şanslıyım, saat 16:00 gibi geldiğim için hiç sıra beklemedim ve hemen masaya kurulup bir porsiyon “Bursa Kebabı”, içmek için de “şıra” sipariş ettim.




Elbette kebabım hazırlanırken boş boş masada beklemedim, işin inceliklerini öğrenmek ve iskenderin nasıl hazırlandığını görmek için fotoğraf makinamı kaptığım gibi soluğu ustanın yanında aldım.




Ustaya göre en önemli nokta et alımıymış, hayvan 1 yaşından küçük ve doğal beslenme ile yetiştirilmiş olmalıymış. Etler sadece tuz ve soğan suyu ile marine edilirmiş. Bir de dışarıdan aldıkları malzemelerin kalitesi pek mühimmiş. Örneğin kullandıkları pideyi 60 senedir aynı fırından alıyorlarmış.


Öncelikle pideler kömür ateşi üzerinde çok kısa bir süre ısıtılıyor. Uzun kalırsa ekmeyin nemi kaçıyor ve kuruyormuş, kıtır kıtır olmasına neden oluyormuş. Bu pek istenen bir durum değil, sadece ekmeğin sıcak olması daha makbul.




Isıtılan pide küçük kare parçalar halinde doğranıp tabağa konduktan sonra üzerine sıcak domates sosu konuyor. Zamanında toplanan domatesler biraz salça ve kimyon katılarak teryağında uzun uzun pişirilirmiş. Sadece salça ile yapılan soslar asla bu lezzeti vermezmiş.




Domates sosunu eklendikten sonra tabağın kenarına bir miktar yoğurt konuyor. Burada iki önemli nokta var. Birincisi yoğurt buzdolanından yeni çıkmış ve soğuk olmaması gerekir, bu hem etin hem de yemeğin soğumaması için çok önemli. İkincisi ise yoğurt asla pidenin üzerine domates sosu gibi komple atılmıyor, 3-4 kaşık tabağın kenarına bırakılıyor o kadar.




Geldik işin en baş döndürücü kısmına. Metal bir tasın içerisinde kısa bir süre önce kesilen etler birer birer dizilmeye başlanıyor. Kebabın üşütülmeden servise hazırlanması için bu işlem en az iki kişi ile hızlıca yapılıyor.




Maksat tabağın içerisindeki malzemeler soğumadan masaya sıcak sıcak servis edilsin. Et daha ilk kesildiği andaki gibi kurumadan önünüze gelsin.




Kebabımız hazırlanınca ızgaranın üstünde tabak biraz ısıtılıyor. Buradaki amaç ise etin üzerinden geçerek lezzetini alan tereyağının soğuk tabağa temas ederek kısa sürede donmasını engellemekmiş.




Bu sırada biraz önce bahsettiğim terayağı bakır tavaların içerisinde kömür ateşinde bir güzel eritilip köpürtülüyor. Son olarak erimiş tereyağı çok az miktarda tabağınızın üzerine dökülüyor. Ben tabi bu fotoğrafı çekerken etlerin o gözümü döndüren görüntüsü, tereyağının kokusu ile birleşince yutkunmaktan helak oldum.




Evet efendiiiim, mutlu sona geldik ve iskender kebabım masamda. İskender’in yanında ise özellikle şıra içtim. Kebap yağlı olduğundan şıra kebabın yağını dengelermiş.




Bu kadar güzel malzemeler ile ve son derece özenle hazırlanan bu kebabın tadını size anlatabileceğimden emin değilim. Gerçekten kendinizin gidip bizzat yemeniz lazım, yok böyle bir lezzet. Üzerindeki biftek parçalarından mı başlasam, dönerlerden mi başlasam yoksa yoğurda bir çatal mı atsam bilemedim.




Hafiften kırmızı pul biber koyduktan sonra dönerlerden başladım. Etler tam kıvamında pişmiş, hafif yağlı ve sulu. Tabakta en altta duran pidenin en büyük özelliği sosu yiyince dokusu bozulmaması, hiç dağılmamış. Pideyi ısırdığınızda ağzınıza hem domates sosunun, hem etin, hem de tereyağının lezzeti geliyor. Vıcık vıcık tereyağı yok, sadece hoş bir koku veremesi için, gerektiği kadar kullanılmış.




Bursa kebabını çok başarılı bulduğumu rahatlıkla söyleyebilirim. Uludağ Kebapçısı’nın eski garajlardan başka Bursa Kent Meydanı AMV’de ve İstanbul Ataşehir’de şubesi var. Diğer ikisine de gitmedim ama daima ilk dükkana gitmekte fayda var! Yanlız fiyatlar ucuz değil, Kebabın porsiyonu ben gittiğimde 18 TL’ydi.






Kebapçı İskender


Bursa’daki ikinci iskendercim, Kebapçı İskender oldu. Bursa’nın en eskilerindenmiş. Bir çok şubesi var, biz Mudanya yolundaki Köy tesislerine gittik. Sahibi Yavuz İskenderoğlu, iskender kebabına adını veren Bursa’lı İskender Ağa’nın 3.kuşak torunlarındanmış.




Hem içeride hemde dışarıda masalar mevcut. Biz haziran ayında olmamızın avantajı ile dışarıda oturduk. Oturduk diyorum gerçi ama sadece arkadaşlar oturdu, alışkanlık olsa gerek, gözüm gönlüm açılsın iki tüyo alalım diye hemen döner ustasının yanına gittim.




Tedarikçiden alınan karkas et, burada ustalar tarafından işleniyormuş. Bu işlenme esnasında masif etler ile harç olabilecek etler ayrılıyormuş. Buna asla kıyma denmiyor, çünkü harcıalem kasaptan alınan bir kıyma değil bu. Masif etlerden ise yaprak çıkartılıyormuş. Oran ise %60 yaprak, %40 harç biçimindeymiş. Eğer harç kullanılmaz ise yapraklar birbirine yapışmazmış, kavurma gibi saç kebabı gibi minik bölük börçük etlerden meydana gelen bir döner elde ediliyormuş, bu da iskender için uygun değilmiş.




Her kaliteli iskendercide olduğu gibi burada da odun ateşi kullanılıyor. Ustam etleri isteğe göre çok kızarmış yada kanlı canlı kesiliyor. Dönerin kalınlığıda çok önemli. Buranın meslek jargonunda dönerin kalınlığı bıçak sırtı olması lazım deniyormuş.




Konsept olarak genelde Uludağ Kebapçısı ile aynı. Domates sosu her daim lezzetli güzel domateslerden yapılıyor, bakır tavadaki tereyağı kömür ateşinde eritiliyor ve pideler ızgaranın üzerinde tavlanıyor.


Yanlız burada hazırlama sırasında bir fark var. Sıcak pideler kesilip tabağa konduktan sonra domates sosu konmadan pidelerin üzerine etler diziliyor.




Etlerden sonra tencerenin içinden kepçeyle alınan domates sosu etlerin üzerine ekleniyor. Bu sırada diğer ustada terayağını kıvama getiriyor.




Hatırı sayılır miktarda tereyağı eklenen iskenderimizin hazırlığı nihayet bitiyor. Allahtan burada benim bulunduğum nokta, hazırlık yapılan yere biraz uzak. Gerçi fotoğraf kalitesini olumsuz etkiliyor ama bu mesafe aç kediler gibi beklerken yutkunmadan, dirayetli bir şekilde beklememi sağlıyor.




Masaya gittiğimde şıralarımız masaya gelmişti. Mayalanıp fermente olmuş üzüm suyu olan şıra, içerdiği mineral ve vitaminlerle son derece yararlıymış. Katkısız, içerdiği şeker kendinden olan, üzerinde bir çok yararlı mineral barındıran şıra Anadolu’nun öz değerlerindenmiş.




Bu müessesede şıra işi baya bir ciddiye alınmış ve firmanın ismi ve logosu şıra şişesinin üzerine yazılmıştı. Ben Bursa’dan başka yerde şıra içildiğini pek görmedim. Kola, fanta, sprite gibi suni içecekler yerine şıraya daha çok sahip çıkılmalı diye düşünüyorum. Hatta bu içecek Bursa sınırları ile kıstılı kalmamalı. Doğru tanıtımlar ile önce tüm Türkiye’ye sonra Orta doğu veya Orta asya ülkelerinde geniş kitleler tarafından benimsenebilir.




Mutfakta gözümden kaçan bir nokta, tabağın bir yanına yoğurt diğer yanında ise kebapçı hersesi de denilen “patlıcan herse” vardı. Ben patlıcanı çok severim ama nedense iskendere pek yakıştıramadım. İskender dediğin yoğurtlu soslu olur, patlıcanlısını biraz yadırgadım.




Tam çatalımızı elimize aldık, yemeğe başlıyacaktık ki, ustam kızgın tereyağı tavası ile yanımıza yanaştı. Eh şimdi adamı geri göndermek olmaz, ama iskenderin üzerine mutfakta zaten tereyağı atıldığını gördüğüm için “çok azıcık olsun” diye özellikle belirttim. İskender kebabının temeli döner olsa da iskenderi iskender yapan üzerindeki tereyağıdır. Domates sosu ve yoğurt İskender kebapta kaliteyi etkileyen faktörlerdir.




Bizim iskender ikinci kez tereyağını yiyince pek bir güzel oldu. Hani yeme de yanında yat derler ya aynı o hesap. Son bir kez fotoğrafını çekip, icabına baktım. Sanırım eti biraz kuru olduğu için domates sosu ve tereyağı etin lezzetini bastırmıştı. Sosun içindeki gerçek domates parçalarını farketmemek mümkün değil, çok güzel. Tamam bu iskender de hoştu güzeldi ama o damağını uyuşturacak et lezzetini alamadım.




Önemli bir not daha. Ben çiğ domates zaten sevmem, o yüzden domatessiz olmasını istemiştim, ama arkadaşlarımın tabağında o güzelim iskenderin ortasında bir adet çiğ domates dilimi vardı. Ustalardan bir ricam olacak, lütfen sıcak servis edilen yemeklerin yanına soğuk domates koymayınız, hiç uygun olmuyor.


Bursa mutfağında Rumeli esintileri göze çarpar. Kemalpaşa olarak da bilinen peynir tatlısı Bursa tatlılarının en meşhurudur. Tatlı için burada zaten iki seçenek vardı, biri kestane şekeri, diğeri peynir tatlısı. Hangi birine kıyalım, dayanamadık azar azar her ikisinden de istedik.




Peynir tatlısı tuzsuz peynir, koyun sütü, un, yumurta ve irmik ile yapılıyormuş. Buzdolabından çıktığı gibi getirdikleri için ben beğenmedim, gereğinden fazla soğuktu. Ben tam terine, biraz ılık olanını severim, şöyle fırından yeni çıkmış tatlının üzerine, cossss diye basacan şerbeti...


Kestane tatlısı ise eh işte. Alışmışız biz Kafkas’ın kestane şekerlerine bu da beni pek açmadı. Olsa da olur olmasa da olur cinstendi.


Sonuç olarak patlıcanlı İskenderi de, soğuk verilen peynir tatlısını da son kırıntısına kadar dibini sıyıra sıyıra yedik ama hep bir şeyler eksik gibi geldi bana burada. Belki de Kebapçı İskender’in sirkülasyonu çok daha fazla olan Ünlü Cadde’deki merkez şubesinde yemek lazım, kim bilir.



İskende® 1


İskender ile Kebapçı İskender Mehmet Oğlu İskender Efendinin soyundan gelen iki aileye ait ayrı firmalar. Karıştırmamak için firmaları logolarından ayırtedebilirsiniz. Örneğin İskender’in logosunda “R” harfi daire içine alınmış durumda, İSKENDE® diye yazılıyor.




4 tane şubesi var, ama en eski şubesi Tayyare kültür merkezinin yanındaymış. Aileden Cevat İskenderoğlu bu şubede 70 yıldan fazla çalışmış. Kapıda fiyat tarifesi gözüme çarpıyor, 1 porsyon 18,5 TL, 1.5 porsiyon 25,75 TL. Anlaşılan taş yerinde ağır mantığı ile burada da iskender pek ucuz değil.


Daha içeri hiç girmeden dönerin başındaki Fethi usta ile muhabbete başladım. Uludağ yaylalarındaki otlar ve kekik ile beslenen koyun ve kuzu etleriyle hazırlanan döner mutlaka en kaliteli malzemeler ile desteklenmeliymiş.




Domates sosundan, tereyağına, pidesinden yoğurtuna her şey uzun zamandır aynı tedarikçilerden en kalitelisi alınıyormuş. Hal böyle olunca da fiyatlar biraz yüksek oluyormuş.




Ustam döneri keserken, yan tarafta pideler ızgarada ısıtılıyordu. Gereği kadar ısıtılan pideler küçük parçalara kesilerek tabağa alınıyor, sonra etlerin kesilmesini beklerken tabağın ısınması için ızgaranın üzerine konuluyor.


Sırada tabağa yoğurt koyma faslı var. Usta bu işi bile yaparken son derece özenli bir haldeydi. Belli ki işini gerçekten severek yapıyor, içindeki sevgisini de hazırladığı iskendere veriyordu. Diğer iskendercilerde olduğu gibi yoğurdu pidelerin üzerine değil, tabağın kenarına koyuyordu.




Domates sosu ise Uludağ Kebapçısı’nda olduğu gibi etlerden önce pidelerin üzerine kondu. Oysa Kebapçı İskender’de pidenin üzerine etler, etin üzerine sos konuştu.




Etlerin tabağa dizilmesi ise tam bir ritüel. Önceden kesilip metal kasede biriktirilen, ve hafif kömür ateşi üzerinde alttan ısıtılan döner parçaları birer birer dizilirken içimden “Ah be Fethi ustam, bir parça löp et atıversen şu gariban kardeşinin ağzına” diye geçirmeden edemedim.




Tam şimdi iskenderin hazırlığı bitti, usta içeri gönderecek derken daha önce diğer iskendercilerde hiç görmediğim bir hareket ile karşılaştım. Usta sol eliyle tuttuğu kürekle dönerin oturduğu şişin altındaki tepsiyi kaldırdı ve onun altındaki diğer tepsiden adeta bir lezzet hazinesine ulaştı. Meğer buraya bir miktar dometes sosu konurmuş, dönerin de pişerken akan kendi suyu yağı bu sosun içerine damlarmış. Buradan alınan iki kaşık sos-yağ karışımı tabaktaki etin üzerine konuyor. Nasıl bir koku nasıl bir görüntü anlatamam, beklentileri oldukça yükseltti.




Allah dedim bizim iskender hazır, nirvanaya ulaşmaya az kaldı. Fotoğraf çekerken bu kadar heyecanlandığımı gören usta halime gülüyor. Kim bilir adamın günde kaç tane müşterisi geliyordur ama kaç tanesi benim gibi iskenderin hazırlığı esnasında ustanın dibine tüneyip sorular sorarak fotoğraf çekiyordur. Napalım seviyoruz işte, var mı diyeceğin!




İşte bizim güzeller güzeli iskenderimiz masaya gelir gelmez, kızgın tereyağı servis eden eleman da hemen peşinden geldi. Adettendir dedik, biraz aldık.




Aslında mutfakta bir kez üzerine yağ dökülüyor, hem de etin kendi yağından! Masada tekrar bir daha tereyağı almaya gerek var mı bilemiyorum. Aslında yok, çünkü sıvılaşmış tereyağı midenizin içinde tekrar katılaşıyor, sağlık için biraz zararlı, bir yandan da gerek var, çünkü gelenekler göreneklere göre iskenderde bu tereyağı olmazsa olmazdır.




Tereyağlı mis gibi bir döneri sağlıklıksız kola gazoz gibi içeceklerle mudar etmemek lazım. Burada da içmek için şıra istedim. Şıra önemli bir miktarda üzüm şekeri içerir, bu şeker doğrudan kana karıştığı için hızlı enerji veren vitamin dolu bir içecektir. Tereyağlı iskenderimle, şekerli üzüm şıramla çok mutluyum. Haşlanmış brokkoli gibi saf, temiz ve sağlıklı bir şey olmadığını gayet iyi biliyorum ama insan kendisini bu lezzetlerden mahrum bırakmamalı.




Eskiden 20’li yaşlarda bir oturuşta 3,5 porsiyon (1+1.5+1) iskender yemişliğim vardı, ama yaş 35’e dayanınca artık alınan kilolar kolay kolay verilemiyor. O yüzden sadece 1 porsiyon ile yetinmek zorunda kaldım. Her ne kadar beynim ikinci porsiyonu al diye baskı yapsa da kalbimin sesini dinledim, bir porsiyona talim ettim. Tereyağı bariz bir şekilde fazla olmasına rağmen burada iskenderi çok ama çok beğendim.




İskende® 2


Bursa’yı bir sonraki ziyaretimde zamanım çok kısıtlı olduğu için şehir merkezine giremedim iskender kebabımı İskender’in Korupark Alışveriş merkezindeki şubesinde yedim.




Alışveriş merkezlerinde köfte veya kebap yemek pek adetim değildir çünkü bir çok alışveriş merkezi açık alev yakılmasına izin vermez. Elektrikli veya gazlı ocaklarda pişirilen etin tadı da hiç bir zaman kömür ateşi gibi olmaz.


Korupark Alışveriş merkezi nasıl olmuşsa açık alev yakılmasına izin vermiş ve İskender buradaki şubesinde de aynı merkez şubesindeki gibi dönerini kömür ateşinde pişiriyor.




Çok şubeli firmaların kalitesini koruması malesef pek kolay değildir. İllaki işin erbabı veya sahibi merkezde kalır ve yeni açılan şubeler kaliteden ödün vermeğe pek meğillidir. Fakat burada kullanılan tüm malzemeler aynı tedarikçiden alındığı gibi, iskenderin pişirilmesi, kesilmesi, hazırlanması da birebir aynıymış.


Geçen seferden içimde kalmıştı bu sefer 1,5 porsiyon söyledim. İskenderlerimiz masaya gelince tereyağı tavası da arkasından geldi. Amaaaan olan oldu, bas şefim terayağını!




Ben bu iskendere bayıldım arkadaş. Bir kere şunu bilmek lazım. Döneri kes, üzerine tereyağı, salça yanına yoğurt ile servis yap, oldu sana iskender diyorsanız, yanılıyorsunuz. Yaratıcıklara açık olmak fakat kesinlikle gelenekleri korumak lazım. Eğer siz ucuza maledeyim diye eski geleneklerinizden vazgeçerseniz, sunni malzemeler kullanırsanız mutfak kültürünüze yenilik getirmiş değil, ihanet etmiş olursunuz. Burada yediğim iskender geleneklere uygun olarak doğal ürünlerle hazırlanmış, rafine bir lezzete sahipti.




Son sözüm karşımda oturan arkadaşıma! Be güzel kardeşim, 1.5 porsiyon iskenderi söylüyorsun, üzerine usturuplu bir şekilde tereyağı attırıyorsun. Peki şu sol tarafta duran “Cola Zero” neyin nesi oluyor??





Yolunuz Bursa’ya düşerse mutlaka anlattığım yerlerden birinde, hatta ikisinde iskender yiyin. Kimi yerde “iskender kebap”, kimi yerde “pideli döner kebap”, kimi yerde de “Bursa kebabı” olarak geçiyor ama neticede hepsi aynı.


Fakat asla unutmayın ki Bursa’da iskenderler ne kadar midemizi okşuyorsa fiyatları da bir o kadar cüzdanımızı okşuyor, bir porsiyon iskenderin fiyatı 20 TL’ye yakın. Ama gerçek bir iskender tutkunuysanız, Bursa’ya geldiğinizde kendinizi Disneyland’a girmiş bir çocuk gibi hissetmemenize imkan yok.






10 yorum:

Adsız dedi ki...

Semıh Bey, oruclu oruçlu yutkunarak okuduk.Özellikle gariban kardesıne bır parça et cümlesi harikaydı:)Bız Bursa da sadece Uludağ'da mangalda köfte vb. yemeye gittiğimiz için ,karşılaştırmalı iskender bilgilerine memnun olduk.Güzel yazılarınız için teşekkür ederiz.Halid.

LaCatolica dedi ki...

Yazım tarzınız güzel ve sürükleyici ama Bursa kebabı ile ilgili ayrıştığımız noktalar var.Bende sizin gibi fiyatların oldukça fahiş olduğunu düşünüyorum.Bildiğimiz dönerin sadece soslu ve yoğurtlu haline 20 lira çok gibi...

Ayrıca siz grup halinde gittiğiniz ve bir blog yazarı olduğunuz için sizin siparişlerinizin hazırlanması bir ritüel haline getirilmiş.Anlaşılan bayağı özentili bir hazırlık olmuş. Ama inanın ki normal bir vatandaş olarak tek gittiğinizde aynı iskender önünüze 4-5 dakika içerisinde bu titizlik gösterilmeden konulmakta.Keşke size gösterilen ilgi tek tek her müşteriye gösterilse ama işin aslı maalesef öyle değil.

Son olarak beni bayağı bir özendirdiniz Türkiye'ye dönüşümde mutlaka tekrar Bursa'ya uğrayıp deneyeceğim.Umarım bana da hakettiğim ilgi ve alaka gösterilir.

Löplöpcü dedi ki...

Adsız: Ramazan ramazan bu yazıyı özellikle iftar saatinden sonra yazdım, ama yine de biraz uyarı aldım, bir sonraki yazı bayramdan sonra. sabrınız için teşekkürler.

La Catolica: Bahsettiğim yerler gerçekten güzel yerler. Eminim bu yerlerde size de aynı ilgili göstereceklerdir. Ama emin olun Türkiye'de meşhur ünlü biri değilim. Adam elimde bir fotoğraf makinası görüyor hepsi bu. Ama adamın esas etkilendiği şey yaptığı şeyi izlerken zevk almam olmuştur.

Evo dedi ki...

Oruçlu okuduk ama bir solukta okuduk. Çok güzel bir yazı olmuş, ellerinize sağlık. Ne zamandandır ağız tadıyla bir iskender yiyemedim. İstanbul'da avm'lerde iskenderciler var, çoğunu denedim. Verdiğimi paraya mı acısam? Hayalkırıklığına mı üzülsem? Bir tat'ın bu kadar kötüleştirildiğine mi yakınsam bilemedim. İstanbul'da ağız tadıyla gerçek "İskender" yiyebileceğimiz, bildiğiniz bir mekan var mı acaba?

Löplöpcü dedi ki...

Listemde 2 tane yer var ama ben daha hiç birinde yemedim.

1) Teşvikiye'de Hacıbey Kebapçısı http://www.hacibeykebapcisi.com
2) Levent'te Bursa Garaj http://www.bursagaraj.com.tr

Ayrıca yazıda bahsettiğim yerlerin İstanbulda şubeleri var http://www.kebapciiskender.com.tr/tr/?PID=18 ve http://www.uludagkebapcisi.biz/subeler.asp istanbulda şubeleri var.

Harbiyiyorum.com dedi ki...

Teşvikiye'de Hacıbey Kebapçısı 10 numero'dur. Başında işi bilen, hizmet ehli bir amcamız var.

Beyoğlu'nda Bursa'lı bir arkadaşımın kebap işinde olan babasının önerisi ile bulduğum bir Bursa Kebapçısı var. Yazısını geçen sene başında yazmıştım.

http://harbiyiyorum.com/index.php/beyoglunda-en-iyi-iskender-kebap-nerede-yenir-bursa-kebapcisi-beyoglu-istanbul/

Bunun haricinde Semihcim eline kalemine sağlık. İlk anlattığın yer bana daha çok hitap ediyor gibi. Sos, et, yoğurt alt alta üst üste karıştı mı bende bir anlamı kalmıyor.

Genelde İskender olayında ben hep yoğurdu ayrı söylüyorum zaten. Tereyağını da az istiyorum. Etin lezzeti gidiyor yoksa.

Kaan dedi ki...

abi muhteşem olmuş eline sağlık. benimde böyle bir araştırmacı blogger olarak gidip Bursa üzerine bir inceleme yapma düşüncem vardı gerek kalmadı :)
ama şehir içinde kebapçı iskender'in bir yeri vardı. ben en çok orada yediğim döneri sevmiştim. fırsat olur da gidebilirsem eklerim.

Adsız dedi ki...

Cemal-Cemil Usta, sıradan bir döneri , pazarlama tekniği ile fahiş fiyata satan bir yer. Kapıda sıra beklenmesi önemli bir yer zannedilmesine yol açıyor. Garsonlar nezaketten uzak. Ustaları daha da beter. Kendine azap çektirip bir de üstüne 20 TL vermek isteyenler gidin, gidin ki ustanın kabarmış egosu daha da artsın...

Cemilin dedi ki...

Bugün arkadaşlarla beraber Cemal-Cemil Usta denenlerin yerine gittik. 1.5 saatte bir döneri getirmeyi beceremediler. Bol kuyruk yağı katılmış uyduruk bir dönerdi, şıra ise tam bir rezalet. 4 kişi 100 TL ödedik. Kazık yemek isteyen, lezzet duygusu gelişmemiş herkese tavsiye ederim.

Özlem Pınar dedi ki...

https://m.facebook.com/profile.php?ref=bookmark

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World