15 Haziran 2012 Cuma

Hindistan - 2.Bölüm

Gezinin 1.bölümü için lütfen tıklayın

16.02.2011 Vadodara

Yakın gelecekte süpergüç olacağı düşünülen Hindistan, yeryüzünün olanca zenginliğini yansıttığı gibi yoksulluğun her çeşidini de barındırıyor. Bu ülke sıradanlığa pek itibar etmiyor. Bu ülkeyi ve kültürü anlamak öyle 3-5 günle mümkün değildir. En az 1 ay farklı bölgelerinde gezmek, bir nebze olsun onlar gibi yaşamak gerekir.

Vadodara’da kaldığımız Welcom Hotel’in kahvaltısı görülmeye değer. En az dün yediğimiz öğlen yemeğindeki kadar çeşit vardı, hem de neler neler. Siparişe istinaden oracıkta istediğiniz çeşit yumurta yapan klasik kahvaltıya yüz vermeyip yerel lezzetlerin peşinden koştum.

Hintli arkadaşımın tavsiyesi ile adını hatırlayamadığım patatesli gözlemeye benzer bir şey sipariş ettim. Oldukça büyük tabakta krep gibi hazırlanan gözleme yine gözünüzün önünde sıcak sıcak hazırlanıyor. Ama bu yemeğin esas oyuncuları yukarıdaki ufak kaplarda duran soslar. Adını ne siz sorun ne de ben söyliyeyim.


Tahmin edeceğiniz üzere sağdaki yeşil olan otlu, ortadaki kırmızı olan biraz acı, soldaki beyaz olan da regülatör görevi gören hafifletici bir kremaydı. En solda büyük kasenin içinde görülen Sambhar denen şey ise sebzelerle hazırlanan bir çeşit çorba. Esas oğlan da zaten bu Sambhar.

Krepin içerisindeki patateslerde yine mikro kuş üzümlerine rastladım. Biraz soğan biraz da sarımsak tadı geliyordu. Usulen dürümü yapıp soldaki sambhar denen çorbaya batırmak suretiyle löpletiliyormuş. Dürümün içine istersen soslardan da koyuluyormuş. Hepsinin tadına baktım, soslar yaramaz ama sambhar çok başarılıydı. Sanki uzun süre kemik suyu kaynatılmış lezzet küpü haline getirilmişti. Krebi ağzınıza attığınızda hem damakta eriyor hem de sambharın lezzeti içeride dalga dalga yayılıyordu.


Döküm demir tencelerin içinde pişen sambharı merak ettim garsona sordum. Tamamıyle sebze ve baharatlardan yapılıyormuş. İçinde et veya kemik suyu namına bir şey yokmuş. Bamya, havuç, turp, bal kabağı, domates ve patlıcan gibi sebzelerin bir kaç saat pişmesi ile elde ediliyormuş. Ayrıca zerdeçal ve demirhindi gibi iki önemli baharat varmış.


Büfedeki kremalı sebze ve kuru fasulyeye bu sefer pek yüz vermedim. Biz ki Rize Çayelin’de kurufasulye yemiş adamız! Eminim lezzeti güzeldir ama “İngiliz’lerin icat ettiği kahvaltıda kurufasulye olayı sabah sabah çekilmez” dedim.


Dün Mumbai havalimanında yediğim irmik helvasına benzer şeyi burada da buldum. Soldaki küvette duran şeyin adı meğer Upmaymış. Sulu ve baharatlı yemeklerin yanında ekmek niyetine yenirmiş. Hem doyurucu özelliği var hem de sulu yemeklere garnitür görevi yapıyor. Sulu yemek dediysem yanlış anlaşılmasın, Upma sabah kahvaltılarında yenirmiş.


Bir de Idli diye bir şey vardı ama ne olduğunu çözemedim. Bizim Maraş usulü haşlanmış içli köfteye benziyor ama bembeyaz, yanında da bir iki sos vardı. Nasıl tabağa alınır nasıl yenir bilemediğimden alamadım ama harbiden içimde kaldı. Bunu da artık yarın denemek benim için farz oldu.


Her restoranda olduğu gibi burada da yemeklerden sonra ağzınıza atmak için Mukhwas var. Gümüş işlemeli tepsinin içinde duran Mukhwaslardan çıkışta bir kaç adet almayı ihmal etmedim. Mideye iyi geldiği söyleniyor ama esas mantığı, kelle paçadan sonra ağza atılan karanfil gibi ağız kokusunu düzenlemekmiş.


Gittiğim fabrikanın yönetimi Fransızlardaydı ama koca fabrikada toplasan 6-7 tane Fransız var, geri kalanlar üst düzey yöneticisinden tut, süpervizörüne kadar hepsi Hintli. Herkes ama herkes çok iyi İngilizce konuşuyor. Fabrikada üretilen malzemeler gümrüklü alana gitmek için Hindistan’a özel işlemeli ilginç kamyonlar ile gönderiyormuş.


Fabrikada öğlen yemeklerinde sadece Hint usulü vejeteryan menü çıkıyormuş. Meğer onlar için kutsal olan dana eti yemeyen Hintlilerin yaklaşık yarısı ciddi ciddi vejeteryanmış. Yani ne kuzu ne balık hiç et yemiyormuş. Gezi kitapları “Eti de zaten bir süre yemeyiverin, onlar için kutsal olan bir hayvanı yemek istemeniz çok hoş görünmeyecektir” diyor gerçi ama, ben “Eyvah yandık, aç kaldık” diye dertlenirken aslında bu yemeklerin hiçte fena olmadığına kanaat getirdim.

Metal küvetlere konmuş yemekler açık büfe şeklinde ince uzun bir masaya dizilmişti, isteyen istediği kadar tabağına alıyor. Başta Dal diye bir çorba var, görüntü olarak bizim mercimek çorbasına benziyordu. Biraz yaklaştım baktım ciddi ciddi mercimek çorbası bu.


Sulu patates olduğunu düşündüğüm yemekten burcu burcu köri kokusu yükseliyordu. görüntüsü hoştu güzeli ama kokusu insanı uyarıcı cinstendi. Hah dedim kendi kendime buyur buradan yak, alsan bir türlü almasan bir türlü.


Yanındaki karışık sebze masala denen bir baharat ile yapılmıştı. Türkiye’de olsa yüzüne bile bakmayacağım yemekten de paşa paşa bir kaşık aldım. Allahtan bu sulu yemek gibi kötü kokmuyordu. Meğer aynı lokmada farklı tatlar almayı sağlayan Hint mutfağının sihri, masala denilen özel baharat karışımında gizliymiş. Ayrıntılar az sonra.


Asyadaki bir çok ülkede pilav dediğin şey tatsız tuzsuz buharda pişmiş bildiğin pirinç. Yağ yok, tuz yok! Öyle köylerde yapılan tavuk suyuna pilav ile uzaktan yakından alakası yok.


Tatlı olarak ananaslı safralı irmik helvası vardı. İşte bundan çekinmeden gönül rahatlığı ile bol bol aldım.


Çatal bıçak kullanmaktan pek hazetmeyenler için minik lavaşlar her daim büfede bulunuyor. Sulu yemeği pilavın üzerine koyup, daha sonra Roti denilen bu ekmeklerle birlikte üç parmak dalarak dürüm yapıp yemenin keyfi bir başka. Anlatılmaz yaşanır cinsten eğlenceli.


Buyrun size klasik bir Hint yemeği. İş yerinde yüzlerce insanın yediği yemek budur dostlar. İçinde et yok, baharat ve sebzeler ile hazırlanmış. Turuncu ve yeşil renklerin hakim olduğu yemekler genelde biraz baharatlı ama acı değil.


Dal çorbasını çok beğendim. İçinde çekilmemiş tane kimyon vardı. Avrupa’da da çok kullanılan tanekimyon (Karaman kimyonu da denir) nedense Türkiye’de pek bilinmez, kullanılmaz. Çok yaşayan değil, çok gezen bilir derler ya artık tane kimyon benim de mutfağından eksik olmaz. Özellikle çorbalara çok yakıştırdığım tane kimyondan her yurt dışına gittiğimde mutlaka alırım.


Uzaktan size brokkoli gibi görünebilir ama aslında bu bir karnıbahar. Masala denilen karışık baharatlarla yapılan karnıbaharlar o kadar baharatlıydı ki artık karnıbaharlıktan çıkmıştı. Tadını ve pişirlme şeklini çok beğendim. Az pişirdikleri için kıtır kıtırdı, ısırdığında dişlerinin arasında diri diri hissediyordun. Evde genelde karnıbahar kardeşle pek iyi ilişkilerim olmadığı için fırsat bu fırsattır diyip, gidip iki kaşık daha aldım.


İrmik tatlımız çok başarılıydı, hatta masadaki en başarılı yemekti diyebilirim. Hafiften safran ve zerdeçal koyarak rengini iyice sararttıkları irmiğin içinde ilginçtir hiç şeker yoktu, tat vermesi için sadece ananas koymuşlar o kadar. İşte buyrun sizlere zararsız bir tatlı. Batı mutfağında tatlılarda illaki şeker konur ve malesef şeker doğal olmadığı için kolestrol ve kilo sorunlarını beraberinde getirir. Ama bol sulu ve tatlı bir ananası irmik ile birlikte değerlendirmek ancak bir asya mutfağında görülebilir.


Yemek sonrası büfede duran Mukhwaslara göz atıp Hintli arkadaşlara ne olduğunu sordum. Meğer çıka çıka rezene tohumu çıktı.


Hani çocukların gazını alsın diye emziren kadınlara rezene çayı içirirler ya, dediklerine göre aynı mantıkla yetişkinlerin de midesini rahatlatsın diye Hindistan’da yemeklerden sonra kıtır kıtır rezene yerlermiş. Lokal adaptasyon dedim, bende 3-4 tane hemen ağza attım. O güne kadar hiç rezene yemişliğim yoktu, tadı baya baya anosana benziyordu.

Akşam iş çıkışı kısa bir şehir turu yürüyüşü yaptık. Hindistan’da olabilidiğince fakirliklerine rağmen paranıza göz dikmeden size yardımcı olmaya çalışan, bir şey sorduğunuzda insanı utandıracak derecede aşırı bir saygıyla yanıtlamaya çalışan insanları sevdim. Dini inaçlarından ötürü insana saygı her zaman ön planda.


Büyük kentlerin çoğunda düzenli çalışan tren ve metro sistemi var. Ancak şehir içi ulaşımda en pratik araç üç tekerlekli rikşalar. Tayland’daki tuktuklara benziyor. Binerken nereye gideceğinizi söyleyip fiyatta pazarlık yapıp anlaşıyorsunuz. Benzin ve doğalgaz ucuz olduğu için nereye gidersen git genelde fiyatlar 2-3 US$ civarında.

Akşam yemeği için Nidra Hotel’in restaurantına davetliydik. Yemek yine açık büfe hazırlanmış, istediğin yemeği seçip beğenip tabağına alıyorsun.

Sanırım tüm Hindistan gezisi boyunca en sevdiğim yemeklerden biri bu akşam yemeği oldu. Öğlen yemeğinden dolayı biraz aç olduğum için çeşit çeşit Hint yemeğini aynı anda tatma fırsatını yaklaladım.


Görüntü olarak hepsi birbirine benzeyen, sarı turuncu ve kırmızı renklerindeki yemeklerden azar azar tabağıma aldım. İsimlere bakıyorsun hiç bir şey anlamıyorsun, ne çıkarsa bahtına.


Aslında bu yemeklerin yenme usulü benim gibi ordöv tabağı şeklinde değil. Kase şeklindeki tabağınıza bir miktar pilav alıyorsunuz, sonra üzerine istediğiniz yemekten birkaç kepçe koyuyorsunuz. Üst taraftaki sulu yemek bitince isterseniz altta kalan pirincin üstüne başka bir yemek koyabilirsiniz.


Aldığım yemeklerin isimleri sırasıyla Rasajthani Gutta Curry, Bharwan Karela, Dum aloo Kashmiri, Paneer tikka Lababdar, Gosht Korma. Hepsi birbirinden farklı baharatlarla hazırlanmış. Kimisinin içinde tavuk veya balık var, ama bir çoğunda sadece sebze. Ama bizim bilmediğimiz değişik tropik sebzeler.


Ama hangisinde ne var anlamak imkansız. Yemeklerin lezzet katsayısı bizim alıştığımız yemeklerin lezzetine göre 13 kat daha fazla olduğu için, içinde ha fileto levrek olmuş, ha hindi göğüs olmuş pek farketmiyor. Yemeğin hangi baharta ile yapıldığı önemli.


Tadınık tek şey pilav vardı. Onun da hem buharda pişmiş sade olanı, bir de biryani dedikleri sebze ve baharatlı yapılanı. Her zaman yerel lezzetleri merak etmenin verdiği gaz ve heyecan ile elbette biryaniden aldım.


Hepsi çok güzeldi, tabakta hiçbirini bırakmadım. Aslında bir çok kişi hint yemekleri çok acıdır baharatlıdır diye korkar yemez ama önyargılı olmayı bırakıp ucundan tadına bakın derim. Eminim boğazına düşkün ve yeniliğe birazcık açık arkadaşların çok hoşuna gidecektir. Yine de siz siz olun yemeklerden azar azar almayı ihmal etmeyin, fazlası da bağırsaklara inceden dokunabilir!

Yağlı sıcak ekmek burada da her zamanki gibi gönlümüzü fethetti, keyiften insan kendini denize atar ya o derece. Nereye giderseniz gidin mutlaka yemekle birlikte ekmek siparişi verin. Yemekleri beğenmeme ihtimaline karşı hayat kurtarır. Buz gibi soğuk ekmek veren sevgili lokatantalarımıza da ayrıca duyrulur!


Nidra Hotel’de yediğimiz tüm yemeklerin belli bir düzeyi tutturduğunu düşünüyorum. Bu düşüncem sadece ana yemekler için değil, tatlılar için de geçerli. Aynı bizim sütlaça benzer içinde pirinç taneleri olan pudinge, ayrıca badem parçaları da atılmıştı, şeker oranı gayet az ama ferah ferah vanilya kokusu geliyordu. Meğer bizdeki gibi vanilya tozu değil, Tanzanya yazısındabahsettiğim gerçek vanilya taneleri kullanılıyormuş.


Kremşokolaya benzer tatlı ise damak çatlatan cinsten. Bunun şeker oranı sütlaça göre daha fazla ama asla insanın içini baymıyor, vıcık vıcık yağlı değil. Nasıl yapmışlar anlayamadım ama o hadar hafif ki bir kaşığını dilimin üstüne koymamla birlikte mideme gitmesi bir oldu.

Bu akşamki yemekten sadece ben mi bu kadar etkilendim diyorum ama masada herkes mest olmuş vaziyetteydi. Hintlisi Fransızı masada ne varsa silip süpürdü. Vadodara şehri öyle turistik bir yer değil, yolunuzun düşeceğini pek sanmam ama olurda iş için giderseniz Nidra Hotel’e bir akşam yemeği için uğrayın, bana teşekkür edersiniz.

Üçüncü bölüm için lütfen tıklayın

5 yorum:

Bir Terazi Kizi... dedi ki...

Hindistan havasi hic bana göre degil ama tabiki merakimiz cok fazla,gidip gezenleride tebrik etmek lazim diyorum,ben asla orada kalamazdim o yüzden:)Yine anlatim muhtesem olmus,yinede et bulup yemissiniz hemde izgara! Ben bu fabrika iscilerine sunulan yemeklei merak ettim,yani hepsi cok az geldi bana,yoksa her masa icin ayri ayrimi sunulmustu?Cevabiniz icin simdiden teskkür ederim,oglunuzun yanaklarindan bizim icinde öpün lütfen...

Löplöpcü dedi ki...

Yemekler işçi yemekhanesine çok büyük küvetlerde duruyordu, biz yan tarafta mühendis masalarında oturmuştuk. Bizimkiler daha küçük küvetlerde duruyordu. Ama yemekler aynı yemek! Çorba + sulu yemek + pilav + sebze + pilav + tatlı çokda az değil. Sanırım size küvetlerin boyutları az geldi??

Adsız dedi ki...

Kahvaltı tabağına bayıldım, ressamların paletlerine benzetmişler, "artık siz de yerken hangi renkle hangi rengi karıştırmak isterseniz fırça yerine çatal bıçakla şekil verirsiniz" manasında olmuş...

Cocorosie dedi ki...

Hintli ev arkadasimin yorumu: Nasil yendigini bilmiyorum dediginiz sey Idli'yi, fotograftaki 3 sosla yenirmis. BEyaz olan hindistan cevizi. yesil olan hindistan cevizi=maydonoz digeride hindistan cevizi ve baharatlar varmis.
pirincin tatsiz tutsuz olmasinin sebebide onlarin her baharatli seyi pirincle karistirip yemeleriymis. Seneye bana da hindistan yolu gozuktu :D

online mutfak dedi ki...

Ellerinize sağlık, çok lezzetli gözüküyor...


online mutfak - çay makinası - çay makinesi - semaver - tost makinası - ızgara - fritöz - waffle makinası - arnavut ciğeri - döner makinaları - portakal sıkma makinası - kahve makinaları - süt ısıtıcıları - meyve suyu soğutucusu - sıcak çikolata makinası - ıslak hamburger - yer ocağı - kornet makinası - krep makinası - dondurma sosluğu

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World