31 Ocak 2013 Perşembe

Adana – Anti-Kebap 3.Bölüm


 
Pizza makarna gibi İtalyan yemekleri genelde hamur işinden oluşur. İtalyan restoranlarının menüsünde Pizzalar, makarnalar ve bir de “Antipasti” diye ayrı bir bölüm bulunur hani hamur işi olmayan yemekler.

Adana’da da sadece kebap var sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Her ne kadar Antep’teki gibi yöresel sulu yemekleri kolay kolay bulamasanız da kelle paça, mumbar, şırdan ve elbette deniz ürünlerini bulmak mümkün.

İzmir’de doğup büyüdüğüm için kelle paça benim çocukluğumda bildiğim bir çorba değildir. Annem evde işkembe yapardı ama paça ile ilk tanışmam 21 yaşımda Antep’te oldu. Ama deniz ürünleri ile hayli haşır neşirdik, halen haftada en az 2 kere balık yeriz. Eh Adana ilinin Akdenize kıyısı olduğunu düşünürseniz, Adana’ya gelince balık ve deniz ürünleri yememek için hiç bir neden yok. Paça, şırdan, mumbar herkesin beğeneceği şeyler değil belki ama gelin görün bakalım ne menem şeymiş bu anti-kebaplar.


Dost Balık
 
“Adana’ya gidelim de şöyle güzel bir balık yiyelim” dediğiniz oldu mu? I-ıh olmamıştır! Ama benim oldu. Adana ne anlar denizden, balıkdan demeyin. Türkiye’de lagos ve jumbo karidesin kralı İskenderun körfezinden çıkar hatırlatırım. Dost Balık  (Kurtuluş Mahallesi Ramazanoğlu Caddesi 16) Adana’da benim bildiğim iyi balıkçıların başında geliyor.

Türkiye’de balığın eşlikçisi, soğanın sevgilisi mütevazi ve lezzetli bir ot olarak görülen roka dünya mutfaklarında farklı algılanıyor. Öyle ki iki kişilik romantik ve baştan çıkartıcı bir akşam yemeğinin standart menüsünde bir tabak spagetti bolonez ve bir şişe kırmız şarapla birlikte Parmesanlı Roka salatası da sayılmaya başlandı. Bizim ki o kadar janjanlı olmasa da en azından üzerine peynir serpiştirilmiş halde.
 

Hangi balığı yemek istediğinizi tezgaha gidip bizzat seçmek balık lokantalarında yazılı olmayan bir kuraldır, gelenektir. Balığı seçerken şöyle bir gözlerine bakacaksın, hangisi daha canlı bakıyor, hangisinin solungaçları daha kırmızı. Yoksa her balıkçıda olduğu gibi işi garsona bırakırsanız, size elinde kalmış balıkları vermek isteyebilir. Levrek ve çupranın dışında mercan, sinarit, minekop, lagos, orfoz gibi çeşitler bulmak mümkün. Yazın pek balık bulunmaz ama bu aylar balığın en bol en zengin olduğu aylardır.
 

Köylü patatesle burada ilk defa karşılaştım. Donmuş patates kızartması ile işin kolayına kaçan ve bu plastik patatesleri müşterilerine kakalayan lokantalardan nefret ettiğim için, Dost Balık’a büyük bir alkış. Bildiğin gerçek patatesler çok ince kesilip kızartılıyor, sonra üzerine sarımsak ve maydanoz konuluyor. Biz de bu enfes kızartmaya saygıda kusur etmeyip hiç bekletmeden götürdük.
 

Eğer balık yiyeceksem, arasıcak sipariş etmeyi pek tercih etmem. Kalamarıydı, karidesiydi derken sonra balığa yer kalmıyor. Ama bir balıkçıya grup halinde giderseniz ister istemez ortaya karşık ara sıcak söyleniyor.

Bir Ege aşığı olarak yerli kalamar dışında kalamar yediğim pek görülmemiştir. Ege kalamarı genelde küçük olur, ama esas önemli olan bacaklarıyla birlikte pişirilir. Bacaksız kalamar büyük bir ihtimalle ya ithal kalamardır yada eşek kalamarıdır. Bu kalamar bana tatsız tuzsuz donmuş kalamar hissi verdi, ama çok kötü değil. Sanırım Adana’da bundan iyisini bulamazsınız.
 

Karides güveç ise tam Adana usulü olmuş. Deniz ürünleri lokantasının mutfağına kırmızı pul biberi sokan zihniyeti seveyim. Sevgili ustacım, çık git bakalım bir Yunanistan’a, İtalya’ya Fransa’ya ve hatta Lübnan’a. Bak bakalım oradaki ustalar deniz ürünlerini pişirirken kırmızı pul biber kullanıyorlar mı?
 

Aslında karides güveçe kırmızı pul biber atma hastalığı sadece Adana’ya ait değil. İstanbul’daki Ankara’daki balıkçıların hemen hepsinde pul biber konuluyor. Sipariş verirken ben her seferinde önceden bibersiz olsun diye belirtirim, yine pul biberli gelirse geri gönderirim. Ustacım neden korkuyorsun? Karidesinden mi tereyağından mı? Neden deniz ürünlerini Mardin usulü yapıyorsun?

Burada yenilecek en güzel arasıcak jumbo karides ızgaradır. Balıklar gelene kadar mideniz olağanüstü bir lezzet için kazınmaya başladıysa, jumbo karides ızgarayı çok seveceksiniz. Pişirilirken biraz yağ biraz tuz konulmuş o kadar. Kuyruğundan tuttuğunuz gibi yerken aman dikkat edin, arada parmaklarınızı yiyebilirsiniz.
 

Kebapçıya topluca gidildiğinde ortaya karışık kıyma, kuşbaşı söylenir, masa başındakiler de farklı lezzetlerin tadına bakar. Ama balıkçıya gidildiğinde genelde herkes kendine bir porsiyon balık söyler ve onu yer. Nedense ben balık yerken de çeşit arttırmayı çok severim. Maksat görsel zenginlik olsun, yediklerimiz damaktan başlayıp midesel şölene dönüşsün.

“Efendim tekir barbun mangala gelmez, onun tavası iyi olur” diyenler, ALOOOO size sesleniyorum. Alın size misler gibi tekir ızgara. Pişirmesini bilirsen aslanlar gibi olur. Adam gibi ızgara yapacaksın, sonra suçu balığa atmayacaksın.
 

Tekirin çok büyük olmasına da gerek yok, önemli olan kurutmamak! Adana 2. bölümde anlattığım  ciğer gibi. Çok harlı ateşte pişmeyecek, yavaş yavaş pişecek. Zira küçük balıklarda derisinin nar gibi kızarmasına hiç gerek yok. İçi pişecek kadar ızgarada kalsın yeter.
 

Alın size usturupluca pişirilmiş ızgara tekir, ortayı açıyorsun suyu var. Siz hiç ızgara balığın suyuna ekmek banma zevkini yaşadınız mı? Ufak bir eleştiri, usta balığı ayıklarken ortasındaki kanını iyi temizlememiş, lütfen biraz dikkat. Balık ne kadar taze olursa olsun, yerken ağza gelen balık pulu ve katılaşmış balık kanı müşteriyi irite edebilir.
 

Sadece tekirle balık faslı geçiştirilemez, 1 kiloluk deniz levreğini bulursanız kaçırmayın. Lagos orfos filan da vardı ama oldukça pahalı, neredeyse İstanbul fiyatı yapmışlar. 35 santimlik deniz levreği ise asla üzmez, ne lezzet olarak ne de fiyat olarak.
 

Balık sonrası tatlı yemek adettendir, genelde helva gelir. Büyük bir ihtimalle burada da vardır ama ben Adana’ya gelince meyve yemeyi tercih ediyorum. Buradaki kavunun karpuzun tadı İstanbul’da yok. Hangi lokantaya giderseniz gidin meyvenin iyisi var. Laf aramızda kavun, karpuz, rakıya devam etmek için haylazca bir sebep oluyor.
 

Dost balık evi Adana’da benim bildiğim en iyi balıkçılardan biri. Kaliteli balıkları ve deniz ürünleri var. Fiyat olarak İstanbul’a göre çok çok iyi. Kebap sevmeyen yurt dışından gelen misafirlerimize gönül rahatlığı ile tavsiye ettiğim bir yer. 10 üzerinden 9 alır.


Yelkoma Balık
 
4-5 kere Dost Balık’a gidince, balık lokantası araştırmalarına başladım. Arkadaşlardan öğrendiğim kadarıyla Karataş yolu üzerindeki Yelkoma Balık Restaurant (Cumhuriyet Mahallesi Hasan şaş Bulvarı 125) çok büyük bir balık lokantasıymış. Yanyana hem çiğ olarak balık satan dükkanları var, hem de oturup yiyebileceğin lokantaları. Balıklar Karataş’tan geliyormuş. Tezgah epey zengin, jumbo karides, lagos ve minekop gözüme ilk çarpanlar. Levrek, tekir elbette olmazsa olmazlar.
 

Tezgahın arkasındaki görevliye hangi balığı tavsiye ettiğini sormak lazım. Çünkü o şahıs balıkları ayıklayan temizleyen kişidir. Gözünün içine baka baka bayat balığı tavsiye edemez. O gün “Abi minekop şahane” dediler, tereddüt bile etmeden kabul ettim. Maşallah kendisi 6 kilo gelen bir derya kuzusuymuş. Dilim dilim kesip ızgara veya tava yapıyorlarmış.
 

Bir açıklık getireyim, lütfen minekop ile çinekopu birbirine karıştırmayın. Çinekop lüferin küçüğüdür pulsuz olur, eti yağlıdır. Minekop ise levreğe benzer, pulları vardır, eti levreğe göre biraz daha az yağlıdır.

Balığımı ızgara sipariş edip masaya geçtim. O gün sadece balık yiyeceğim için hiç mezelere, ara sıcaklara bulaşmadım. Zaten Akdenizde kalamar yok! Zaten Adanadayız karidesi de pul biberli yapıyorlar. Ne kapatacam minekopun önünü, sarımsaklı roka ile inceden başladım.
 

Hayatımda ilk kez minekopu 27 yaşımda İstanbul’da yemiştim. Bu balığa karadenizde “kötek” derler, İstanbul’da “kaya levreği” diye sattıklarını görürüm. Burada ise komiktir “trança” diye satıyorlar, ama trança ile uzaktan yakından alakası yok. Esas adı minekoptur bu aslan parçasının. Ustam o kadar güzel pişirmiş ki gözümden mutluluk gözyaşları gelmesi an meselesi.
 

Tabakta sessiz sedasız duran mütevazi görünümlü balığım başlı başına bir ziyafet. Kalınca kestirdiğim iki dilim minekopum tam istediğim gibi pişmiş. Balık oldukça büyük, kılçığı az, beyaz etli ve sandığımdan daha yağlı. Yıllarca Yunan adalarında gidip dilimlenmiş ızgara kılıç balığı yemiş, “Biz de neden yok” diye hayıflanmıştım. Bizim minekop onların kılıç balığına 5 basar.
 

Yediğim balık o kadar güzel o kadar lezzetliydi ki, suyuna ekmek banmaktan garsonlar lavaş yetiştiremediler. Omurgasının içinde acaba ilik var mıdır diye kuzu iliği muamelesi yaptım, itinayla emdim. Hesabı ödedikten sonra mutfağa girip ustanın elini sıktım, tebrik ettim. O gün Adana’da hiç tahmin etmediğim bir yerde hiç tahmin etmediğim kadar lezzetli bir balık yedim.
 

Yelkoma’ya o gün için canıgönülden 10 üzerinden 11 veririm. Ama bir sonraki gidişimizde hem tezgahdaki balık çeşitliliği açısından hem de gelen balıkların lezzeti açısından 10 üzerinden anca 6 veririm. Kesinlikle üçüncü kez gideceğim, ve bir kez not daha vereceğim.


Güney Paça Salonu
 
Adana’da kaldığımız otelin hemen karşısında Güney Paça Salonu (Kuruköprü Mahallesi Sefa Özler Caddesi 38) var. Gece yatmadan önce cila niyetine veya sabah kalkınca kahvaltı niyetine içilen işkembeyi çok severim. Ama paça ile pek haşır neşir olduğum söylenemez. Aslına bakarsanız paçanın kendisini ben de pek sevmem, ama paçacıda sadece paça yoktur, kelle de vardır.

Kelle ayrıdır, paça ayrıdır. Hatta kellenin de içindeki etler ayrı ayrı tepsiye dizilir ve sen hayvanın neresini istersen çorbaya orasını koyarlar. Örneğin işte bu paça. Harbi harbi kuzunun ayakları ve paçası. Hafif yumuşak kıkırdak gibi yapıya sahip etler saatlerce kaynatılarak çok lezzetli çorba suyu elde ediliyor. Ama bunları yemesi beni pek cezbetmedi.
 

Hazırlanan çorbanın içine paça değil, sadece kelle istiyorum diyebilirsiniz. Ustanın size ilk sorusu “Beyin olsun mu?” olacaktır, zira bir çok kişi beyin sevmeyebilir. Ama bir kellecide beyin olmazsa olmazdır.
 

Gelelim ayıklanmış kelleye. Sol tarafta karışık kelle, ortada tarafta dil ve sağ tarafta da siyah yanak eti var. En lezzetlisi tabii ki sol taraftaki karışık ve yağlı olanı ama ısınma turlarına ben siyah ve yağsız olan tarafından başlıyorum.
 

Çorbayı hazırlayan ustam, başında meraklı gözlerle onu izleyip durmadan fotoğraf çektiğimi görünce misafirperverlik duyguları kabardı ve önce tuza sonra sumağa bandırdığı koca bir parça beyini tezgah arkasından uzatıp elleriyle besledi. Sabah saat 06:17 ve Adana’da “sumaklı beyin” ile güne başlamak herkeze nasip olmayan bir deneyim olsa gerek. Çok yaşayan değil, çok gezen bilir bu lezzetleri.
 

Kelle etlerinin kaynayan çorba kazanında değilde ayrı bir tepside dışarıda durmasının iki amacı varmış. İlki tencerede saatlerce kaynayan suyun içinde etlerin yumuşayıp laçkalaşmaması, diğeri de etin istediğin tarafını seçme imkanının olmasıymış.
 

Etler soğuk olduğu için bunları ısıtmak lazım. Antep’teki paçacılar önce kaseye eti koyar sonra sarımsaklı su ve pul biber koyup alttan harlı alevle coşkuyu verirler. Adana’da ise usül biraz farklı, tencerede kaynayan paça suyunu doldur boşalt yöntemiyle 3-4 kere değiştirerek kasenin içindeki etler ısıtılıyor.
 

Daha sonra isteğe göre sarımsaklar ekleniyor. Çorbanın suyunu da ekledikten sonra son olarak kırmızı toz biber yakılmış tereyağı çorbanın üzerine boca ediliyor.
 

Çorbanın suyunun lezzeti için kelime bulmakta zorlanıyorum. Resmen sıvı et içiyorsun. 2 saat boyunca sanki kemikler ve etler erimiş, suyun içine geçmiş. Sarımsak çok yakışmış, çorbanın üzerine gezdirilen tereyağı ise bambaşka bir lezzet katmış. Son dokunuş müthiş olmuş.
 

Güney paça salonu benim Adana’da ilk gittiğim paçacıdır. Daha sonra bu konuda araştırmalarım devam etti ve daha iyilerini buldum. Genel olarak iyi, ama 10 üzerinden 7 alır.


Meşhur Kuruköprü Paça Salonu
 
Paçanın tadını bir kere aldık ya, artık alternatif yerler aramak lazım, nerede daha iyisini bulabilirim diye araştırırken, I-phone foursquare uygulamasında şehirdeki en çok checkin almış paçacısı, Meşhur Kuruköprü Paça Salonuna (Yeşilyurt Mahallesi, Nezip Fazıl Bulvarı 4/A) gittim.

Şimdiye kadar gittiğim paçacılara göre en temiz, en hijyenik olanı. İzmir’de kellenin söğüşünü yaparlar. Soğuk kelle etleri ince ince kıyılıp dürümün içine konur yenir. Adana’da ise sadece çorbasını yapıyorlarmış. Ayak, kelle, dil, çürük var. Hangisini istersen onu koyuyorlar. Kelle diyince boyun ve gözün etrafındaki yağlı etler konuyormuş. Çürük ise yanak ve çene etrafındaki yağsız siyah etlermiş.
 

Dil etini siz sever misiniz bilmiyorum ama ben çok severim. Yağsız ama yumuşacık olur, ister soğuk soğuk yersin, istersen sandviçlerin içine koyarsın, ordöv tabağına da pek bir yakışır. Kazakistan’da bizzat yedim, iyi bir vodka mezesidir. Ama malesef Türkiye’de pek bilinmez ve yenmez. İstanbul göbeğinde Taksim’de 3 tane dil yiyebileceğin mekan say deseler zorlanırım.
 

Etlerimiz kaseye girdi ve hareket başlıyor. Altını çizmeden geçemiyeceğim, Antep’te beyran veya paça içerseniz mutlaka koca bir bakır kasede sunulur. Adana’da porselen kasede sunulmasını biraz garipsedim. Biraz batı usulü olmuş havası veriyor.
 

Soğuk etleri ısıtma prosedürü burada da aynı. Kaynayan kazandan kepçeyle alınan kelle suyu, 4-5 kez doldur boşalt yapılarak etler ısıtılıyor.
 

Gelelim yancı kuvvetlere. İster mercimek olsun ister kelle paça, Anadolu’da mutlaka ve mutlaka kırmızı tozbiber veya kuru nane tereyağında kavruluyor ve çorbanın üzerine gezdiriliyor. Sarımsak ise kelle paçanın olmazsa olmazı.
 

Isıtılan etlerin üzerine önce kıyılmış sarımsaklar ekleniyor. Tabii bu isteğe bağlı! Sipariş esnasında “sarımsak olacak mı?” diye soruyorlar. “Ay ağzım kokar, ay işyerindekilere ayıp olur mu?” diye aklınızdan bile geçirmeyin. Yemek konusunda ayıp mayıp olmaz, hele Adana’da hiç olmaz. Çıkışta karanfil veriyorlar, üstüne de bir naneli sakız attın mı tamamdır.
 

Sarımsaktan sonra ikinci sihirli dokunuş ise kızdırılmış tozbiber ile hazırlanan tereyağı. Zaten bu sarımsak ve tereyağı ikilisi neyin içine girerse girsin film kopuyor, bir anda herşey güzelleşiyor, tozpembe oluyor. Mermerin üzerine sür, onu bile yersin.
 

Çürük ve dil ile hazırlanmış çorbam hazır. Yağı tuzu karabiberi sarımsağı sirkesi, herşeyi içinde. Senin ilave etmen gereken hiç bir şey yok. Eti az değil, parçaların boyutları bile oldukça büyük. Dişinin kovuğunu rahatlıkla doldurur. Lezzeti ise kana kan katacak cinsten. Sanırm bunu içen, kış boyunca 2 ay doktora gitmez.
 

Yolunuz Adana’ya düşerse ne yapıp edin Kuruköprü Paça Salonu’na uğrayın. Düşmezse de sırf burası için düşürmeye çalışın, başka şehirlerde bulamayacağınız çürük denen çorbayı için.
 

Burada sadece paça yok, mumbar şırdan gibi bağırsaktan yapılan yemekler de var. Türkiye’nin batısında bağırsak şişin üzerine sarılarak kömürde pişirilir ve adına kokoreç denir. Doğuda ise bağırsağın içine pirinç ve et doldurularak dolması yapılır. Hayvan canlıyken bağırsağın içinden geçen şeyle malum! O yüzden kokoreçi pek çok kimse sevmez. Mumbarı ise o yörenin halkı dışında kolay kolay seven olacağını düşünmüyorum.
 

Üzerine limon sıkıp, biraz kimyon biraz pul biber konarak yeniyormuş. Sanırım maksat hafif çeşnilendirerek o kuzu kokusunu bir nebze olsun perdelemek. Yarım porsiyon aldım ve tabağımdakileri bitirdim, amma velakin çokta öyle ayıla bayıla yediğimi söyleyemeyeceğim.
 

Son tadımımız ise bize arap mutfağından gelen bir lezzet olan humus. Hatay gezimizdeki ve Halep gezimizdeki o güzelim humuslardan canım çektiği için değil, sırf menüde gördüğüm için sipariş ettim. Hem de pastırmalı. Başrolde humus olsa da bence burada esas oğlan pastırma. Kırmızı toz biber kızdırılmış tereyağı ise en ikinci erkek oyuncu ödülünü alır. Her ikisi de büyüleyici.
 

Memlekette bu kadar güzel yemekleri gördükçe ve öğrendikçe çok mutlu oluyorum. Bu ülkenin vatandaşı olmaktan gurur duyuyorum. Keşke bu tip yerel yemeklerimiz uluslararası platformalarda tanıtılsa, bilinirliği artsa. Dünya literatüründe en az İtalyan’ların mutfağı kadar değerimiz olur.

Şu tabak görüntüsüyle bile oscara katılsa 3-4 dalda ödülleri toplar. Alttaki humusun lezzetine diyecek bir şeyim yok, üzerine konan pastırma ve tereyağı şiddetli ama yerinde lezzet takviyesi yapmış. Tam bir görsel sanat eseri. Tabağı görünce ilk başta bana Roma’da yediğim “Melanzane Parmigiano” (parmesanlı domatesli patlıcan) anımsattı. En az onun kadar meşhur olabilecek bir lezzet.
 

Meşhur Kuruköprü Paça Salonuna kesinlikle aç gitmek lazım. Gece vakti eve dönmeden önce sadece paça içmeye gidebilirsiniz. Yada sabah gidip kahvaltıyı paçayla yapar, 15 dakika sonra da benim gibi pastırmalı humusla öğlen yemeğini aradan çıkartabilirsiniz. Rahat rahat 10 üzerinde 9 alır.

Adana yolculuklarınızın tadı bol olması dileği ile

Adana hakkında 5 şey;
1. Adana’ya giderken aç gidin, uçakta hiç bir şekilde sandviç filan yemeyin.
2. Her ne kadar kıyma kebabını “kokuyor” diye sevmeseniz de, Adana’ya gelip kıyma kebabı yemeden dönmeyin.
3. Hayatınızda mutlaka bir kere gerçek bir Adanalı gibi ocak başına oturun, üzerinize kömür ve etin kokusu iyice sinsin.
4. Izgara jumbo karidesin tadına Adana’da bakın. Hele bir de derin dondurucuya girmemiş taze karides bulursanız işte o zaman bu sevimli pembe böceklere aşık olabilirsiniz.
5. Çürük denen çorba, Adana’nın yöresel lezetlerinin başında gelir. Başka bir şehirde bulamazsınız.


.
 


13 yorum:

şimalyıldızı dedi ki...

Ne diyelim yarasın ilk fırsatta baharda koyunlar kuzular kuzulamaz adanaya gitmek gerek

Adsız dedi ki...

her şey güzel hatta daha ötesi. Karides güveç ve karides ızgaranın fiyatını merak ettim malum ekonomi kişiye göre değişkendir:)

Osman E. dedi ki...

O kadar güzel anlatmışsınız ki hiç gitmediğim Adana'ya kalkıp gidesim geldi...

Adsız dedi ki...

Dostlarda yediğiniz deniz levreği değildi maalesef - bir dost.. Yelkomadaki balıklarda karataştan değil kendi dalyanlarından geliyor.. Adanada deniz balığı bulamazsınız, şayet şanslıysanız dalyan yersiniz, adanada dalyancılık yaygındır araştırın..

tuzvekarabiber / Salt'nPepper dedi ki...

Muhteşem bir yazı olmuş, ellerinize sağlık. Adana'da balık göreceğim hiç aklıma gelmezdi, oysa ki ne kadar çok seçenek varmış. mekanların tekir ızgarayı tercih etmemesi beni de hep kızdırır. sizin blogu kullanıp, Adana'da bile yapıyorlar, siz mi yapmayacaksınız diyeceğim :).
köylü patatesi tam sevdiğim gibi, anneannem de evde öyle yapar.
Sumaklı beyini sabahın 6sında yediğiniz için tebrikler :).

http://tuzvekarabiber.blogspot.com/

tuzvekarabiber / Salt'nPepper dedi ki...

Bu arada yakında NY'a gideceğiz diye yazmışsınız. daha gitmediyseniz blogda daha yeni 2 postumuz NY üstüne. belki ilginizi çeker. 2ci ve 3cü yazımız.


http://tuzvekarabiber.blogspot.com/

Adsız dedi ki...

efenim birkaç yazınızda daha rastladım :Akdeniz'den kalamar çıkmaz diyorsunuz , bilakis muhteşem çıtır çıtır bebek kalamarlar denk getirebilirsiniz üstelik inanılmaz komik rakamlara.Diğer yandan Adana'da deniz balığı olsa olsa lahos yada tombik bulabilirsiniz.Adana bir dalyan şehri olduğu için mumlu balık yumurtası mutlaka denenmelidir.

Adsız dedi ki...

Merhaba fiyatlardan da bilgi verseniz daha iyi olmaz mı?

Adsız dedi ki...

20.4.2013 GÜNÜNDE ADANA YA UĞRAMADAN ÖNCE ARAŞTIRMA YAPTIM KURU KÖPRÜ PAÇACI SINA GİTTİM VE GÜNEY PAÇA SALONUNA GİTTİM İKİSİNİN PAÇASINI KIYASLADIĞIMDA GÜNEY PAÇANIN PAÇASINI DAHA ÇOK BEĞENDİM 48 YILDIR BU İŞTE FAALİYET GÖSTERİYOR PAÇA DENİLDİ Mİ GÜNEY PAÇA SALONU VE PAÇA FİYATI 8.00 TL

Erhan Erdogan dedi ki...

çürük kayseride de vardır. bilginize

Adsız dedi ki...

lavaş deyip durduğunuz şey pide

Adsız dedi ki...

Ege varken Adana'da karides yemek ne alaka be?

Löplöpcü dedi ki...

Türkiye'nin en iyi jumbo karidesi maalesef Ege'den değil, Hatay körfezinden çıkıyor be

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World