8 Mart 2012 Perşembe

Roma - 1.Bölüm

İtalya’nın başkenti Roma ziyaretçilerini hep mutlu eder. Süprizlerle dolu bu şehir her mevsiminde ayrı bir güzellik sunar ve değerlerini cömertçe paylaşır çünkü hepsi o şanlı Roma İmparatorluğu’nun kültür mirasıdır. Roma’daki belleklere kazınan tadlar ise sadece hünerli ellerin değil ocakta pişen malzemelerin de güzelliğinin eseridir.



Bana Türkiye dışında nerede yaşayabilirsin diye sorsalar hiç tereddütsüz “İtalya” derim. Çünkü bu ülkede bir gezginin seveceği her şey mevcut. Güzel yemekler, kaliteli alışveriş, köklü ve etkileyici bir tarih, sıcak ve güleryüzlü insanlar, macera, moda, muhteşem sahiller ve benim esas hassas noktam elbette damak çatlatan Akdeniz mutfağı...


Roma


Sabah 10:00 gibi vardığımız Roma’da şansımıza çok güneşli bir gün karşıladı bizi. Fiumicino havalimanından kalkan otobüsler ile 4 Euro’ya Magliana metro istasyonuna geldik, oradan da tüm toplu taşıma araçlarında geçerli olan 1 haftalık kart alıp metro ile şehir merkezine varıp Hotel Giada’ya yerleştik. Ucuz, basit mükemmel konumu olan bir hotel.


Yeme içme konusundaki uzman dostum Oburcan’ın tavsiyesi ile Roma’da yaşayan bizim gibi bir yeme içime düşkünü Katie’nin web sayfasını keşfetmiştim. Bizim bütün Roma gezimizin lezzet duraklarını burası belirledi desem yeridir, Roma’ya gidecekseniz mutlaka gözatın.


Turistik, yarı turistik veya popüler restaurantlar değilde, gerçek İtalyanların gittiği bir yer arıyorsanız size çok ilginç birkaç yer tavsiye edeceğim.




İspanyol merdivenlerinin tam karşısında Via della Croce sokağın hemen girişinde sol tarafta Patifico (Via della Croce 8) diye küçücük bir makarnacı var.


Mekan son derece salaş, lokanta desen asla değil, internet sayfası bile yok. Sanki bir imalathanedeymişsin gibi. İçeride ustalar taze hamur açıyor, 10 dakika kurutuyor ve sonra pişiriyor.




Her gün saat 12:00-14:00 arası iki çeşit makarnayı pişirip satıyorlar. Hemen oracıkta yiyebiliyorsun. Diğer çeşitlerini de eve götürmek üzere çiğ olarak satın alabiliyorsun.




Çok ilginçtir makarnalar plastik tabakta veriyor. Plastik tabakta, plastik çatalla yenilen makarnadan ne hayır gelir diye düşünebilirsiniz ama bu makarna hamurunun daha yarım saat önce açıldığını ve 10 dakika önce pişirildiğini unutmayın.




Her gün makarnanın sosu değişiyor. O gün şansımıza hafif acılı domatesli ve etli bir sos çıktı. Ama bu dükkanda esas önemli olan makarnanın sosu değil, taze hamurdan yapılan makarnanın kendi tadı. Açık ve net söylüyorum hayatımın en lezzetli makarnası diyebilirim. Roma’da gideceğiniz ilk mekan olması lazım, o derece başarılı.




Makarnanız ile birlikte yine plastik bardakta ücretsiz olarak vitrinde duran kırmızı şaraptan da içebiliyorsunuz. Ortam son derece vasat, ama bizim esas önemli olan lezzet mükemmel. 3,5 euro’ya karnını doyurursun ve kimse sana “Neden 4. bardak şarabı alıyorsun?” diye sormuyor.




Alıp eve götürmelik makarnalar da yok değil ama biraz pahalı. Her yerde 4-5 euro’ya satılan yarım kiloluk ev makarnaların, burada 8 euroya satıldığını belirteyim, biz ciddi pahalı geldiği için almadık.




1 porsiyon makarnayı Sanki bir ritüeli eda edermişcesine tükettik, 2’şer bardak da şaraba toplam 3,5 euro vermenin verdiği mutluluk ile dışarı çıkıp iki yan taraftaki Fratelli Fabbi adlı şarkütericinin yolunu tuttuk.




Bizim Karaköydeki Namlı Gurme ayarında bir yer burası, içeride yok yok. Peynir, jambon, zeytinyağı, sos, kahve, makarna, ne ararsan var. Kesinlikle tok karnına gidilmesi gereken bir yer yoksa içeride gözünüz dönebilir.


Fabbi’nin en önemli olayı vitrinde gördüğün hoşuna giden istediğin ekmeği, peyniri ve jambonu seçip kendine mükellef bir sandviç hazırlatabiliyorsun. Bir turistin kolay kolay yapabileceği bir şey değil o yüzden detaylara gireceğim, okuyun, anlayın, itinayla uygulayın.




Önce vitrindeki onlarca jambon arasından birini seçip isteğinize göre 3-4 dilim kestiriyorsunuz. Tartılan jambonlar için ayrı bir etiket çıkartılıyor.


Tercihan taze sıcak focaccia ekmeğinden usturupluca yardırıp, kestirdiğiniz malzemeleri içine koyup kendi sandviçinizi hazırlatıyorsunuz. Focaccia bizim ramazan pidesine çok benziyor, ama ekmeğin bütün olarak almanıza gerek yok. Onu bile istediğiniz büyüklükte kesip tartıyorlar.




Sandviçimiz sdece ekmek ve jambonla kuru kuru olmaz, elbette araya biraz peynir atmak lazım. İtalyanların ricotta peynirinin hastasıyım, bizim tatlı lor peynirine benzer. Tatlılara yakıştığı gibi ekmeğin içine sürmelik olarak da tüketilir. Şarkütericinin de tavsiyesi ile ekmeğime 200 gram tuzsuz ricotta peyniri sürdürdüm.




Daha sonra kestirdiğim jambonları da ekmeğin üstüne koyup sandviçimiz hazırlandı. O anda resmini çekemedim ama ustam el çabukluğu ile bana bile sormadan sandviçin içine çok az zeytinyağı gezdirdi. İşte o gün beni benden alan sandviçin sırrı belki de işte o üç damla zeytinyağıydı.




Tüm malzemelerin ücreti toplanıp fişe yazılıyor, kasaya parasını ödeyip dışarıda bir güzel sandviçinizi yiyebilirsiniz. İşini severek yapan insanların çalıştığı bir yer burası. Kasadaki tonton amcadan tut, tezgahın arkasındaki ustalara kadar herkes gıda işinden çok iyi anlıyor ve hepsi çok neşeliler. Deyim yerindeyse hazırladıkları sandviçe sevgilerini veriyorlar.




Eee haliyle o sandviç de muazzam lezzetli oluyor. Nasıl olmasın ki? Ekmek çıtır çıtır tazecik, ısırınca ricotta peyniri ve jambon birlikteliği ağzının suyunu akıtıyor, mest olmuş vaziyette sırıtmaya başlıyorsunuz. Zira mutluluk hormonları yine tavan yapmış durumda.




Fabbi sadece sandviç hazırlatmak için gidilesi bir yer değil, Türkiye’ye dönerken yanınızda götürmek için peynir, jambon, hatta kilosu 95€ olan trüf mantarı bile alabileceğiniz bir yer. Fiyatlar ucuz değil, neticede Roma’nın en janjanlı mahallesinde olmanın verdiği dezavantaj bu.






1937’den beri bu iş içinde olan Fabbi’ye öyle veya böyle mutlaka gidin! Hiç bir şey almasanız bile sırf italyan şarküteri kültürünü öğrenmek namına yarım saat gelen giden insanları izleyin, ne alıyorlar ne yiyorlar öğrenin, o bile hoşunuza gidecektir. Aman diyim bu işi aç karnına yapmayın.


Makarnayı yedik, sandviçi götürdük, karnımız doydu! Artık sıra İtalyanların gurur duydukları kahvede. Şirketten arkadaşım Hüseyin Abi’nin tavsiyesi ile kahve molamızı 250 yıllık Antico Caffee Greco’da verdik.




Burası Özenç gibi kahve tutkunları için adeta bir tapınak diyebilirim. Duvarlardaki kocaman resimler, ufak masalarda kahvesini yudumlayan yaşlı İtalyanlar ile buram buram tarih kokuyor. Garsonların kıyafetleri bile öyle şık öyle oturaklı ki, girer girmez buranın ucuz bir yer olmadığını anladım.


Benim kahve ile aram pek iyi olmadığı için -sırf hanıma eşlik etmek namına- sıcak çikolata söyledim. Son derece koyu bitter çikolata ile yapılmış sıcak çikolata çok ama çok başarılıydı. Türkiye’de içtiklerim gibi damakta bir yağ tabakası bırakmıyordu, sol tarafta sunulan kremada hem yağ yoktu hem de çok öyle tatlı değildi, insanın içini baymıyordu.




Yanlız burada bir şey öğrendim, bizim gibi masaya oturup garsona sipariş verirsen kahvenin fiyatı farklı, hemen girişteki bar tarafında ayakta durup içersen ayrıymış. Aradaki fark az buz da değil, masada oturarak 6 euro olan kahve, ayakta içersen 3 euro.




Hüseyin Abinin kesesine bereket, kahve faslını da bitirdikten sonra Roma’ya gelen her turist gibi İspanyol merdivenlerine oturup gelen gideni izledik. Ocak ayının ortasında güneşin tadını çıkarttık. Gözlerimizi kapatıp bağrış çağrış içindeki İtalyanların kültürünü anlamaya çalıştık.


Giolitti’de dondurma yemeden Roma’da ilk gün defteri kapanmaz. 1900 yılından beri dondurma işinde olan bu mekanda “Önceden yediklerimiz de neymiş?” dedirtecek lezzetlerle tanışabilirsiniz. Nutellalı, ballı, orman meyveli, tiramisulu, esspressolu çeşitler var deneyen pişman olmaz.




İçerisi şaşırtıcı bir şekilde hınca hınç dolu. Önce kaç top istediğinizi söyleyip kasadan fiş alıyorsunuz, sonra da şansınız varsa tezgaha yanaşıp fişinizi uzatarak istediğiniz çeşitleri söylüyorunuz. Topu 3-4 €’ya yediğimiz dondurmaların tadı hala damağımda. Biraz pahalı ama o gün İtalyan dondurmasına bakış açım tamamen değişti.




Tüm bu bahsettiğim yerlere yürüyerek gittiğimiz için şehri daha yakından tanıma şansımız oldu. Bir şehri tanımak için arka sokaklara girin çıkın, yerel insanlar nereye gidiyor onu takip edin. Yoksa turistik yerlerde dolaşıp, turistik restaurantlarda yemek yerseniz, gerçek İtalyan kültürünü değil sadece Roma’daki turist mekanlarını görürsünüz. Sonra da asla bir gezgin değil, ancak turist olursunuz.


Akşam yemeği için ilk gün Ristorante la Campana’da kallavi bir akşam yemeği planlamıştım. Fakat gün boyu zaten yemek olayı ile fazlasıyla haşır neşir olduğumuz için bir adet ara sıcak ve birer tabak makarna yedik. Yanında da garsonun tavsiye ettiği bir şişe kırmızı İtalyan şarabı söyledik.




Arasıcağımız ömrümde ilk defa gördüğüm tattığım “Carciofo alla giudia” (Kızarmış enginar). Özellikle Egelilerin ayıla bayıla yediği enginarı tamam herkes yemiştir ama kızartılmış haline ben daha önce hiç şahit olmamıştım. Roma yakınlarında yetişen enginarlar sert yapraklarından temizlendikten sonra zeytinyağında kızartılırmış, bu yemek Roma’nın bir geleneğini yansıtıyormuş. Dediklerine göre pazarda enginarların çeşit çeşit boyları olurmuş sınıfına göre satılırmış.


Romalıların israrla gurur duyduğu enginar, bütün halde yağda kızartılarak önümüze geldi. Kıtır kıtır enginara o güzelim sızma zeytinyağının da tadı o biçim geçmişti. Sıcak yağdan dolayı yapraklar hafiften açılmıştı, aralardan emsek mi acaba diye önce biraz kemirdik sonra baktık olacak gibi değil, katır kutur kafa göz daldık. İtiraf edeyim hayatımda ilk defa enginarı burada tattım. Özenç’in dediğine göre çok başarılı, ama nedendir bilinmez benim enginarla aram halen pek iyi değil.




Ben “Spagetti alle vongole” (Kum midyeli spagetti) yedim. Yanlız çok ilginçtir domates sosu kullanılmamış olması beni çok şaşırttı. Biz nedense genelde makarnaları kırmızı soslu yani ya salçalı ya da domatesli yaparız. Hırvatistan’da yediğimiz ıstakozlu spagetti de beni bu şekilde hayal kırıklığına uğramıştı. Sanki domates olmayınca lezzetsizmiş veya çok tadında bişeyler eksikmiş gibi görünüyor ama öyle değil. Sarımsak ve beyaz şarap ile lezzetlendirilmiş sosun içinde kum midyeleri cirit atıyordu, görüntüsünün aksine lezzetinde hiç bir kusur yoktu.




Tabaktan yükselen koku inanılmaz, midyeden gelen deniz kokusu, zeytinyağı ve sarımsağın enfes birlikteliği kareyi tamamlamıştı. Sosa biraz da beyaz şarap eklemişler ki artık karnımdan önce gözüm de doymuştu, burnum da. Hani görüntüsü kötü, ama lezzeti mükemmel rustik yemekler olur ya aynen budur işte. Hiç üşenmedim saydım 24 adet midye koymuşlar. Bizde pek kullanılmayan kum midyesinin tadı bildiğimiz siyah midyelerden çok farklıdır, eti daha küçük ama lezzeti daha yoğundur. Midyeleri yedikten sonra kabuğuyla makarnanın sosunu kaşıklayarak hüpletmek, insanın içini titretiyor aklını başından alıyor.


Özenç ise “Ravioli carciofi e salsa rosa” (pembe soslu ve enginarlı ravioli) yedi. Dediğim gibi Romalılar enginar konusunda çok hassaslar. Nereye giderseniz gidin en az 2-3 çeşit enginar yemeğine, enginarlı makarnaya veya enginarlı risottoya rastlayabilirsiniz.




Bu lokantadaki ravioliler için bizim bildiğimiz mantının gergedan boyutlarında olanı diyebiliriz. Yanlız kıyma yerine enginar ile hazırlanan bir harç içine doldurulmuş, üzerine de salsa sos, yani kremalı domates sosu eklenmişti. Benim kum midyelerinden sonra pek sarmadı ama Özenç ayıla bayıla yedi, neredeyse tabağı yaladı.


Tatlı olayına hiç girmeyip tiramisu hakkımızı daha sonraya sakladık. En azından ağzımız tatlansın diye “Fragoline di bosco” (Limon soslu yabani çilek) yedik. Görüntüsü hiç de iç açıcı olmayan çileklerin kokusu bir anda masayı kapladı. Demek ki neymiş? Meyveyi satın alırken veya yerken, gözünle değil, burnunla beğenecekmişsin. İstediğin kadar büyük ve kırmızı olsun, hıyar gibi tadı olduktan sonra neye yarar. Aldığınız meyvaların tipi varsın çarpık çurpuk olsun, ama en önemlisi meyva gibi koksun!




Ristorante la Campana lüksten uzak, ufak tefek nezih bir yer. Şu an düşünüyorum da keşke aç karnına gelseydik biraz daha fazla birşeyler yiyebilseydik. Şarap ile birlikte yediklerimiz için ödediğimiz hesap 41 euro. Bir şişe şarap ve bahşiş dahil. Fiyat performans oranı hayli iyi diyebilirim.


Gezinin 2. kısmı için lütfen tıklayın


.

13 yorum:

erharat dedi ki...

Bu pazartesi Roma'da bulunacak gezginler olarak yazı dizinizin devamını merakla bekliyoruz

ahmet dedi ki...

bizde eşimle 20 mart ta gidiyoruz ve bir an önce devamını bekliyoruz bu güzel yazının:)))lütfen..

Adsız dedi ki...

Bizde bu pazar eşimle Roma'ya gidiyoruz yazının devamını bekliyoruz bilgiler için çok teşekkürler...

alkım dedi ki...

ne güzel bir bloğunuz var! insanın okudukça çantasını sırtlayıp bir an önce yola çıkası geliyor.
ben de gezmeyi seven biriyim fakat gezdiğim sırada yazmayı çok başaramıyorum, ancak geriye dönük yazabiliyorum.
size iyi gezmeler:)

alkım dedi ki...

bir de, -söyleyecektim unuttum- cafe greco fotoğraflarını görünce hatırladım. ben de gitmiştim, hala şekerlerini anı olarak saklıyorum.

Harbiyiyorum.com dedi ki...

Pastaficio muhteşem bir deneyimdi gerçekten. Biz de Ekim'de gittiğimizde senin tavsiyen ile yemiştik. Makarnanın hası burada yenir :) İyi gezmeler Loplopculer...

Nadir dedi ki...

06.08.2012 tarihinde Pastificio'ya uğradım. Hala aynı saçık dökük eleman makarna kesiyor. Bir kaç küçük değişiklik olmuş.
1 - Bir tabak makarna artık 4 Euro
2 - Şarap servisi yok, sadece plastik şişelerde açık su servisi var
3 - 12-14 arası değil 13-15 arası pişmiş makarna servisi var
4 - Kapaklı plastik kaplardan, beyaz plastik tabaklara geçmişler.

Sonuç olarak sunduklara makarna lezzetli, bir porsiyon bir kişiyi rahat doyurur ve civardaki kalitesiz pizzerialara 5 basar.

zeynep ece dedi ki...

Pastifico ;çok iyi bir öğlen yemeği kurtarıcısı.nokta atış olmuş;)

Kgun dedi ki...

Nadir Bey'in verdiği bazı bilgiler doğru değil, gidecek arkadaşları yanıltmaması açısından düzelteyim:

1 - Bir tabak makarna artık 4 Euro (bu doğru)

2 - Şarap servisi yok, sadece plastik şişelerde açık su servisi var (hayır şarap servisi devam ediyor sadece tezgahın arkasında duruyor istediğinizde veriyorlar)

3 - 12-14 arası değil 13-15 arası pişmiş makarna servisi var
(doğru)

4 - Kapaklı plastik kaplardan, beyaz plastik tabaklara geçmişler. (kapaklı plastik kaplar paket servis için, nomal plastik tabaklar oturarak yemek isteyenlere veriliyor.)

Kesinlikle uğrayın, pişman olma şansınız yok.

Callısto. dedi ki...

Bısey sormadan edemeyecegım bu kadar çok lezzet tatmıssınız ıtalyada hepisinin ıcınde ne var net olarak ogrenebıldınız mı? Neden soruyorum Çünkü bız romaya ve venedıge gıttıgımızde bızı orada yaşayan arkadaslar çok uyardı ekmeklerde bıle domuz yağı kullanıldığı söylendiler ve dıkkatlı davranın demıslerdı bır keresinde de eşime domuz past olan bırtavuklu sandviç vermeye çalıştılar....seyahat bıze yemek konusunda ızdırap olmuştu

Löplöpcü dedi ki...

Tadına bakarız, güzelse yeriz, güzel değilse yemeyiz. İçeriğinin ne olduğunu pek önemi yok bizim için :)

Çalıştı dedi ki...

Saygım sonsuz....

Adsız dedi ki...

Ya bayiliyorum size hep gitmek istediğim yerlere gidiyorsunuz.Madya dediğimiz kum midyesini edremit körfezinde ayvalikta her köyde mutlaka bulabilirsiniz.Corbasi mangalda izgarasi (kabuklu) salatasi çok iyi bilinir ve tüketilir.Ama ne yazikki dediginiz gibi turkiyenin başka hiçbir yerinde kara diken gibi bilinmiyor veya kasitli olarak insanlarimiz bilinclendirilmiyor .O yüzden roma da 20euro verip kendi denizimizin mahsulunu yemek zorunda kaliyoruz.Yazik

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World