1 Ekim 2011 Cumartesi

Karadeniz 2011 - Batum

Dikkat ettiniz mi son yıllarda Türk insanında gezme tozma işleri pek bir arttı. Komşu ülkelere vizelerin kaldırılması ve özellikle düşük sezonda şok promosyonlar sunan bazı havayolları bende tetikleme etkisi yaptı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra kurulan 20 yıllık sınır komşumuz Gürcistan’ı çok ama çok merak ediyordum. Kazakistan’da yaşadığımız yıllarda haçapuri, hinkal, şaşlık ve yarı tatlı kırmızı şaraplarına hayran olduğumuz Gürcü mutfağını hemen dibimizdeki Batum’da bizzat yerinde gidip görelim dedik. Neticede Gürcistan bizim sınır komşumuz, bu mutfağı tanımak ta bizim boynumuzun borcuydu.



05.02.2011


Son anda Cumartesi gününe eğitimi çıktığı için Özenç bu geziye katılamazken, yeme&gezme konusundaki can dostum Aşkın Baba ile önce Trabzon’a uçtuk, bir gün Trabzon’un lezzetli nimetlerinden yararlandıktan sonra (detaylarına daha sonra gireceğim) ertesi gün akşama doğru kiralık araçla Batum’un yolunu tuttuk.


Türk tarafından arabayı bırakıp yürüyerek Gürcü tarafına geçtik. Biliyorsunuz artık Gürcistan’a vize yok! Polis pasaporta şöyle bir göz atıp, kaşeyi bastıktan sonra elimizi kolumuzu sallaya sallaya ülkeye giriş yaptık. Sınırdan 15 km ilerideki şehir merkezine giden minibüsler ve taksiler var. Benzin o kadar ucuz ki, sınırdan şehir merkezine gitmek minibüsle 3 Lari, taksiyle 20 Lari (1 Lari = 1,1 TL).


Çok fazla lüksü olmayan, basit ama temiz bir otel olan Hotel Prestige’e (double oda 60 Lari) yerleştik.


06.02.2011


Gürcistan’a gitmeden önce nerelerde yenir hazırlığını her zamanki gibi önceden yapmıştım. Otelde kahvaltı almayıp sabah erkenden şehrin içinde dolanmaya başladık, amaç belli Shemoikhede Restaurant’da (Zhordania Street: 8) kahvaltı etmek.


Shemoikhede Restaurant şık döşenmiş nezih bir yer. Ama burada öyle zeytin, peynir, domates, yumurta yok. Buraya gelmemizin esas sebebi üstad Vedat Milor’un hapur hupur götürdüğü hinkal ve haçapuriden yemekti. Ama hem Gürcü’ce hem de İngilizce hazırlanmış menüyü görünce benim gözüm döndü ve başladım Gürcü mutfağının en temel yemeklerini sıralamaya. Harço çorbası, sulguni peyniri, haçapuri, hinkal ve içecek olarakta tarhunlu ve limonlu gazoza benzer bir meşrubat söyledik.




Masaya ilkönce Natakhtari marka meşrubatlarımız geldi. Gürcüler yerli meyvaları kullanarak çok güzel gazozlar yapıyorlar. Limon gazozu hadi neyse ama, tarhun otu ile yapılan gazoz oldukça ilginçti.




Meşrubatın rengi yemyeşil, tadını tarif etmek ise zor. Tarhun otu bizde çok kullanılan bir ot değildir. Nane yaprağına benzer ama biraz daha ince uzun bir yapısı var. Fransız mutfağının da vazgeçilmezi olan tarhun otu iştah açıcıymış, vücuttaki fazla suyun atılmasına yardım edermiş. İlginçtir hıçkırığı da kesermiş.


Lemonade denen limonlu meşrubatın ise rengi yok, şeffaf su gibi. Fantanın limonlu versiyonu diyebiliriz. Hem ferahlatıcı hem de çok tatlı değil. Tarhunlu gazoza göre bizim damak zevkimize daha yakın.




Gürcülerin milli çorbası olan Harço pirinçli şehriye çorbasına benziyor ama içinde kuşbaşı et var. Ayrıca üzerinde de maydanoza benzer yapraklar var. Fakat bunlar maydanoz değil, kişniş otu. Taze kişniş otu da Türk mutfağında pek kullanılmaz, ancak tohumu düğünlerde badem şekerinin yanında filan olur. Taze kişniş ise görüntü olarak maydanoza çok benzer, ama lezzet olarak oldukça farklıdır.




Çorbanın içinde kuşbaşı kuzu etleri cirit atıyordu. Hafif yağlı bir et olduğu için çorbaya çok muazzam bir lezzet vermişti. Sabah sabah hem boğazımızı açtı, hem de midemizi rahatlattı. Uzun zamandır böyle lezzetli bir çorba içmemiştim.




Sulguni peyniri Batum civarında üretilen en meşhur peynirlerden biri, Gürcülerin gurur kaynağıdır. İnek sütünden yapılırmış, bizim köy peynirine çok benziyordu. Tuzsuz olduğu için gayet hafif, löplöp gidiyor. Aslında bu peyniri akşam yiyip, yanında da güzel bir beyaz Gürcü şarabı içmek lazım ama sabah sabah şarap işine hiç bulaşmadık.




Şarap yerine peynirler ile beraber güzel bir ekmek yedik. Son zamanlarda bende beyaz somun ekmeğe karşı bir antipati oldu. Değişik ekmek cinslerine daha çok ilgi duyuyorum. Menüde lavaş yazıyordu ama gelen ekmek bildiğimiz lavaşlara göre daha değişikti, daha çok ramazan pidesine benziyordu ama daha inceydi. Odunla yanana tandır fırının içine yapıştırmak suretiyle pişirilmişti. Dışı çıtır, içi yumuşaktı, lezzeti yerindeydi.




Haçapuri Gürcü mutfağının başrol oyuncularındandır. Gürcistan’nın her bölgesinde haçapuri farklı usullerde yapılıyor. Bölgelerin isimlerine göre de haçapuriye isim veriliyor. Biz o gün menüden Mengrelian usulü haçapuri istedik.




Mengrelian usulünde, hem hamurun ortasında hem de üzerinde peynir bulunuyor. Üstteki peynirler fırında pişerken iyice kızarıyor. Ortadakiler ise açık aleve maruz kalmadığı için iyice yumuşayıp hamurun arasında eriyor. Hamuru ısırmanızla birlikte ortasındaki sıcak peynir akıyor dikkat edin, ağzınızı yakabilir. İnanılmaz güzel bir lezzet, insan nasıl yorum yapacağını şaşırıyor.




Meğer mengrelian usulü haçapurinin işçiliği çokmuş. Önce hamur açılırmış, sonra üstüne peynir konurmuş, sonra bohça gibi kapatılıp hamur tekrar açılırmış. Böylece konulan peynirler iki hamurun arasında kalırmış. Sonra üstüne tekrardan peynir konulurmuş. Bunu beğenmiyecek bir vatandaş düşünemiyorum.


Sırada Gürcü mutfağının assolisti Hinkal var. Türkiye’de mantı, İtalya’da ravioli, Çin’de wonton, Rusya’da pelmeni olarak karşımıza çıkan et dolgulu haşlama hamur işine Gürcistan’da hinkal deniyor. Hani Kayseri mantısı için “bir kaşıkta kırk tane olması lazım” derler ya, bu hinkalin herhalde küçük değil, büyük olması makbul. Çataldan bile büyük boyutlardaydı.




Hamur yuvarlak olarak açıldıktan sonra içine kıyma harcı konmuş, sonra da bohça gibi tepeden birleştirilmişti. Daha sonra 10 dakika suyun içerisinde haşlanıp servis edilmişti. Yoğurttur, sostur, salçadır hiç bir makyaj yok! bu şekilde pek ilgi çekiçi görülmese de esas hazine içeride.




Bu hinkalı bir lokmada yemek her baba yiğidin harcı değil, benim bile! Öyle çatal bıçakla yemek olmaz çünkü hamurun içinde et ve etin suyu var. Bıçakla kesip hamuru dağıtırsan suyu ziyan olur. O yüzden tepesindeki birleşim noktasından tutup ters çevirmek lazım.




Üst taraftan küçük bir ısırık alarak işe başlıyoruz. Hamuru bizim mantılardaki gibi çok yumuşak değil, diri diri dişe geliyor. İçeride büyükçene bir parça kıyma var. Süt danasından yapılmış, lezzeti artsın diye soğan da rendelenmiş.




Çiğ olarak hamurun içine konan yağlı kıyma haşlanırken suyunu salıyor ve bu su hamurun içerisinde hapsoluyor. Hamuru ilk ısırdığınızda işte bu suya ulaşıyorsunuz. Burada çok dikkatli olmaz lazım, aman suyu dökülmesin.




İşte bu resim görebileceğiniz gibi en az iki çorba kaşığı dolusu et suyu hamurun içerisinde kalmış. Bu suyu hüpletmek suretiyle biraz hamurdan biraz da etten ısırıyorsunuz. Çok muazzam bir şey. Olurda bir gün hinkal yerseniz çok rica edeceğim şu hüpletme olayını bizzat kendiniz yaşayın, yarım sayfadır neler anlatmak istediğimi o zaman çok daha iyi anlayacaksınız.


Biz çorbaydı, haçapuriydi, hinkaldı derken ikişer adetle yetindik. Ama yan masadakiler hiç ıvız zıvıra girmeyip, sadece hinkal yediler. İki tabak dolusu dumanı tüten tabakların fotoğrafını çekerken bütün hücrelerimiz mutlulukla doldu.




Shemoikhede Restaurant’ta iki kişi doyasıya yedik, içtik hesap çok komik 27 Lari (25 TL). Yolunuz Batum’a düşerse ne yapıp edin bu lokantaya uğrayın. Düşmezse de sırf burada hinkal yemek için düşürmeye çalışın derim.


Yemek sonrası bir kaç saat şehir merkezinde dolaştık. Batumda görülecek yerler arasında Batum Limanı, Orta Camii, Batum Bulvarı, Rustavelli Caddesi, Europe Meydanı, Shareton Hotel, Nuri gölü, Chavchavadze Caddesi ve Tiflis Meydanı var.


Dükkanlar olsun, marketler olsun, bizim en az 50 sene önceki halimize benziyordu. Fakirlik diz boyuydu. Fakat bir dükkan hariç. Chavchavadze Caddesi üzerindeki Goodwill Supermarket’e uğramakta fayda var.




Şehir merkezinde sık sık karşımıza Türk kasaplar çıktı. Meğer civar illerden bir çok kişi burada ticarete atılma ayağına gelip et marketi açıyormuş. Nasıl olmasın ki, et fiyatları bizdeki ile yarı yarıya. Türkiye’deki konu komşu haftasonu Batum’a gelip, kilolarca et alıp götürüyormuş.


Karadeniz balıklarının burada çok ucuz olduğunu duymuştum. Yola çıkmadan önce özellikle İstanbul’da çok pahalı olan “Kalkan” yemeye and içmiştim. Ama o restauranta baktık kalkan yok, bu restauranta baktık kalkan yok. Bizde işi kaynağında çözelim dedik, tuttuk şehrin 3-4 km dışındaki “Batum Balık Haline” gittik.




Karadeniz’in kıyısındaki Batum’da elbette Karadeniz balıkları ağırlıkta. Mevsim itibariyle malesef kalkan çok azdı, mevcut olanlar da zaten çok küçüktü. Kefal, minekop, palamut, sazan, alabalık ve hayatımda ilk defa gördüğüm mersin balığı vardı.


Bizim kalkan diye dolandığımızı gören balıkçılardan biri, şiddetle mersin balığını önerdi. Onunda beyaz eti varmış, en az kalkan kadar lezzetliymiş. “Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdulrahman Çelebi derlermiş” ya, bizimde kısmetimizde bu varmış diyip, 1,5 kiloluk mersin balığı aldık.



Belki mersin balığının tadını sevmeyiz diye altlık olarak bir kilo zargana aldık. Bakmayın siz öyle yılana benzediğine çok lezzetli eti vardır. Kilo fiyatını hatırlamıyorum bile, sudan ucuzdu.




Balıkları aldığınız yere 5-10 Lari bahşiş bırakınca sizin için ordacıkta ayıklıyorlar. Yanlız çok ilginçtir, balık halinde Türkiye’deki gibi erkekler (Erzincanlı abiler) değil, sadece kadınlar çalışıyordu. Öyle bağrış çağış yok, sessiz sakin işlerini yapıyorlar.




Ayıklanmış balıkları aynı İzmir Kilizman’daki gibi torbayla alıp hemen arka taraftaki barakalara geçtik. Burada 15 Lari karşılığında balıklarınızı pişiriyorlar. Meze filan yok ama isterseniz salata ve alkollü alkolsüz içecek mevcut.




Rus yemek kültürü biraz karışık, ama içecek kültürü dedin mi akan sular duruyor. Balığın yanında her Gürcü’nün ve Rus’un yaptığı gibi biz de votka sipariş ettik. Balıklarımızı mutfağa teslim edip masaya yerleştikten hemen sonra vokta ve meyve suyumuz geldi. Kazakistan yıllarından kalma alışkanlık ile votkayı Nemiroff istedim. Meyve suyunu ise garson kadına bırakmıştım, gele gele armut suyu geldi.




Salatamız bizim klasik çoban salataya benziyor. Hatta bizim çoban salatadan daha çok Yunanlıların Greek salat'ına benziyor. Nedenine gelince dostum Sandeletli Seyyah’ın tabiriyle domatesler, hıyarlar, dolmalık biberler ve soğanlar eşşeğin önüne doğrar gibi kocaman kocaman kesilip gelmişti.




Voktalarımızı ve meyve sularımızı doldurduk, ufak ufak demlenmeye başladık. Vokta Ruslar’da meyva suyu ile aynı bardakta karıştırılarak içilmiyor. Rumka denilen küçük bardaklara sek votka konuyor, meyve suyu ise ayrı bir bardağa konuyor. Aynı rakı içer gibi, önce bir yudum votkadan içiliyor, sonra bir yudum hafifletmek için meyve suyundan içiliyor. Yanlız votkanın alkol oranı %40 civarında olduğundan dolayı, içmeden önce mümkünse derin dondurucuda iyice soğutulması gerekiyor.




Masaya balıklarımız ile birlikte mısır ekmeği geldi. Mchadi denilen bu ekmek Gürcistan’da siparişe müteakip hazırlanıyor. Tavada pişirilip sıcak sıcak servis ediliyor, tereyağı ile mısırın kokusu birbirine karışmış içimizi gıcıklıyor.




Hamurun dışı biraz kızarmış, iç tarafı ise yumuşak kalmıştı. Ekmek biraz tuzsuz bir hamurdan yapılmıştı ama sıcak sıcak gelmesi ise tam bir zevk. Düşünüyorum da restaurantlar buz gibi gelen soğuk ekmekle mutsuzluk sunmaktadır. Oysa sıcak ekmek mutluluktur, insanın midesini okşar, damağını şenlendirir.




Önden altlık olarak nitelendirdiğimiz zarganalar geldi. Biraz una bulandıktan sonra kızgın yağda kızartılmıştı. Çocukluğum İzmir’de geçti, son 7-8 senedir de İstanbul’da yaşıyorum, pek zargana yemişliğim yoktur. Çok ilginçtir ilk defa Ankara’da iyi bir balıkçıda tanıştım kendileriyle.




Bilenler bilir zargana eti ve özellikle ortadaki kılçığı pişince hafiften yeşile döner. Bazı kişiler ince uzun görüntüsünü beğenmese de tat olarak benim için Top 5 listesindedir. Ayrıca içerdiği fosfor nedeniyle en faydalı balıklardan biridir. İnce uzun balığın pulları yok, ortadaki kılçığı da kolayca ayıklanıyor. Balığın kızartması ağır olur derler ama bu balık hiçte ağır değildi. Ya da vodkanın etkisiyle bize hiç ağır gelmedi. Küçük bir sürüyü bir çırpıda mideye indirdik.



Masanın kralı mersin balığı da yine tavada kızartılmıştı. Palamut gibi dilim dilim kesilmiş, bol una bulandıktan sonra kızartılmıştı. İnanırmısınız mersin balığı bir çok yönden gerçekten kalkana çok benziyormuş. Aynı kalkan gibi mersin balığında da düğmeler var, sırt tarafı siyah alt tarafı beyaz, balığın etinin lezzeti ise inanınmayacak kadar çok kalkana benziyor.




Hatta mersin balığının kalkana göre büyük bir avantajı daha var, o da balığın şekli ince yatay değilde, daha tombul olduğu için kılçıksız eti çok daha fazla. Siyah derisini ve düğmeleri temizledikten sonra ortaya çıkan eti ağzımıza atınca, neşemiz iyice yerine geldi. Hafif yağlı ama bembeyaz löp et, votkayla birlikte kaymak gibi gitti. Lezzetler damağımızda dört nala koşturdu. İstanbul’daki lüks balıkçılarında nasıl olur da bu balığı yapmazlar anlamak mümkün değil.




Mersin balıkları hem tatlı suda, hem tatlı-tuzlu karışık suda (ırmak deltaları), hem de denizde yaşarlarmış. Özellikle çok pahalıya satılan havyarları için kontrolsüzce sık avlandıkları için nesilleri malesef tükenmek üzereymiş.


Batum’a gelirseniz ve balık seviyorsanız, Batum Balık Hali’ne gelip burada kendinize bir ziyafet çekin. Beğendiğiniz balıkları ayıklatıp hemen arka taraftaki barakalarda pişirtip yemeniz elzem. İçeceğiyle, salatasıyla birlikte en az 4 kişinin rahatlıkla doyabileceği bu büyük keyif için toplamda 60 Lari verdik.


Karnımız doydu, kafalar güzel oldu. Şehir merkezine gitmektense biraz da doğada gezelim dedik. Atladık 1 numaralı marşrutkaya (dolmuş) şehrin 8 km doğusundaki Botanik parkına gittik. Malesef mevsim itibariyle ziyarete açık değilmiş, bir gittik kapı duvar! Aynı dolmuşa binip şehir merkezine geri döndük.




Otelde biraz dinlendikten sonra güneşin batışıyla birlikte tekrar şehir turuna çıktık. Batum gelişmekte olan bir şehir. Bazı sokaklar sanki savaştan yeni çıkmış gibi sefalet görünse de bazı mahalleler ise Rus mimarisinden etkilenmiş. Binaların yapıları, ışıklandırmaları, parklar ve sokaklardan etkilenmemek mümkün değil.




Akşam yemeği için yine Vedat Milor’un çekim yaptığı Magrul Lazuri Restaurant’a gittik. Mekan şehrin 5-6 km doğusundaki Makhinjauri istasyonunun tam karşısında, yerel lezzetleri keşfedebileceğiniz kaliteli bir restaurant. Sınırın diğer tarafındaki Hopa lokantaları ile alakası yok, dikkat çekici bir kültür farkı var. Masalarda önce beyaz örtü, üstüne de bordo örtü konmuş.


Gürcistanın şarapları ünlüdür. Özellikle yarı tatlı kırmızı şarapları dünya literatüründe isim yapmıştır. Burada şarapları uluslararası piyasanın zevkine göre değil, kendi zevklerine göre yapılır. Kindzmarauli, Hvanckara cinsi üzümler ile yapılan kırmızı şaraplar ise en önde gelenlerdir. Biz o gece Teliani Valley marka Kindzmarauli aldık.




Cevizli patlıcan Gürcülerin ilginç mezelerinden biriydi. Patlıcanlar uzunlamasına dilimler halinde kesilip kızartılmış, sonra arasında Satsivi denilen cevizli tarator sosu sürülüp katlanmış. Üstüne bir kat daha cevizli sos sürülüp, birer nar tanesi konmuştu. Cevizli sos bana o çerkez tavuğundaki sosu hatırlattı. Yağda kızarmış patlıcanlar hani bazen içinizi bayar ya, cevizler işte tam o açığı kapatacak tok lezzeti aşılıyordu.




İlk sıcak yemeğimiz güveçte kuzu eti! Hafif yağlı kuzu eti domates salçası ve biraz sarımsakla birlikte toprak güvecin içerisinde pişirilmiş, servis edilmeden hemen önce de üstüne kuru soğan ve kişniş yaprağı konmuştu.




Etler hem pamuk gibi olmuş hem de domatesin lezzetini içine almıştı. Üzerine konan çiğ kuru soğan parçaları ise oldukça yakışmıştı. Tam dibi sıyırılmalık bir tabaktı, hakkını verdik gerekini yaptık.




İkinici kebabımız işe Gürcülerin şaşlık dedikleri kuzu şiş. Nedense şişte pişirilmiş kuzu etleri daha sonra güvece konup servis edilmişti. Hem kemikli kuşbaşı var, hem de kemikli kaburga eti. Bir önceki yemekteki gibi üzerine biraz soğan parçaları kesilmişti.




Gürcülerin kebap kültürü biraz renkli, çeşit çeşit sosları var. Bizde malesef olmayan domates sosu ve erik sosunu garsonun özel tavsiyesi ile ısmarladım. Domates sosunun içinde taze soğan ve taze kişniş var. İnce rendelenmiş domateslerle birlikte uzun süre pişirildikten sonra soğutuluyor. Tkemali denilen erik sosu ise apayrı bir olay. Rengi kahverengi, hafif ekşi bir tadı var, özellikle ızgara kuşbaşı ete çok yakışıyor.




Tahminimce bu hayvanlar zamanında sunni yemle değil, doğal yemle yetiştirilmiş. Hal böyle olunca yemeğin lezzetine kesinlikle ciddi bir katkısı olmuş. Bizim kuşbaşılar pamuk gibiydi.


Üçüncü kebabımız ise (Lüle Kebap) ince lavaşa darılmış dürüm halinde geldi. Adana kebaba benzer kıymadan yapılan bir kebaptı. Dürümün üzerine ise boylu boyunca sumak serpiştirmişlerdi.




Kıymanın eti biraz yağsız geldiği için beni pek sarmadı. Aslında tadı fena değildi ama bizim alışık olduğumuz yağı şıpır şıpır damlayan Adana kebabının lezzetinden çok uzaktı.




Sebze şaşlık Gürcülerde olupta bizde olmayan bir kebap çeşidi. Bizde kebabın yanına genelde domates, biber közleyip getirirler. Ama Gürcüler eti sade getiriyorlar, sebzeleri ise ayrı bir kebap olarak sayıyor. İki çeşit biber, mantar, bol domates közlendikten sonra yanında da dört parça kızarmış patlıcan dilimi ile gelen tabağımız mükemmel görünüyordu. Etle arası çok iyi olmayan kişilere kesinlikle tavsiye ederim.




Sebzelerde öyle bir lezzet var ki, sanki hepsi o sabah yeni bahçeden toplanmış gibiydi. Belli ki Gürcü kardeşlerimiz toprak anayla hala iyi geçinmeye devam ediyorlar. Zira sebzeler unutmaya başladığımız tadların hala varolduğunu müjdeliyordu.


Şu bizim lüle kebabını biraz da sebzelerle sosla filan süsleyip dürüm yapayım dedim ki bu sefer çok başarılı oldu. Biraz közlenmiş biber, biraz közlenmiş soğan, biraz da domates sosundan koydum, işte o anda film koptu. Etin kendi öz suyu belki yoktu ama sosuyla sebzeleriyle birlikte kebabın tadını tüm hücrelerimde hissettim.




Tatlı faslı ise bizim için çok özel oldu. Siz hiç hayatınızda “Ballı cevizli fırınlanmış elma” yediniz mi? Garsonun tavsiyesi ile aldığımız bu tatlının sırrı sanırım çok bol malzemenin bulunduğu bir coğrafyada olmamızdı.




Hafif eksi yeşil elmanın üst tarafı şapka gibi kesilmiş, sonra içi oyularak cevizli ballı bir harç konmuş, daha sonra şapkası kapatılarak odun fırınında pişirilmişti. Balın tatlısı ekşi elmanın içine işlemiş, ceviz ise tam anlamıyla cila olmuştu. Bu kadar doğal, bu kadar lezzetli, bu kadar basit bir tatlının ne kadar hafif ve etkileyici olduğunu tahmin edemezsiniz. Adeta içinden lezzet fışkırıyor. Tez zamanda bu tatlıdan evde yapmam lazım.




O gece soframız çok şık ve çok zengindi. Yemeklerin çeşidi boldu ama kalite hiç fena değildi. Yemekleri iyi yada çok iyi olarak değerlendirebilirim. Tüm yemekler için toplam yaklaşık 70 Lari ödedik. Magrul Lazuri’de güzel bir kırmızı şarap eşliğinde bu kadar uygun fiyata çok zevkli bir yemek yiyebilirsiniz.


07.02.2011


Batumdaki son günümüzde dün sabah kahvaltı ettiğimiz Shemoikhede Restaurant’a tekrar gittik. Türkiye’ye dönmeden önce haçapuri ve hinkal ile midelerimizi doldurduk.


Bu sefer haçapuri ve hinkalların nasıl yapıldığına şahit olmak için mutfağa daldım.




Bu hinkalda el emeği göz nuru var. Türkiye’de marketlerde satılan içinde ne idüğü belirsiz hazır mantılardan nefret edenler için, hinkal birebir. Yaklaşık 15 cm çapında açılan hamurun içine biraz sulu bir kıyma harcından koca bir kaşık ekleniyor.


Daha sonra kenarlarından burularak üst tarafta hamur birleştiriliyor. 4 adet hazırlandıktan sonra kaynar suyun içine atılıp kısa bir süre pişiriliyor.




Haçapuri ise yine siparişten sonra taze taze yapılıyor. O gün hiç çorba faslına girmediğimiz için dün yiyemediğimiz Acarian Haçapuri’den ve Imetarian Haçapuri’de istedik.

Acarian Haçapuri bizim kıymalı pide hamuru gibi ince uzun açılıp kenarları katlanıyor.




Imerarian'da ise hamur yuvarlak şekilde açılıyor. Neticede haçapurilerin hepsi mantığı aynı. Hamur, peynir yumurta, farklı farklı şekillendirilip fırında pişiriliyor.




Sunguri peyniri rendelendikren sonra yumurta ile karıştılıp peynir harcı hazırlanıyor.




Acarian haçapuri pidesinin içine hazırlanan peynirli harç konup tepsiye fırına atılıyor. Pidenin kenarlarını kurumasın diye fırçayla yumurta sarısı sürülüyor. Bu bizde pek yapılmaz. Genelde pide fırından çıktıktan sonra bazı yerlerde kenarlara tereyağı sürülür.




Imeration haçapuri dün yediğimize çok benziyordu. Açıkçası ne farkı var anlayamadım. Ama fırına girerken oldukça her ikisininde iç gıcıklayıcı bir görüntüsü vardı.




Masaya ilk önce hinkallarımız geldi. En az dünkü kadar güzel en az dünkü kadar lezzetli. Bu sefer hinkalların yanına haşlama suyundan da biraz koymuşlar. Hinkalları yemeye başlamadan önce bu suyu içmek için tabağı kafaya diktiğimi itiraf etmek istiyorum. Sarımsaklı yoğurtla, domatesli sosla hiç makyajlanmamış hinkalları çok sevdik.




Acarian usulü haçapuri karadenizde yapılan peynirli pideye çok benziyor. Peynirli harç konduktan sonra fırına atılmış, pişmesine yakın yumurta kırılmış, fırından çıktıktan sonra da bir kalıp tereyağı bırakılmıştı. Tabak masaya gelince heyecanlandık, mutlu olduk, tükürük bezlerimiz kabardı. İkimizde pidenin ucundan koparıp yumurtaya dalmak istiyoruz ama önce zorunlu görevimiz olan fotoğraflar çekildi. Ey dostlar sırf sizler için çektiğim eziyete bakar mısınız lütfen!




Imetarian haçapuri tahmin ettiğimiz gibi dün yediğimiz Mengrelian haçapurinin çok benzeri. Sadece fırından çıkmadan hemen önce üzerine ikinci kez peynir konuyor ve çok hafiften eritiliyor. Fırına ilk atılırken üzerine konan peynirler kıtırlaşmışken, sonradan konan peynirler nispeden daha bir ağza geliyordu.




Hamur dünkü gibi iki kat olmadığı ve ortasında da peynir olmadığı için ısırdığınızda içeriden hoşurt diye tereyağlı peynir harcı çıkmıyor. Tüm malzemeler aslında aynı ama alıştık dün tabi o lezzet fışkırmasına, bugünkü pek yerini doldurmadı. Ama yine de mutlu mesud ayrıldık Shemoikhede Restaurant’tan. Batum’a geleceklere şiddetle önerebileceğim bir yer. Kebap tarzı şeylerde var ama hinkal ve haçapuriyi gözü kapalı yiyebilirsiniz.


Yanlız buraya kahvaltı için gelirken iki kere düşünün, hamur işi ağırlıklı yiyeceğiniz bu yemekler inanılmaz lezzetli ama sabah sabah size biraz ağır gelebilir.


Batum’da bir lezzet hazinesi yatıyor, gelip buralara Gürcü mutfağınız keşfetmeniz lazım. Benim yazılarımı devamlı takip eden, gastro turist yani yerel yemeklerin peşinde koşan, yemek yemeyi seven arkadaşlara Batum’a mutlaka gelmelerini tavsiye ediyorum. En azından bir Doğu karadeniz turu yaparsanız, ne yapın edin mutlaka Batum’a da uğrayın. Kesinlikle bizim Doğu Karadenizdeki lokantalardan çok farklı çok daha kaliteli yerler bulacağınıza eminim. Güzel bir seramik tabak, temiz bir masa örtüsü, kaliteli bir servis peçetesine ve iyi bir şaraba doğu karadenizdeki bir restaurantta rastlamanız çok zor.




Batum ile ilgili 5 şey


1. Gürcistan’a vize gerekmiyor ve Batum Sarp sınır kapısından sadece 20 km ileride.

2. Batum’da insanlar Türkler gibi çok misafirperver. Tek bir kusurları var, İngilizce konuşma oranı pek yüksek değil.

3. Haçapuri ve hinkal Gürcü mutfağının iki ünlü vazgeçilmezidir, benzerleri Türkiye’de olsa da yerinde demekte fayda var.

4. Gürcüler doymak için yemiyor, aynı benim gibi keyif için yiyorlar.

5. 1 Lari = 1,1 TL


11 yorum:

al bundy dedi ki...

yemeklere resmen bayıldım. size de hem bu yazı, hem de genel olarak "özellikle gezdiğiniz yerlerin yemeklerini" tanıttığınız için teşekkür ediyorum, devamını bekliyorum.

gürcistan, netten okuduğum gezi yazıları itibariyle şu anda gayet ekonomik, keşfedilmemiş, uçak veya vize sorunu olmayan ender güzel yerlerden bir gibi duruyor; dandik turlarla her yıl dubrovnik'e felan gitmektense bence çok daha uygun bir seçenek.

Adsız dedi ki...

yaaaa hergün bugün nerelere gitmişler diye bakar,bekler oldum))afiyetler olsun))bizede anlattığınız için ağzınıza,gönlünüze sağlık olsun.nesrin

zeynepsezgi dedi ki...

birazdan sınırı geçicem... Az kaldı!

Hilal,Sen'an ve Rena Geziyor dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Hilal,Sen'an ve Rena Geziyor dedi ki...

Tebrikler. 2 kez Azerbaycan'a araba ile seyahat ederken Batum -Gürcistan'dan geçtik. Bahsettiğiniz gibi Hopa ile çok ayrı kültür. Doğa ve insanlar birbirine çok benziyor ama mimari çok güzel.Çok yıpranmış kominizm döneminden kalma binaların yanında muhteşem güzellikte binalar va heykeller var. Tiblis yolunda ve Tiblisteki heykeller o kadar çok ki bayıldım...Benzin çok ucuz ama Azerbaycan'da oradan daha ucuz.Araba ile gezmenizi tavsiye ederim ama Azerbaycan'a araba ile girmek sıkıntı.Gümrükte çok uğraştırdıkları gibi sizi yolunmuş tavuğa ceviriyorlar. Akabinde de yollarda polisler söüşlüyor hiç bişi yapmasanızda.Velhası biz Gürcistan'da şaşlık ve tarhun gazozunu tecrübe ettik. Şaşlık güzeldi ama Tarhun Gazozu ağır geldi. Azerbaycan'da da bu gazoz bolca tüketiliyor. Ben çok sevmedim. Tekrar gittiğimizde özellikle bu önerdiğiniz yerlerde önerdiklerinizi deneyeceğim.
Elinize, dilinize,ağzınıza,midenize
sağlık:)

kamush dedi ki...

Merhaba... Çok başarılı bir blog yazısı olmuş. Tebrik ederim... O lezzetleri hatırladıkça ağzım sulanmaya başladı kendimden geçtim :)... Yalnz bir noktaya değinmek istiyordum. Şöyle ki khingeli içine konan etler genelde domuz ve dana karışımı oluyor. Maalesef diğer kültürlerde olduğu gibi gerek wonton, gerek gyoza (japon mantısı) gerekse de pelmenilerde domuz eti olmadan o lezzet tutturulamıyor... Batuma çok Türk gittiğinden sıkça sorulan 'içinde domuz eti var mı?' sorusuna hazırlıklılar aslında, nasıl olsa insanlar anlamıyorlar diye şehirde domzu eti yok bile diyenler var ama maalesef yalan... Markete gittiğinizde dana veya kuzu eti bulmanız domuz etinden çok daha zor... Bu nedenle gidecek olan arkadaşlar için çok önemli bir konuysa garsonun dediklerine göre değil yemeğin cinsine göre karar vermeleri daha uygun olacaktır... Khachapuriye gelince de Tifliste Machakhela diye zincir pideci var... pidenin nasıl olduğunu hakikaten anlatamıyorum... şöyle tarif edeyim son 3 boş haftasonumda Karstan 5-6 saatlik yolculukla Tiflise bu pide için gittim, bir gece kalıp ertesi gün birdaha yiyip geri döndüm... öyle yani... :)

Adsız dedi ki...

Anlatımların için teşekkür ederiz. Bizde iki aile olarak otomobillerimizle Karadeniz gezisi yaptık. Gelmişken 05.07.2013 tarihinde de Batum'a geçtik ve bahsettiğin restaurantı(Shemoikhede) bulmak zor olsa da bulduk ve Hinkal, Haçapuri, Horça Çorbası, Mısır ekmeği, Sulguni peyniri ve meyveli içeceklerin tadına vardık. Ben şahsen hepsini çok beğendim. Eşim Horça Çorbasındaki taze kişnişin kokusundan dolayı pek beğenmedi. Ailenin tüm bireyleri Haçapurinin çok lezzetli olduğu konusunda fikir birliğine vardı. Otel fiyatları bayağı artmış bunda belki mevsimde rol oynamıştır ama talep arttıkça Batum'un herşeyi ile pahalanacağını söyleyebilirim. Herkese Karadeniz ve Batum gezisi yapmasını tavsiye ederim. Harika güzellikler ve tadlar var.
Dr.İsmail Gövercin

Adsız dedi ki...

merhabalar. öncelikle vermiş olduğunuz bilgiler için teşekkürler. bende ağustos ayının sonuna doğru gitmeyi düşünüyorum gürcistana. şu an ki otel fiyatları nedir ve nerede kalınabilir. bununla birlikte içmiş olduğunuz şarap ve votkayı marketlerde bulmak mümkün mü yoksa restaurantlara özel mi veriliyor?

Löplöpcü dedi ki...

Otel fiyatları nedir, nerede kalınabilirin cevabı www.booking.com adresinde var.
İçki satışı tabii ki marketlerde var.

Adsız dedi ki...

iğrenç bir yer fakirlik dizboyu vede çok pisler

Adsız dedi ki...

merhaba ben ınsallah bayramdan sonra gıdecegım batuma arabam ıle arabayı nereye park etmelıyım nasıl sonra bulabılırmıyım sabah kahvaltısını nerde yapmalıyım 4 kısılık bır aıle otelde kalırsam ne kadar alısverıs sızce uygunmu cevablarsanız sevınırım ömer akpunar

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World