17 Kasım 2012 Cumartesi

Kıbrıs 1.Bölüm


Adaları her zaman çok sevmişimdir. Çok kalabalık olmaz, herkes birbirini tanır, dükkanların camında “10 dakika sonra gelecem” yazısı asılır, ama kapılar ardına kadar açıktır. Nereye gidersen git deniz vardır, martı vardır, balık vardır. Kıbrıs oldukça hareketli geçmiş tarihinden dolayı karışık bir kültüre sahiptir. Rumlar, Türkler, İngilizler Ermeniler ve Araplar..

Kıbrıs mutfağı kısmen ortadoğu mutfağından etkilense de bariz bir şekilde akdeniz ruhuna sahiptir. Turunçgiller, zeytin, zeytinyağı, deniz ürünleri baş köşededir. Özellikle haftasonları ciddi bir mangal kültürü vardır, işte bu da ortadoğu kültüründen gelir. Yanan mangalın vazgeçilmez iki elemanı da hellim ve şeftalidir. Yanlız bu şeftali, Bursa şeftalisi değil karıştırmayın!

Kıbrıs bizim yavru vatanımız, bu mutfağı tanımak ve tanıkmak bizim de boynumuzun borcu oldu.

23.03.2012 Cuma

Ucuz havayolları Atlasjet ve Pegasus’un Adana’dan Kıbrıs’a 30-40 TL’ye uçtuğunu görünce fırsat bu fırsattır diyip bir haftasonu denk getirip biletleri aldık. TC vatandaşları için Kıbrıs’a giderken pasaporta gerek yok, nüfus cüzdanı ile 15 TL yurt dışı çıkış fonu ödemeden gidebiliyorsunuz. Adana’dan Ercan havalimanına uçuş sadece 35 dakika sürüyor.

 
Sun rent a Car’ın  havalimanında ki şubesinden sağdan direksyonlu arabamızı alınca önce 3-5 dakika otoparkta antreman yaptık, sonra başkent Lefkoşa’nın yolunu tuttuk. İstikamet Anibal Restorant, hedef şu bizim meşhur şeftali kebabı.

Turist adam, yabancı bir ülkeye veya şehre gittiğinde havalimanından direk otele gider. Bizim gibi löplöpçüler ise bazen böyle lokantanın yolunu tutar. Şeftali kebabı Kıbrıs’ta yiyebileceğiniz lezetli et yemeklerinin başında geliyor. Anibal Restoran da adanın en iyi şeftali kebabı yapılıyormuş.

Siparişleri vermemizle birlikte patronun oğlu Ümit ile tanışmamız bir oldu. Fotoğraf makinalarıyla mutfağa dalma talebimizi kahkahalarla gülerek kabul etti. Ocaktaki manzara müthiş! 5’er adet şeftali ikili şişe dizilmiş kömürün üzerinde güzel mi güzel pişiyordu.

 
Kuzu etinden yapılan şeftalilerin üzerine çok ince gömlek yağı sarılıyormuş. Böylece kuzunun yağının akmaması, içeride hapsolması sağlanıyormuş. Pişmesine yakın gömlek yağı eriyerek tüm lezzetini etin içine aktarıyormuş.

Garnitür olarak fritözde kızartılan patatesler tam istediğim gibi gerçek ve doğal patates. İllet oluyorum İstanbul’daki Ankara’daki donmuş patates sunan lokantalara. Artık donmuş patates satan her lokantayı da twitter hesabımdan afişe ediyorum haberiniz olsun, ey lokantacılar!!

 
Yanlız fritözün ısınma şekli biraz ilginç. Normalde elektrikle çalışır ama sanırım burada ya tüp gaz ucuz ya da elektrik biraz pahalı.

 
Şeftalilerin pişmesine yakın mangala ayrıca birkaç dilim hellim atılıyor. Ama bizim gözümüz ve tüm iştahımız üstünde dumanlar tüten şeftali kebabında.

 
Hayli büyük bir tabakta servis edilen şeftali kebabının yanında garnitür olarak süzme yoğurt, humus, kürdana saplanarak közlenmiş soğan, şehriyeli bulgur pilavı, gerçek patates kızartması ve ızgara hellim var.

 
Humus arap mutfağının bence en güzel mezelerinden biridir. İstanbul’daki balıkçılarda özlediğim ama malesef pek bulamadığım bir lezzettir. Sadece Hatay, Adana ve Mersin’de sıkça bulunan humusa burada rastlamak pek de süpriz olmadı.

 
Gelelim biz ana unsurumuz olan şeftali kebabına. %60 dana, %40 kuzu etinden yapılmış. Gömlek yağı köftelere sarmadan önce kokuyu kesmesi için sirkeli ve limonlu suda bekletilirmiş. Şeftaliler pişmeden önce gömlek yağından dolayı beyaz olurmuş, piştikçe kızarırmış, şeftali ismi de oradan geliyormuş. Etin içinde çok ince kıyılmış soğan ve maydanoz var.

Etin pişirilmesi ise bir ritüel. Önce %60 pişirilir sonra oda sıcaklığında bekletilirmiş, içten içe pişmeye devam edermiş. Gün içerisinde sipariş gelince tekrar pişirilirmiş. İçinde mutlaka hafif pembelik kalacak, ama çiğ kalmayacakmış.

 
Biz şeftali kebabını sevdik, buralara kadar gelmişken denemenizda fayda var. Anibal Restoran’da yanlızca şeftali kebabı yok. Tavuk kanat, kuzu pirzola, döner kebap gibi klasik alternatifler de mevcut.

Lefkoşa’da ilk görevi tamamladıktan sonra gece konaklama yapacağımız Girne’ye devam ettik. Hemen limanın arkasındaki Cyprus Dorms’a yerleştik.
 
 
Bence Lefkoşa Ankara ise, Girne İstanbul’a tekabül ediyor. Oteller, kumarhaneler, restoranlar genelde burada konuşlanmış. Ayrıca Girne kalesi, sualtı müzesi ve liman görülmesi gereken yerlerden sadece birkaçı.

 
Akşamüstü şeftali kebabını fazla kaçırınca akşam yemeğine pek bir şey yemedik. Limandaki Harbour Cafe’ye oturup 3 TL’ye bira içmenin keyfini yaşadık. İçki Kıbrıs’ta inanılmaz ucuz, vergi yok denecek kadar az.


24.03.2012 Cumartesi

Kaldığımız hostelde kahvaltı var ama çok uyduruktu. O yüzden hiç bulaşmadan çıkışımızı yapıp, tekrar Lefkoşa’ya gittik. Üstad Vedat Milor’un Kıbrıs’ta 2-3 çekim yapıp, malesef atladığı 200 senelik Asmaaltı Bereket Fırınına (Asmaaltı Sokak 74 – Tel: 0.392.2271166) kahvaltı etmeye gittik.

Öyle köy kahvaltısı, serpme kahvaltı beni sarmaz, illaki salamı, jambonu sokuştururlar araya. O yüzden geçek bir “Gıprıslı” gibi sabah kavaltıda pide yedik. Hem de hellimli pastırmalı. İlker Usta’nın küçücük dükkanının önündeki insanları görünce doğru adreste olduğumuzu anlıyoruz.

 
Fırın 200 yıllık, şu an ki sahibi İlker abi ise 45 yıldır her gün işinin başındaymış. Sadece 1 Ocak günü kaparmış, yılbaşı gecesi içermiş. Sabah erken saatlerde yaktığı fırında pide, lahmacun, tahinli poğaça, zeytinli poğaça, peksimet gibi lezzetli hamurişleri yapıyor. Müşterilerinin arasında Türkler olduğu gibi güneyden gelen Rumlar da varmış.

 
Biz önceden aldığımız tüyo ile pastırmalı hellimli pide sipariş ettik. Pideler siparişe müteakip taze taze yapılıyor, ama poğaçalar öyle değil, onlar sabah erken saatlerde çıkıyormuş. Biz de pideler gelene kadar şu mis gibi kokan poğaçalar ile güne merhaba dedik.

Tahinli ile başladık, dışı çıtır, içi yumuşacık poğaça şimdiye kadar yediklerimin en iyisiydi. Isırınca dışındaki sert tabaka size bariz bir tazelik hissi veriyor. Peşinden ise sanki krema şelalalesini ağzınıza akıtmışlar gibi tahinli hamur lezzeti geliyor.

 
İkinci olarak daha henüz fırından çıkan hellimli kekikli pilavuna geldi. Bunun malzemesi tahinliye göre nispeten daha az, ama kafi. Burada esas ilginç olan ise taze kekik yaprakları kullanılması. Bu taze otlar peynirli poğaçanın çehresini değiştirmiş.

 


Bunlarla birlikte güzel bir tavşan kanı çay olsaydı ne güzel giderdi. Ama biz allahın şanslı kullarıyız! Dolapta pet şişede ayran vardı, aldım çalkalayıp tam açacaktım ki şişenin dibinde siyah siyah bir şeyler gördüm. Acaba bozulmuş mu bu derken etiketin üzerindeki “Naneli” ifadesini görünce dumur oldum.

 
Seneler önce Diyarbakır’da sokakta Naneli ayran satan birini görmüştüm. Hiç tereddüt etmeden açtım içtim. Ne de olsa bizim derdimiz doymak değil, yerel lezzetleri keşfetmek. İlk anda tadı biraz garip geliyor ama ikinci yudumdan sonra kaymak gibi gidiyor.

 
İşte huzurlarınızda pastırmalı hellimli pide. Çatal yok, tabak yok, fakat o ne? Limon var! Kıymalı pidenin üzerine limon sıkıldığını bilirdim ama peynirli pideye ilk defa şahit olum. Vardır bir hikmet diyip bastık limonu.

 
İlker abi peyniri koyarkan gayet bonkör davranmış. Bazı ucuz pidecilerde kenarlarda hani peyniri az olur ya, öyle bir şey mevzu bahis bile değil. Pidenin içinde hellim peyniri cirit atıyor, bize de göz banyosu yapmak düşüyor.

 
Pastırma diyince, ben bildiğimiz kayseri pastırması gelecek sanıyordum ama, Kıbrıs’ta pastırma dedikleri meğer bizim kasap sucuğuymuş. Baharatı bol, ama asla acı değil, yağı yerinde ve çok lezzetli! Hellime de inanılmaz yakışmış.

 
Bereket fırınında fiyatlar oldukça uygun. Pide 12 TL, poğaçalar 6 TL. Ucuz bir hostelde kalıp, paramızı yerel lezzetlere harcamanın mutluluğu ile İlker abiyle vedalaştık. Kumar için Kıbrıs’a gidip 5 yıldızlı bir otelde de kalsanız, Asmaaltı caddesindeki Bereket fırınında sabah kahvaltınızı bir Kıbrıslı gibi hellimli pastırmalı pideyle yapıp naneli ayranınızı içmenizi öneririm.




Lefkoşa’da gezilecek yerlerin en başında Büyük Han geliyor. İçerisinde birkaç restoran ve hediyelik eşya satan dükkan ve sanat merkezi bulunmaktadır. Usulen bir kaç dükkan gezdikten sonra soluğu Büyük Hanın içerisindeki Sedirhan Restaurant’ta aldık.

Karnımız aç olsaydı kesin burada da bir şeyler yerdik ama biz sadece ev usulü limonata ile yetindik. Koca bir bardakta gelen ve gerçek limondan yapılan limonata çok ama çok güzeldi. Belkide Datça’da Kargı koyundaki Yeşim Bar’da içtiğim o limonatadan beri içtiklerimin en iyisiydi. Hiç bitmesini istemedim! Ortalıkta bir ona bir bu yana dolanan şaşkın Alman turistlere bakarken kendimi Kıbrıs’ın yerlisi gibi hissettim.

 
Acıkma varsa, hellim böreği veya pirohu gbi yerel lezzetleri burada deneyebilirsinmiz ama bence fazlasıyla turistik. Gidin 200 yıllık Bereket fırınında yiyin daha iyi.

Lefkoşa neticede başkent. Görülecek yerler sadece Büyük handan ibaret değil. Tarihin bir kısmında Selimiye camii bir kısmında St.Sophia Katedrali olarak hizmet eden binayı görmeniz lazım. Ayrıca St.Nicholas kilisesi, Ledra Palace görülmesi gereken diğer yerler.

Ledra Palace Güney Kıbrıs ile en büyük sınır kapısı. Schengen vizeniz olsa da Türk vatandaşlarının Kuzey Kıbrıs’tan Güney Kıbrısa karadan geçmesi yasak. Sadece Kıbrıs vatandaşları ve AB vatandaşları geçiş yapabiliyor, haberiniz olsun.

Girnedeki misyonumuzu da tamamladıktan sonra arabamıza atlayıp, direksyonumuzu Karpaz burnuna kırdık. Adanın kuzeyindeki Kaplıca mevkiinde misler gibi denizi ve bomboş bir sahil görünce dayanamadık kenara çektik. “Belki şansımızı deneriz” diyerek oracıkta mayoları giyip, 24 martta deniz sezonunu açtık.

 
Karpaz burnuna gidene kadar bir çok köye girip çıktık. Merkezden uzaktaştıkça siyasetten de uzaklaşılıyor sanırım. Yanyana duran bir camii ve bir kilisenin fotoğrafını çekerken büyülenmemek elde değil. Buna benzer bir kareyi daha önce Ayvalık’ta, Mardin’de ve Hanya’da (Girit) görmüştüm.

 
Karpaz burnuna kadar gelmenin pek manası yok. Kılıç gibi uzayıp giden o yarımadanın ucunda bir kulübe var, yanında da bir Türk bayrağı bir de KKTC bayrağı var o kadar.

 
Aslında buralara zodyak botla gelip dalış yapmak lazım kim bilir neler neler vardır bu ıssız denizlerin diplerinde.




 Akşam Gazi Mağusa’ya gidip orada kaldık, keşke kalmasaydık. Malesef ne doğru dürüst bir otel var ne de bir lokanta. Sırf Karpaz’dan Girne’ye akşam akşam dönmek gözümde büyüdüğü için bir gece burada kaldık.

 
25.03.2012 Pazar

Kalenin karşısında deniz kenarındaki son derece kötü otelimizden sabah erken saatte ayrılıp kahvaltı etmek için bir yerler bakındık. Dumanı tüten bir lokanta görünce dayanamadık gidip baktık sabah sabah ne pişiriyorlar diye. Petek pastanesinin tam karşısında adını hatırlayamadığm bir köfteci var. Durun durun Magosa’da sabahın köründe köfte yemedik, meğer hellim pişiriyormuş ustam.

 
Kıbrıs’da peynir demek hellim demektir. Koyun sütünden yapılan hellim çok tuzlu değildir. Sert peynir ızgarada pişince erimiyor, laçkalaşmıyor. Sapanca taraflarındaki kelle peynirine benzettim.

 
Peynir güzeldi hoştu ama ustam işi pek bilmiyor. Sacın üzerinde bir şey pişirdikten sonra mutlaka sacı temizlemek lazım. Bir sonraki pişirdiğin şeyin üzerinde öncekinin kalıntıları kalabilir. Hele bu pişirdiğin peynir gibi beyaz bir ürünse çok daha dikkat etmek gerekir.

 Ha biz buna itiraz ettik mi? Yooo, bir çırpıda hellimleri löplettik. Yunanistandaki gibi doygun tam buğday ekmeği yerine Türkiye’deki gibi beyaz somun ekmeği (hem de dünden kalmış) ısıtıp vermesine rağmen! afiyetle yedik.

 
Bu lezzetli ön kahvaltıyı yaparken bir yandan da gözümüz yolun karşısındaki Petek Pastanesinde. Bari gidip bir çay içelim dedik, fakat mekan özellikle tatlı konusunda çok başarılı. Sütlü tatlılardan pastaya, baklavadan lokuma ne isterseniz var.

 İhtişamlı büfesi boğazına düşkünler, tatlı canavarları ve gözü zor doyanların rüyalarını süsler cinsten. Ama bizi bilenler bilir, bizim olayımız yerel lezzetleri keşfetmek. “Burada olup, İstanbul’da bulamayacağım ne var?” diye sorduğumda cevap net oldu, sütlü börek.

 
Bunun bildiğimiz börekle alakası yok, Yunanlıların Galaktabureku dedikleri tatlı bu. Selanik gezilerinin vazgeçilmezi Galaktabureku’yu burada bulunca hiç affetmedik. Normal şöbiyete göre hayli büyük. Üzerine çok az antep fıstığı koymuşlar. Ama üzerindeki tereyağı kokuyusu insanı heyecanlandırmaya yetiyor.

 
Ortadan ikiye kesitik içinde mis gibi sütlü krema var. Her ne kadar Trabzon’da yediğim laz böreğine benzetsem de bu başka bir şey. Kremasının içinde un yok, yani muhallebi kıvamında değil.

 
Yarısını afiyetle yedikten sonra güneşe nazır makro çekim fotoğraf ile sütlü böreğimle vedalaştım. Ne yalan söyliyeyim, ne Mağusa’yı sevdim, ne de doğru dürüst bir lezzet noktası bulamadım. Lakin bu sütlü börek zihnimde iz bırakan bir tad oldu.

 
Kıbrıs diyince biraz içki olayına değinmek lazım. her ne kadar bizim olayımız yemek olsa da, 21.75 TL’ye satılan 70’lik Yeşil Efeye ve 30 TL’ye satılan 3 Distile Efe’ye şaşırmamak elde değil. Neredeyse Türkiye’nin yarı fiyatına.

 
Şahsen benim en çok ilgi gösterdiğim içki ise 4.75 TL’ye satılan Bacardi Breezer oldu. Bulgaristan yazısında bahsetmiştim, yurt dışında çok ucuza satılan Bacardi Breezer’in Türkiye’ye ithalatı yasak. O yüzden kaçak yollardan 14-15 TL’ye satılıyor. 1/3 fiyata görünce insan ister istemezen 7-8 adet satınalıyor.

 
Oturuma kapalı Maraş bölgesini görünce insanın içi acıyor. Şahane kumsallara sahip denize sıfır oteller 30 yıldır bomboş. Ne Türkler girebiliyor ne de Rumlar. İnsan evladı aptal olmaya görsün, kardeş kardeş adada yaşamak varken, elin İngilizi gelir araya böyle tampon bölge çeker,  ne zengin Alman turist gelir ne de Ruslar.

İkinci ve son bölümde çok çarpıcı iki yer var. Gün içerisinde iki kere mutluluktan gözümden yaş geldi! o derece yani.

 
 
 

12 yorum:

Adsız dedi ki...

bu boş bir koya baktığınız fotodaki koy bozcaada koylarından birine ne kadar benziyor? orasının kıbrıs olduğuna emin misiniz? fotolar karışmış olmasın :o))

Löplöpcü dedi ki...

Yok gayet eminim Kıbrıs orası. İnanmıyorsanız kırmızı Kıbrıs plakalı araba ile resmim var, onu gönderebilirim :)

Adsız dedi ki...

:o)) niye inanmıyim, çok benzettim sadece. koy koya benzer bu denizler aleminde :o))

Adsız dedi ki...

Şu gezip gördüğünüz yerlerden bizlerinde faydalanması için izlediğiniz rotayı gösteren harita ekleseniz tam süper olacak.

Yani önce hangi şehre gittiniz sonra hangisine filan.

Sizden sonra gidecekler için büyük kolaylık olurdu.

mehlika dedi ki...

Merhaba Semih Bey, yazılarınızı eksiksiz okudum. Yeme içme meraklısı biri olarak ekranı yalamamak için kendimi zor tutuyorum. Bir rica olarak yediklerinizin fiyatalarını yazmanız mümkün mü merak ediyorum. Bol gezmeler, yiyip-içmeler çekirdek ailenizle. Sevgiler.

Adsız dedi ki...

yeme ,içme olmadığını iyi biliyorum..yinede mavi köşkü anlatmanızı bekliyorum..umarım;gitmişsinizdir.

Adsız dedi ki...

onal

CReePS dedi ki...

Aslinda Gazimağusa ya daha fazla zaman ayirabilseydiniz Palm Beach sahilindeki meshur Kıbrıs tostcusunu ziyaret etme sansiniz olurdu, birileri size tavsiye etmeyi unutmus olabilir gercekten Kibris halki ve turistlerin mutlak ugradigi cok cesitli tostlari ve dalindan toplanmis taze meyvelerin sıkılıp suyunun ikram edildiği muthis bir yer , kismet bir dahakine,

Adsız dedi ki...

Semih Bey, selam
Löplöpçülerin bir takipçisi olarak, Cyprus Dorms'un temizlik durumu hakkında görüşünüzü almak istiyorum. Konaklama için çok da para ayırmak istemiyoruz. Tek kriter; temizlik. Takipteyiz ailecek :)

Löplöpcü dedi ki...

Cyprus Dorms'da 2 gece kalmıştık. 30 euroluk double odalar hiç fena değildi.
Daha ucuz olsun derseniz giriş katında deniz tarafına bakan ve ortak tuvaletleri olan ucuz double odalar var ama orası pek kaliteli değildi.

hlevent dedi ki...

Kıbrıs önerileriniz için teşekkürler... Gözü kapalı uyguladık... Ancak Bereket Fırını saat 15.00'de kapatıyormuş. Biz 14.45'te gittiğimizde fırın kapalıydı. İlker Amca geç gelmemize üzüldü, sizden bahsettiğimde hatırladı... Bize lezzetli bir başka lokanta önerdi. Hemen 15-20 m. İlerisinde Sabır Lokantası... Orada Sabır köftesi yememizi ve acele etmeyip sabırla beklememizi istedi... Dediğini yaptık, hayatımda yediğim en iyi kıyma kebap benzeri köfteydi, tadı halen hatırımda... Sanırım, ilk fırsatta Sabır köftesi yemek için Kıbrıs'a tekrar gideceğim.

ayse oylum selcuk dedi ki...

arkadaşlar yazıyı okuduğumuzda bahsi geçen butik otel dikkatimizi çekti..aynı telefondan arayarak ... konumu gerçekten çok güzeldi...ercan havalimanına dönüştede..otele ulaşmadada hiç zorluk çekmedik...kestirme bir ara sokak sizi hemen otelin önüne çıkarıyor... aynı telefon numarasından rezervasyon yapabilirsiniz... İsim 'reymel guest house-reymel cyprus dorms' olarak değişmiş...0 533 887 2007 nodan rezerv yapabilirsiniz...blogcu arkadaşlarada çok teşekkür ederiz...aradan 4 yıl geçmesine rağmen oldukça geçerli tiyolar vermişler ...

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World