4 Nisan 2012 Çarşamba

Roma - 3.Bölüm

Gezinin 2.bölümü için lütfen tıklayın

Roma’daki üçüncü günümüzde deyim yerindeyse lezzet patlamaları yaşadık, gün içerisinde yemek yerken mutluluk gözyaşları döktük. Hayatımda yediğim en iyi pizza ve en iyi tiramisu için bu yazıyı güzelce okuyun, sonra da arşivinizde mutlaka saklayın! O derece, benden uyarması.

 Sabah kalkınca erkenden Vatikan’ın yolunu tuttuk. İtalya’nın Roma şehrinde bulunan Vatikan, Hristiyanlık dininin katolik mezhebinin yönetildiği bir devlet, dolayısıyla ziyaretçisi her daim bol oluyor. Buraya gidecek olursanız sabahın köründe gidin, şaka yapmıyorum çok ciddiyim! Neticede girişinde yüzlerce kişinin güvenlik kontrolü için sırada beklediği başka bir ülke burası.


St.Peter Bazilikasnın tepesine çıkmak için yürüyerek 5 euro, asansörle 7 euro ödemeniz gerekiyor. Ama asansör en tepeye kadar çıkamıyor, kubbenin etrafında dolanarak çok dar merdivenlerde yine 300 basamak daha çıkıyorsunuz. Dolayısıyla 2 euro için ciğerleri Vatikan’da bırakmaya gerek yok, efendi gibi asansörle çıkın derim.

 Bazilikanın kubbesini Michelangelo tasarlamış görülmeye değer. Dışarı çıkıp muhteşem Roma manzarası ile kendinizden geçebilirsiniz.


Kilisenin içi, bazilikanın tepesi derken 1 saat dolaşınca artık müzeye girmedik. Hem 15 euro vermek istemedim, hem de benim konsepte ters geldi.

 Roma’da yeme içme dedin mi akla gelen ilk yer Testaccio mahallesi olur. Aslında pek modern bir mahalle değil ama, çeşit çeşit lokantalar olduğu gibi sadece öğlenleri açık olan Testaccio market tüm gurmeleri ve yeme içme düşkünlerini buraya çeker.

 Yolunuz Roma’ya düşerse envai çeşit balık, et, sebze, meyve ve peynirin olduğu Testacio Market’i mutlaka ama mutlaka ziyaret edin. Sizi her an “Bu kadar çeşit mi varmış?” diye şaşırtabilir.


Mesela şu balıkçının tezgahına bakın dostlar. Karidesten hamsiye, fener balığından ahtapota, kum midyesinden dil balığına, deniz tarağından dülger balığına kadar çeşit çeşit ürünler mevcut.

 Abilerim ablalarım. Yıllarca “3 tarafımız denizlerle çevrili, hem Ege balığı hem Akdeniz balığı hem de Karadeniz balığı yiyoruz, başka hiç bir ülke de boğazdaki kadar zenginlik yok” diye ayak üstü yemişler bizi. Buyrun size Akdenizin göbeğinde cillop gibi hamsi, hem de 6,90€. Belki bizden gitmiştir, belki ithaldir ama var mı var işte.


Peki şu Moscardini denen küçük ahtapotlara ne dersiniz? Hangi biriniz İzmir’de, İstanbul’da veya Türkiye’nin en taze balığının olduğu iddia edilen Ankara’da! bu küçük ahtapotlardan gördü? Ne yalan söyliyeyim, ne İspanya’da ne de Hırvtistan’da ben bile görmedim. Kim bilir ne de güzel tadı vardı bu körpe ahtapotçukların.


Bilindik malzemelerden karides ve kalamar bolca var. Severek tükettiğimiz kalamarın kilo fiyatı hemen hemen Türkiye ve Yunanistan ile aynı 12€. Yanlız karidesin çeşitleri var, biri beyaz diğeri kırmızı. Ama esas önemli olan husus bu karidesler, Beşiktaş balık pazarındaki derin dondurcudan çıkmış karidesler gibi kafası kabuğu folofoş olmamış. Belkide derin dondurucuya hiç girmemiş bunlar, sütun gibi maşallah.


Strofor kutunun üzerinde yazan etiket dikkatimi çekti. “Frittura” yazan kutuda küçük pisi balığı, mezgit ve tekir vardı. Sanırım frittura dedikleri kızartmalıklar olsa gerek. Bu üç balığı karıştırıp aynı kutuya koymaları ise beni pek bir şaşırttı.


Türkiye’de pek yenmeyen, ama Fransa’daki, Yunanistan’daki balıkçılarda gördüğüm vatoza burada da rastladım. İstanbul’da ağlara takılsa hiç bir balıkçı almaz sanırım. “Arzilla” denen bu balık pek de ucuz değil, 13 euro fiyatı var! Olur da bir gün yurt dışına tekrar gidersem kafaya koydum bu vatozdan ben de yiyeceğim.


Benim balıkla işim olmaz, ben sebze severim diyenler! Sizi de unutmadık, Akdeniz ikliminin nimetlerini saymakla bitmez ama sebze dedin mi Roma’nın olayı enginardır. Özellikle Romalı’ların gurur duydukları, her lokantada envai çeşit yemeğini yaptıkları kutsal bir sebzedir enginar.


Küçük büyük, kapalı açık, ayıklanmış ayıklanmamış çeşit çeşit enginarı bulmak mümkün. Fiyatlar enginarın boyutlarına ve ayıklanmış olmasına göre 0,5-1,3 euro arasında değişiyor.


Sebze ve meyvelerin renkleri ve kokuları inanılmaz. İnsan kendini pazar gezerken mutlu hisseder mi? Valla biz hiç bir şey almamamıza rağmen mutlu oluyoruz arkadaş. Bizim gibi Pazar gezip mutlu olan var mı hiç aranızda? Şu ortadaki mor endüviyelerin güzelliğine bak resim gibi maşşallah. İnsanın oracıkta HAARRTTT diye ısırası geliyor.


Et konusunda da İtalyanlar bize göre oldukça geniş. Ne demek istediğimi şöyle anlatayım, bizde ne yenir? dana yenir yada kuzu yenir, hadi bilemedin bazı yerlerde keçi yenir oğlak yenir.

 Adamlar ayıklanmış bütün halde tavşan satıyor yahu. Bizde neden kasaplarda tavşan olmaz acaba? Yağlı desen değil, günah desen o da değil, e Selanik’tekiler yiyor, Romadakiler yiyor bu mereti, biz neden yemiyoruz? Nedir bu vatandaşın çektiği mahrumiyet ağalar?



Dün yediğimiz öküz kuyruğu var dı ya, çok merak ettim onu sordum var mı diye. “Olmaz mı? Hem de daha bugün kesildi” diye gösterdi Kasap Giovanni heyecanla. Eskiden bu eti çok ucuza satarlarmış kimsecikler almazmış. Ama son 3-4 sene içerisinde yeniden hatırlanmaya başlanmış. Adam bana israrla kuyruğun ortasındaki iliği gösterdi. “Bunu iki saat haşla çorbasını iç, 1 kilo bonfileden aldığın proteini alırsın” diye sıkı sıkı tembih etti.


Salam, jambon olayı her Avrupa ülkesinde olduğu gibi burada da çok bol. Az yağlı, çok yağlı, işlenmiş et, füme et olmak üzere çeşit çeşit jambon mevcut. İsterseniz hemen oracıkta kesip size güzel bir sandviç hazırlıyorlar. Roma’nın merkezindeki bir şarküteride yiyebileceğiniz sandviçin 1/3 fiyatına alabileceğinizden emin olabilirsiniz.


Peynir deseniz o da gani. Eski kaşar diye tabir ettiğimiz yaşlandırılmış peynirlerden tutun, taze peynirlere kadar bir çok marka ve lezzet mevcut. Hatta adını ilk defa duyduğum günlük peynirler bile bulmak mümkün.


İtalyan peynirleri arasında en bilindik olanı parmesandır. Hazır pazara gelmişken biraz alıp eve götüreyim dedim. Roma’da bizim kırk yıllık parmesan peynirine Reggiano diyorlarmış. İnek sütünden hazırlanan bu peynir, en az 12 ay beklemesi lazımmış. Eskitilme süresi uzadıkça lezzeti aynı oranda artıyormuş.


Hemen arkasındaki Pecorino Romano ise Lazio bölgesi ve Sardunya adasındaki koyunların sütlerinden yapılırmış. En az parmesan peyniri kadar lezzetliymiş ve bu bölgenin ürünü olduğu için gurur duydukları bir peynirmiş. Ne farkı var diye sordum, kırmızı soslu makarnalara parmesan peyniri, beyaz soslu makarnalara ise pecorino peyniri yakışırmış.

 Bu kadar Pazar gezmesinden sonra nedense! iştahım arttı, tükürük bezlerim kabardı. Pazarın yakınlarındaki çok özel bir lokanta olan Checchinodal 1887 Restaurant’a gittim. Burası yerel Roma mutfağı üzerine uzmanlaşmış kaliteli bir restaurant.

 Mahalle biraz dandik ama restaurantın içine girince sanki iki michelinyıldızlı bir yere gelmiş gibi hissediyorsunuz. Çok özel bir Roma yemeği olan Saltimboccaalla Romana yemek için buradayım. Güzel bir et yemeğinin yanında güzel bir kırmızı şarabı elbette hakediyorum. Papyonlu garson masaya getirdiği karafa, gözümün önünde şarabı doldurup kısa çaplı bir şov yaptı.


İçkiyle aram pek iyi değildir, olsa da olur olmasa da ama garsonun şarabı direk kadehe değilde karafa koyması, sonra benim karaftan alıp kadehe koymam pek ilginç geldi. İtalya’da racon böyleymiş herhalde diyip cehaletimi hiç belli etmeden bir yudum aldım. Biz de malum kadeh şarap istersin, kapalı kapılar ardında ne zaman açıldığı belirsiz bir şarap kadehe konur getirilir.


Efendim, Saltimbocca alla Romana çok özel bir et yemeği, süt danasından yapılıyor ve üzerine jambon ile çok ilginçtir adaçayı ile hazırlanan bir sos konuyor.


Menüde dana eti yazıyordu ama gelen et baya baya beyaz görünüyordu. Sonradan araştırdım, süt danasının kuyruğuna yakın sırt tarafından çıkan etmiş, rengi beyaza yakın çok açık olurmuş. İnce kesilen etlerin üzerine adaçayı konup, birkaç dilim prosciuto denilen Parma jambonu kürdanla tutturularak etler hazırlanıyor. Daha sonra etler una bulanıp tavada az tereyağı ve bol zeytinyağında ızgara ediliyor.


Buradaki unun olayı etlerin direk kızgın yağa maruz kalıp yanmasını engellemek. Sadece 3-4 dakika pişen etler kenara alındıktan sonra aynı tavaya biraz daha tereyağı konup beyaz şarap ile mükemmel bir sos elde ediliyor.

 Etin etrafındaki unlar tavada kaldığı için sosumuz gayet güzel bağlanıyor. Şarap uçtuktan sonra sosumuz kıvama gelince etler tekrar tavaya konuyor. Artık yenmeye hazır, bu görüntüyü beğenmeyen varsa, gitsin bir doktora görünsün.


Et kaliteli, pişiren de işinin ehli ise fazla söze gerek yok. Bizim beyaz dana etinin lezzeti istisnai denecek kadar güzel. Yumuşacık pamuk helva sanki. Sosa bulayıp ağzıma attığımda dil, damak, yutak hep birlikte bayram ediyor. Etin mide ile buluşması ise keyfin son noktası.

 Yemekten sonra bir huşu oluştu. Zevkten dört köşe derler ya, işte o hal. Görenler ortak olmasın diye başkalarından gizli saklı yenilecek bir yemek. Siz siz olun kaliteli bir yemek istiyorsanız, Checchino dal 1887 Restaurant’a bir kez olsun gidin. Biraz pahalı bir yer ama kalitesiyle sonuna kadar hakediyor.

Mekandan çıkıp uzunca bir yürüyüş ile şehir merkezine gelip bir sonraki lezzet durağımız Pasticceria La Deliziosa’ya (Vicolo Savelli 50) vardık. Baklava, kadayıf değilde, sütlü tatlı veya hafif pasta tarzında tatlıları seviyorsanız işte burası tam size göre. Camekan ufacık, öyle koca koca tabelası yok, dikkat etmezsen önünden geçer gidersin öyle bir yer.


La Deliziosa’ya gidip Timballo di ricotta yememek olmazmış. Hamurun üzerine ricotta peyniriyle hazırlanan harç doldurulmuş. İsterseniz farklı peynirler ile yapılanı da var ama listemde bu yazıyor, illa bu yenilecek.

 Tiramisudan başka hiç bir İtalyan tatlısı bilmeyen bizler için büyük bir eksiklik. Bir ısırdım, mutluluk hormonları anında tavan yaptı. Bitmesini hiç istemediğim çok hafif ama mükemmel bir lezzeti olan tatlı bu. Ricotta peyniri bizim tatlı lor peynirine benziyor, biraz şeker ve çok az çikolata parçaları ile lezzetlendirilmiş.


“Timballo di ricottayı” bir kenara yazın, olurda İtalya’ya giderseniz bu tatlının tadına bakın. Türkiye’deki İtalyan lokantalarında bulabileceğinizi pek sanmıyorum.

 Gelelim günün anlam ve önemini belirten lokantamıza. Roma’da öyle önünüze gelen ilk yere girip pizza ısmarlamayın. Gerçi bizdeki pizzaların çok daha iyisini yersiniz ama mükemmelli bulmak için bu bölümü iyi okuyun.

 Pizzaria da Remo (Piazza Santa Maria Liberatrice, 44) Testaccio mahallesinde, önünde her daim kuyruk olan ama web sayfası bile olmayan ilginç bir mekan. Ayrıca dükkan her zaman açık değil, öğlen belli saatlerde açılıp kapanıyor. Akşam ise 19:00’da tekrar kepenkleri açıyor, rezervasyonuz gitmemek lazım kapıda en az 10 dakika beklersiniz.


Hemen girişte karşıda taş fırın var, elbette içinde odun ateşi yanıyor. İki tane genç tezgahın başında deliler gibi çalışıyorlar. Siparişe müteakip pizza hamuru açılıyor, üzerine halis sızma zeytinyağı sürüp biraz kekik konuyor. Sonra da bir kepçeyle daireler çizilerek kendi hazırladıkları domates sosu konuyor. Fırının önünde fotoğraf çekerken kafayı uzatıp bir kokladım, domates sosundan tüm koku alma duygularım felç oldu.


Bir kere fırın çok önemli illaki odun fırını olacak. Ayrıca malzemenin kalitesi ve çeşidi de çok önemli. Adamlar kabaklı pizzadan tut, enginarlı pizzaya kadar bir çok sebzeyi tepe tepe kullanıyorlar.


Pizza öncesi klasik “Roma altlıklarından” sipariş ettik. Zeytinyağlı kabak çiçeği dolmasını heskes bilir, İtalyanlar kabak çiçeğinin kızartmasını da yapıyorlar. İçine biraz mozarella peyniri konan çiçekler un ve yumurta ile hazırlanan harca batırılıp yağda kızartılmış.


Elbette bu güzel kızartma ile birlikte bir bira kadife gibi gidiyor. Kokladığın zaman, biraz baharat kokusu geliyor, biraz portakal kokusu geliyor. Bira çok soğuk değil, 6-7 derecede servis edilmişti. Biranın rahiyasının ortaya çıkması için buz gibi olmaması gerektiğini Pilsen’deki bira fabrikasında söylemişlerdi.


Pizzam önüme gelince gözüm faltaşı gibi açıldı. Mozarella, domates, kekik, salami, parmesan. Gerçek pizzanın kenarları iyi pişmiş kıtır, ortası ise yumuşak sulu olurmuş. Bizimkinin kenarları kıtırdan da öte adeta yanmıştı. Taş fırında çok yüksek ateşte pişiyor, sanırım hamur ince olunca da kenarlar yanıyor. Ama bu pizzayı olağanüstü kılan orta kısımlar doğru sıcaklıkta ve doğru sürede pişirildiğinin işareti.


Özenç’in mantarlı pizzası ise nispeten daha iyi görünüyordu. Kenarlar yanmamış, hamuru hafif kıtır, yumuşak değil dişe dokunuyor. Ama öyle taş gibi de değil. Pizzayı dörde bölüp ellerimizle yedik. Öyle parça parça bıçakla kesince malzemelerin suyu ve özü akıyor, dışarı gidiyor. Bir damlasını bile ziyan etmemek için için elle yemek lazım.


Bazı yemekler vardır ki insan onların lezzetini anlatabilmek için kelime bulmakta zorlanır. İşte bu yemekler o yemeklerdi. Domates sosunun mozarella peyniri ile birleşmesi ile pizzaların lezzeti doruğa çıkmıştı. Bir ısırıyorsun, o lezzet ağzının içinde fışkırıyor, yediğiniz lokmanın hiç bitmemesini istiyorsunuz.


Güya pizza öncesi altlık olarak söylediğimiz “Melanzane Parmigiano”, fırındaki yoğunluktan dolayı sonradan teşrif ettiler, iyiki de ettiler. Tabiri yerindeyse kabak çiçeğinde eridik pizzalarda bittik, parmesanlı domatesli patlıcanda ise sevinçten ağlamaya başladık.


Ufak tefek metal bir kaseye önce kızartılmış patlıcanlar konuyor, üzerine pizzalarda kullanılan domates sosu ve çok bol mozarella eklenip adeta bir bomba haline getirilip, pimi çekilmiş olarak önünüze bırakılıyor. Bize de bari midemde patlasın diye saldırmak düşüyor.


Fırına atılmadan önce en üste özensizce, bol bol konan parmesan peyniri ise yıkılıyor. Taze bir peynir değil, yaşlandırılmış o yüzden oldukça lezzetli. Patlıcan, domates, zeytinyağı mozarella ve parmesan ile yapılan bu tabak beni ağlattı, eminim sizi de ağlatır.

 İşin aslını öğrenmek için hem garsonluk hem de kasiyerlik yapan ama aslında patron olan Antonio ile 4-5 dakika konuşma fırsatım oldu. Herşeyin başı malzemeden kaynaklanıyormuş. Mozarelladan tut, kabak çiçeğine kadar her şey günlük olarak sabah erkenden gelirmiş, Antonio bizzat kendisi sabah gelip malzemeleri kendisi alırmış. Olağanüstü bir lokanta olmanın ilk şartı olağan üstü malzemeler kullanmaktan geçiyor.


Domatesler ise mutlaka yaz domatesi olurmuş, bu kadar lezzetinin kaynağı ise uzun süre pişirilmesiymiş. Soğanlar çok ince rendelenip zeytinyağında çevrildikten sonra, domatesler de küp küp kesilerek en az 1 saat pişirilir, domatesin özü bu şekilde çıkartılırmış. Tabii unutulmaması gereken iki özel baharat varmış, taze fezleğen ve taze kekik. Son 10 dakikada ise bu baharatlar atılırmış.

 Şapka çıkartılacak, ayakta alkışlanacak bir mekan. Fazlasıyla salaş ama dert değil, yediklerimizin hepsi bizi fazlası ile memnun etti, sevinç gözyaşları döktürdü. 2 kişi tıka basa yedik hesap 26,3 euro. Roma’ya gidecekler, mutlaka listenize yazsın, aman kaçırmayın derim. Akşam 22:30 gibi mekandan çıkarken hala önünde kuyruk vardı, bilmem anlatabildim mi?


Yemek sonraki tatlı yemek adettendir, Antonio’nun tiramisu teklifini kibarca reddedip, Metro ile Pompi’nin yolunu tuttuk. Pizzayı şehrin en iyi pizzacısında yiyip, tiramisuyu ise oradan kalkıp, şehrin en iyi tiramisucusunda yemenin hazzı bir başka, herkes katlanamaz. Katlanan adam da zaten ya turist değil gezgindir, ya da bizim gibi bir lezzet avcısı yani löplöpçüdür.

 Pompi pastanesi lokal insanlardan öğrendiğim kadarı ile Roma’nın en iyi tiramisusunu yapıyormuş. Bir masaya geçip, garsona tiramisu siparişi verebileceğiniz gibi, hemen girişte vitrinde duran paketlerden alıp, yine içeride ama ayakta da yiyebiliyorsunuz. Oturarak tabakta yersen 4 euro, ayakta ama pakette yersen aynı tiramisu 2,5 euro.


Bizim için yiyeceğimiz şeyin görünüşü değil, lezzeti önemli. Oturma parası vermek yerine, malzemeye yatırım yapıp, 2 porsiyon aldık iyi mi.


İki kat kedi dili ve aralarına mascarpone peyniri konarak hazirlanan tiramisu öyle böyle değil. Daha 20 dakika önce artık tatlı yiyemeyiz herhalde derken, bir de bakmışız oracıkta iki tanesini götürmüşüz.


Daha ilk lokmada heryerimizi saran lezzet dalgasına kendimizi kaptırdık gidiyoruz. Bu Tiramisu hayatım boyunca yediklerimin en iyisi kuşkusuz. Her zaman bu kadar iddialı ifadeler kullanmam ama budur, Tiramisu budur.

8 yorum:

Ahmetyemekte dedi ki...

Semih merhaba,
Ellerine sağlık Roma yazılarını dikkatle ve keyifle okuyorum. Melanzane Parmigiano'u yerken yüzündeki ifade aslında bütün yazıda anlattklarını tek kalemde özetlemiş. Son bölümü dört gözle bekliyorum.

UYKUSUZ// UYURGEZER dedi ki...

sizin yediklerinizi yemek için romaya bi daha gidesim geldi... bizde patlıcanlı pizzaya bayılmıstık ama tiramisu dan yana cok şanslı değildik sanırım... gidersem sizin liste elimde olucak... :)UYRGZR -.-

Adsız dedi ki...

Yok böyle bir anlatim:) Tek kelimeyle MUHTEŞEM!!! Cennete gitmiş kadar oldum:) Damağım şenlendi:) Ayaginiza saglik...Pazar Roma-Floransa-Venedik turuna çıkıyoruz eşimle ve bahsettiğiniz tapınakları pardon yemek mekalari ziyaret etmegi planliyoruz:))) 4. Bölüm lütfen...

Sevgiler

Ayten

Kamil ğelğeç dedi ki...

Bloğunuzu okuduktan sonra birkaç yeri not ederek gitme fırsatımız oldu. Pompi muhteşemdi hatta 2 kez gittik, son gün çilekli tiramisuyu da denedik gerçekten inanılmaz bir lezzetti:). Arkadaşların aynı anda açıp pişirdiği makarnacıya gitme fırsatımız da oldu ama sebzeli makarna az kalmıştı ve diğer sos etli olduğu için alamadık. Tekrar teşekkürler paylaşımlarınız için

Mehmet GULBERK dedi ki...

İtalya için seçtiğimiz balayı turunda sizin yazdıklarınız çok yardımcı olmuştu yazdıklarınızdan oldukça çok faydalandık. Teşekkürü bir borç biliriz. Yemeye ve gezmeye devam :) http://gezyeyapye.blogspot.com/

Elninoart dedi ki...

Bugün hem Remo ya hemde pompi ye gittik.muhteşem lezzetlerdi..tramisu 4 euro olmuş pakette..
Kaç gündür gidememiştik bugüne kısmetmiş.yarında spagetti yemeye gideceğiz..;)
Adresler için teşekürler..

Semih SAYAR dedi ki...

Merhaba
manisa Dan Yazıyorum şimdi
italya foggia ya gitmek için
turkiye den uçuşlarda
bari havaalanı uygun mudur
ve bari havaalanı ile foggia via di sand andrea caddesi olarak ulaşım rahat mıdır
2. Soru olarak ise
foggia ile torino ili
arası ulaşım tren ile
7 saat 8 saat gibi imiş
doğru mu
ilginize teşekkür Ederim

Löplöpcü dedi ki...

Foggia'ya gitmedim o yuzden cevaplayamayacagim, ama internetten arastirabilirsiniz
http://wikitravel.org/en/Foggia
https://www.italiarail.com/

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World