4 Aralık 2011 Pazar

Midilli - 1.Bölüm

1 haftalık bayram tatillerini herkes çok sever ama ben 19 Mayıs, 23 Nisan gibi bir günlük bayramları da çok seviyorum. 1 gün izin alarak, 4 günlük kısa bir tatil yapabiliyorsun. Bizde Özenç ve Aşkın Baba ile 19 Mayıs’ta Gürcistan ve Suriye’den sonra bir diğer komşu ülke olan Yunanistan’ın Midilli adasına gittik.



Her ne kadar Midilli’de denize giremesekte, deniz ürünleri konusunda çok cömert olan kuzey Ege’nin her türlü nimetlerinden yararladık. Kalamar dolmasından, ahtapot ızgarasına, garides saganakiden, midyeye kadar her türlü lezzeti 4 gün doya doya yaşadık. Ege’yi zaten çok severiz, kuzey Ege’nin karşı kıyısını daha bir sevdik.


19.05.2011 Ayvalık-Midilli


Midilli’ye gitmenin iki yolu var. Ya İstanbul’dan Atina aktarmalı uçakla gidersiniz ya da önce Ayvalık’a gidip oradan feribotla yarım saatte adaya geçersiniz. Tekne elbette çok daha ucuz ama bir dezavantajı var, Ayvalık’tan saat 17:00’de kalıyor, gün kaybediyorsunuz. Ama bu asında kesinlikle bir kayıp değildir, o gün doya doya Ayvalık yemeklerine yakından ilgi gösterebilirsiniz.


Önce Jale turizm’den feribot biletlerimizi alıp (Gidiş-dönüş 30€), iskeleye çok yakın olan Veli Usta’ya kapağı attık. Bir önceki gelişimde keşfettiğim bu mekan salaş mı salaş bir esnaf lokantası. Cunda’daki şişirme yerler gibi pahalı değil, yiyorsun içiyorsun 20 TL verip kalkıyorsun. Vitrinde 10 çeşit sıcak, 20 çeşit soğuk yemek mevcut, hepsi “Beni ye beni ye” diye bekleşiyor.




Bir kere yemekler deniz ürünleri ve sebze ağırlıklı. Mutfağa çiçekyağı veya tereyağı gibi yağlar asla girmiyor. Sadece zeytinyağı var, soğuklar da kızartmalar da sulu yemekler de zeytinyağında yapılıyor.




Ispanak, çiçek dolması, enginar ve üç parça izmir köfte ile hazırlanan bu masum tabak sadece 10 TL.




Yoğurt adeta bıçakla kesilip veriyor. Bu kadar lezzetli bir yoğurt uzun zamandır yememiştim. Bakkalda satılan hazır yoğurtlar ile alakası yok, çatalla bile yiyebilirsin. Zannımca manda sütünden yapılmış.




Ortaya karışık söylediğimiz çiçek dolması ise kızartılmıştı. Zeytinyağlı kabak çiçeği dolmasını herkes yemiştir ama kabak çiçeği dolmasını kızartma halinde yiyen sanırım pek yoktur.




Tuzlu lor peyniri ve maydanoz ile doldurulan çiçekler yumurtaya bulanıp yağda kızartılıyor. Tabağa koymadan önce zemine roka ve dereotu konuyor. Amaç akan yağın tabakla kızartma arasında kalıp yemeği yumuşatıp hamurlaştırmasını engellemek.




Dolmayı kestiğinizde öyle şelale gibi kaşar peyniri akmıyor ama lezzet mükemmel. Zaten taze kaşar yiyenleri anlamıyorum. %50 yağ, geri kalanı da tatsız-tuzsus uzayan lastik gibi bir şey. Ama maydanozlu lorun kendine has bir dokusu ve kokusu vardı.


Midye tava ise malesef o kadar da başarılı değildi. Geçen sene burada hayatımın en güzel midye tavasını yemiştim halbuki. Bu sefer sadece una bulayıp kızartmamışlar, garip bir hamura batırıp sonra kızgın yağa atmışlar. Midyelerin etrafında kalın bir tabaka oluşmuş, midyenin kendi öz lezzetini perdelemişti.




Kalamar tava ise tam bir Ege klasiği. Bolca una bulandıktan sonra yine bol yağda kızartılmış. Midyeler gibi bir katman yok, kalamarın lezzeti geliyor. Ayrıca kalamarın bacakları da var, demekki bu halis mulis yerli Ege kalamarı.




3 kişi hesap bir kaç birayla birlikte 60 TL civarı geldi. Ayvalık içinde tavsiye edebileceğim bir mekan.


Tatlı faslına burada hiç girmeyip, işi gerçekten tatlıcılık olan Talatpaşa Caddesindeki Güler Tatlıhanesine yürüdük.




Buranın spesiyali peynir tatlısı. Görüntü ve lezzet olarak Laz Böreğine benzese de tadı biraz farklı. Zira ortasında muhallebi değil, tatlı lor peyniri var.




Ortadaki peynirler 8-10 kat baklava hamuruna sarıldıktan sonra dilimlenip fırına atılıyor, sonra da üzerine insanın içini baymayacak kadar şerbet atılıyor. O kadar hafif, o kadar hafif ki iddia üzerine rahatlıkla 1 kg götürebilirim.




Ege’nin o verimli topraklarından fışkıran sebze ve meyveleri görmek için Talatpaşa Caddesine gelmişken Belediye Sebze haline girmeniz öneririm. Ben nasıl kasapların balıkçıların önünden geçerken mutlu oluyorsam, Özenç de manavın önünden geçerken mutlu oluyor. Bir elinde dondurma yerken, diğer eline de enginarı alıp poz veren kişi zaten olsa olsa Ziraat Mühendisi olur.




Karnımızı güzelce doyurup neşemiz yerine geldikten sonra, saat 16:00 gibi iskeleye gidip pasaport sırasına girdik. Son derece yavaş çalışan pasaport görevlilerinin yüzünden kuyrukta itiş kakış ile bekleşip, nihayet 45 dakika sonra gümrükten geçtik ve feribota bindik.


Tekne tamamen dolu, çoğunlukla yaşlı ve bıyıklı Yunan teyzeler var. Pasaport ve vize derdi olmadan sadece Yunan kimlikleri ile 15 €’ya gidiş dönüş bilet alıp Ayvalık’a geliyorlar, pazar sepetlerini ağzına kadar doldurup, memleketlerine geri dönüyorlar. Biz Türkler ise 60 € vize parası ve 15 TL yurt dışı çıkış fonu vermek zorundayız. Ayrıca günübirlik Türkiye çıkışlı tekne ücreti 25 €. Sonrada diyorlar ki Yunanistan’da kriz var, bizim ekonomimiz sapasağlam, pehhh.




35-40 dakika sonra Midilli’ye yanaşırken, pasaport kuyruğundan tecrübeli olduğumuzdan hiç utanmadan gemiden ilk fırlayıp deparı atarak en ön sırayı kaptık, sorunsuz girişimizi yaptık. Herhalde en sona kalanın girişi 1 saati bulmuştur.


Öncelikle Yunanlıların ve tüm dünyanın bu adaya Lesvos dediğini, sadece Türklerin Midilli dediğini belirtmek istiyorum. Midilli ismi, Lesvos adasının başkenti olan Mytilini’den geliyor sanırım ama adanın adı Lesvos. Midilli ise sadece şehrin adı.


Gümrükten çıkar çıkmaz limanda Couchsurfing’den tanıştığımız Stelios ile buluşup, sahildeki Panellinion Cafe’ye oturduk. Yunanistan’da bir cafede ne içilir? Elbette frappe! Bizim için çay neyse, Yunanlılar için de frappe o. Selanik’te, Girit’te, Rodos’ta, Mikonos’ta istisnasız her Yunanlı günün her saati frappe içiyor. Bende geçen yaz Selanik’te gaza gelip bir frappe makinası aldım, artık yazları biz de evimizde soğuk frappe yapıyoruz.


 Frappeyi kısaca anlatmak gerekirse, derin bir bardağa kahve birazcık su ve isteğe göre şeker eklenip özel makinası ile köpürünceye kadar çırpılıyor. Köpük oluşmaya başladıktan sonra soğuk su, buz ve yine isteğe göre süt ekleniyor. Zaten sipariş verirken aynı bizim türk kahvesi gibi sade, orta veya şekerli diye belirtiyorsunuz, ayrıca sütlü veya sütsüz diyorsunuz. Frappeler 3 - 3,5 € civarında. Mekan mükemmel. Her halinden tarihi bir bina olduğu belli oluyor, yüksek tavanlı ferah bir yer.



Yanlız beni en çok düşündüren şey kahvelerin yanında ücretsiz olarak su getirilmesi oldu. Hem de musluktan doldurulan su. Allah’ın adasında musluktan akan su ücretsiz getirilirken, değil İstanbul’da İzmir’de, hemen karşı yakadaki Ayvalık’ta bile sular plastik pet şişede ücretli olarak getiriliyor. Neden bizim musluktan akan suyumuz içilmiyor? Neden son 15-20 senedir plastik pet şişedeki suya mahkumuz biz Türkiye’de?


Kahve faslından sonra Stelios’un evine gidip eşyalarımız bıraktık, daha sonra da Midilli’deki en eski ve en güzel tavernalardan biri olan Cafeneon O Ermis’e gittik. Siparişi tamamıyle Stelios’a bıraktık, o ortaya karışık birşeyler söyledi, içecek olarak ta elbette uzo.




İştah açıcı olarak gelen Greek salat’ı detaylı anlatmaya gerek yok. Koca koca parçalar halinde kesilmiş sebzeler, üzerine bir kalıp feta peyniri, üzerine bol zeytinyağı ve biraz da kekik.


Adanın zeytinyağı kalitesi çok çok iyi. Bizim Ayvalık’ın zeytinyağı nasıl Türkiye’de bir numaraysa, aynı şekilde Midilli’nin zeytinyağı da Yunanistan’da hatırı sayılır bir öneme sahipmiş. İspanya’da öğrendiğim usul, tabağa bir miktar döküm üzerine tuz ve karabiber ektim, ekmeğimi bana bana yedim.




Ayrıca adadaki kuzu ve keçilerin sütüyle yapılan Ladotiri peyniri çok meşhurmuş. Kalın bir dilim kesilen peynir daha sonra sekize bölünüp soğuk olarak meze niyetine yeniyor. Bizim Trakya eski kaşarı ile kars gravyeri arası bir lezzeti var çok ama çok güzeldi.


Gelibolu’nun sardalyası İspanya’dan sonra burada da karşımıza çıktı. 5 parça konserve sardalyayı son derece şık ve sadece bir şekilde sadece kırmızı soğan ve zeytinyağı ile süsleyip getirmişler. Salatalık domates gibi abudik gubidik şeyler yok. Biraz peynir biraz sardalya, biraz da uzoyu çekince keyifler tavan yaptı.




Kabakçiçeği dolması ise tipik bir ege klasiği. Öğlen Veli Ustada yediğimiz çiçek dolması ile pek farkı yoktu. Aynı şekilde bu da mükemmeldi.




Ara sıcak olarak gelen Giousleme bizim gözlemenin kuzeni! Elde açma hamurun içine bolca peynir konmuş, daha sonra hamur kapatılarak kızgın yağda şöyle bir kızartılmış.




Giousleme’nin hamuru bana İzmir’de evlerde yapılan hamurişi olan pişiyi hatırlattı. Hafif yağlı bir hamur sanki kat kat açılmış sonra pişirilmiş gibiydi. Ustam peyniri koyarken elini korkak alıştırmamış, iç harcı gayet bol ve lezzetliydi. Neredeyse hamurundan çok iç malzemesi vardı.




Türklerin yapamayıpta Yunanlı’ların gayet güzel becerdiği “Şarap soslu ahtapot” ise geceye damgasını vurdu.




Vantuzları soyulmadan bacakları kesilen ahtapot tencereye atılıyor, çok az su ve ince doğranmış soğan eşliğinde 1 saat kısık ateşte pişiriliyor. Daha sonra toprak güveçte soğanlar kavrulup domatesler pişirildikten sonra kırmızı şarap ekleniyor ve ahtapotlar 1 saatte burada pişiriliyor.




Önce ahtapotları götürdük, sonra suyuna ekmek bandık. Sonlarına doğru suyunu çorbaymışcasına kaşıkladık, hiç bir gramını ziyan etmedik.


Yunanlılar yapar, Hırvatlar yapar, Türkler ise ancak bakar. Bu yemeği ne Bodrum’da ne de İstanbul’da yapan bir yer ben bilmiyorum. Ha bu arada evde ben kendim yapıyorum orası ayrı. Hatta Tayland gezisinden arkadaşım Arif’in minik kızı Beliz’e hayatının ilk ahtapotunu ben yedirdim onu da gururla burdan söyleyebilirim.




Yunanlılara yemeklerimiz çok benziyor ama bizim ağır tatlılardan pek yemiyorlar herhalde. Almanlar gibi daha hafif tatlılar tüketiyorlar. İlk gelen tatlımız süzme yoğurt üzerinde vişne reçeli! Tire yazımdan hatırlarsınız İzmir civarında da tatlı lor peyniri üzerine karadut reçeli çok tutulan bir tatlıdır. Bir Antep’liyi pek kesmez ama son derece doğal ve hafif olduğu için oldukça zararsız bir tatlıdır.


İrmik helvası ise bizimkine çok benziyordu. Yağı ve şekeri çok daha azdı ama bir fark var, içine portakal kabuğu rendelenmişti. Gecenin sonu diye midir bilmem, sanki garson bütün tepsiyi ikram olarak getirmişti. En aşağı 3 porsiyon irmik helvası ile cila yapıp gecemizi taçlandırdık.




O Ermis çok keyifli bir taverna. Barda 16 çeşit uzo var, hangisini istersen açıp veriyorlar. Genelde 20 cc’lik şişeler var, fiyatlar 4-5 € civarında. Bir çoğu Midilli üretimi.




Duvardaki resim de Yunanlıların uzo hakkında ne düşündüğünü net bir şekilde anlatıyor. Hasta olup yatağa düşen adama bile serum diye uzo bağlıyorlar! O derece düşkünler yani.




Patron Georgio (Yorgo diye okunuyor) bizim Türk olduğumuzu anlayınca gece boyunca yanımızdan hiç ayrılmadı. Zamanında İstanbul’a gelmiş, lahmacun yemiş çok beğenmiş. Biz ayrılırken “Tamam sana söz lahmacun getirecez filan diyince” çıkarken elimize bir şişe uzo tutuşturdu. Hani bizde yolluk olarak verirler ya, aynen o hesap.




4 kişi için yaplaşık 40 euro hesap ödedik. Eğer balık olayına da girseydik hesap 80 euroya çıkardı. Yunan tavernalarında illa da balık yiyecem demezseniz vereceğini hesap kişi başı 10-15 eurodur.


Gezinin 2. kısmı için lütfen tıklayın

.

19 yorum:

berkaytugal dedi ki...

Cok guzel olmus, tesekkur ederim. Devamini bekliyorum.

Adsız dedi ki...

Azizim bir de taşöz adası gezisi yapsan nasıl olur ..(müsait oldugunda )selamlar

Adsız dedi ki...

bulgaristan gezisinin detaylarınıda merakla bekliyorum .selamlar

Bir Terazi Kizi... dedi ki...

>Özlemisim yazilarinizi!

süleyman çetin dedi ki...

2 yıl önce ssbb'nin sayesinde, onun güzergahından birebir midiliyi gezmiştik.ancak midilli merkezi yeterince keşfedememiştik.şimdi öğreniyorumki neler varmış neler.. valla bu yazınızdan sonra ben duramam artık.tekrar gidecem yani.
selamlar.

Löplöpcü dedi ki...

Berkay: Teşekkürler abi, tavsiye ederim.

Adsız1: Yakın adalardan bir o kaldı zaten, hatta Semadirek ile birleştirecem onu.

Adsız2: Daha var o yazıya :(

Terazi kızı: Halbuki artık en geç 15 güne bir yazıyorum. Çok arayı açmadım ki

Süleyman: Ne yalan söyliyeyim bende ssbb'nin yazısnın ygazına gelip Midilli'ye gittim. Onların takipçisiyiz :)

Bir Terazi Kizi... dedi ki...

yok arayi acan benim,epeydir sizleri okumaya firsatim olmadi,ama böyle birikincede güzelmis,hergün biryerdeyim!

birde su kelime dogrulatmayi kaldirirsaniz cok sevinicem:))!

semoş dedi ki...

Yemek ağırlıklı olsada arada gezi,gidiş dönüş şartları v.s.ile ilgili bilgiler yakalıyorum ve bi yerlere not ediyorum.Yemek yazılarını zaten bayıla bayıla okuyorum bir de gezi yazıları olsa ne güzel olurdu...

Adsız dedi ki...

yazılarınızi keyifle okuyorum yedikleriniz ise kıskanıyorumm:))))
ne diyelim yemek seven biri olarak allah bizede kısmet etsin'''''
hayriye sefer yılmaz

maria lopez garcia dedi ki...

Haddime dusmeyerek su en iyi zeytinyagi konusuna bir deginmek istedim. Buyuk dedem Midilli gocmeni bir zeytinyagi uretim tesisi kurucusuydu. Ondan kalan bilgilerle sunu soyleyebilirim ki agac ve meyve kalitesi acisindan Burhaniye, Edremit ve Canakkale zeytinyaglari bir tik ileridedir aslinda. Bunu en iyi koylunun kendi icin urettigi yagdan anlayabiliriz ama pazarlama gibi bir konu isin icine girince pek cok insan bundan mahrum kaliyor. Her neyse Ayvalik yagi da candir tabii : )

Löplöpcü dedi ki...

Dediğini doğru, adı çıkmış Ayvalık zeytinyağının. 2010 yazında Assos, Sivirice, Babakale civarında baya dolnamıştım. Mükemmel yağları var oraların. Sırf kalamar yiyip zeytinyağı almak için bir haftasonu oralara gidesim var. Zeytinyağını şuradan al diyebileceğiniz bir yer var mıdır?

maria lopez garcia dedi ki...

Acikcasi butik ureticiden almak daha iyi olsa da risk tasir her zaman. Ben memleketimden Laleli ve civardan Midasi onerebilirim. Ayvalik Kursat ve Mehmet Comert de hayal kirikligina ugratmaz. Ha bugune kadar tattigim en iyisi Girit yagiydi bu arada.

Burcu dedi ki...

Merhaba,biz de bayram tatilini Ayvalık'ta geçirdik.Tavsiye ettiğiniz mekanlara uğradık.Ancak veli Usta sanırım sizden sonra yenilenmiş olmalı ki hiç salaş mı salaş değildi.Fiaytaları da bahsettiğiniz kadar uygun değildi.Örneğin 1 papalina(10TL),midye tava(12TL),kalamar(16TL),kabak çiçeği dolması,çoban salata,2 bira ve su için 70TL ödedik.Bize biraz falza geldi açıkçası lezzetten çok memnun kaldık ama son zamanlarda gitmek isteyenler olursa bilgileri olsun istedim.Bu arada Müptela adlı midyecide hayatımın en kötü midye tavasını orada yedim.

Gülçin Kaymak dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Gülçin Kaymak dedi ki...

merak ettiğim konu, 60€ vize ücreti ödeyerek sadece birkaç günlük mü vize veriyorlar yoksa standard olarak 3/6 aylık mı veriyorlar?

Löplöpcü dedi ki...

Biz hiç kapıdan almadık. Ama duyduğum kadarı ile kapıdan verilen vizeler 15 günlük oluyormuş.En güzeli ayvalık'daki Jale Turizm'i arayıp sorun

john dedi ki...

href="http://www.economycarhires.com" Economy car hires Lesvos

john dedi ki...

Lesvos rentals, cheap car hire Lesvos

john dedi ki...

Rent a car lesvos - Lesvos bir araba kiralamak

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World