9 Kasım 2011 Çarşamba

Karadeniz 2011 - Sinop

Bir seyahatta en sevdiğim şey, esas gitmek istediğim yere giderken, yol üzerinde başka yerlere de uğrayıp o gezinin hem etinden hem de sütünden faydalanmaktır. Samsun’daki pide şöleninden sonra Sinop’ta balık ve mantı keyfini yaşadık. Trabzon ve Samsun gibi çok büyük bir şehir merkezi olmayan Sinop’un göbeğinde sahilde yürümenin zevkini yaşadık, şehrin biraz dışında ise kendimizi adeta cennetten bir köşede gibi hissettik.




26.02.2011 Cumartesi


Samsun’dan sonra Bafra’yı geçince Karadeniz sahil yolu biraz bozuluyor. 100 km sonra Sinop’a vardığımızda hava hafiften kararmıştı. Sahildeki otellere bir göz atıp, uygun bulduğumuz Otel 57’ye yerleştik.


Eşyaları bıraktıktan sonra soluğu otelin hemen karşısındaki Saray Restaurant’ta aldık. Rıhtımdaki İskele Caddesinde onlarca balıkçı var, ama hatırı sayılır göbeği olan bir manavın tavsiyesi ile Saray Restaurant’a gittik. Nerde yiyeceğimi daha önce çalışmamış isem, oranın yerlilerine sorarım. Dünyanın neresinde olursanız olun, esnafın yediği lokanta kötü olmaz, hele göbekli esnafın tavsiye ettiği yer hiç kötü olmaz.


Karadeniz ikliminin hakim olduğu sahil şeridinde bölge insanının tutkusu hamsi mutfaklarda başköşededir ancak Samsun ve Sinop sularının en bol balığı zargana ve mezgitmiş. O gün malesef zargana kalmamıştı, biz de Samsun’daki o talihsiz mezgit anımızı unutmak için bir kez daha mezgit tava istedik. Bir tane de ızgara Somon, ama o eti pembe Norveç somonlarından değil, gerçek karadeniz yerli Somon!


Ben balıktan önce artık gereksiz mezelerden yemiyorum. Öyle haydari şakşuka gibi lüzumsuz şeyler yerine sadece deniz ürünleri ve ot mezesi alıyorum.




Sanırım bize verilen otlar ıspanaktı, ama kardeşim bir ıspanak bu kadar mı güzel pişirilir? Çook hafif buharda pişirilmiş diri diri dişe geliyor, üzerine inceden limonlu zeytinyağı gezdirilmiş. Yanındaki süzme yoğurtta belli ki köy işi. Sulandırılmış hazır yoğurtlardan değildi.


Beyaz somun ekmek bu sefer masamıza hiç uğramadı bile. Karadenizlilerin gururla sundukları mısır ekmeği teşrif etti. Öyle güzel tadı var ki anlatamam, işte yerel lezzet olayı budur.




İşte beklenen an ve mezgitlerimiz geldi. Çiçek gibi tavaya dizilip sonradan yağ eklenmemişti. Mısır ununa bulandıktan sonra bol yağda evire çevire kızartılıp bir damla bile yağ çekmemişti.




Balığın yumurtaları da ziyan edilmemiş, onlarda kızartıldıktan sonra balıkların üzerine konmuştu. Mezgit nedendir bilinmez İstanbul’da, Ankara’da fazla satılan bir balık değil, ama o gece yediğim mezgitler beynimde yer edindi. Açık ve net bir şekilde hayatımda böyle güzel mezgit yemedim diyebilirim. Hasan Usta’nın eline koluna sağlık.


Roka salatamı her zamanki gibi domatessiz ve üzerine rendelenmiş peynirli istedim. Ama ustam nedense üzerine koca koca sarımsak doğrayıp hazırlamıştı. Şifa niyetine dedik, yedik ama hani sarımsakları rendelese veya ufak ufak kesse neyse. Be müberak adam, bu sarımsakları yedikten sonra Özenç’ten iki gün neler çektiğimi bir bilsen...




İkinci balığımız ise Somon ızgara oldu. Koca bir somon ortadan ikiye kesip fileto çıkartıldıktan sonra ızgara edilmişti. Kömür ateşinde gerektiği kadar pişirilen somon tam kıvamında sulu sulu kalmıştı. Zaten kendisi de biraz yağlı olan bu balığın ızgarasının tadına doyamadım.


Sık sık yediğim bir balık olmadığı için pek bir keyif aldım. En az Norveç somonu kadar lezzetli olan bu Karadeniz somonu kesinlikle yaygınlaştırılmalı ve İstanbul’da lokantalarda da yerini almalı bence.


Yemekten sonra ikram olarak irmik helvası geldi. Aslında tatlıya düşkünlüğüm yoktur ama balıktan sonra insan istiyor bu mereti. Son derece masum ve hafif tatlımız gecenin sonunda damağımızda hoş bir tad bıraktı.




Biz tam bitti artık hesap filan derken bir ikram da meyva tabağı geldi. Kahvenin çayın zaten haddi hesabı yok, son yudumu alır almaz yenisi geliyor.


Biz Batıda çupra, levrek, sarıkanatla yetindiğimiz için Karadeniz balıklarını gerçekten çok özlemişim. Hem mezgit hem de somon çok ama çok başarılıydı. 35’lik rakısıyla, salata, tatlı, iki çeşit balık için gelen hesap ise çok düşündürücü. İki kişi 66,5 TL, onun da üstünü çizmişler 65 TL yazmışlar!


Biz alışmışız tabi yukarı yuvarlanan hesaplara, aşağı yuvarlanan hesabı görünce 20 TL bahşiş bıraktım. Hem hesaptan hem de yediğim yemeklerden inanılmaz keyif aldım. İyot koklayarak, tablo gibi deniz ve liman manzarası seyrederek lezzetli balık yemek isteyenler için en doğru adres, Saray Restaurant. Sinop’ta tek geçerim.


27.02.2011 Pazar


Az kahvaltı ile otelden çıkıp Sinop şehir merkezinde gezinti yaptık. Sinop kesinlikle Giresun’a, Samsun’a veya Trabzon’a benzemiyor, kendine has bir dokusu var. Benzetecek olsam ben Foça’ya benzetirim. Deniz kenarında yürüyüş yapabileceğin ama beton yığınından uzak kaç tane şehir kaldı Allah aşkına.




Tarihi Sinop Cezaevini, Pervane medresesini ve Alaaddin Camii’yi gezdikten sonra biraz üşüyünce, Yalı kahvesinde soluklandık. Niyetimiz bir Türk kahvesi içmekti ama içeride kış aylarının vazgeçilmezi olan Salep görünce dayanamadık.


Nedendir bilinmez öyle heryerde salep bulmak mümkün değildir. Ne Avrupa’da, ne Arap ülkelerinde, ne de Uzakdoğuda salep satıldığını görmedim, bize özgü bir şey olduğunu Osmanlı’dan kaldığını tahmin ediyorum. Acaba bu güzel içecek neden millileştirilmez, neden reklamı yapılmaz? İlla Yunanlıların mı sahiplenip “Salepis” diye adının çıkması mı lazım değerini anlamak için?




Azıcık tarçın, azıcık da zencefil konmuş salepimiz misler gibi kokuyordu. Güzel bir bardak salep benim için soğuk kış aylarının vazgeçilmezidir. Soğuk bir Şubat sabahında adeta ilaç gibi geldi.


Sinop’un yenecek nesi ünlüdür diye sorsanız, önce balık sonra da mantı derler. Peki mantı nerde yenir? Elbette Teyzenin Yeri Mantı Salonunda. Deniz kenarında apartmanların altında oldukça salaş bir yer.




İçeride ufak bir açık mutfak var. Mantı hamuru gözünüzün önünde taze taze açılıyor, dondurulmuş hazır mantı değil.




Peki siz mantıyı nasıl bilirsiniz? Önce sarımsaklı yoğurt konur, onra da salçalı sos konur değil mi? Sinop’ta biraz farklı. Haşlanıp süzülen mantının üzerine önce dövülmüş ceviz konuyor, sonra da eritilmiş tereyağı konuyor. Ha illa ben yoğrutlu soslu klasik mantı isterim derseniz o da var ama Sinop’a özel olanı cevizlisi.


Özenç’le bir porsiyon sarımsaklı yoğurtlu, bir porsiyon da tereyağlı cevizli sipariş ettik. Makarna ve mantı gibi hamur işi yemekleri genelde çok pişirirler, biz diri diri sevdiğimiz için sipariş verirken “az pişmiş” olarak özellikle belirttik.




Önce klasik mantı olan, yoğurtlu sosludan başlıyoruz. Tepeleme doldurulan tabaktan mantılar adeta taşıyor. Üzerine konan yoğurt çok sulu değil. Sosu ise biraz pul biber yakılmış tereyağından ibaret.




Mantıların tanesi de kayseri mantısı gibi minicik değil, dişimin kovuğunu dolduruyor. Eriyen tereyağı kırmızı pul biberin rengini alınca bembeyaz yoğurdun üzerinde mükemmel görünüyor. Mantı hamurları son derece ince açılmış kıymanın tadı hemen ağzınıza geliyor. Kıyma da maşallah esirgenmemiş, kuş yemi gibi kıt değil.


Gürcistan’da yediğimiz Hinkal denen mantı tamam çok güzeldi ballandıra ballandıra anlatmıştım ama Sinop’un mantısı da en az onun kadar güzel. Hani ağzının suyu aktı derler ya, aynen o vaziyet. Bakınız Şekil A ve Şekil B.






Tereyağlı cevizli mantı ise diğerinin aynısı, bir tek tabağa servis edildikten sonra, üzerine konan sos farklı. Mantıların üzerine eritilmiş tereyağı konduktan sonra en az 2 avuç dövülmüş ceviz atmışlar.




Tereyağını eritirken hafif renk versin diye eser miktarda pul biber de eklenmiş. Yağı bol olduğu için buna paralel olarak mantının lezzeti de bol. Sanki yoğurtlu soslu olanından daha mı güzel ne?




Bir onun tadına bakalım bir bunun tadına bakalım derken karar verdik her ikisi de güzel. Ama cevizli olan çok güzel. Aslında yoğurtlu soslu olan da dediğim gibi güzel ama tek bir kusurlu yanı vardı, o da mantının üstüne konan yoğurdunun soğuk olması.




Oda sıcaklığındaki yoğurt değil de buzdolabından alınan yoğurt kullanılınca, üzerine erimiş tereyağı beş dakika sonra donuyor ve damağınızda istenmeyen bir tad bırakıyor.


Sonuç itibariyle Sabriye Teyze mantı işini biliyor. Mantıyı seviyorsanız -ki ben mantı sevmeyen bir Türk olduğuna inanmak istemiyorum- Teyze’nin Yeri Sinop’taki aradığınız adres. Fiyatlar da çok uygun, iki mantı bir su 16,5 TL.


Mantımızı da yedikten sonra otelden eşyalarımızı alıp arabaya attık. Bu sırada ara sokakta misler gibi balık kokuları yayılan küçücük bir dükkan görünce dayanamadım içeri girdim. Burası kendin pişir kendin ye usulü ufak bir ocak başı.




Masaya kurulup yanınızda getirdiğiniz eti veya balığı burada pişirebiliyorsunuz. Izgaranın üzerinde iki levrek bir çupra ve biraz da somon fileto vardı. Mantıları götürmesek, kesin bende bir çatal atardım ama midemde bir lokmalık bile yer yok.




Sahil Ocakbaşı, Sinop’a tekrar gelirsem kesinlikle öğlen uğrayacağım bir mekan.




Sahil Ocakbaşı’nın hemen karşısındaki balıkçıdan Karadenizin en taze balıklarından alıp pişirtebiliyorsun. Hem ucuz hem taze hem de balığını kendin seçiyorsun. Meraklısına duyrulur!




Sinop yarımadasını arabayla turladıktan sonra şehrin batısına doğru gittik. İlk durağımız 10 km ilerideki Akliman. Burada Hamsilos Tabiat Parkında mola verip doğa ile bir bütünlük yaşadık.




Mevsim itibariyle park açık değildi, gökyüzü de masmavi değildi ama doğal bir koy olan Hamsilos Parkında kendimizi adeta cennette gibi hisettik. Karadenizin dalgalı ve rüzgarlı sahillerinden çok uzak sessizliğin ve dinginliğin tadını çıkarttık.




Akliman’dan sonra Türkiye’nin en kuzey ucu olan İnceburun’a (42°06' kuzey enlemi) gittik. Ne var orada diyecek olursanız, sadece bir deniz feneri var o kadar, başka da bir şey yok. Ama manzarası müthiş, en yakın kara 270 km ileride Kırım/Ukrayna. Türkiye’nin en güneyine (Yayladağ-Hatay) ve en batısına (Gökçeada-Çanakkale) gittikten sonra en kuzeyine de gitmenin mutluluğunu yaşadık.




Tertemiz havada hem deniz hem de orman kokularını ciğerlerimize iyice depoladıktan sonra Samsun’a geri dönüş yoluna koyulduk.


2011 yılının şubat ayındaki Karadeniz turlamız Batum, Rize, Trabzon, Samsun ve Sinop ile tamamlanmış bulunmaktadır. En kısa zamanda ucuz bir bilet bulunca tekrar Karadenize gitmek umuduyla.


Samsun-Sinop hakkında 5 şey


1. Atatürk ve tarihimiz için çok önemli olan Samsun’a siz de önem verin.


2. Balık kültürünün İstanbul’dan farklı olduğunu ve çok daha ucuz olduğunu bilin.


3. Sinop’un diğer tüm Karadeniz şehirlerinde bulunmayan rıhtımında yürüyüş yapın, kahvelerden birine oturun “Dalgasız Karadenizin” keyfini çıkartın.


4. Sinop’ta megzit ve somonun hakkını verin


5. Samsun’da pidenin envai çeşidinden en az iki-üç tanesini deneyin.






1 yorum:

Bir Terazi Kizi... dedi ki...

Bende somonu cok severim,aradeniz somonunu ilk kez duydum,tABI BILMEDIGIM TÜM BALIK CESITLERINIDE;TESEKKÜRLER

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World