30 Ekim 2012 Salı

Ayvalık 2.Bölüm


Gezinin 1.bölümü için lütfen tıklayın

01.04.2012 Ayvalık

Pazar sabahları erkenden kalkıp günü doyasıya yaşamak varken, öğlene kadar uyuyanları anlamıyorum. Zaten kırk yılın başında tatile çıkıyoruz! onu da uyuyarak geçirmemek lazım.
 
Taşkonak’da gayet mütevazi bir kahvaltı ile güne başladık. Öyle köy kahvaltısı yazıp nutella getiren otellerden değil burası. Zeytin peynir, salatalık, domates, çok iyi bir bal ve çeşit çeşit ev reçelleri.

Elbette bir kahvaltının olmazsa olmazı yumurta baş köşede. Bol tereyağı ve beyaz peynir ile yapılmış. Beyazı iyi pişmiş, sarısı tam patlatmalık. Tazecik ekmek kokuları en tok insanı bile baştan çıkacak kadar harika.

Kahvaltıdan sonra Cunda’nın ara sokaklarında gezinmek adettendir. Şu fırını görünce birden içim ısındı. Eski bir taş evdeki odun fırınında çalışmayı çok isterdim. Sadece taş fırın değil, evin kendisi de taş!

Bir gün evvel Cunda Balık Evi’nde yediğimiz deniz kestanesi yumurtasını hatırlarsınız. Hiç yediniz mi veya kestanenin içindeki yumurtayı gördünüz mü bilmiyorum ama merak ediyorsanız buyrun detay resimlere.

Cunda iskelede 3-4 tane balıkçı oturmuş hem balık satıyor hem de deniz kestanesi ayıklıyorlardı. Koca bir sepetin içindeki deniz kestaneleri daha o sabah denizden toplanmış, henüz daha dikenleri bile oynarken ayıklanıyordu.

Ortadan ikiye kesilen kestanelerin iç çeperlerinde turuncu renki yumurtaları var, iste koca kestanede yenen tek yer burasıymış. Sade sade bir tadına baktım, dünkünden biraz farklıydı.

Bir kişi kestaneleri ortadan ikiye kırıp ayırırken, diğer kişi de çay kaşığı ile yumurtaları toplayıp bir şişenin içinde biriktiriyordu. Çok zahmetli bir iş. Koca bir şişenin dolması için taklaşık yarım sepet (60-70 adet) kestane ayıklamak lazımmış.

Çiğ çiğ kestane yumurtası pek sarmadı ama yine o sabah yakalanmış sardalyalara kayıtsız kalmadık. Pırıl pırıl gümüş rengi pulları üzerimizde “beni ye” diyen bir zoka etkisi yaptı. Sezon itibariyle henüz yağlanmadığı için ızgaraya gelmez dediler, una bulayıp tavada kızarttılar.

Balıkların kafası zaten ayıklandığından dolayı bize pek ayıklama işi düşmedi. Ayaküstü löplöp götürdük. 4 kişiye 2 porsiyon yeter mi? At ustam 2 porsiyon daha!

Sardalya sezonu daha uzun, İstanbul’da da yeriz. Buraya gelmişken, İstabul’da kolay kolay her balıkçıda bulamadığın şeyleri yemek lazım. Nedir onlar? Yerli kalamardan yapılan nefis bir kalamar tava ve körpe bir ahtapottan yapılan ahtapot ızgara.

Ne yalan söyleyeyim pek aç değildik ama aklımızda kalacağına midemizde kalsın diyip soluğu dün akşamki Cunda Balık Evi aldık. 2 porsiyon kalamar tava 2 porsiyon ahtapot ızgara istedik.

Kalamar tavanın fiyatını hatırlamıyorum ama porsiyon oldukça küçüktü. İlk intiba biraz zayıf! Ama lezzetine diyecek yok. Halis mulis yerli kalamar, bacakları da var. Yazılarımı okuyan dikkatli takipçilerim bilir. Siz siz olun bacaksız kalamar yemeğin. İthal dondurulmuş halka kalamardan uzak durun.

Ahtapot ızgara bizi bizden aldı. Bir kere ufak tefek körpe ahtapot olduğu için çok pişirilmemiş, lezzeti kaçmamış. Ama ızgara üzerinde zeytinyağını biraz fazla kaçırmışlar. Halbuki hiç gerek yok.

Kalamarıyla, ahtapotuyla taze deniz mahsullerinin tadına doyum olmaz, tam damağımıza göre. Bu kasabada yemek yapmayı biliyorlar diye bir cümle kuruveriyorsunuz.

Cunda Balık Evi deniz kenarında değil, biraz içerde kalıyor. Hava atmak yada ünlüleri görüp arzı endam etmek için gelinen bir yer değil burası. Ciddi yemek yemek ve efendice sohbet etmek için gelinen bir yer. İkinci günde de masadan mutlu kalktık. Öğle yemeği için de Cunda Balık Evini tercih edebilirsiniz. Terasa kurulup yemeğinizi yedikten sonra güzel bir türk kahvesi ile bu keyfi daha da uzatabilirsiniz

Eeee Cunda’ya gelip da lor peyniriyle yapılan tatlıyı yemeden bir öğünü kapatmak kavga sebebidir. Bu sefer tercihimizi ünlü Nesos Restoran’dan yana kullandık.

Cunda’nın en eski en bilindik restoranlarından biridir Nesos. Bir gece evvel o kadar fazla şey yedik ki, tatlı niyetine yediğimiz lor peynirinden pek bir şey anlamadık. Hazır bugün gündüz vakti fazla bir şey yememişken adam akıllı şu lor peynirini afiyetle yiyelim dedik. Hadi lezzetini geçtim, görsel olarak ta muazzam. Bu bir sanat şaheseri.

Tatlı son derece basit, kalın bir dilim lor peyniri, üzerin ev yapımı vişne reçeli! Hepsi bu. Peynir o kadar hafif ki tanımlayacak bir kelime bulmakta zorlanıyorum. Üstünde gezdirilen reçel ile lezzeti patlamış. Geride iz bırakmamacasına yedik.

Sorduk soruşturduk Cunda’da lor peynirini yapan sadece 1 tane mandıra varmış, günde 1 kere lor peyniri çıkartırmış, onu da saat 16:00’da hazır edermiş. Baktık saat 15:45 kalktık gittik Saltık mandırasına.

Maksat yerel lezzetleri keşfetmek değil mi? Görmemişler gibi toplandık kazanın başında süt nasıl kaynatılır, nasıl kesilir, nasıl kaselere doldurulur oturup yarım saat izledik.

Delikli bir maşrapa ile kazanın üstünde kalan kesilmiş sütün yağlı kısmı toplanıyor, suyu iyice süzdürüldükten sonra yine delikli plastik yoğurt kaplarına alınıyor.

Plastik kapların etrafındaki deliklerden yine bir miktar suyu süzülüyor ve iyice yoğunlaşan kısım kabın içerisinde kalıyor.

Paslanmaz çelik tepsinin üzerindeki kablardan akan sular drenaj deliğinden akıp giderken biz daha 30 dakika bu tatlıyı yememişiz gibi sevinçten deliriyoruz. Kabın içindeki su aktıkça lor peynirleri iyice çöküyor, ustam üstüne biraz daha ekleyip peynirin kıvamını artırıyordu.

Daha üzerinde dumanı tüten lor peynirini, “Çocuklar biraz bekleyin, sıcak sıcak yenmez karnınız ağrır” uyarılarına kulak asmadan kaptığımız gibi tezgahın arkasında açıyoruz. İşte mutluluğun sırrı budur. 5 TL’lik lor peyniri ile 4 kişi nasıl mutlu olur buyrun kendiniz görün.

Mandırada lor peyniri var ama ev yapımı reçel bulmak zor. Gittik bakkaldan sanayi işi bir incir reçeli kapıp geldik. Ufak bir kase de manda sütünden yapılan yoğurt ile üçgeni tamamladık ama, “And the oscar goes to Lor peyniri oldu”.

Yoğurt kabının plastik kapağını ters çevirip tabak yaptık, yine plastik kaşık ile afiyetle lor peynirini götürdük. Biraz önce Nesos’da yediğimizden 10 kat daha güzeldi. Mis gibi sütün kokusu iliklerimize kadar işlemişti. Belki biraz soğusa daha iyi olurdu ama, artık bizi durdurabilene aşkolsun. Tanrı dünyayı bizim iştahımızdan korusun.

Cunda’ya gelirseniz ne yapın edin, Satık mandırasına girin. Bizim gibi bir kase lor peyniri alıp yemeseniz de içerideki süt kokusunu içinize çekin. En azından bir yoğurt alır yersiniz. İddia ediyorum, bunu bir kere yiyen, buranın müptelası olur. Öyle ahım şahım bir yer beklemeyin. O lezzet küpünün çıktığı yer işte burası.

Bazen kendimi çok mutlu hissediyorum. Bu da o anlardan biri. Manevi açıdan tatmin olmak çok önemli. Yemekleri olsun insanları olsun hatta kedi köpeği olsun Cunda’ya farklı bir yer. Her yıl istisnasız bir kere Ayvalık-Cunda yapmazsam rahat edemiyorum. Eğer henüz Cunda’ya gitmediyseniz şimdiden araştırın derim.

Ayvalık’tan ayrılmadan önce yapacağınız son şey, Çamlıbel fırınından  tost ekmeği almak olmalıdır. Ayvalık tost ekmeği, 15 dilim ekmeğin biraraya gelmesi ile oluşurmuş. Ekmeğin düzgün kesilebilmesi için en az bir gün poşetin içinde dinlendirilmesi gerekirmiş.

Eve dönünce derin dondurucuya atacağınız tost ekmeklerini, canımız bir Kuzey Ege lezzeti çekince çıkartıp çıkartıp tostunuzu yapabilirsiniz. 

Ayvalık'ta bir çok pansiyon bulunmakta. Fakat biraz kendinizi şımartmak isterseniz az sayıda bulunan butik otellede Otelz.com sitesinden erken rezervasyonla uygun fiyata konaklayabilirsiniz.

En geç bir yıl içinde tekrar görüşmek üzere hoşçakal Ayvalık.

 Ayvalık hakkında 5 şey;

1. Arabayla gelmenize gerek yok, Ayvalık-Cunda arası devamlı çalışan taksi dolmuşlar var. Cunda’da ise zaten arabaya ihtiyacınız yok.

2. Bahar aylarında topraktan lezzetli Ege otları fışkırır. Öyle bir denk getirin ki yaz aylarına girmeden, turistler buraları doldurmadan Ayvalık’da sağlam bir löplöp turu yapın

3. Yeşil pasaportunuz veya schengen vizeniz varsa, bir kaç günlüğüne feribotla Midilli’ye geçin.

4. Deniz ürünlerinden zeytinyağına, ekolojik meyve sebzelerden et ve süt ürünlerine türlü lezzet hazinesine ev sahipliği yapan Ayvalık ve Cunda’nın altını üstüne getirin

5.  2 günlüğüne de olsa kalabalık şehirden kaçın, kendinizi buraya has ruhsal dinginlikle ödüllendirin.

6 yorum:

Hilal,Sen'an ve Rena Geziyor dedi ki...

Fotoğraflarda, anlatımınızda muhteşem..Ayağınıza,midenize sağlık.

birdysevda dedi ki...

İflah olmaz bir izleyicinizim.Cunda Balık Evi notu kenara düşülmüştür. Güzel lezzetlerle zenginleştirilmiş nice seyahatlere...

Adsız dedi ki...

cunda da bir tane peynir ve lor imalatanesi yok araştırıp dogru bilgi vermenizi rica ederim cunda kesebir mandıra saygılarımla

Löplöpcü dedi ki...

Uyarı için teşekkürler, bir daha ki gelişimde Kesebir'deyiz!!

Şebnem Kesebir dedi ki...

İlginize teşekkürler. Her zaman bir telefon uzağınızdayız. :D

Berkay Tuğal dedi ki...

Tekrar okudum, ilk günkü gibi tatlı

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World