27 Ağustos 2012 Pazartesi

Rusya 3.Bölüm


 Gezinin 2.bölümü için lütfen tıklayın

25.07.2011  Moskova – Sergiev Posad

Moskova’yı gezmek öyle iki günlük iş değil. O yüzden gündüz Moskova’yı gezip, akşam üstü Sergiev Posad’a gitmek üzere plan yaptık. Moskova’nın geri kalanını da diğer hafta sonuna bıraktık. Zira Rusların ünlü gece alemlerine orada burada değil, Moskova’da akmak lazım!!

Evinde konakladığımız Kadir sabah işe giderken, biz de onunla beraber evden çıkıp tavsiye ettiği çorbacıya gittik. Soup Cafe adından da belli olduğu gibi bir çorbacı, menüsünde tam 29 çeşit çorba var. Finlandiya usulü balık çorbasından, Macar gulaşına, Fransız soğan çorbasında, Hint köri çorbasına çeşitler mevcut. Ama bizim tercihimiz elbette Rus çorbaları oldu.
 

Shchi çorbası (Щи) bildiğiniz kuzu kulağından yapılan hafif ekşimsi bir çorba. Üzerine et suyu, taze soğan ve haşlanmış yumurta konularak hazırlanıyor. Her zamanki gibi yanında smetana (Сметана) eksik olmazsa olmaz.

Krema koymadan önce bir tadına baktım pek bir şeye benzemiyor, kremayı koyduk ı-ıh, yine olmadı. Bol tuz döktüm karabiber döktüm! Yok birader bu çorba olmamış, yapamamışlar. Halbuki Almaty’deki Medved Restaurant’ta ne schi çorbaları içilmişti zamanında...


Solyanka çorbası (Солянка) nispeten diğerine göre daha iyi görünüyordu. Üzerine bazılarının hiç sevemediği taze kişniş yaprakları serpiştirmişlerdi ki şahsen bizim damak zevkimize gayet güzel uyuyor.


Ama kremayı bastıktan sonra bu çorba çok daha güzel oldu diyebilirim. Krema diyorum ama aslında smetana. Yağı yok, o yüzden bir nevi terbiyelemek gibi bir şey oluyor.


Suratsız garsonun tüm negatif enerjisini aldığımız Soup Cafe’yi  pek beğenmedim. Olur da bir yerlerde okuyup gideyim derseniz tavsiye etmem. Fiyatlar fiks, tüm çorbalar 152 ruble.

Gelelim Rusya gezisindeki adrenalinin tavan yaptığı anlara. Belorusskaya metro istasyonunda metro perona tam yanaştığında kapıdan içeri girerken önümdeki adam birden durdu, ben içeri girmeye çalışırken adama “Yürüsene kardeşim” derken, adamın tam arkamda duran kankası benim cüzdanı götürüverdi. Allahtan arkamda Özenç vardı da “hop hop” filan diye bağrındı, adam cüzdanı geri uzattı bir de gayet sakin “Özür dilerim” dedi.

İçeri girdik, kapı kapandı ve metro hareket etti. Tüm bunlar 10 saniye içinde oldu! Arkadaşlar siz siz olun Moskova metrosunda çantanıza cüzdanınıza sıkı sıkı sahip olun. Yok efendim benim boyun 1.88, yaşım 35, bana bulaşmazlar demeyin sizi de anında ütebilirler. Tüm paranızı aynı yerde muhafaza etmeyin, ayrı ayrı yerlerde saklayın. En azından cüzdan giderse dımdızlak ortada kalmayın.

Moskova’ya gidip Novodevichy manastırına gitmemek olmaz. Smolensk Katedrali ve mezarlıkta dolaşırken en az bir iki saatinizi geçirirsiniz. Mezarlık gezmeyi pek sevmem ama burada o kadar güzel mezartaşları var ki inanamazsınız. Nazım Hikmet, Anton Chekhov, Gogol, Mayakovsky ve Eisenstein gibi yazarların sanatçıların mezartaşlarının her biri diğerinden ilginç.


Şehrin güneyine inmişken metroyla Moskova Üniversitesine gidip Sparrow Hills Park’a gidin derim. Buradaki parkı gezdikten sonra eminim Türkiye’deki hiç bir parkı beğenmeyeceksiniz. Alabildiğine çeşitli ağaçların arasında sessiz sakin patikalarda yürüyüp doğayla başbaşa kalın, sincapları besleyin.


Şehir merkezine dönmeden önce bir Moskova klasiği olan Metro turu yaptık. Ücretlendirme İstanbul gibi değil, tek bir biletle istediğiniz kadar metroya binebiliyorsunuz. Trenden inin istasyonları gezin, turnikelerden çıkmadan diğer trene binip diğer istasyona gidin.


Her bir istasyon sanki ayrı bir müze gibi. Özellikle mozaikler ve avizeler adeta sanat eseri. Mayakovskaya, Ploshad Revolutsi, Kievskaya, Beloruskaya, Novoslobodskaya, Komsomolskaya, Kurskaya istasyonlarını sadece 1 bilet karşılığında saatlerce gezebilirsiniz. Eskiden fotoğraf çekmek yasakmış, şimdilerde polis bir şey demiyor.


Biz turumuzu Arbat istasyonunda bitirdik ve Arbat caddesinde dolaşmaya devam ettik. İstanbul için Beyoğlu’ndaki İstiklal Caddesi neyse, Moskova için de Arbat odur.

Akşam evinde kalacağımız couchsurfing sitesinden Natalya ile Mu-Mu cafe’de buluştuk. Mu-Mu Cafe’de çok uygun fiyata klasik rus lezzetletini bulabilirisniz. Tabildot usulu yemekler tezgahta duruyor, siz istediğiniz kadar tabağınıza alıyorsunuz, kasada gramaj usulü tartılıp fiyatlandırılıyor.


Rus halkının temel besin öğelerini bizdeki gibi tahıllar, etler ve sebzeler oluşturuyor. Fakat etin yanında pilav yeme alışkanlığı pek yok, onun yerine kaşa (Каша) denen karabuğday lapası var. Ben ardıç meyvası soslu hindi eti aldım, yanında da garnitür olarak bahsettiğim Kaşa (Гречневая каша) vardı.

Özenç ise tavuklu kotlet, mantarlı patates ve kaşa aldı. Soğan patates ve mantarla yapılan bu patatesli garnitürü çok seviyorum, evde de sık sık yaparım. Bizde bu malzemelerin hepsi vardır ama malesef lokantalarımızda görülen bir garnitür değildir.


Kaşa için Antep’te veya Hatay’da yediğim firik pilavına benziyor diyebilirim. Tam olmamış kırık buğdayı haşlayarak yapıyorlar. İçinde çok az havuç var o kadar. Bizim bulgur pilavı gibi bir şey ama biraz farklı. Ama zannımca besleyici bir garnitür.

Tavuklu kotlet bu tabaktaki en ilginç yemeklerden biriydi. Tavuk göğsünün içine, mantar, peynir, krema ve ince kıyılmış tavuk etiyle hazırlanan harç doldurulmuş, galeta ununa bulanarak kızartılmış. Yağ çektirmeden adabıyla kızartıldığı için pek hoşumuza gitti.


Meyve sularıyla birlikte iki tabak yemek 380 ruble civarında tuttu, sudan ucuz. Arbat’ta gezindikten sonra Mu-Mu Cafe’ye oturup atıştırma yapın. İlginç Rus yemeklerine bakın, hiç olmadı bir kahve içip sokakta yürüyenlere bakarak orada olmanın keyfini çıkartın.

Takipçilerimden alışveriş meraklısı olanlar var, “Alışveriş nerede yapacağız?” diye soruyorlar. Hediyelik eşya için Arbatskaya Lavitsa isimli dükkan sizi bekliyor. Bozdurun dolarları, harcayın rubleleri.

Natalya ile buluşmamızın esas sebebi, kendisinin Moskovanın 75 km kuzeyindeki Sergivey Posad’da oturmasıdır. Tüm bir haftayı elbette Moskova’da turist gibi gezerek değil, ufak tefek kasabalara gidip farklı kültürleri görmek istedik. Hani “Turist olmayın gezgin olun” diyoruz ya vaziyet bundan ibaret.


Natalya’nın o akşam evinde bizden başka 2 tane de Tayvan’lı couchsurfing üyesi misafiri varmış. 3+1 evde tek başına yaşadığı için sorun yok, akşama kardeş kardeş 2 Rus, 2 Türk, 2 Tayvan’lı oturup dünyayı kurtardık.


26.07.2011  Sergiev Posad – Vladimir

Sergiev Posad (Сергиев Посад) Moskova’nın etrafındaki tarihi Golden Ring (Золотое кольцо) denilen altın halkanın en yakın noktasıdır. Moskova’dan sadece 1.5 saat uzaklıktaki bu şehre Yaroslavsky tren istasyonundan trenle ulaşabilirsiniz.

Sergiev Posad’ın olayı kiliseler ve manastırlar ama bunlar belki de Rusya’nın en güzel manastırlarıdır. Trinity Chatedral, Assumption Cathedral, Church of St.Sergius, Solovetsky Transfiguration Monastery göreceğiniz yerler olmalıdır.


Dün Natalya ile birlikte arabayla geldiğimiz Sergiev Posad’dan bu sefer trenle Moskova’ya geri döndük, biletler yaklaşık 130 ruble.
 

Moskova’ya vardıktan sonra metroyla Kursky metro istasyonuna gelip, oradan kalkan otobüsler ile Vladimir’e (Владимир) gittik.

Akşamüstü vardığımız Vladimir’de yine couchsurfing sitesinden tanıştığımız Irina'nın evinin yolunu tuttuk.


 

27.07.2011  Vladimir – Suzdal

Vladimir (Владимир) Rus turistlerin mutlaka uğradığı katedralleri ile ünlü şehirlerden biri. Sabah sokaklarda amaçsızca gezindik. İsmini bile hatırlamadığım dükkanın birinde son derece kötü bir peynirli omlet ve son derece kötü bir solyanka çorbası içtik.




Vladimir’de Assumption Cathedral ve St. Demetrius Cathedral görülmesi gereken yerlerden en önemlileri.


Assumption Cathedral’in önünde gördüğümüz otobüs bir anda ilgimizi çekti. Üzerinde “Das Rollende Hotel (Gezer Otel) yazan otobüs aslında bir hotel. Ön tarafta koltuklar, arka tarafta ise ufak odacıklar var. Gündüz geziyorlarmış, geceleri otobüs bir diğer şehre giderken yolcularda odalarında uyuyorlarmış. Gemi turu formatında bir gezi.


Vladimir’e kadar gelmişken en az onun kadar ünlü ama çok daha şirin bir yer olan Suzdal’a (Суздаль) gittik. Vladimir otogarından kalkan son model minibüsler 1 saat sonra Suzdal’a varıyor.


Suzdal’a indikten sonra şehir merkezinde pazar meydanı etrafında toplanan bir çok seyyar satıcı var, turistler için birebir. Moskova’da 500 rubleye alabileceğiniz matruşka veya buzdolabı magnetlerini burada 100 rubleye bulabilirsiniz.

Sıcaktan bunaldık, soluklanmak için kendimizi Losos Cafe’ye attık. Özenç her zamanki gibi cafe latte sipariş etti, ben ise masanın üzerinde reklam broşürü olan Medovuha (Медовуха) aldım. Ne olduğu hakında hiç bir fikrim yok, merak ve başka diyarlarda olmanın verdiği heyecanla medovuhamı bekledim.


Medovuha baldan yapılıyormış. Zamanla bekleyen şeker fermente olup alkole dönüşüyormuş. Buz gibi bir bardak mevuhayı sevdim, ama o hafif denilen alkol, sıcak yaz gününde biraz çarptı.

Suzdal’da gezilecek yerlerin başında Kremlin sarayı, Krestovaya Palata, Torgovaya Ploshchad, Museum of Wooden Architecture ve Spaso-Efimievsky Monastery. Genelde hepsi bir yerde toplandığı için gezmesi oldukça rahat.

Tabii sıcağın etkisiyle durmadan birşeyler içmek ya da rusların mors (Морс) dedikleri dağ meyvalarından yemek gerekiyor. Dağ çileği, ahududu, böğürtlen, yabanmersini, turna yemişi gibi bizde çok fazla taze olarak tüketilmeyen meyvaları görünce dayanamadık yabanmersininden bir bardak (bardağı 50 ruble) aldık.


Sıcaktan bayılmış bir vaziyette içimiz yanınca, buz gibi suda beklettiğimiz yabanmersinlerini ağzımıza atıp atıp mutluluğun zirvesini yaşadık.


Yabanmersini ararsan bizde de var, yok değil ama İstanbuldaki lüks marketlerde bulmak mümkün. Muş’daki semt pazarında veya Sivas’da manavlarda bulmak zor. Kurusu ithal olarak satılıyor ama onun da kilosu 50 TL.


Kremlin sarayını yaklaşık 1,5 saat gezdikten sonra, ayaklarımız bizi sarayının içindeki 300 yıllık Trapeznaya Restaurant’ta götürdü.


Lokantanın spesyali olan marine edilmiş dağ mantarını listeme yazmıştım, oraya gidilecek bu mantardan yenilecek! Tabii iki kişi lokantaya girip bir porsiyon mantar yiyip çıkmaz olmaz, önden iki bardak turna yemişisuyu (Клюква) ve bir de pelmeni (Пельмени) söyledik.

Restoranın çok kasvetli bir yapısı var. Sanki saatlerce oturup şaşalı bir yemek lazımmış ve en az 100 dolar hesap gelecekmiş gibi hissedebilirsiniz. Ama biz hiç aldırış etmeyip mors suyumuzu yudumlayarak burada olmanın keyfini çıkarttık.


Yeteri kadar ışık olmadığı için biraz düşük kalitedeki resim için baştan özür dilerim. Mantarlar küçük toprak güvecin içinde biraz krema ile karıştırılarak pişirilmiş. Kültür mantarı gibi tatsız tuzsuz bir şey değil, insanın titreten aklını başından alan bir lezzeti vardı. Güveç biraz daha büyük olsa parmağımı sokar dibini sıyırırdım o derece.


Yine aynı şekilde toprak güveçte hazırlanan pelmeniler, pişirildikten sonra üzerine smetana ve dereotu konarak servis edilmişti.


Bizim mantıya çok benziyor ama hamuru tombik tombik, içindeki et oranı oldukça fazla. Bir tabak dolsusu mantıdaki et/hamur oranıyla pelmenideki et/hamur oranı çok farklı diyebilirim sevgili dostlar. Ve sevgili Kayserili kardeşlerim; siz küçük küçük mantılar yapmakla övünüyorsunuz ama hamur yiyoruz haberiniz olsun.


Trapeznaya Restaurant öyle ahım şahım bir yer değil ama yolunuz buraya düşerse sırf ortamını görmek, en azından bir mors suyu içmek için uğrayın. Meyve suları, mantar ve pelmeni ile birlikte tüm hesap 600 ruble geldi.

Akşamüstü o süper lüks minibüslerle Vladimir’e geri dönüp eşyalarımızı Irina’nın evinden aldıktan sonra otobüsle 75 km güneydeki Gus Chrustalniy’a (Гусь-Хрустальный) gittik. “Oradan oraya valizlerle nasıl gidiyorsunuz?” diye soranlar için yanıt aşağıdaki resimdir. Sırtçantalarımızı alırız, yolumuza bakarız.


Aslında Gus Chrustalniy’a gitme gibi bir planımız yoktu ama sırf Kazan’a giden trene binmek için Moskova’ya geri dönmemek için, Moskova’dan kalkan 050 no’lu trene ikinci durağı olan Vekovka’ya binmeye karar verdik. 2 saat öncesinden gittiğimiz Gus Chrustalniy’da ilginç bir şekilde çok güzel bir restaurantla karşılaştık.

Restaurant Maltsof şehrin merkezinde yeraltında mahsenden bozma bir restaurant. Yöresel kıyafetler giyen garsonumuz dış görüntü olarak fıstık gibi gözüksede özünde hem kendisi hem de kafası çok yavaş çalışan bir kişi.. Zira “1 saat içinde kalkmamız lazım, trene yetişeceğiz” diye baştan uyarmamıza rağmen, ana yemeğimizi sipariş verdikten tam 72 dakika sonra getirdi.


İlk gelen tabağımız Ringa balığı. İsveç yazısında “Strömming” diye bahsetmiştim, Rusya’da da bu balığı Seldokça (Селедочка) diyorlar. Ringa balığı için bizim Çanakkaleli sardalyanın Baltık denizinde yaşayan kuzeni diyebiliriz. Ruslar salamura ederek mükemmel votka mezesi yapıyor. Kesinlikle bizim konserve sardalyalar gibi tuzlu ve ekşi değil, tam tersine mis gibi balık tadı geliyor. Siyah ekmeğin üzerine herring ve soğan koyup yemesi son derece zevkli.


Rusya’ya gidenlere mutlaka vakumlu paketlerde satılan ringa balığı almasını öneririm. Ülkede baltık denizi, kuzey buz denizi, karadeniz gibi çok uzun bir sahil kıyısı olduğundan ve ülke genelinde çok sayıda nehir bulunduğundan balık çeşitleri Rus mutfağında önemli bir yer tutuyor.

İkinci ara sıcağımız avcı usulu mantar. Tatlı kırmızı biber ve soğanla birlikte güveçte pişirilmiş kremalı mantarın sunumu biraz ufak tefek ama lezzet desen 10 numara. Dağda bayırda yetişen gerçek mantar kullanırsan tabii lezzetli olur. Bizde mantarı ya konserve ya da kültür mantarı verdiklerinden malesef mantar nedir bilmiyoruz. Kuzey ülkelerine gidenlere tavsiyemdir afiyetle oturup bir mantar yemeği yesinler.


Ana yemeğimiz ise ceviz ve hardal soslu biftek yanında da garnitür olarak köylü usulü patates söyledik. Rusya’da ilginçtir ana yemeği seçtikten sonra, ayrıca garnitür olarak neler istediğinizi sipariş esnasında garsona söylemeniz gerekiyor. Genelde lokantaların menülerinde ayrı bir sayfada garnitürler bulunuyor, istediğin usulde patates (haşlama, kızartma, püre) veya pilav makarna sebze mantar gibi şeyler sipariş edersiniz.


Etimiz benim çok sevdiğim bir usulde pişirilmişti. Önce et kısa süre harlı ateşte çift taraflı ızgara edilmiş, sonra üzerine cevizli sos konup alüminyum folyoya sarılarak fırında dinlendirilmiş. Eskiden evde yaptığım etler hep kuru kuru olurdu artık önce ızgara edip sonra fırında dinlendirerek çok iyi et yaptığımı gururla söyleyebilirim.

Gus Chrustalniy öyle gidilecek bir şehir değil, ama olur da yolunuz buraya düşerse Restaurant Maltsof’u tavsiye edebilirim. Servisi çok yavaştır ama restoranın atmosferi etkileyici.

Yemek sonrası taksiyle 20 km uzaktaki Vekovka’ya gidip, Moskova’dan Kazan’a giden 050M no’lu trene bindik. 4 kişilik yataklı kompartmandan bilet almıştık, şansımıza bizim kompartmanda kimse yoktu. İstasyondan aldığımız yolluklarımızı açıp rayların sesleri eşliğinde Tataristan’ın başkenti Kazan’a doğru yol aldık.

Tataristan’ı başka bir yazı da anlatacağım, bir sonraki bölümde Kazan’dan Moskova’ya dönüş ile devam edeceğim.

 

5 yorum:

Buket Altaç dedi ki...

Aa üç yazıdır votka bekliyorduk.. Biz içici değiliz, yiyiciyiz diyorsunuz ama Kindzamarauli'leri, Ouzo'ları, Bacardi Breezer'ları götürüyorsunuz onu napcez:)Bir de dış kapının dış St. Petersburg'a gitmediniz mi? Neden gitmediğiniz merak ettim?

Löplöpcü dedi ki...

St.Petersburg'a 2009'da gitmiştik Buketcan

http://www.loplopculer.com/2009/12/msc-opera-ile-baltk-denizi-turu-2.html

Harbiyiyorum dedi ki...

Çok maceralı olmuş Semihcim. Detaylı yazı için ellerinize sağlık. Her zamanki gibi süpersiniz.

Adsız dedi ki...

çok güzel bir blog ben de moskovaya gitmiştim..garsonlar ya çok suratsız ya da çok ilgili..ortası yok

Sivas dedi ki...

merhaba oldukça güzel bir yazı olmuş. kaynak niteliğinde gerçekleştirilen bir seyahat. Umarım bir gün bizlere de nasip olur. Sivas Gezi Rehberi olarak başarılar dileriz. http://www.sivas.im ekibi.

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World