13 Eylül 2012 Perşembe

Rusya 4.Bölüm


Gezinin 3.bölümü için lütfen tıklayın

29.07.2011 Kazan-Moskova

Tataristan’nın başkenti Kazan’a trenle gelmiştik ama Moskova’ya geri dönüşte Domodedovo Havalimanına uçan S7 Airlines’dan uygun fiyatlı (2300 ruble) bir bileti bulunca dayanamadık biraz lükse kaçtık. Tamam uzun bir tren seyahati de hoş güzel yerel kültürü dibine kadar yaşıyorsun ama 12 saatlik yolu 1.5 saatte gitmenin de tadı bir başka güzel oluyor.

Domodedovo Havalimanı Sheremetova’ya kıyasla şehrin biraz dışında kalıyor, fakat ucuz uçak bileti bulma şansınız çok yüksek araştırın derim. Havalimanına gelince Aeroexpress Train  ile 45 dakikada şehrin göbeğindeki Paveletskaya istasyonuna ulaşabilirsiniz.

 
Trende giderken Kazan’dan aldığımız Kıstıbıy (Кыстыбый) denen gözlemelerimizi çıkarttık. Oldukça yumuşak bir hamurdan hazırlanan lavaşın içine haşlanmış patates konmuş, sonra hamur ikiye katlanmış bütün hepsi bu.

 
Ama hamuru hakikaten pamuk prenses mübarek. Isırmak ne hacet, dudaklarını değdirdiğin anda kendisi kopuveriyor zaten. Özellikle belirtmeliyim ki Kıstıbıy bir Rus yemeği değil, Tatar lezzeti! Tatar yemekleri hakkında bir sonraki yazımda daha detaylı bilgi vereceğim.

 
Palevetskaya istasyonu aynı zamanda Moskova’nın etrafındaki 7 ana tren istasyonundan biri, içinde metro durağı da var. Tren biletinizi göstererek metroyu ücretsiz kullanabiliyorsunuz.

 
Moskova’daki son iki gecemizde, tek başına yaşadığını sandığım ama meğerse evinde 4 tane de kedisi olduğunu sonradan öğrendiğim couchsurfingden Anna’nın evinde kaldık. Kendisi tatlıya biraz düşkün olduğu için ona Kazan’dan çakçak (Чак-Чак) getirdik.

 
Çok ilginçtir, Moskovalı Anna, Tatarların çakçakını hayatında ilk defa görüyormuş, yiyince acayip şaşırdı. Benzer enstantaneyi sıkı takipçilerim hatırlayacaktır, Girit’teki Yannis de Sakız adasından getirdiğimiz Sakız likörünü görünce hayretler içinde “Bu da ne oliy babo” edasıyla bakakalmıştı.

 
Çakçak hamurdan yapılan karemelize şerbetli bir tür kurabiye. Hamurun yapısı -hani bir zamanlar tombi vardı hatırlar mısınız- işte tam olarak ona benziyor, ama etrafının şekerli olanı. Bu şekerinden dolayı ısırınca hırş diye ses çıkıyor. Orjinalinde çikolata sosu yok işte o içinizi biraz bayabilir. Çikolata sosu ise içerdiği kakaodan dolayı regülatör görevi görüyor.

 
30.07.2011 Moskova

Anna sabahtan şehir dışına ailesinin yanına gitmesi gerektiği için gün boyunca kendimiz dolandık, geçen haftasonu gezemediğimiz Kremlin sarayını gezdik.

Kremlin sarayını gezme işini kesinlikle aceleye getirmeyin. Efendi gibi parasını verin en az 4-5 saatinizi ayırın. Rus kültürü tarihi ve sanatı hakkında fikir sahibi olacaksınız. Şu resmi özellikle paylaşmak isterim Adamlar tadilata aldığı binanın etrafını bile öyle bir kapatmışlar ki uzaktan bakınca binanın tarihi yapısı ile aynı olduğu için kaplama olduğunu farkına bile varmazsınız. Aynı Türkiye’de ki inşaatlar gibi değil mi?

 
Sarayın içindeki Ivanovskaya Meydanı, Katedral meydanı, Dormition Katedrali, Annunciation Katedrali ve Archangel Katedralini gezerken mimari yapıdan etkileneceksiniz. Şahsen ben taş toprak tarihi eser müze gezmeyi pek sevmem ama saray gezmek ayrı bir zevk.

IvanKulesine çıktığınızda tüm bu gezdiğiniz yerleri bir de kuş bakışı izleyebilirsiniz. Size yukarıda sarayın inşaatı ile ilgili detaylı video gösterisi izletecekler, kaçırmayın.

 
Öğlene doğru alarm durumuna geçen mideleri yatıştırmak için Moskova’nın en iyi Gürcü restoranlarından biri olan Haçapuri’ye  gittik. Bir sene önce Batum’da yediğim Gürcü pidesi haçapuri ve Gürcü mantısı hinkallar o kadar güzeldi ki bu lezzetleri özlememek elde değil. Menüden 2 çeşit haçapuri (Хачапури), 3 adet hinkal (Хинкали) söyledik. İçecek olarak elbette yine Gürcistan’ın yerel lezzetleri olan tarhunlu gazoz (Тархун) ve ev usulü limonata istedik.

Hamur işleri hazırlanana kadar içeceklerimiz bir çırpıda geldi. Ev usulü limonatamız (Лимонад) hasret kaldığımız bir lezzete sahipti. İçindeki bir dilim portakal sanki çehresini değiştirmişti. İnce kıyılmış naneler ise unutamayacağımız, kaybolmaya yüz tutmuş bir dokuyu yakalamıştı.

 
Tarhunlu gazoz (Тархун) ise klasik bir Gürcü içeceği. İçtiğin şeyin rengi yemyeşil olunca önce biraz garibine gidiyor, tadına baktıkça gariplikler silsilesi gözden dile doğru ilerliyor. Pek de alışkın olmadığımız tarhun otunun kendine has bir lezzeti var.

 
Ha kötü mü? Asla değil, bir iki yudumdan sonra sevmeye başlıyorsun, tıpkı kozasından yeni çıkan kelebek gibi kendini ayrıcalıklı hissediyorsun.

 
Tarhun otunu Batum’dan döndükten sonra Türkiye’de aradım taradım pek bulamadım. Türkiye’de yemeklere mi konur, içeceği yapılır mı hiç bilemiyorum.

Soframıza ilk teşrif eden haçapurimiz Penovani (Пеновани) oldu. Bu cinsi daha önce Batum’da yememiştim. İnce hamur açılmış, üstüne yumurta ve sulguni peyniri ile hazırlanan bulamaç konmuş, ve hamur köşelerden zarf gibi kapatılmış fırına girmiş. Aralardan görülen erimiş peynirler köpük köpük bize el sallıyor, ama esas önemlisi tabaktan iç gıcıklayıcı bir koku yükseliyor hafiften esen bir meltem gibi.

 
Ortada eriyen sulguni peyniri fazla tuzlu değil, ama kendine has bir kokusu dokusu var. Hamur fazla kalın olmadığından şöyle usturupluca ısırdığında hamurla birlikte bir ağız dolusu peynir ağzına şelale gibi akıyor, akabinde hep birlikte damakta kaymak gibi eriyip gidiyor.

 
İkinci haçapurimiz ise Batum’da da yediğim megrelian (Мегрельский) haçapuri. Tabağa ilk bakışta hamur açılmış, üzerine peynir konmuş ve fırına atılmış gibi düşünüyorsanız yanıldınız, işin aslı öyle değil.

 
Haçapuriyi ortadan kesip köşesini kaldırınca mal meydana çıkıyor. İki hamurun arasında da ayrıca gizli peynir bahçesi var. Hem de fırının içinde ısıyla direk temas etmediği için eriyen peynirin tüm yağı suyu lezzeti içeride hapsolmuş kalmış. Isırmanla birlikte içerdeki erimiş peynirin ve üstteki kıtırlaşmış peynirin tüm lezzetini aynı anda hissedebiliyorsun. Peynirler tam olması gerektiği gibi biraz yağlı, hamuru kuru değil ve oldukça ince açılmış.

 
Tabii lezzet patlamalarını ard arda yaşayınca benim de gözümden mutluluk gözyaşlarının fışkırması bir oluyor. Mutluluk nedir diye soranlara, benim cevabım işte budur. Tez zamanda İstanbul’da da Gürcü restoranı açıla, haçapuri denen meret löpletile! Ama midesi kuvvetli olmayanlara 1 porsiyon üstü ağır gelebilir benden uyarması.

 
Son olarak sırada yine bir Gürcü klasiği olan hinkal (Хинкали) var. Küçükten büyüğe sayarsak, Türklerin mantısı, Rusların pelmenisi, Ukraynalıların varenikisi ve Gürcülerin Hinkalı geliyor. Şaka değil, bir tanesi en az Özenç’in yumruğu büyüklüğü.

 
Boyutlardan dolayı bir lokmada yemek her babayiğidin harcı değil. Ama öyle çatal bıçakla kesip yemek de asla olmaz, hinkal yemenin bir adabı var. Tepesindeki birleşim yerinden tutacaksın ters çevirip ufak bir diş darbesiyle hamurdan biraz ısıracaksın. Bu esnada mide fesatı geçirmiyorsan bir yandan da zevk sarhoşluğu içinde kameralara poz vereceksin.

 
Hamurun içindeki etin suyunu ziyan etmeden hinkalı kafaya dikip bir güzel hüpletiyorsun.

 
Daha o suyun lezzeti damağının çeperlerinden ayrılmadan kocaman bir ısırıkla ikinci darbeyi vuruyorsun ki o anda tüm lezzetler damağında dört nala koşturmaya başlasın.

Arkadaşlar kusura bakmayın heyecandan hinkalın nasıl yapıldığını atladım. Batum yazısında bahsetmiştim gerçi ama kısaca anlatayım. Hamur 10 cm çapında açılıp içine dana kıyması soğan ve kişniş otuyla yapılan harç konuyor. Kenarlar üst tarafta birleştirilip tepeden kapatılıyor, son olarak hamur 7-8 dakika haşlanıyor. Burada en önemli husus hinkal masaya geldiğinde hamurunun patlamamış olması ve etin suyunun içerde kalması, en nihayetinde masada “hüpletme vakasının” gerçekleşmesi.

 
Moskova’ya giden bir kişi özellikle Gürcü yemeği yer mi bilmem ama bu yazıdan gaza gelip canınız güzel bir haçapuri veya hinkal çektiyse Haçapuri Restoranı gözüm kapalı tavsiye ederim. İngilizce menülerinin olması ve garsonların İngilizce konuşması çok büyük avantaj. Tüm yediklerimiz için 780 ruble ödedik ki bu kişi başı 22 TL’ye tekabül ediyor.

Yemeğe içmeye meraklı insanın yabancı şehirde mutlaka gitmesi gerekn yer sabit pazarlardır. Moskova’nın en büyük pazarlarından biri Dorogomilovsky Rinok  (Дорогомиловский рынок) kaçırılmaması gereken bir yer. İçeride bir tane turist bulamazsınız, safi yerel ruslar hem de yaşlı ton ton teyzeler (babuşkalar) var.

Çiçek gibi dizilen şu meyvelere bakınca insanın oracıkta dalası geliyor dostlar. Türkiye’de pek fazla bulunmayan dağ meyveleri karşısında hiç tereddüt etmeyip karışık bir bardak yaptırdık, oracıkta afiyetle yedik.

 
Turşu, turşu suyu, salamura salatalık veya lahana gibi şeyler Özbeklerin ve Taciklerin kontrolünde. Selamın aleyküm diye yanaşırsan seninle yarı Özbekçe yarı Türkçe konuşuyorlar.

 
Balık portföyü ise hayli fazla. Çünkü ülkenin dört bir yanında Karadeniz, Kuzey denizi, Hazar denizi gibi çeşit çeşit denizler var, herbirinden farklı balıklar geliyor. Tanıdıklardan jumbo karides, tekir, alabalık ve kalkan var.

 
Hayatımda ilk ve son kez Batum’da gördüm mersin balığına (Осетровые) burada da rastladım. Ülkemizde mersin balığının avlaması kanunen yasak olduğu için satılmıyor. Eti kalkana benzeyen bu balığı Ruslar özellikle yumurtası için yetiştiriyor, havyar elde ediyorlar.

 
Istakoz, böcek, yengeç ise zibil. Denizde kum Dorogomilovsky Rinok pazarında deniz kabuklusu, seç beğen al. Keşke birda civarda bir mangal yakan olsa da oracıkta şu yengeçlerden götürsek. Ah Vietnam ah, ne güzeldi sokaklarda 5 US$’a satılan o güzelim ıstakozlar yengeçler.

 
Kırmızı balık yumurtasını pek sevmiyorum, ama lakerda diye bildiğimiz balık pastırmasının hastasıyım. Bir kaç gün daha kalacak olsam, veya vakumlu paketleme sistemi olsa mersin balığından yapılan lakerdadan almak isterdim. Akyadan yapılanı veya torikten yapılanı biliyorum ama mersin balığının lakerdasını pek bir merak ettim. Bütün bir şekilde bırakılmış, istediğin zaman takoz dilim kesilerek satılıyor. Dayanamadım Azeri kardeşimden rica ettim ucundan acık tadına baktım, balığın aroması akıllara ziyan. Az daha lezzet komasına girip oracıkta bayılacaktım.

 
Dorogomilovsky Rinok  pazarında fiyatlar o kadar uygun ki bu şehirde yaşasam herhalde buranın müptelası olurum. Moskova’da yaşayanlara duyrulur!

 
31.07.2011 Pazar

Moskova’daki son günümüzde önceki yazılarda sık sık bahsettiğim devasa parklarda gezelim dedik, Anna’ın evine çok yakın Kuskova Parkına (Кусково Парк) gittik.

 
Çeşit çeşit ağaçların olduğu alabildiğine yeşillik içerisinde hiç bir ses yok. Ne motor sesi ne korna sesi. Şehrin içinde şehirden uzaklaşmak meğer ne güzelmiş.

 
Ağaçtan ağaca zıplayan sincaplar bile bu dinginliğe ayak uydurmuş, evcilleşmiş. İnsanların bile kendi elleriyle beslediği sincapı görünce “İşte park bahçe böyle olur” diye mazlum mazlum iç geçirdim. Hiç unutmam seneler önce Ankara’da Kuğulu parktaki kazları kuğuları yemiş, kemiklerini oracıkta bırakmış insanların yurttaşlarıyız biz.

 
At beslenir, balık beslenir, koyunlar tavuklar beslenir ama ürkek ve korkak bir hayvan olan sincapı beslemek kadar insanı mutlu eden bir şey olamaz. İnşallah sizlere de böyle bir şans nasip olur.

Eşyalarımızı evden alıp, havalimanına dönmeden önce bir kez daha Tanuki Restaurant’a  gidip son bir sushi ziyafeti çektik.

Sushi ile bu sefer bira değil, yasemin çayı (Чай с жасмином) içtik. Demir demlikte gelen yasemin çayını normal yeşil çaya göre daha çok seviyorum. Ama belirteyim Yasemin çayının iki çeşidi var. Yasemin yaprağı ile yapılanı ucuz, yasemin çiçeği ile yapılan ise biraz daha pahalı ama çok daha lezzetlidir.

 
Tabii ikram olarak gelen meyvalı çayı unutmamak lazım. Tadı hoş güzel ama sunumu daha bir güzel.

 
Geçen hafta nigiriden gitmiştik, bu hafta nigiriye bulaşmadan sadece roll söyledik. Biliyorum bu roll denilen sushi belki de orjinal Japon değildir, Amerika görmüş makyajlanmış halidir ama güzel yapılan bir rollu en az nigiri kadar seviyoruz. Buyrun gözlerimizin yaşardığı kavuşma sahnesi.

 
Tanukiset menünün içerisinde 6 çeşit roll var. Yukarıdan aşağıya sayarsak Sake kado (Сякэ кадо), Sakana Kado (Сакана кадо), Ebi sirogama (Эби сирогома), Sake tempura (Сякэ темпура), ve sol tarafta dik olan da Hatats katai (Хотате караи),

Detaya girmek gerekirse (yukarıdan aşağıya) sake kadonun içinde philadelphia peyniri ve ikura (somon yumurtası) vardı. Yeşillik ve salatalık da var ama ben koydurmuyorum. Etrafı yarı sake (somon), yarı nori (yosun) ile sarılmış. Roll dendiğine bakmayın format üçgen şeklinde. Pirinç oranı çok az olduğu için sadece peynir ve somon lezzeti alıyorsunuz.

İkinci roll ise sakana kado yine üçgen. İçinde maguro (ton balığı), sake (somon balığı) ve lakerda diye ne olduğunu bilmediğim başka bir balık var. Etrafında bir tarafında susam, bir tarafında yeşil balık yumurtası ile kaplanmış. İçinde peynir olmadığı için biraz sert gibi gelse de yeşil tobikoları ısırırken pıtır pıtır ağızda patlamasından dolayı muhteşem. İçindeki balık çeşitliliği ise balık yeme isteğinizi doya doya perçinliyor.

 
Üçüncü roll Ebi sirogama bu sefer gerçekten yuvarlak. İçinde kızarmış tempura karides ve unagi (yılan balığı) var, etrafına ise susam döşenmiş. Tempura uzakdoğunun kızartma methodudur. Kendine has unu vardır, suyla karıştırıp bulamaç haline getirilir karidesler bulamaça batırılıp derin yağda kızartılır. Etrafında sağlam bir çeper oluştuğu için bir damla suyu bile ziyan olmaz içinde kalır. Sushi yerken bile bunu rahatlıkla hissedebilirsiniz. Unagi (yılan balığı) ise sushi aleminin en kral balığıdır, sevmeyen sevmez ama az bulunurluğu ve yağlı etinden dolayı çok değerlidir.

Dördüncü rollumuz Sake tempura üç sarafı sake (somon) ile sarılı, içinde yine tempura karides ve kırmızı balık yumurtası vardı. Bakın arkadaşlar, bu rollda bol bol balığın olması gerekir. Sanki somon çok pahalıymışcasına, bunun benzerlerini Türkiye’de kafada takke gibi tek bir tarafında somon olacak şekilde yapmıyorlar mı illet oluyorum. Ankara’nın en iyi iki sushicisinde yedim malesef ikisinde de aynı durum söz konusuydu. Mümkünse dört yoksa üç taraflı somon sarılı olan roll iyidir arkadaşlar. Nokta!

Sol tarafta dikey duran Hatats katai roll baya ilginç. İçinde ton balığı ve avokado var, ama pirincin üstüne deniz tarağı ile yapılan bir sos kondurmuşlar. Görüntü tedirgin edici, ama lezzet süper, ilginçtir o garip sos sushiye çok yakışıyor. O zaman ne duralım, bize mideye indirmek düşer. Hayde bre...

 
Ey ülkemdeki sevgili sushiciler. Bu işi yaparken lütfen biraz daha fazla balık kullanın. Küçücük balığı kes, pirincin üstüne koyup araya mayonesi bas servis yap; “İşte sushi budur” diyorsanız yanılıyorsunuz. Ne kadar lezzetten nasibini almamış sushi ustası varsa rolların içine mayonez koyuyor uyuz oluyorum. Gidin bakın Japonya’ya Çin’e Moskova’ya New York’a mayonez kullanılıyor mu?

Tanuki Restoran’da  çaylarla birlikte tüm yediklerimize 1320 ruble ödedik. Fiyat/performans oranında İstanbul’daki tüm sushicileri donunda sallar. Sushi sevenlere Rusya’da mutlaka sushi yemelerini aşırı şiddetle öneririm, sevmeyenlere de burada en azından bir kez roll denemelerini ve sushi dünyasına ilk adımı atmalarını öneririm.

 
Velhasıl kelam sushi bitti, Rusya gezisi bitti. Sırt çantalarımızı aldığımız gibi metroyla Belorusskaya istasyonuna gidip aeroexpress  biletimizi aldık. Gişelerde upuzun bir kuyruk varken, otomatlar bomboş kuzu gibi duruyor. İngilizce menüsü var rahatça alabilirsiniz, hiç kuyruğa girip gişedeki suratsız teyzeden almanıza gerek yok.

 
30 dakikada Sheremetova havalimanına ulaştığımızda Moskova biz gidiyoruz diye ağlamaya başlamıştı, bardaktan boşanırcasına yağmur indirdi. Rusya’dan ayrılırken içimizi bir hüzün kapladı, çünkü bu ülkeyi gerçekten çok sevdik.

Bir turisti gezgin yapan şey yerel bir otobüsle veya trenle yapacağı bir yolculuk, veya ana yoldan patikalara sapmasıdır. Rusya’ya turist gibi gidip sadece Moskova’ya ve St.Petersburg’a takılıp kalmayın, gezgin olun iç kısımlara girip küçük kasabalara gidin.

Son tavsiyem paket turları, görülmesi gereken yerler listenizi ve her şey dahil otelleri bir kenara bırakın. Gittiğiniz kentte bir ailenin yanında konaklayın, alışverişinizi pazardan yapın, yerel yaşamın bir parçası olun. Tatil anlayışınız değişecektir.

 
Rusya Hakkında  5 şey;

1.    Yanınızda götürdüğünüz dolarlar kaşelenmemiş ve 2005 yılından daha yeni olsun, yoksa düşük kurdan bozuyorlar.

2.    Eskiden Rusya’ya girdikten 3 gün içerisinde polise gidip kayıt yaptırmanız lazımdı (registration), 20 Mart 2011 tarihinden itibaren bu süre 7 iş gününe çıktı.

3.    Moskova’da geziyorsanız yanınıza mutlaka pasaportunuzu alın, polis sizi durdurup rüşvet istemeye kalkarsa muhatap olmayın. Türk konsolosluğunu aramak istiyorum diyin.

4.    Gerçek Rus kültürünü görmek için Moskova’dan ve St.Petersburg’dan kaçın, küçük şehirlere gidin.

5.    Rus peynirleri, ekmekleri ve jambonları Avrupadakileri aratmaz. Vodka, havyar, salamura ringa balığı ve tütsülenmiş tatlı su balığı ise bu ülkeden alınabilecek gerçek yerel lezzetler.
 
 

9 yorum:

Ebru Bayrak dedi ki...

Size ciddi anlamda hayranım çok güzel geziyorsunuz. O haritada benim kırmızılarım o kadar az ki umarım sizin gibi kırmızıları çoğaltırım :))

Özge dedi ki...

Rusya'ya gitme isteğini ilk defa bu yazıdan sonra duydum:)
Bu arada tarhun otunu biz bazı yemeklerde kullanıyoruz. Çok güzel bir aroma veriyor bence. (Not: Antepliyim.)

Adsız dedi ki...

Lakerda, balık pastırmasından çok farklı değil mi?

Löplöpcü dedi ki...

Ebru: Çok teşekkürler, umarım kırmızıların artar :)

Özge: Ben 9 sene Antepte kaldım hiç tarhun otu ile yapılan bir ley görmedim

Adsız: Evet çok farklı, lakerda salamura ile yapılıyor, pastırma kururularak. Google'dan bulabilirsiniz.

Burçin Karslı dedi ki...

Tarhun Antep mutfağında kullanılır.Yeşil mercimekle yapılan alaca çorbanın icine koyulur.Ayrica taze Antep peyniriyle yapılan peynir böreğinin icinde kullananlarda vardır.

Adsız dedi ki...

bişey sorsam siz gezerken bebeye kim bakıyor:) ve annesiz durabiliyor muu

Löplöpcü dedi ki...

Bebek nisan ayında doğdu, bu gezi ise geçen sene yapılmıştı. Bebek doğduktan sonra yaptığımız tüm gezilere bebek de geldi :)

Adsız dedi ki...

Ben blogunuzu bir hafta once kesfettim ve o gunden bu yana eskiden yeniye dogru butun yazilarinizi okudum .Okurken gittiginiz yerlere gitmis yediginiz yemekleri bende yemis kadar oldum .Samimi anlatiminiz icin tesekkurler .Gelelim Rusyada Gurcistanda yediginiz hinkal ve hacapura bu yemekler aslen nereye aittir bilmiyorum ama bildigim bir sey varki biz aslen posofluyuz ve bunlar bizim yorenin olmazsa olmazidir posof dedinmi hinkal hacapur eritme cadi kaz kavurmasi akla ilk gelenlerdir .Yanliz bizim hinkal oyle yumruk gibi degil en buyugu ceviz kadardir bizde uzerine oyle yogurt filan dokulmez ,sariyag dokulur bir tabaga da hinkalin pisme suyundan konulup sarimsakla karistirilir isteyen bu suya batirip yer .Bir gun yolunuz hollandaya veya Inegole (biz 100yil once buraya goc etmisiz posoftan)duserse severek esinize ve size hazirlarim

https://www.marmarisburda.com/ dedi ki...

Moskovaya ilk gitdiğimde metroya bindiğimde, gerçekden ağzım açık kalmıştı.Herkese tavsiye ederim moskova seyahati için bu sene uçakta bir bayanla tanıştım 2 günlüğüne moskovaya gitiyordu 3 ay önceden uçak biletini ve otel rezervasyonunu yaptırmış bedava diyebileceğim bir fiyata bilginize :)

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World