1 Ağustos 2012 Çarşamba

Rusya - 1.Bölüm

2 sene Kazakistan’da yaşayıp Türkiye’ye geri döndükten sonra, Rusya’ya gidip gezmek içimizde hep bir uhde olarak kalmıştı. 2009 yılında yaptığımız Baltık Denizi Turunda, gemiyle St.Petersburg’a yanaşıp günübirlik akşama kadar gezdik ama şöyle tadını çıkarta çıkarta Rusya’yı görmek, özellikle St.Petersburg ve Moskova dışındaki daha az turistik şehirleri görüp gerçek Rus kültürünü yaşamak 2011’e kısmetmiş.

Rusya coğrafyası büyüklüğünden dolayı içinde pek çok farklı kültürü barındırmaktadır. Bu kültürlerin birbiriyle etkileşimi kültürel zenginlik olarak karşımıza çıkar. Rus mutfağı da bu sebepten dolayı oldukça çeşitlidir, hatta sadece zenginliği ile değil, çarlık döneminden kalma ihtişamlı yemek sunumu ile de dikkat çeker. Çorbalarından soğuk mezelerine, et yemeklerinden çay seremonilerine herşey özenlidir. Coğrafi koşullarına uygun ayrı bir mutfak kültürü ve damak tadı vardır. Klasik Rus yemeklerinin dışında Ukrayna yemeklerinden tutun Gürcü spesyallerine, Tacik ve Özbek pazarlarından, Tataristan lezzetlerine kadar hepsini sizler için 9 gün boyunca keşfettik.


23.07.2011 Cumartesi – Moskova

Bizim tatil planlarımızın başlangıcı ucuz uçak biletinden geçer, nereye ucuz bilet bulursak oraya gideriz. Rus milli havayolları Aeroflot’un 200 €’luk Moskova biletlerin görünce fırsat bu fırsat diyip 3 ay önceden aldım. Her ne kadar babam “Eski rus uçaklarına binme tehlikelidir” dese de Aeroflot artık o eski Sovyet uçakları tupolev veya ilyuşin değil, cillop gibi yeni Airbus uçaklar ile uçuyor.


Cumartesi sabahı saat 05:45’te Moskova’nın 3 uluslararası havalimanından en büyüğü olan Sheremetova’ya  indik. Havalimanından 817 no’lu otobüs ile Planernaya metro istasyonuna gidip (40 dakika 28 Ruble) metro ile şehir merkezine ulaşabilirsiniz (1US$=28 ruble). Alternatif olarak daha hızlı ulaşım için Aeroexpress Train mevcut, ama biraz tuzlu (35 dakika 320 Ruble). Havalimanının çıkışında bahsi geçen pırpırlı ilyuşin uçağı görebilirsiniz.


Moskova’da sık sık metroyu kullanacağınız için 10’luk bilet (10 поездок - 265 ruble) mutlaka alın. Zira metro bileti sıraları her istasyonda oldukça uzun, her seferinde tek girişlik bilet almak külfet.

Kazakistan’dan arkadaşım Sencer ile buluştup, klasik bir rus kahvaltısı etmek için Shokolatnitza’ya  (Шоколадница) gittik. Rusların Blinçiki (Блинчики) dedikleri krepler un yağ ve yumurta ile hazırlanıyor tavanın üzerine incecik dökülerek 1 dakikada pişiriliyor. Daha sonra içine ister mantarlı kıyma doldurup yemek niyetine yersin, istersen de çikolata veya meyvalı soslar koyup tatlı niyetine.


Üçümüzde tercihimizi tatlı krepten yana kullandık, yanında da güzel bir çay. Rusya’da çay olayı ciddi bir kültürdür. Fincanlar ve çaydanlık masaya gelir, sen masada kendin doldurursun. Arka kapılar ardında zehir gibi olmuş 3-5 saatlik çayı gazlamazlar.

Kreplerimizden ilki çikolata ve fındık dolgulu. Nutellanın biraz daha sıvı kıvamındaki sos ve çok bol kırılmış fındıkla doldurulan krepler ortadan ikiye kesilip tabağa dizilmiş, yanına da çok güzel hazırlanmış bir sos konmuştu. Allahın krebini sanat şaheserine çevirmiş ustam.


Kreplerimizden ikincisi ise ahududu püresi ve yağsız krema ile doldurulmuştu. Bu sefer krepler ortadan kesilmemiş, uzunlamasına V şeklinde konmuş, ikisinin arasına da krema ve ahududu sosu boca edilmiş. Hani patates kızartmasını önce mayoneze sonra da ketçapa batırırsın ya, aynen o muameleyi yaptık.


Shokolatnitza ingilizce menü bulabileceğiniz şık bir yer. Gerçi garsonlar için hepsi ingilizce biliyor diyemeyeceğim, artık şansınıza kalmış. Güzelim krepler genelde 200 ruble civarında.

Kısa bir kahvaltıdan sonra Sencer’in evine gidip biraz lafladık, dinlendik. Öğlene doğru acıkınca tekrar dışarı çıktık.

Rusların Solyanka çorbası en sevdiğim hüpletmeliklerdendir. Almaata’dayken keşfettiğim bu çorbayı malesef Türkiye’de yapan bir allahın lokantasına henüz rastlayamadım. Şöyle mükellef bir Solyanka içmek için Kızılmeydana yakın Solyanka Caddesindeki Solyanka Restaurant’ın yolunu tuttuk.

İnsan evladı lokantasının adını “Solyanka” koyup, hele hele bir de bulunduğu caddenin ismi de Solyanka olunca, sanırsın dünyanın en iyi solyanka çorbası burada yapılır. Ana!! Bir baktık menüde solyanka çorbası yok! E ne var? Borş çorbası  (Борщ) var! Vay anasını sayın seyirciler. İskender İskenderoğlunun İskender Caddesindeki İskender Lokantasında, “Abi bizim menüde döner yok, köfte var” denmesi gibi bir şey.


Şansımıza küsüp borş çorbası ile idare ettik. Gerçi allahı var, borş çorbası hem çok lezzetliydi hem de sunumu çok şıktı, bizi üzmedi. Genişçe bir tabakta çorba kasemiz, iki tane yumuşak pofuduk ekmek, smetana denilen krema ve ne olduğunu anlayamadığım iç yağ gibi bir şey vardı.

Rus mutfağının en önemli lezzeti “Smetana (Сметана) bir tür yağsız bir krema. Çorba, sebze, et, tavuk ve balık çeşitleri mutlaka smetana denilen kremayla sunuluyor. Biz her ne kadar makyaj için tereyağında kırmızı pulbiber veya nane yakıp çorbaya katıyorsak Ruslar da tam tersine yemeği hafifletmek için krema kullanıyorlar.


Borş çorbasına değinmek gerekirse tam bir köylü çorbası, içinde pancar, lahana, patates ne arasan vardı. Kırmızı rengini pancardan alan bu çorbayı İstanbul’daki Rus lokantalarında rahatlıkla bulabilirsiniz.

Çorbayla birlikte ikinci olarak pelmeni (Пельмени ) teşrif etti. Gürcistan gezimizde anlata anlata bitiremediğim devasa gürcü mantısı hinkal vardı hatırlar mısınız? Pelmeni de onun Sibiryalı küçük kardeşi diyebilirim. Ne hinkal kadar büyük ne de bizim mantılar kadar küçük, ikisinin arası boyutta. Porsyonda 7-8 adet veriliyor. Sarımsaklı yoğurt veya domatesli sos filan yok, istersen smetanaya banıp löp atıyorsun.


Ucundan tutup bir ısırdım bakalım ustam suyunu kaçırmış mı diye, bingo! Ya hamuru patlatmışlar, ya da bir şekilde kıymanın kıvamını tutturamamışlar, içi kurumuş gitmiş. Halbuki pelmeninin içindeki kıymanın yağı ve suyu kaçmaması lazım. Hamuru ısırdın mı “horşşş” diye suyu ağzına ağzına akması lazım. Ha gelen pelmeni kötü müydü? Yooo, yanında verilen smetanaya batıra batıra mideye indirdik, zira pelmenilerin haşlama suyuna kemik konuyormuş, böylece hamuru bile lezzetli oluyormuş.


Solyanka Restaurant ucuz değil, bir çorba bir pelmeni için 690 ruble verdik. Ortamı güzel, şık bir yer. Bacaklarınıza karasular ininceye kadar gezip, bir mola vermek istediğiniz zaman chillout müzik eşliğinde internete girip ertesi günün planlarını yapmak için uğrayabilirsiniz.

Klasik Moskova şehir turunun ilk durağı tartışmasız Kızıl Meydandır. Fakat o civarda gezilecek yerler o kadar fazla ki, şöyle bir dolanmak bile saatler alabiliyor. Manejnaya Meydanı, Lenin Mozolyesi, St.Basil Katedrali, Kazan Katedrali, GUM, Spasskaya Kulesi, İber kapısı... Ayrıca Kremlin sarayını da unutmamak lazım. Sarayın hakkını vererek gezmek en az bir günümüzü alacağı için burayı daha sonraya bıraktık.

Sabah ve öğlen Rus yemekleri yedikten sonra akşama biraz değişiklik yapıp Ukrayna yemeklerini tadalım dedik. Aslında eski SSCB’den zaten çok benzer mutfak kültürüne sahipler, ancak ince farklar olduğunu öğrendik.


Moskovada 4-5 tane şubesi olan Korçma Taras Bulba Restaurant (Корчма Тарас Бульба) çok şık ama pahalı olmayan bir lokanta, daha çok et yemekleri ağırlıklı. İçeri girer girmez sizi selamlayan yöresel kıyafetler giymiş garsonlar bile bu mekanı sevmenize yeterli oluyor. Olurda ileride bir restoran açarsam, ben de garsonlarıma yemek menüsüyle uyumlu yöresel kıyafetler giydireceğim arkadaş.

Masaya oturur oturmaz Sencer kardeşim bize Kvas (Квас) söyledi. Bir tane ev usulü sade kvas, bir tane de deneme amaçlı armutlu kvas aldık. Kvas çavdardan yapılan alkolsüz bir içecekmiş. Sıcak yaz günlerinde susuzluğu gidermek için birebir.


Ben sade olanın tipini siyah biraya benzettim ama içinde şerbetçiotu olmadığı için tadı bira gibi değil, biraz görüntü andırıyor o kadar. Hem içindeki çavdardan dolayı besleyici, hem de soğuk soğuk içildiğinden yaz günleri için birebir.


Armutlu pek yaramaz, her şeyin orjinalini ve doğal olanını içmek lazım. İçinde bariz bir şekilde yapay armut suyu koydukları için esas lezzetini alamadım.


Ama Özenç’in istediği mors suyu (Морс) tam bir lezzet küpü. Ekşi veya tatlı yabanmersini ile yapılıyor. Ben tatlı olanı seviyorum, ama Özençin favorisi ekşi olan! Türkiye’de pek satılmayan bu içecek Rusların olmazla olmaz meyva suyu, gidince mutlaka deneyin.


Yemeklerden önce altlık olarak peynirli otlu lavaş geldi. Ukraynalıların lavaş dediği şey bizim gözlemeye oldukça benziyor, biraz kalınca yapılmışı.


Sanırım hamuru elde açma değildi hazır yufkaydı ama iç malzeme oldukça lezzetliydi. Her halinden dandik taze kaşar olmadığı belli peynir hem çok lezzetliydi, hem de içindeki dereotu ile birlikte yemeğe ayrı bir rahiya katıyordu. Aradan hafifçe pırtlayan peynirler insanın iştahını kabartıyordu.

İlk ana yemeğimiz süt danasından yapılan biftek (ТЕЛЯТИНА). Ama öyle eti al ızgara at pişir değil, biraz janjanlı hali. Et kısa süre ızgara edildikten sonra üzerine mantarlı ve kremalı bir sos ekleniyor ve son olarak rendelenmiş peynir serpilip fırına atılıyor. Garnitür olarak çok az salata ve haşlanmış patates eşliğinde gelen tabağımız göz dolduruyor.


Eti şöyle ortadan kesip içine bakıyorum manzara müthiş, yutkunmaktan helak oldum desem yeridir. Et alttan kavrulmuş soğan ile yataklanmış, bıçak darbesi ile tabağa akan etin suyu karşısında gözlerim faltaşı gibi açılıyor ekmek banmak istiyorum ama masada allahtan ekmek yok.


Süt danası et inanılmaz yumuşak, lokum gibi. Takdire şayan çok başarılı bir pişirme tekniği uygulanmış. Siz de evinizde güzel bir bifteği çok kısa süre harlı ateşte ızgara edip daha üzerine kremalı sos koyarak frına atabilirsiniz böylece etiniz hem kurumaz hem de usul usul pişmeye devam eder, suyunu kaybetmez.

Öğlen solyanka çorbası (Солянка) içemedik, içimizde kalmıştı. Hazır burada yakalamışken Ukrayna usulu solyankanın tadına bakalım, eski günleri yadedelim dedik. Çorbanın içinde çeşitli etler ve jambonlar cirit atıyor, ayrıca tütsülenmişi de var. Hem löp etin hem de jambonun olması lezzet portföyünü genişletiyor. Etin tadı dilimizi, tütsülenmişin kokusu ise burnunuzu uyuşturdu.


Siyah ve yeşil zeytin olmasaydı daha iyi olurdu ama malesef Martini Bianco hazırlar gibi bu çorbaya da mutlaka zeytin atılıyor. Yanında getirilen smetana ise zaten olmazsa olmaz. Çorbanın lezzetine lezzet katan terbiyesini, smetana ile bizzat masada kendimiz yaptık.

Son olarak klasik bir Ukrayna yemeği olan Chicken Kievski (Котлета по-київськи) söyledik. Türkiye’de Kievski dedin mi tavuğun göğüs eti açılıp içine peynir ve jambon konur, rulo yapılarak fırında pişirilir, burada ise kızartmışlar. Yanında garnitür olarak haşlanmış patates var ama bu sefer krema ve mantarla birlikte çevrilmiş.


Tavuğu şöyle ortadan kesip bir içine baktım, görüntü hayli güzel. Kemikli butun içi peynir ve dereotu ile doldurulmuş, sonra schnitzel gibi galeta ununa bulanarak kızgın yağda kızartılmış. Bu pişirilme usulunü de çok severim. Kızgın yağ ete temas etmez, galeta unu koruma kalkanı görevi üstlenir, et pişerken suyunu salmaz lezzet küoü içeride hapsolur. Eti ısırınca hem etin suyunu hem de içerdeki peynirleri hepberaber çiğnerken lezzet komasına girdik.


Özellikle çeşitli çorbaları ve etleri ile meşhur Taras Bulba Korçma Restaurant  Moskova’da gidilmesi zaruri yerlerden biri. Şehrin bir kaç noktasında şubeleri var. Nezih bir yerde damağa hitap eden lezzetler için uğramakta fayda var.



11 yorum:

serpilkuru dedi ki...

Rusya'ya sizin bu yazınızı yayınlamadan önce gittiğime pişmanım :(

Sofok_les dedi ki...

Sevgili Semih Kardeşim,
Hepsi iyi güzel de Chicken Kievski'deki o tavuk pişmemiş görünüyor, etin az pişmişi neyse de tavukta bilemiyorum?

Löplöpcü dedi ki...

Çok haklısın! Az pişmiş tavuk benim de pek hoşuma gitmez. Ama o gün nedense gelen tavuğu tekrar gönderip pişirtmedim, bir şekilde yedik gitti! Dikkatiniz için bravo :)

Unknown dedi ki...

Sizi yaklaşık 1 senedir takip ediyorum ve Hindistan yazınızdan sonra hergün hadi yeni yazı hani nerede diye hergün kontrol ettim oh sonunda yeni yazı ve Rusya =) Ama benim asıl beklediğim yazı İrlanda..Sizin gözünüzden İrlandayı heyecanla bekliyorum haberiniz olsun =)

Buket Altaç dedi ki...

Ama olmaz ki.. İş saatinde yayınlıyorsun bu yazıları.. Kaçak kaçak okumaya çalışırlarken müdüre, şefe, patrona yakalanıyorlar insanlar.. Şu Rusya'dan getirdim dediğiniz biraları merak etmekteyiz. Ayrıca Malatya-Antep-Ankara bilimum Anadolu'yu gezmelerdesiniz. Onları görebilecek miyiz blogda acaba?:) Sevgiler

Löplöpcü dedi ki...

Unknown: Çok eskiden İngiltere'ye gitmiştim ama İrlanda'ya hiç gitmedim. "Neden olmasın?" diye bir fikir oluştu aklımda şimdi, teşekkürler

Buket: Antep hakkında sitede yazı var. Ankara'ya da zaten "Oburcan" kardeşim bakıyor.

online mutfak dedi ki...

Ellerinize sağlık, çok lezzetli gözüküyor...


online mutfak - çay makinası - çay makinesi - semaver - tost makinası - ızgara - fritöz - waffle makinası - arnavut ciğeri - döner makinaları - portakal sıkma makinası - kahve makinaları - süt ısıtıcıları - meyve suyu soğutucusu - sıcak çikolata makinası - ıslak hamburger - yer ocağı - kornet makinası - krep makinası - dondurma sosluğu

elif dedim dedi ki...

Bütün yazılarınız iştahımı açıyor oruçluyken okumamak lazım :)
Mizah anlayışınız, esprileriniz, benzetmeleriniz bir paragraflık düz yazıyı sürükleyici bir romanın sayfasıymış gibi okutuyor.
Yemek yemeyi sevmeyen veya değişik kültürlerin mutfak sırlarıyla ilgilenmeyen biri bile bu siteyi sevecektir..

tuzvekarabiber / Salt'nPepper dedi ki...

Her zamanki gibi yine renkli ve farklı bir yazı. Henüz gitme fırsatım olmadığı için mutluyum, hemen not ediyorum. Rusya'dan sonraki durak neresi? Belki gitmişsinizdir, ama gitmediyseniz Malezya tam size göre, yemek cenneti. Özellikle de sokaktaki yemekler hem lezzetli, hem hiç beklenmedik derecede hijyenik, hem de ucuz :).
Sevgiler, Yıldız

http://tuzvekarabiber.blogspot.com/

seolara dedi ki...

Paylaşımlarınız harika... ilgi ile takip ediyoruz. daha sık güncellenen paylaşımlar ile sitenizi devamının sürmesini tavsiye ediyorum.

http://sanayitipicaymakinesi.com/
http://www.remtamutfak.com/
Çay Makinesi
Çay Makinası

ezgi bobur dedi ki...

çok güzel site

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World