12 Mayıs 2013 Pazar

New York - 5.Bölüm China Town


Yazının 4. bölümü (Steak) için lütfen tıklayın

Bir batı ülkesinde yaşayan en fazla Çinlinin bulunduğu New York City – China Town (Çin Mahallesi) adeta başlı başına bir şehir. Manhattan adasının güneydoğusunda yeralan Çin mahallesinde sadece Çinliler var sanmayın. Vietnam, Tayland, Malezya, Endonezya, Filipinler gibi farklı ülkelerden gelen yaklaşık 100.000 kişi yaşıyor. Bazıları burada doğmuşlar büyümüşler ve hatta bir çoğu İngilizce bile bilmiyor. Peki bu kadar insan ne yer ne içer? İşte benim New York’u çok sevmeme sebep olan nokta da burası oldu.

Çin mahallesinde müthiş canlı bir sokak lezzetleri kültürü var. Yüzlerce market ve lokantada envai çeşit yiyeceği, hem taze hem de çok ucuza bulmak mümkün. Sebzesinden, etine, deniz mahsüllerinden meyvesine kadar, her şey burada çok bol ve çok taze.




Tüm tabelalar Çince, nadiren latin alfabesi de köşeye iliştirilmiş. Tezgahtarlar uzakdoğulu, alıcılar uzakdoğulu, kendinizi sanki Çin mahallesinde değil, gerçekten Çin’de hissedebilirsiniz. Kendilerine ait hipermarketler bile var. Üşenmeyip buraya gelirseniz Manhattan’ın en ucuz gıda alışverişini Çin mahallesinde yapabilirsiniz. Hatta meyvayı sebzeyi Manhattan’daki sosyetik marketlerdeki gibi “taneyle” değil “kiloyla” alırsınız.




Hamburger yazısında anlattığım o kalın köfteli hamburgerlerin fiyatına burada 2 kişi tıka basa yemek yiyebilirsiniz. Eğer uzakdoğuya ilgi duyuyorsanız buyrun kısa bir New York Çin Mahallesinde lezzet turuna.




New York’ta ulaşım için metro sistemi bulunmaz kaftan. Q veya N numaralı metroya binip Canal Street durağında inerseniz rahatça Çin mahallesine ulaşabilirsiniz. İndiğinizde şaşırmayın, etrafta gördüğünüz insanların %90’i uzakdoğulu olacaktır. Bütün hengame Baxter Street – Bowert Street – Grand Street – Worth Street arasında kopuyor. İçlerinde en canlı olanı Bayard Street ve Mott Street. Çin mahallesindeki ilk şaşkınlığı giderdikten sonra geliş amacımı hatırlıyorum. uzakdoğu löplöp turu yapmak!




Otantik Vietnam mutfağını keşfetmek ve güne sabah sabah sıcacık bir Vietnam çorbası ile başlamaya ne dersiniz? 2008 Vietnam seyahatimizden beri bir daha hiç yiyemediğim, şöyle güzel bir kemik suyu ile hazırlanan Phở içmek için 2 restaurant öneririm. Pho Bang Restaurant (157 Mott Street) ve Nha Trang One (87 Baxter Street). Daha bir sürü Vietnam Restoranı var ama biz en çok bu ikisini sevdik.




Genelde rezervasyona gerek yok, boş masa varsa hemen oturursunuz. Daha masaya oturur oturmaz menü ile birlikte size yeşil çay getireceklerdir. Menüye bakıp ne yiyeceğinizi düşünürken bir yandan da çay içerek mideyi ziyafete hazırlıyosunuz.




Koca bir kasede hazırlanan Pho, Vietnamlıların milli yemeği. Sadece bir kaç dakika haşlanan pirinç makarnaları süzülüp kaseye konduktan sonra üzerine çok ince kesilmiş çiğ dana eti konuyor. İnce kıyılmış taze soğan, kuru soğan ve culantro denen uzun fesleğen, nispeten bizim bildiğimiz fesleğene daha çok benzeyen Asya fesleğeni, kişniş yaprakları gibi taze baharatlar eklenerek çeşnilendiriliyor. Son olarak ayrı tencerede saatlerce pişen kemik suyu, hazırlanan tüm malzemelerin üzerine konarak yemeğimiz tamamlanıyor.




Kemik suyunun lezzeti inanılmaz güzel çünkü malzemesi çok bolmuş ve haşlama suyu hazırlanırken oldukça emek veriliyormuş. Dana kemiği, öküz kuyruğu, közlenmiş soğan, közlenmiş zencefil ve Saigon tarçını, yıldız anason, siyah kakule, kişniş tohumu, rezene ve karanfil gibi baharatlar konularak et suyu hazırlanıyor.

Pho masaya gelirken garnitür olarak yanında taze soya filizi, taze Asya fesleğeni ve lime olmazsa olmaz. Vietnamlılar taze otlar ile yemeklere lezzet katmaya bayılıyorlar. Baharatının daha da yoğun çıkmasını sağlamak için fesleğen yapraklarını küçük küçük kopartıp soya filizleri ile birlikte çorbanın içine atıyorsunuz.




Eğer çok açsan elbette normal bir kase sipariş edip tek başına içebilirsin ama gerçek usül 1-2 dolar daha fazla vererek XL büyük kase sipariş edip, bir kaç kişinin ufak kaselerde paylaşmasıdır. Böylece azar azar daha fazla çeşidin tadına bakabilirsiniz. Uzakdoğu asya mutfağının kültüründe yemek paylaşımı esastır.




Vietnamlılar tuz karabiber pek kullanmazlar. Karabiber yerine sarımsaklı acılı Sriracha Sos, tuz yerine de soya sosu kullanırlar. Vietnamlıların Sriracha sosu öyle tabasco sos gibi bağırttıracak kadar acı değildir. Hafif sarımsaklı ve şekerli olduğu için hayli lezzetlidir.




Artık çorbanız yenmeye hazır. Tahta çubuklarla biraz makarnasından, biraz etinden alıp çiğnerken bir yandan da kaşıkla suyunu içiyorsunuz. An itibariyle olsa da yesek kıvamındayım.




İçine soslardan koymak size kalmış. Zaten o et suyunun içerisindeki lezzet o kadar güzel ki insanın kaseyi iki elle tutup kafaya dikesi geliyor.




Bütün hücrelerinizin mutlulukla dolması içten bile değil. Son damlasına kadar hiç bir gramını bile ziyan etmemek lazım.




İçindeki etler çiğden konuyor demiştim ya! Aman sizi yanıltmasın, etleri çiğ çiğ yemiyorsunuz. Üzerine konan kaynar kemik suyunun sıcaklığıyla incecik kesilen etler gayet güzel pişiyor.
 



Menüde pho’nun farklı çeşitleri var. İçine konan etin cinsine göre değişiyor. İsteğe göre Eye of Round (yağsız nuar), brisket (ön kolda inciğin üzerindeki “puli” denen lezzetli kısım), tendon (paça), Omosa (işkembe), Navel (pançeta denen yağlı döş eti) gibi parçaları koyuyorlar. İçlerinden en temizi ve bize en uygunu elbette eye of round ve brisket denen yerleri.

Vietnamlıların en sevdiğim yiyeceklerinden biri de Gỏi cuốn, yani Vietnam usulü spring roll. Genelde Çinliler spring roll’u kızartırlar, Vietnamlılar ise kızartmadan yiyorlar. Pirinçten elde ettikleri incecik lavaşın içine karides, havuç, çin marulu ve taze soğan koyup dürüm yapıyor, soğuk soğuk yiyorlar.




Vietnam’dayken 1 günlük yemek pişirme kursuna gitmiş, bu dürümlerden bizzat kendim yapmıştım. Dışındaki o hamur o kadar ince ki siz daha ağzınıza atmanızla birlikte önce patlıyor sonra neredeyse eriyor ve ardından içerideki öncü kuvvetlerin lezzeti geliyor. Jumbo karides eti ağzınızda dağılıyor, üstüne cila olarak çin marulunun suyu akıyor, taze soğanın verdiği keskin lezzet ise son noktayı vuruyor.




Çıtayı 1 metre daha yükseltiyorum! Eğer karidese düşkünlüğünüz varsa, bir Vietnam lokantasına gittiğinizde mutlaka ama mutlaka  Gỏi đu đủ denen Vietnam usulü yeşil papayalı karides salatasından sipariş edin. Salata diyince insanın aklına domates biber salatalık gelir di mi? Yok bu öyle değil! İçinde sebze namına kibrit çöpü şeklinde ince ince rendelenmiş yeşil papaya ve havuç var. Üzerine haşlanıp soğutulmuş karidesler ve taze naneye benzer bir ot konuyor. Ama olay sosunda! Tatlı ekşi sos, balık sosu, pirinç sirkesi, palmiye şekeri ile hazılanıyor ve tam bir lezzet küpü.




Salata sosu ile lezzetlenen papayalar ve havuçları kütür kütür yerken ağzınızın içinde bir ferahlama ve lezzet boşalması söz konusu. Hele bir de o derin dondurucuya hiç girmemiş karideslerin tadı yok mu! Olimpiyatlara gitse altın madalyayı kazanır. İşte mest olacağınız an bu salatayı yediğiniz andır dostlar.




“Çin mahallesine gelince Çin yemeği yenir arkadaş, Vietnam yemekleri de nerden çıktı” diyenlere açıklık getireyim. 2008 yılında yaptığımız 18 günlük Vietnam turu bende o kadar etki bıraktı ki “Türkiye’den başka hangi ülkede yaşarsın” deseler, sayacağım 2-3 ülkeden biri olur. Yemekleriyle kültürüyle muhteşem bir ülke.

Yok benim çiğ etli çorba veya karidesle işim olmaz, şöyle adam akıllı bir pekin ördeği löpletmek istiyorum, envai çeşit dim sum (Çin mezesi) denemek istiyorum, “Çin mutfağını seviyorum uleeen” diyorsanız, ikinci kısım başlıyor.




Çin yemekleri biraz karışık olur. Bölgeden bölgeye değişir ama genelde yemekler vok tavada yağda kızartılarak yapılır. Her lokma çubukla yendiği için küçük küçük parçalar ayrılır. Koca Çin mutfağında buna bir istisna vardır ki o da Pekin ördeğidir. Türkiye’de iyi bir Çin restoranından Pekin ördeğine en az 70 TL öderken, vitrinde asılı duran bu ağız sulandırıcı ördekleri East Corner Wonton Restaurant’ta (70 East Broadway) çok uygun fiyata yiyebilirsiniz. Pilav üstü az ördek 4 $, porsiyon ördek 5.75 $, iyi yiyiciler için ortadan ikiye yardırıp yiyeceğiniz yarım ördek 11.50 $.

“Pilav ile hammalık yapmaya gerek yok” diyip, ben son tercihi kulandım. Ördek eti, tavuk gibi beyaz değil! Süt kuzusu gibi pembe bir eti vardır, ayrıca oldukça yağlıdır. Çıtır çıtır kızartılan o güzelim derisi ile etin arasında en az yarım santimlik bir yağ tabakası vardır. “Ay bu çok yağlı ben yiyemem” diyenlerdenseniz baştan söyliyeyim hiç bulaşmayın. Eti usturuplu bir şekilde hoisin sosuna bandırıp daha sonra LÖÖÖPP.




Aslında önce derisini soyup sade etin tadına bakmanızı öneririm ki ördek etinin tadına varın. Daha sonra derisiyle baraber yiyin, çünkü mutluluğa esas adım burada başlıyor. Ördeği pişirirken üzerine sürülen şekerli sosun açık alevle karamelize edilmesi ile ortaya mükemmel bir tad çıkıyor. “İyi löpletirim” diyen her vatandaşın mutlaka denemesi gereken bir şey bu.




Derinin o güzel tadını aldıktan sonra yumuşacık et dişlerinizle temas etmesi ile birlikte pişmaniye gibi dağılıyor. Etin yağlı olmasından dolayı aşırı yumuşak. Hoisin sosunun asiditesi etin yağ oranını dengeliyor. Şimdi şu ördeği görüp ağzınızın suyu akmayan varsa gidip bir doktora görünsün.




Bu ördeğin hakkı en az bir tam ördek götürmek ama kendimi zor frenledim. East Corner Wonton Restaurant’ta sadece ördek yok. Dana eti ve tavukla yapılan onlarca yemek, congee denen çorba, çeşit çeşit kızarmış makarna, makarna çorbası, kızarmış pilav bulunuyor.

Çin mahallesinde mutlaka bahsetmek istediğim bir diğer yer ise Amerika’daki ünlü gurmeler tarafından dünyanın en iyi dim sum restoranı olarak nitelendirilen Jing Fong (20 Elizabeth Street). Girişteki yürüyen merdivenlele ikinci kata çıkıyorsunuz, yukarıda sizi koca bir salon bekliyor, yaklaşık 400 kişilik bir salondan bahsediyorum. Burası bir lokantadan ziyade “yemekhaneye” benziyor. Aslında Çinliler dim sum yenen bu yemekhanelere Yum Cha diyorlar.




Çinlilerin dim sumu bizim mezeye veya İspanyolların tapasına benziyor. Azar azar 9-10 çeşit mantı ortaya söyleniyor, herkez birer ikişer tadına bakıyor. Bir dim dum restoranında dumpling denen un veya patates nişastasından yapılan buharda pişmiş veya kızarmış mantı, Cha siu bao denen ekmeğe benzer bir hamur işi, Cheong Fun denen pirinç hamuruyla yapılan dürüm mantılar bulunur. Mantının dışında tavukbacağı kızartması, lotus yaprağı içinde yapışkan pirinç gibi çeşitler de dim sum olarak yenen mezeler.

Masaların arasında garson kadınlar yenmeye hazır mantı dolu servis arabaları ile dolaşıyor, siz beğendiğiniz bir şey görürseniz hemen oracıkta masanıza alıyorsunuz. Tabak ücretleri boyutlarına ve içeriklerine göre 2.25 – 5.75 $ arasında değişiyor, hesap hemen masanızdaki adisyona işleniyor.




Tepsiler çeşit çeşit mantı ile dolu. Buharda pişen ince hamurlu mantılar sebze, tavuk, ördek, dana eti, domuz eti, karides ve hatta köpek balığı yüzgeci gibi çeşitli harçlar ile dolduruluyor. Hayatımda ilk defa gittiğim dim sum lokantasında içeriğini hiç irdelemeden gözüme hoş görünen 3-4 tanesini aldım. Yoksa “Bunun içinde ne var?” diye sormaya başlarsanız işiniz zor.




Mantılar bizdekinin aksine genelde buharda pişiriliyor. Mushiki denilen bambu kapların içindeki mantılar, alttan gelen buharın etkisi ile sıcak tutuluyor. Buradaki en önemli husus hamurun patlamaması. Eğer patlarsa hamurun içindeki etin suyu akıp heba oluyor ve bizim mantı hiç bir şeye benzemiyor.




Yu Chi Gao denen bu mantının içinde Köpekbalığı yüzgeci (Shark fin dumpling) var. Biz köpek balığı yemediğimiz için biraz itici gelebilir ama inanın bu lokantadaki en lezzetli mantı. Daha önce Datça seyahatimizde Fevzi’nin Yeri’nde köpekbalığı yüzgeci çorbası ile tanışıklığım vardı. Mantısıyla da ilk kez bugün burada tanıştım. Hamuru şeffaf denecek kadar ince, eti bol. İnsanın içini açıyor, moralini düzeltiyor, karbondihrat ve protein patlaması yapıyor.




Shumai denen bu mantılar diğerlerinin aksine komple kapalı değil. Kuzu eti ve siyah çin mantarı ile hazırlanan harç çok ince bir hamurla kaplanıyor. Et/hamur oranı diğerlerine göre çok fazla olduğundan dolayı sanırım etin pişmesi kolay olsun diye tepesi açık. Buhar alttan geldiği için yine etin suyu hamurun içinde kalıyor.




Çubuklarla tutup acı sos veya soya sosuna batılıp mümkünse bir lokmada ağza atmak lazım. Hani sahanda yumurtanın sarısını hiç patlatmadan ağza atarsınız, içeride ısırınca sarısı patlayıp dilinizine damağınızı akar ya, aynı o şekilde etli iç harcın suyu içeride lezzet patlamaları oluşturuyor, dil damak yutak hep beraber halay çekiyor.

İşte Özenç’in en sevdiği mantılar ise Har Gow denen karidesli mantılar oldu. Pirinçten kapılan hamur incecik ve içinde karides etiyle hazırlanan bir köfte var. Bir oturuşta 20-30 tane götürebileceğin bir mantı. Bulursanız affetmeyin. Domuz yemem, köpek balığı yemem, kurbağa yemem, onu yemem bunu yemem diyenler için ideal.




Mantı dediğin bizde ufak bohça gibi  olur, Gürcistan'da hinkal kocaman ve yuvarlak olur, Rusyada pelmeni oval olur. Peki hiç dürüm şeklinde mantı gördünüz mü? Sırf şekli ilginç diye söylediğimiz bu mantının ismi Chiang fun. Hamurun içinde pirinç unu ve Tapioca denen bir başka toz var. Tapioca sayesinde hamur elastik oluyormuş, kolay kolay patlamıyormuş. Bir dahaki yurt dışı seyahimde çin marketinden Tapioca alacağım, evde annemin yaptığı mantının hamuruna katacağım.




Dürüm şeklindeki bu mantının hamuru oldukça tuzsuz, içinde ise karides ve ince kıyılmış taze frenk soğanı ile yapılan multi lezzetli bir harç var. Hamuru çok pişirilmemiş, yumuşamamış, laçkalaşmamış. İlginçtir servis edilirken, üzerine bolca tatlı soya sosu dökülüyor.

“Mantıların hepsi birbirine benziyor, ben farklı bir şey yemek istiyorum” derseniz, Lo mai gai yani lotus yaprağına sarılmış yapışkan pirinç tavsiye ederim. Görüntü itibariyle aslında bizim kırk yıllık yaprak sarmasına benziyor. Şekil biraz farklı gerçi ama dolma kültürünün çocukları olduğumuz için çok itici gelmeyecektir.




Garsona hanımlardan birine bunu nasıl yiyeceğimizi sorduğumuzda, saolsun kikir kikir gülerek yardımıma koştu, yaprakları çubuklarla bir güzel açtı ve itinayla içindeki cevheri ortaya çıkarttı.




Lotus yaprakları yenmezmiş, ama lezzeti hafiften pirince geçmiş. Pirinçlerin içinde ayrıca shitake mantarı ve Çin sucuğu var. Hakikaten yapışkan bir yapıya sahip pirinçleri çubuklarla yerken zorlanmıyorsunuz, zaten iki lokmada bitiyor.




Elbette benim bile deneyemediğim, belki yeterince doyduğum için belki de limitlerimi zorladığı için yiyemediğim şeyler de mevcuttu. Feng Zhao yani kızartılmış tavuk ayağı kolay kolay bulunabilen bir meze değil. Her dim sum lokantasında olmazmış. Burada var, garson da israrla vermek istedi ama benim içim elvermedi. Yinede kısa bir bilgi geçeyim, tavuk ayağının makbul olanı tendon bağlarının büyük olanıymış. Elbette derisinin bol olanı tercih edilirmiş. Yiyenler yemeyenlere anlatsın.




China Town’da kendinize mükellef bir dim sum ziyafeti çekmek için Jing Fong’a  gidin. 10-15$ karşılığında dünyanın mantısını yersiniz. “Bunun içinde ne var” sorusunu asla sormayın, garsonların bir çoğu ingilizce bile bilmiyor. Ucundan tadına bakın, beğenmezseniz kenara koyun yemeyin. 50 çeşit mantının içinde beğeneceğiniz en az 30 çeşit bulacağınıza emin olabilirsiniz. Zaten 7-8 çeşit mantı masanızda yerinizi alınca japon balığı giibi ne kadar yediğinizi bilmez hale geliyorsunuz.

Çin Mahallesinde yapılacak en güzel şeylerden biri yemek yemektir. Lüks lokanta pek bulamazsınız, genelde orta sınıf ve ucuz olur. Peki yemek yedikten sonra ne yapılır? Biz aynı lokantada oturur çayımızı da içeriz, tatlımızı da yeriz, ama Çinliler öyle yapmıyor. Dim sum’u dimsumcuda yiyor, dondurmayı dondurmacıda, çayı da çaycıda içiyor.

Chinatown Ice Cream Factory’de (65 Bayard Street) yediğim dondurma son zamanlarda yediğim en güzel dondurmaydı. Amerikalıların klasik brownie, cookie veya snickers esanslı yapay ve yağlı dondurmalarından değil, gerçek meyveler ile yapılmış hafif dondurmalar var burada.




Mango, yeşil çay, lychee, taro, zencefil gibi doğal ürünlerle yapılan dondurmalardan hangisinden alacağınızı bilmiyorsanız benden size tüyo! “Şunun tadına bakabilirmiyim?” diyerek 2 tanesini ücretsiz olarak deneyebiliyorsunuz. Lezzetler o kadar sade ve rafine ki şu an bunları yazarken bile dilim damağım birbirine yapıştı.




Herhalde 3-4 kere gitmişimdir, her gidişimde farklı şeylerin tadına baktım ama her seferinde lychee ile yapılan dondurmadan yedim. Lychee malesef bizde yok, daha çok uzakdoğu ülkelerinde yetişen tropik bir meyve. O kadar mantıyı götürdükten sonra “Ooof midem” nidalarıyla girdiğimiz dondurmacıdan yine birşeyler yiyerek ama mutlu bir şekilde ayrılıyoruz.




Chinatown’da yapılacak en önemli atraksyonlardan biri de çayhanelere gidip çay içmek. Nom Wah Tea Parlor’da (13 Doyers St) Çin çayı içmek için biçilmez kaftan. Bizde pek yeşil çay yültürü yoktur, %99 siyah çay içilir. Çinlilerde ise yeşil çay diye bildiğimiz çayın bile bilmem kaç çeşidi vardır.




Sırf listemde olduğu için geldik, oturduk çayımızı içtik ama şu çay kültürünü tam olarak anlamış değilim. Bardakların ve çaydanlığın sıcak suyla ısıtılması, demliğin için konan çayın ilk su ile yıkanıp o suyun dökülmesi ve tekrar sıcak su atılması, küçük bardaklara konan çayın iki yudumda içilmesi gibi gerçek bir Çin çayı seromonisi yaşayamadık. Ama yine de açık ve net bir şekilde söyleyebilirim ki Starbucks’da Caffee Latte içmekten çok daha fazla keyifliydi.




Dışarıdan görünce izbe olarak adlandıracağınız Çin mahallesindeki lokantalarda yediniz içtiniz bir güzel tombiği doyurdunuz. Columbus Park’a oturup saatlerce Çinlileri seyredebilirsiniz. Dama veya sayranç oynayan yaşlılardan tut, sabahın erken saatlerinde Tai Chi yapanlara kadar çok ilginç kareler yakalamak mümkün. Yan taraftaki okuldan çıkan 6-7 yaşlarındaki onlarca Çinli çocuğun herbirlikte oynamasını seyretmek ise tarifsiz bir keyif verecektir.




Alışverişi de unutmamak lazım. Asia Markette (71 Mulberry Street) sadece Çin’e değil, farklı ülkelere ait yemek malzemeleri bulduk. Japonların meşhur susam yağını, Endonezyanın kızarmış pirinçi Nası Goreng yapmak için gereken sosları ve Taylandın sebzeli makarnası Pat Thai yapmak için gereken malzemeleri çok uygun fiyata burdan aldım. Güya Amerika’ya geldik ama uzakdoğudaki her ülkenin yiyecekle ilgili en ünlü markalarını, soslarını, malzemelerini bulmak mümkün. Sırf bunun için bile New York’a tekrar gidebilirim.




İnsanların hayatta bir yapmak zorunda olduğu şeyler vardır, bir de yapmaktan keyif aldığı, keyfi için yaptığı şeyler. New York seyahatimizde Chinatown gezileri bizim için hep büyük keyif olmuştur. Açıkçası size karşı mesafeli duran Amerikalı esnaf yerine, Çinli esnafı kendimize hep daha yakın hissettik.




New York tam bir mutfak kültürleri buluşması. Amerikalılar gibi hamburger seviyor olabilirsiniz, pancake ile kahvaltı yapmayı düşünüyor olabilirsiniz ama New York’a yolunuz düşerse Çin mahallesine uğramanızda mutlaka fayda var. Hele hele bizim gibi uzakdoğu mutfağına düşkünseniz bu kadar çeşidi bu kalitede Pekin’in göbeğinde bile bulamazsınız benden söylemesi.

New York’ta uzakdoğu esintilerinden sonra bir sonraki yazı konumuz İtalya. Kendinizi Pekin’den sonra bir anda Napoli’de yermiş gibi hissedeceğiniz Little Italy, yeryüzünün gördüğüm en güzel gurme mağazası Eataly ve o müthiş deniz mahsullü spagettiler geliyor....

Yazının 6.bölümü için (Little Italy) lütfen tıklayın



 

5 yorum:

Bir Terazi Kizi... dedi ki...

Bir türlü isinamadigim cinlileri ve yemeklerini bana az önce sevdirdiniz! Üstleik altta ve üstteki komsum birer cinli! AMa ikiside cok kibarlar saygililar,bi tanesi özellikle Türk yemeklerine ve kültürüne bayiliyor,Ege`de bir güzel tadmis oh ne güzel,devamini bekliyoruz efendim.

maruf zat dedi ki...

lychee üretimine türkiyede'de başlandı..

Sonnambulo dedi ki...

Harikasınız ya canım çekti:)

KUzuner dedi ki...

Yazi gercekten cok guzel. Hic asina olmadigim halde hepsini denemek istedim okurken, ozellikle de ordekle ilgili bolumde offfff...

Teknik olarak nacizane bir fikrim olacak. Dis baglanti linklerini yeni sekmede acilacak sekilde ayarlarsaniz benim gibi her maddeyi merak edenler icin daha iyi olur :P

Ayrica sayfayi terk etmemis oluruz.

Adsız dedi ki...

heryer TAKSİM heryer DİRENİŞ

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World