31 Mayıs 2012 Perşembe

Hindistan - 1.Bölüm

Hindistan’ı nasıl anlatsam, nereden başlasam diye yarım saattir hindi gibi düşünüyorum. Anlatacak o kadar çok şey var ki… Bilmediğim ve görmediğim diyarlar bende hep iyi anlamda derin izler bırakmıştır. Bir ülkeden çok bir kıtayı çağrıştıran Hindistan, kendi başına bir dünya. Okyanusa dev bir yarımada gibi uzanan bu topraklar her iklimi yaşar, her canlıyı cömert bir ev sahibi gibi ağırlar, farklı inanç ve kültüre sahip insanlara ev sahipliği yapar ve her kültürden de ayrı bir lezzet barındırır.

 Farklı lezzetlere açıksanız Hint mutfağının baharatlı et ve sebzeleri, ayrıca yemekten sonra enfes meyveleri sizi bekliyor. Hindistan’a giden herkes yemekler konusunda endişelidir, bu kuşku çok normal. Zira Avrupa’daki gibi caddede yürürken herhangi bir lokantaya girip yemek pek olası değildir turistler için. “Acaba nasıl?” diyenler için buyrun uzun bir Hindistan turunun ilk bölümüne.


15.02.2011 Mumbai – Vadodara

Milli havayolumuz THY hem başkent Delhi’ye hem de esas ticaretin merkezi Mumbai’ye İstanbul’dan direk uçuyor. Saat 18:30 gibi kalkan her iki uçak yaklaşık 6 saat sonra sıcak ve nemli Hindistan topraklarına iniyor. Biz yerel saat ile sabah saat 04:30’da inmemize rağmen rahatsız edici sıcak ve nemli bir hava karşıladı.

 Mumbai’den Vadodara’ya gitmek için yaklaşık 4 saat aktarma zamanımız var. İnceden acıkmalar başlıyor ama acaba ne yenir tedirginliği oldukça fazla. Havalimanında eli yüzü düzgün bir cafeye yanaşıp kahvaltı tabağı istedik.


Tanzanya, Vietnam veya Hindistan gibi bir ülkeye gittiğinizde korkulu gözlerle tabağa bakıp “O nedir bu nedir” diye irdelemeye gerek yok. Herkes ne yiyorsa sen de onu alacaksın arkadaş. Tadına bakarsın beğenirsen yersin, beğenmezsen yemezsin. Görüntü ürkütücü gelebilir ama tatlar hiçte fena değil.

 Sol alt taraftaki bildiğimiz çırpılmış yumurta, yanındaki ise sanırım kuru fasulyenin biraz baharatlı ve daha koyu hali. Sağ üst taraftaki bizim irmik helvasına benziyor, yanında da hafif yağlı gözlemeye benzer bir lavaş var.


İrmik aynı bizim helva gibi kavrulmuş, içinde çam fıstığı yerine siyah toplu iğne başı gibi mikro kuş üzümleri var. Görüntü irmik helvası ama şeker yok, hatta baharat var. Acı değil ama biraz kimyon biraz köri tadı alıyorum.

 Kurufasulye dediğim şey sanıırm barbunyadan yapılmış. Ben ki hayatım boyunca barbunya yememiş bir kişiyim, ilk defa Mumbai’de nasip oldu barbunya yemek. Bulamaç gibi ama tadı gayet güzel, hafif şekerli.


İlk tecrübemiz sıfır kayıp ile geçti, tabakta ne var ne yok götürdük. Hint yemeklerini çok acı ve baharatlı sanırdım ama burası havalimanı olduğu için, biraz batı usulü yapmışlar herhalde.

 Mumbai Havalimanı dış hatlar terminalinden iç hatlar terminaline geçmek çok ilginç bir deneyim. Bina içerisindeki her kapıda silahlı polis var, mutlaka ama mutlaka pasaport ve bilet kontrolü yapıyorlar yoksa geçişinize izin vermiyorlar. Asla e-bilet ile gelmeye kalkmayın, mutlaka biletinizin çıktısını alın, aksi halde kesin sıkıntı yaşarsınız.

 Mumbai’in yaklaşık 300 km kuzeyinde bulunan Vadodara büyük sanayi şehri, batılı bir çok firmanın burada fabrikası var. Ucuz iş gücünden faydalanmak için Avusturyalısı, Fransızı gelip burada fabrika açıyor.

 Hava birazcık daha serin ve o insanı boğan nem burada yok. Trafik çok ise eğlenceli. Kask takmadan motorsiklet kullanan entarili kadınlardan tut, yolun ortasında yatan ineklere, korna çalan rikşalara ne ararsan var.


Şehirde 3* veya 4* bir çok otel var ama hiç biri 2* bile etmez. O yüzden siz siz olun Hindistanda 5* otelden şaşmayın. Welcom Hotel bu şehirdeki en iyi otellerden biriymiş, kapısında güvenlik çok sıkı. Sanki havalimanına girer gibi hem eşyalarınız hem de siz dedektörden geçmek zorundasınız.

 6 saat uçuş, 4 saat havalimanında bekleme, üstüne 1 saat daha uçuş sonrası hoşaf gibi olmuştuk. Biraz odada dinlenip sonra otelin restoranında öğlen yemeğe indik. Sebze ağırlıklı olmak üzere, ciddi anlamda ilk defa Hint mutfağıyla tanışmış olduk.


Aubergine Farsi bizim karnıyarığa benziyor. Kızartılmış minik patlıcanların ortasına kıyma yerine domatesli sos ve peynir koymuşlar. İnekler memlekette kutsal hayvan muamelesi gördüğü için, dana eti bulmak neredeyse imkansız.

 Subz Chaman sebze ve baharatlar ile yapılan bir çeşit püre. Görüntüsü biraz bulamaç gibiydi, o yüzden ne olur ne olmaz diye bunu yarına bıraktım. İlk günden mideyi bozmayalım.


Hint mutfağı diyince insanın aklına ilk köri gelir ya, işte dakika bir gol bir. Takdim edeyim, domates soslu körili balık! Bir deniz ürünü nasıl mundar edilirin resmidir. O kadar körinin içinde pişen domatesin içine tavukta atsan aynı balıkta atan aynı lezzeti alırsın herhalde.


Lamb Shepherd’s Pie baya baya baya batı yemeği gibi görünüyordu. Sanki İngiliz asilzadelerinden kalmış gibi bir görüntüsü var. Bildiğin makarna sosu gibi kıymanın üzerine şeritler haline patates püresi ile kaplayıp bir güzel fırınlamışlar. İşte bunu çekinmeden aldım.


Görüldüğü üzere kendime son derece masum ufak bir tabak hazırladım. Körili balık biraz garip gelse de, yerel yemekleri keşfetme heyecanı ile aldıklarımın hepsini yedim. Otellerde her türlü yemek mevcut, güvenle yiyebilirsiniz. Baharatlı yemeklere karşı alerjiniz yoksa ve biraz önyargınızdan kurtulursanız Hint yemekleri oldukça lezzetli gelecektir.


Benim en sevdiğim şey ise yemekle beraber gelen karpuz suyu oldu. Kazakistan yıllarında severek içtiğim karpuz suyuna seneler sonra Hindistan’da rastlamak çok hoş oldu. Zira her ne kadar bizim ülkemizde “Ceyhan karpuzu mu iyidir yoksa Diyarbakır karpuzu mu?” polemiği olsa da malesef kimse karpuz suyu yapmayı bilmez, akıl etmez.

Hint mutfağında vazgeçilmeyecek bir yiyecek ekmeklerdir . Ekmek diyip geçmemek lazım, Naan , Chapati , Roti gibi farklı çeşitleri mevcut. En makbulu “naan”mış diye duyduk. Peynirli, tereyağlı, sarımsaklı, baharatlı gibi değişik çeşnilerle de yapılan naanı severek yiyeceksiniz. Siz sipariş edince fırına atılıyor ve sıcak sıcak masanıza geliyor.


Birlikte gittiğimiz arkadaşım daha önce buraya geldiği için onun tavsiyesiyle peynirli naan söyledik. Sıcak hamurun arasını açıyorsun, mis gibi peynir aradan uzayıp gidiyor. Aynı Gürcistan’da yediğimiz haçapuriler gibi, fakat bu onun biraz minyatürü. Peynirin de etkisi ile pideler pidelikten çıkmış, adeta seviye atlamış. Çayın yanında kuru kuru yenir, o derece güzel. Umarım bizde çok tüketilen ekmek, Türk mutfağında da masaya sıcak sıcak getirilmeye başlanır


Indochina denilen Tayland-Vietnam-Kamboçya’ya yaptığımız 3 haftalıkgezimiz boyunca özlediğimiz tek şey yemeklerden sonra tatlı yemek olmuştu. 3 ülkede de tatlı kültürü pek bulunmuyor, fakat ilginçtir Hindistan’da tatlının alası var. Sanırım bu kültür de İngilizler’den geliyor.


Gajar Ka Halwa diye turuncu bir şey var, ne olduğunu bile bilmeden kaşığın ucuyla aldım. Hemen yanındaki Banana Pudding tanıdık lezzetlerden. Gerçi renki biraz kahverendi gibi ama ne kadar kötü olabilirki diyip gerekn ilgiyi esirgemedim, icabına baktım.

Açık büfenin neredeyse yarısı tatlı kısmından ibaret. Badam kı thandı Kheer, Apple Strudel, Barpie gibi ilginç isimli ama gayet güzel görünümlü tatlılara pek bulaşmadım. Yemekleri az almaktaki maksat mideyi bozmamaktı, tatlılarda ki ise sorunumuz elbette malum kilolar.


Yoksa görüntüleri hiçte fena değil. Siz siz olun açık büfe yemeklerde özellikle tatlı kısmında kendinize hakim olun. Biraz ondan biraz bundan derken bir de bakmış tabağı tepeleme doldurmuşsunuz. E bizde adettir, tabakta yemek bırakılmaz, ama sonra akşama baskül affetmez!


Biraz karpuz ve anansla gayet masum tatlı tabağım ile çok mutluyum. Turuncu renkli helvanın ne olduğunu anlamadım ama az şekerli peynir helvasına benziyordu, hani şu Gelibolu’da yapılanlardan. İçindeki turuncu rengi de büyük bir ihtimalle bir meyva vermiştir, zannımca papaya olabilir.


Tatlıdan sonra masadan kalkmadan hemen önce Hintli arkadaşımız bir meyve aldı getirdi, adı sapodilla. Daha önce hayatımda hiç görmediğim bu meyveyi çok sevdim. Isırınca şeftaliye benzer bir eti var, ama çok tatlı değil. Lezzeti daha biraz demirhindiye biraz da medine hurmasına benziyor. Olurda Macrocenter’larda görürseniz alın deneyin, beğeneceksiniz.


Yemek sonrası çıkarken otel kapısının önündeki görevliler ile fotoğraf çektirmeyi ihmal etmedim. Sevecen tavırlı güvenlik görevlilerinde sanki padişahın sarayının güvenliğini sağlıyormuş edası vardı.


Vadodara’ya gelmeden önce elbette nerede ne yenir araştırması yapmıştım. Hindistan’ın farklı şehirlerinde zincir restoranları bulunan BarbequeNation beni hayalkırıklığına uğratmadı. Shalini Mall alışveriş merkezinde asansörle çıkılan bu mekan bir nevi kendin pişir kendin ye formatında.

Masanızın ortasında bir mangal var, siz oturur oturmaz mangala sıcak kömür konuyor ve siparişiniz alınıyor. Masadaki bayrağı yukarıda tuttuğunuz sürece devamlı yemek geliyor.


Vejeteryan ve et menüleri var, biz elbette et menüsü aldık. 515 rupi karşılığında ye yiyebildiğin kadar limitisz. Siz sadece menüden hangi eti veya etleri istediğinizi söylüyorsunuz garson devamlı ondan getiriyor. Et menüsünde Korean Chicken, Fried Fish, Thai Prawn, Mutton masala Seehk gibi farklı alternatifler bulunuyor.

İçecek olarak çeşit çeşit Mocktail’ler var. Koktelyi bilirsiniz, bir nevi meyveli alkollü içki. Mokteyl ise bunun alkolsüz versiyonuymuş. Zira Vadodara’nın bulunduğu Gujarat eyaletinde içki içilmiyor. Ancak yabancılar yazılı izin alarak içebiliyorlar, Hintlilerin içmesi kesinlikle yasak.


Bizler içici değil yiyiciyiz, o yüzden çokta büyük bir dert değil. Zencefil, nane ve elma ile hazırlanan nefis limonataların tadına bakabilmek için bu yasak bize de vesile oldu. Çok afilli bir görüntüsü var, lezzeti ise en az görüntüsü kadar başarılı.

Sipariş ettiğimiz etlerin hepsi mutfaktaki ana mangalda biraz pişirilip masaya getiriliyor. Siz daha sonra istediğiniz gibi az pişmiş çok pişmiş olarak kendiniz masanızda pişirebiliyorsunuz.


Kendin pişir kendin ye olayını her zaman sevmişimdir, şişi kömürün üzerinden alıp tabağına cozurt diye çekmenin keyfi bir başka güzel olur. Önce kuzu şiş geldi. Tahmin ettiğim gibi bol baharatlı bir marinasyondan geçmiş. Kuzuyu o kadar iyi dinlendirmişler ki sinirden stresten eser kalmamıştı, lokum gibiydi.


Karidesler ise aynı kuzu eti gibi marine edilmişti. Ey güzel Hintli kardeşim, hadi kuzu etini yumuşatmak istedin marine ettin, peki ya şu güzelim karideslerden ne istedin? Zaten yumuşacık eti var hayvancağızın, acıya bulayıp mundar etmenin ne alemi vardı.


Hindistanda tavuk dedin mi akla gelen ilk baharat köridir. Bizde pek kullanılan bir baharat değildir ama ben bu köriyi tavuk etine çok yakıştırıyorum. Hem karidesler gibi acı değil, hem de yumuşacık olmuştu. Eline sağlık ustam pek bir güzel olmuş bu tavuklar.


Et menüsünü bir kere aldın mı “Artık getirme” demedikçe garson devamlı size servis yapıyor. İkinci turda acısız ve çok az pişmiş karides istedim ve itinayla bizzat kendim pişirdim. Karides zaten çabuk piştiğinden dolayı mangal için çok hassas bir malzemedir. Kabuğu da soyulmuş olduğundan kararında pişirilmesi gerekir. Az pişerse ortası çiğ kalır, çok pişerse dışı kurur ve tüm bunlar saniyeler içinde olur.


Biraz kuzu eti, biraz tavuk eti, biraz balık biraz da karides derken yine insan gibi birer porsiyon yiyip kalkamadık. Hem ortamın güzelliğinden hem de kendin pişir kendin ye konseptinden oldukça zevk aldık.


Tüm bunları yerken içinizde eti dürüm yapma isteği varsa, tam doğru yerdesiniz. Burada da Naan denilen dürüm ekmekleri sıcak sıcak fırından çıktığı gibi masanıza geliyor. Bir tabak sarımaklı ekmek söyledik, tabiri yerindeyse mutluluğun zirvesine uçtuk.




Bizim yediğimiz et menüsüydü, bir de bunun vejeteryanı var demiştim. Yiyeceğimizden değilde, sırf meraktan neler var diye bir baktık. Koçan mısır, patlıcan, kabak, enginar ve haşlanmış patatesi şişe dizmiş garsonu görünce gülmekten kendimi alamadım. Takipçilerimin arasında vejeteryan yoktur düşüncesiyle sormak isterim. Hangi aklı başında löplöpçü 515 rupiye et menüsü almak yerine 465 rupi verip “şişte karnıbahar yer” allah aşkına?


Açık büfe olayının kendin pişir kendin ye konsepti ile birleştirilmesi gayet eğlenceli. Alışık olmadığımız bir atmosferde yemek yemek her zaman heyecan vericidir. Hindistan’a gittiğiniz şehirde arayıp bakın Barbeque Nation var mı diye. Varsa mutlaka gidin üzülmezsiniz.

Yemekten sonra otelimize dönerken sokak kenarında bir baharatçı gördük. Gerçi baharat dediysem bu yemeklere konan bir baharat değil, yemeklerden sonra ağızda çiğnenen baharatlar yani Hintçe ismiyle Mukhwas. Hani nasıl bir kenti dolaşırken değişiriz, günün sonunda kentin ruhu üstünüze siner. İşte o gazla çeşit çeşit mukhwaslardan birkaç tane alıp ağzımıza attık.


Mukhwas genelde kişniş ve rezene tohumu ile yapılıyor. Bazılarında etrafına şekerli bir kaplama yapılıyor. Baharatlı yemeklerden sonra hem ağız kokusunu alması hem de mideyi rahatlatması için yeniyormuş.

Seyahate çıktığım zamanlar dünyanın neresinde olursam olayım heyecanla sokak yemeklerini, gözden kaçmış restoranları ve salaş mekanları keşfe çıkarım. Siz siz olun yerel halkın yediği sokak yemeklerinden korkmayın.



6 yorum:

Atilla dedi ki...

Kardes kori ile ilgili yorumlar yanlis olmus. Kori aslinda baharat ismi degil Hint mutfaginda sulu yemeklere kori deniyor. Marketlerde kori diye satilan seyler ise 5 baharatin karisimi, sulu yemeklerde bu baharat katildigi icin kori diye satiyorlar.

Berceste dedi ki...

Sokak yemekleri nedeniyle mide ya da bagirsaklardan bir sorun yasamadiniz sanirim, dilerim bundan sonra da yasamazsiniz!

Turkmenistan'da yedigi en ala tavuk etinden zehirlenen birisi olarak yazmaktayim!

tuzvekarabiber / Salt'nPepper dedi ki...

super yazmışsınız yine, hem güldüm hem çok beğendim :). Hindistan'a 2 defa gittim daha önce, sonuncusu bir Hint düğünü için olmuştu. En sevdiğim mutfaklardan birisi.
Arkadaşım Hintli, beni NY'da Saravana Bhavan diye bir Güney Hint vejeteryan zincire götürmüştü. Londra, NY, Malezya, Singapur ve başka ülkelerde de var. Yolunuz düşerse kesin gidin. Naan falan halt etmiş, dosa diye, boru şeklinde bir ekmekleri var muhteşem. ben masala dosa, yani patateslisine tavım.
yazdığımda hindistanı gönderirim size de linkini.
heyecanla yazınızın devamını bekliyorum :)

http://tuzvekarabiber.blogspot.com/

Adsız dedi ki...

2. bölümü bekliyoruz hâlâ!

online mutfak dedi ki...

Ellerinize sağlık, çok lezzetli gözüküyor...


online mutfak - çay makinası - çay makinesi - semaver - tost makinası - ızgara - fritöz - waffle makinası - arnavut ciğeri - döner makinaları - portakal sıkma makinası - kahve makinaları - süt ısıtıcıları - meyve suyu soğutucusu - sıcak çikolata makinası - ıslak hamburger - yer ocağı - kornet makinası - krep makinası - dondurma sosluğu

sokak yemekleri dedi ki...

Temizmiş, sağlıklıymış umursamam. Ben lezzetine bakarım diyorsanız, www.sokakyemekleri.com adresimize bekliyoruz... siz de bizdensiniz.

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World