13 Ağustos 2012 Pazartesi

Rusya 2.Bölüm

Gezinin 1.bölümü için lütfen tıklayın


24.07.2011  Moskova

Bizim bildiğimiz kahvaltıda zeytin, peynir, domates, salatalık yenir. Peki Ruslar ne yer? Hemen söyleyeyim, hamur işi ve çorba! Aynı Batum’da olduğu gibi kahvaltımızı Moskova’da da ilginç bir şekilde çorba ve mantıyla yaptık.


Dün gittiğimiz Taras Bulba Korçma Restaurant’ı o kadar beğendik ki bu sefer başka bir şubesini denedik. Menüde görüp de içemediğim Harço çorbası, Ukraynalıların mantısı vareniki ve elbette yine o güzelim peynirli otlu lavaştan söyledik.

Çaylarla beraber gelen lavaşımız dünküne göre biraz farklıydı. Malzemeler aynı ama pişirme şekli değişik, yanlardan sarkan peynir görüntüsü yoktu. Allahtan içinde yine çok bol peynir ve güzel otlar vardı da dilimiz damağımız bayram etti.


Bir gözlemede en sevdiğim şey içinde bol peynir olması ve peynirin sıcaklıktan erimesidir. Tuzlu lor veya çökelek gibi sıcağı görünce erimeyen, ağzımın içine yapışan peynirlerden hoşlanmıyorum.

Lavaştan sonra masaya gelen çorbamızın sunumu çok güzel, yemek damaktan önce göze hitap ediyor. Servislik hem masaya dökülmesin diye örtü niyetine kullanılıyor hem de içinde kaşık ve çatalı koyacak cepleri var.


Harço çorbası (Суп Харчо) için Ukraynalıların pirinçli şehriye çorbası diyebiliriz. Ama içinde bizimki gibi sadece pirinç ve domates yok. Lezzet versin diye tencereye yağlı kuzu kaburgası atılmış. Hatta bir parçası çorba kasesiyle birlikte masaya bile getirilmiş. Önce çorbadan 3-4 kaşık içiyorsun sonra sarı peçetesinden tutup kaburgayı kemiriyorsun. Kaburgadan elinize bulaşan çorbanın suyu bileklerden dirseklere doğru iniyor...


Pelmeni için Rus mantısı dedik, Vareniki (Вареники) ise Ukraynalıların mantısı. Pelmeni ile pek farkı yok ama burada üzerinde kavrulmuş ve karemelize olmuş soğan parçaları sandığım, fakat malesef aslında kavrulmuş iç yağ olduğunu öğrendiğim garip şeyler vardı.

Menüde Varenikinin çeşitleri var, etli, peynirli, mantarlı, balkabaklı... Biz etli ve balkabaklısını söyledik. Hamuru başarılı, içindeki balkabağından dolayı eti sulu kaldığı için varenikiyi çok sevdik. Siz siz olun pelmeni veya vareniki yerken mutlaka balkabağı (Тыква) koydurun.


Kahvaltıdan sonra metroyla Kropotinskaya istasyonuna gidip belkide dünyanın en büyük ortodoks kilisesi olan Chatedral of Christ the Savior’ı ziyaret ettik. Her pazar sabah saat 09:00’da burada ayin yapılıyor. Ortodoks kilisesinde bu ayinlerden birini izleyin, ilginç bir tecrübe olacaktır. Yanlız dikkat! Erkekler kısa şortla, bayanlar da askılı bluzla içeri alınmıyor ona göre giyinin.

Kilisenin hemen karşı tarafında önce Almanya’ya sonra Rusya’ya kaçırılan Truva hazinelerinin sergilendiği Puşkin Müzesi var. Ne zaman giderseniz gidin, önündeki 150 kişilik bilet kuyruğu olduğundan erkenden gitmekte fayda var.

Katedral ve Puşkin müzesi bahane, Kropotinskaya metro istasyonuna esas geliş amacımız, istasyonun hemen yanında ki Beard Papa’s isimli Japon profiterolcüsüydü. Moskova’da yaşayan yabancı birinin bloğunda buranın methini okumuştum. Dünyanın bir çok ülkesinde şubesi olan, kocaman kocaman profiteroller yapan muhteşem bir yer burası.


Profiteroller devasa boyutlarda, yaklaşık benim yumruğum kadar. Siz siparişi verince gözünüzün önünde hamurun içine krema dolduruluyor. Japon eleman bir eliyle hamuru metal krema kabının alt tarafındaki doldurma çubuğuna saplıyor, bir eliyle de pompanın kolunu aşağı doğru indirip hamurun içine o güzelim kremadan enjekte ediyor.


Mekanda profiterol hamurları vitrinin arkasındaki fırınlardan sıcak sıcak çıkıyor. Dolayısıyla bayat mal yok. Esas önemli özellik, hamurlar fırından çıktıktan sonra da hemen krema doldurulup belketilmediği için (bakınız inci profiterol) profiterol gevşeyip yumuşamıyor, çıtır çıtır kalıyor.


Profiterolün içine doldurulan krema öyle tadımlık iki gram değil, bol bol konuyor. En az 100 ml krema dolu profetrolü ısırınca önce “hırş” diye bir ses geliyor sonra krema ağzınızın içinde boşalıyor ve tadını tüm hücrelerinde hissediyorsunuz. Hani yediğim şeyden çok zevk alınca “Dil damak yutak halay çekiyor” derim ya bazen, burada ben an itibariyle profiterolü bir kenara bırakıp kendim halay çekmeye başladım. Yok böyle bir lezzet.


Tanesi 70 ruble olan bu japon profiterollerden mutlaka yiyin, ben 3 tane götürdüm. Aslında daha da yerdim, ancak tadı damağımda kalsın ve bir daha buraya mutlaka yolum düşsün diye kendimce tadında bıraktım. Beard Papas’ın Rusya dışında nerelerde şubesi var araştırın, gittiğiniz yerde bulursanız illaki deneyin. Web sayfasına baktım Aralıkta İzmir’de açılacakmış.

Sırtınızı Chatedral of Christ the Savior’a verip Patriarchal köprüsünden geçince hemen sağ tarafta Strelka Bar vardır. Moskova’ya gelen her turistin buraya gelip sezlonga uzanarak manzaranın keyfini yaşaması lazım. Moskova’daki en mutlu ve huzurlu anlarımızı geçirdiğimiz yerdi diyebilirim. Önünüzden akıp giden Moskova nehirine ve arkadaki katedrale bakarken buz gibi bir karpuz suyu içebilirsiniz.


Son derece basit ama Türkiye’de malesef bulunmayan karpuz suyunu bir kaç kez yazmıştım. İnşallah kısa zamanda birkaç restoran sahibi bu satırları okur da ülkemizde taze karpuz suyu satılmaya başlanır. Sıcak yaz günleri için bire birdir kendileri! Ferah ferah doğal meyve suyu içip, hem vücut için susuzluğu gideriyorsun hem de katkı maddesi olmadığı için karaciğeri yormuyorsun.


Öğleden sonra şehir merkezine yürüyerek dönerken Kremlin sarayının batısındaki Alexander Bahçesinde toplanmış bir grup insanı görünce sürü psikolojisiyle biz de yanaştık. Bira büfesi gibi bir şey var ama ne sattığını yakınlaşınca anladım, meğer kvas (Квас) satılıyormuş.


Yarım litrelik plastik pet bardaklarda satılan kvas için kadın, erkek, genç, yaşlı sırada bekliyordu. Ufacık çocuklar bile siyah bira görünümlü kvastan içiyorlardı. Meraktan çocuğun annesine sordum meğer çok faydalıymış. “Ekmeğin sıvı halidir bu” dedi. Hem yazın sıcağında vücut ısısını dengeler susuzluğu giderirmiş, hem tokluk hissi verirmiş, hem de çok fazla B vitamini içerirmiş.


Suratsız yaşlı bir teyzenin fıçıdan çektiği buz gibi kvası çok sevdim, hayatında hiç içmemiş olanlara zaruri tavsiyemdir. Tekrarlıyorum her ne kadar biraya benzese de alkolsüz ve çok sağlıklı bir içecektir!


Çok ilginçtir geçen ay Antalya’dan Alanya’ya doğru arabayla giderken kvas satan bir yer yer gördüm. Antalya civarındaki Rus turistler için kafası çalışan bir girişimci Kvas Gıda Sanayi diye şirket kurmuş, otellere restoranlara kvas satıyor. Helal olsun diyorum Talip Bey’e.

Moskova’ya gidip de janjanlı butiklerin olduğu Tversyaka caddesini (Тверская улица) gezmemek olmaz. Dünyanın en ünlü markaları, dükkanları bu cadde üzerinde yer alıyor. Caddeyi baştan başa gezerken soluklanmak için ünlü Rus yazar Alexander Pushkin’in adını verdiği Cafe Pushkin’de çay molası vermenizi şiddetle tavsiye ederim. Mekan çok sofistike, kendinizi bir an Rus çarlarının sarayında hissedebilirsiniz.

Tverskayadan şehir merkezine doğru geri dönerken Yamskaya caddesi kesişiminde Eliseev’s Gastronome (Елисеевский) isimli dükkana uğramayı asla ve asla ihmal etmeyin. Bir löplöpçü için bu dükkan Moskova’nın en önemli noktasıdır, o kadar açık ve net söylüyorum. Yiyecek içeçek namına Rusya’da aradığınız ne varsa burada en iyilerini bulabilirsiniz. Sebze, meyve, et, çikolata, balık, havyar, şampanya ne ararsanız var, hem de en kalitelisinden.


Adeta bir müzeyi gezer gibi bir gözümüz tavandaki işlemelerde, diğer gözümüz raflardaki yiyeceklerde en az 1 saat marketi gezdik.


Aradığınız özellikle havyarsa kesinlikle doğru yerdesiniz. 1000 rublelik (35 US$) dandik havyarlardan tutun 43595 rublelik (1556 US$) en kaliteli havyara kadar çeşit var, cüzdanınızın kalınlığı hangisine yeterse.


Akşam couchsurfing sitesinden tanıştığımız Kadir’in evine yerleştik. Aslında couchsurfingin olayı yerel kültürü öğrenmek, yerel insanlarla takılmak ama enteresandır Kadir bizim gibi bir yiyici çıktı. 1 ay öncesinden “Türkiye’den gelirken ne istersin -baklava, antep fıstığı, türk kahvesi- diye” sordum? Adam ne dese beğenirsiniz? Midye dolma istedi benden! Size bu isteği biraz saçma gelebilir, “Yuh taaa Rusya’ya midye dolma mı gider?” diyebilirsiniz ama bir löplöpçünün derdinden anca bir löplöpçü anlar. Gurbet ellerdeki sevgili Kadir’e Eminönü Namlıdan  güzel bir vakumlu paket hazırlatıp götürdüm, kendi ellerimle yedirdim midyeleri.

Rusların en çok sevdiği yiyeceklerden biri Suşidir. Türkiyedekinin aksine suşi başkenti Moskova’da bile çok ucuz ve boldur. Kadir’in tavsiyesi ile Tanuki Restaurant’ta son yıllarda yediğimiz en güzel suşi keyfini yaşadık.


Suşiler gelmeden önce ikram olarak çay geldi. Antep’te bakır imbiklerde meyankökü şerbeti satılır bilir misiniz? Ona benzer ama biraz daha ufak bir imbiği içinden gelen çayın sunumu çok komik, imbiğin ucu 1,5 metre uzunluğunda!

Kurutulmuş meyvelerle lezzetlendirilmiş güzel bir yeşil çay bu. Suşileriniz gelene kadar oyalanmak için birebir. Sıcak sıcak hem boğazlarımızı temizledik, hem de iştahımızı açtık.


Benim içkiyle aram pek yoktur, olsa da olur olmasada. Ama şimdi japon lokantasındayız ya, biz de ortama ayak uydurup Japon birası Asahi içtik.


Suşi Türkiye’de aşırı pahalı olduğu için çok fazla yiyemiyoruz. Yurt dışında hele hele Rusyaya gidince kaçırmamak lazım. Nedense suşiyi acaip seviyorlar. 3 adet nigiri, 1 porsiyon maguro maki, 1 porsiyon da philadelphia roll ile masum ve şirin bir tabak yaptım.


Bir yemeği güzel yapan şey sadece lezzeti değildir. Ortamdaki atmosferdir, masadaki muhabbettir. Tanuki Restaurant’ta kendinizi Japonya’da hissedebilirsiniz. İç dizayn olsun, garsonların kıyafetleri olsun herşey Japon formatına uygun yapılmış.


2 kere suşi kursuna gittim, az çok suşiden anlar oldum, o yüzden biraz detaya gireceğim. Philadelphia roll her lokantada olmuyor ama benim en sevdiğim rollardan biridir. Somonun içine önce pirinç sonra nori denilen yosun, son olarak philadelphia peyniri ve avokado konup yuvarlanıyor. Dilimlediğinizde pirincin dört bir tarafında çepeçevre somon olması makbuldür. Türkiye’deki dandik suşicilede ise kafasına şapka konmuş gibi pirincin sadece bir tarafında somon olur (bakınız sushico)


Nigiriler ise malum suşinin orjinal hali. Altta pirinç üste löp balık olur o kadar. Yosundur, hıyardır gereksiz şeyler konmaz. En bilindik türü somon balığıyla (sake) ve ton balığı (maguro) ile yapılanıdır. İyi suşicilerde ise illa ki yılanbalığı da (unagi) bulunur.

Ağzımızdan philadelphia rollardan kalan lezzeti gidermek için turşulanmış zencefilden (gari) yedik. Bu pembe zencefil yeni bir çeşit suşi yerken son yediğinizin lezzetini gideriyor ve lezzet alma duygularınızı uyarıyor.


Nigirilerimizi, içerisine biraz vasabi eklediğim soya sosuna batırıp batırıp, afiyetle yedik. Balıklar ve pirinç vasabinin etkisiyle hafiften yeşile dönen soya sosu ile halvet olmuştu.

Vasabi turpgiller familyasına üye bir bitkidir. Acı olur ama dilini yakmaz, genzini yakar. Balığı çiğ yediğin için mideye dokunmasına engel olur. Adettendir, nigirideki balık hafifçe kaldırılıp, pirincin üstüne vasabi sürülür. Balığın üstüne sürmek olmaz, çünkü nigiriyi ağzınıza attığınızda ağzınıza direk vasabi tadı gelir.

Tanuki Resrautant’ta suşi fiyatları çok yüksek değil. Nigirilerin adeti 50-60 ruble, 6 adetten oluşan philadelphia roll 285 ruble. Maguro maki ise 135 ruble. Mekandan en kısa zamanda tekrar gelmek üzere çok mutlu kalktım. İstanbul’da böyle bir sushici bulsam kesin abonesi olurum.



6 yorum:

LaCatolica dedi ki...

Semih bey, karpuz suyu, kvas, şerbet ve bira içiyorsunuz ama unutmayın ki Russia=So much vodka, so little time:)
umarım shot yapmışsınızdır bir defalığına da olsa

Löplöpcü dedi ki...

Kazakistan'da çok yapmıştık ama bu Rusya gezisinde malesef olmadı :(

LaCatolica dedi ki...

bunda herhalde eşinizle birlikte gitmenizin de payı vardır. örnek bi' eşsiniz semih bey gerçekten, kim olsa Moskova'ya tek giderdi. yani en azından ben öyle yapardım:)

nilay dedi ki...

Hayallerinize bir bir ulaşacağınız, sevdiklerinizle hep beraber olacağınız ,sağlıklı, mutlu ve her zaman gülebileceğiniz nice bayramlara !

Sevgiler

tuzvekarabiber / Salt'nPepper dedi ki...

yine harika bir yazı olmuş bayıldım :). karadenizden dün dönmemize ve çoook yorgun olmamıza rağmen yazınız tekrar tatile gitme isteğimi canlandırdı. rusların sushiyi bu kadar sevdiğini hiç bilmiyordum, bayağı şaşırdım. çayın servis edilişi çok iyimiş, çok güldüm :).
trabzondaki o barakayı bulamadık ama fevzi hoca ve lale lokantasına sayenizde gittik, bayıldık.

biz de çamlıhemşinde moyy mini otelin yemeklerine bayıldık. artvin macahel vadisinde de sevda abla'nın yerinin yemekleri ve manzarası eşsizdi (peynir, reçel hepsi kendi elinden çıkıyor. inekleri gözümüzün önünde sağıp peynir, yoğurt yapımını gösterdi). gitmediyseniz şiddetle öneririm iki yeri de.

http://tuzvekarabiber.blogspot.com/

şimalyıldızı dedi ki...

yazıyı okuduğum günden beri şu profiterolleri bekliyorum gel gör ki izmirde hala hareket yok :(

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World