18 Haziran 2013 Salı

New York - 6.Bölüm Little Italy

Yazının 5. bölümü için lütfen tıklayın

New York’daki etnik mutfaklara Çin Mahallesi ile giriş yapmış, uzakdoğu yemekleri ve lokantaları hakkında detaylı bahsetmiştim. New York’un bir diğer büyük etnik mutfağı ise İtalyan Mutfağı. Çok sevdiğim bir mutfaktır pizza ve makarnadan ibaret değüildir. 1 aylık New York seyahatimizde gerçek Amerikan yemek kültüründen kaçıp, hafif Amerikanlaştırılmış İtalyan mutfağına gereken ilgiyi gösterdik.

İtalyanlar, dünyanın her yerini olduğu gibi, Amerika’yı da mutfaklarıyla fethetmiş durumdalar. İtalyan mutfağı, aynı zamanda Amerika için, şık ve sofistike yemek tarzının da sembolü. Bu arada, belirtmekte yarar var, hemen her Amerikan kentinin, tıpkı Çin Mahalleleri gibi, “İtalyan Mahalleleri” de mevcut. İtalyan yemekleri Akdeniz mutfağına ait olduğundan bizim damak tadımıza çok daha yakındır. New York’da Hint veya Çin yemeklerini denediyseniz, hoşunuza gitmediyse İtalyan mutfağını kesinlikle beğeneceksiniz

New York Little Italy aynı Çin mahallesine benzer şekilde etnik olarak kendi başına ayrı bir mahalle. Çin mahallesi kadar büyük ve kalabalık olmasa da kendinizi Napoli’de veya Roma’da hissedebilirsiniz. Karnı acıkanlar için lokantalarıyla midenizi okşayabileceği gibi, çok özel kurutulmuş jambon veya manda sütünden mozarella peynirleri bulabileceğiniz şarküteriyle bile İtalyan kültürünü hakkıyla yansıtıyor.
 


Amerikalıların tatlı kültürü pek yoktur. 1 ay boyunca gördüğüm kadarıyla cheesecake ve çikolatalı cookieden başka pek bir şey bilmiyorlar. Bir de pancake yapıp, amma velakin üzerine akçaağaç şurubu koyarak onuda mundar ederler. İtalyanların ricotta peyniri ile yaptıkları pastalarından, cannoli veya tiramisu yemek isterseniz İtalyan mahallesinde turlayın, elbette gönlünüze göre bir yer bulacaksınız.
 


Benim bile tiramisu yapmak için malzeme almışlığım vardır. Kedi dili bisküvisi , mascarpone peyniri gibi ürünler her yerde mevcut. Yeri gelmişken söylemekte fayda var, ben tiramisu yaparken mascarpone peynirini yumurta ve şekerle karıştırıyorum, hiç pişirmiyorum! Çok özür dilerim labne peyniriyle tiramisu yapan bizden değildir!
 


Haftasonu kahvaltılarında gerçek italyan jambonu prosciutto yemek için şarkütericileri illa ki turlayın. Bizde pastırma neyse onlarda da prosciutto odur. İtalya’da her bölgenin prosciuttosu kendine özel kurutma methodlarıyla ve farklı lezzetlerde oluyor. Gönlünüze ve cüzdanınıza göre bir şey yakalarsanız kaçırmayın.
 


Salam, sucuk, sosis dersen zaten hırla gürle gidiyor. İster akşam yemeğini hafif atıştırak geçirmek için biranın yanında soğuk yersin, istersen evde pizza yaparken hamurun üstüne koyar fırına atarsın.

İtalyan peyniri dedin mi önce bir durup şapka çıkartmak, saygı göstermek lazım. Literatürde Fransız peyniri ve İsviçre peyniri meşhurdur ama İtalyanların da onlardan aşşağı kalır yanı yoktur. Çünkü coğrafi yapısından dolayı bizim gibi 4 mevsimi doya doya yaşarlar ve çok çeşitli lezzetlere ulaşırlar.

“Yok ben alış veriş yapıp evde pasta börek yapamam, armut pişsin ağzıma düşsün” diyenlerdenseniz Caffe Roma (385 Broome St.) sizlere tavsiye edeceğim eski bir pastane. Kahve içip soluklanmak için uğramakta fayda var. Çok yiyip midesini rahatlatmak isteyenlere espresso, uzun uzun oturayım keyfini çıkartayım diyenlere cafe latte. Tatlıları da pek bir güzel, özellikle cannoli tavsiye ederim.
 


Biz uzakdoğu mutfağına düşkün olduğumuz içi İtalyan mahallesinde yemek yemedik ama New York’da bir İtalyan hatta restoranı var ki değinmeden geçmek olmaz, Tony’s di Napoli  şehrin göbeğinde çok şık bir İtalyan lokantası. Et, tavuk, makarna gibi çeşitli seçenekler mevcut. Makarna diyip geçmeyin, öyle bir deniz ürünleri soslu linguine yapıyorlar ki dillere destan. Linguine bizim bildiğimiz spagettinin yassı olan versiyorunu. Ama esas bomba sosunda.

Hırvatistan seyahatimizde detaylı bir şekilde öğrendiğim deniz ürünleri soslu makarnayı artık evde kendim de yapıyorum. Ahtapotuyla, jumbo karidesiyle, vongolesiyle değme lokantalara taş çıkartırım! Bakmak isterseniz buyrun linki burada.
 


Tony’s di Napoli’de yediğim deniz ürünleri soslu linguine için kelimeler kifayetsiz kalıyor. Çatalı özellikle tabağın üzerine koydum ki efsane yemeğin boyutları belli olsun. Şefim deniz ürünlerini o kadar bol koymuş ki linguineyi bulana ödül veriyorlar.

Domatesli değil de sadece sarımsak, zeytinyağı ve beyaz şarapla yapılan sosu sevenler için karidesli linguine de var. Sarımsak zeytinyağı ve beyaz şarapla yapılan ayrı bir kültür ayrı bir lezzet, hoş güzel ama bana gelmez arkadaş, karideslerin hatırına 2 kaşık aldım o kadar.
 


Ama bizim domates soslu spagettimiz öyle böyle değil. İnsanı mutlu eden bir görüntüsü, tükürük bezlerini kabartan bir kokusu var. İçinde yok yok! Midyeden, ıstakoza, vongoleden kalamara karidese herşey mevcut. Sosunuzu isteğinize göre Fra Diavolo (Acılı domatesli), Marinara (Domatesli) veya Luciano (domatessiz) olarak seçebilirsiniz.
 


Elbette o koca kayık tabakta gelen bir porsiyon değil, menüde 3-4 kişilik diyor. Ama benim gibi sağlam 2 löplöpçü rahatlıkla yer. Önce tabağınıza bir miktar makarnadan alıp sonra üzerine deniz mahsullerinden serpiştiriyorsunuz. Elle kolla dalmak serbest. Biraz makarnadan yiyip, sonra deniz mahssullerine ayrıca çatal attım, midye kabuklarına kaşık muamelesi yapıp o güzelim domates sosunu en derin duygularımla hüplettim.
 


Istakoz çok özel bir ürün. Türkiye’de neden yetiştirilmez anlamıyorum arkadaş. Aslında olay biraz tarihe dayanıyor. Osmanlı saray mutfağında anca balık yenirmiş, öyle karides, ahtapot filan yokmuş. Bu deniz kabukluları bize Rumlardan gelen bir lezzet ve hala bir çok vatandaşımız bu nimetleri ağzına bile sürmüyor. (iyi ki de yemiyorlar, hepsi bize kalıyor)



Makarna bitince sona ayırdığım ıstakoz bacağını mideye indirdim. Aman Allahım bu nasıl bir lezzet! En son 2010 yılında Bozcaada’da yediğimiz ıstakozdan sonra New York’ta bir İtalyan lokantasında makarnanın içinde karşılaşmak büyük tesadüf. İçerdiği protein miktarından tutun, etin lezzetine kadar kaçırılmaması gereken bir şey. Yemeyi bitirdikten sonra parmakları teker teker ağzına sokarak elde kalan sosun lezzetini emmenin zevki tarif edilemez.
 


Tony’s di Napoli Restaurant  Time Square’e çok yakın. İllaki o civarda dolanırsınız, bir akşam ne yapın edin burada deniz ürünleri ile yapılmış bir linguine yiyin. En az 2-3 gün önceden rezervasyon yaptırmayı unutmayın. Hele hele Cuma veya Cumartesi akşamı yiyecekseniz, 1 hafta önceden masanızı ayırtın. Sonra benim gibi Peter Luger’de Steak yiyemeden dönersiniz.

Son olarak New York’da bir İtalyan gurme merkezinden daha bahsetmek istiyorum. Eat+Italy=Eataly!
 


Eataly  benim hayatımda gördüğüm en güzel en büyük gastronomi dükkanıdır. Onlarca çeşit sebze, meyve, et balık, makarna, sos, zeytinyağı bulabileceğiniz bir hipermarket. Ayrıca bunların hepsiyle oracıkta yapılan yemekleri yiyebileceğiniz ufak bistroları içeren bir restaurant. Çeşit, hijyen ve lüks meraklıları için birebir.
 


Güya sebze memleketinde yaşıyoruz ama benim bile hayatımda hiç görmediğim sebzeler gördüm. Kırmızı ve siyah patateslerin lezzetleri nasıldır bilmiyorum ama görüntüleri oldukça gözalıcı.
 


Normal bizim bildiğimiz patateslerin bile çeşit çeşit boyları. Keşke bizim ülkemizde de bu kadar çeşitli patates büyük marketlerde satılsa. Nevşehir’in, Niğde’nin, Ödemiş’in lezzetli patateslerini hep bir arada bulabilsek.
 


Mantar diyince Türkiye’de büyük marketlerde bile bulabileceğiniz mantar çeşidi fazla değildir. Kültür mantarından fazla bir seçeneğiniz olmaz, hadi bilemedin kestane mantarı, biraz zorlasan istiridye mantarı. Başka?!? Yok!!! Adamlar 12 çeşit mantarı boncuk gibi dizmişler vitrine. Libresi (yarım kilosu) 5 $’dan başlıyor, 65 $’a kadar çıkıyor. Kim bilir hangisinin tadı nasıldır...
 


Büyük gurme marketlerinde benim en sevdiğim reyonların başında kasap reyonu gelir. Eataly’de kasap reyonu atlanmamış.
 


Fiyatları pek ucuz olmamakla birlikte çeşit çeşit süt danası ve angus etini bulmak mümkün. 3 parmak kalınlığında kesilmiş bu güzelim etlerden şahane bir ızgara steak yapabilirsiniz. Atlayanlar için, Steak yazımda detaylı bir şekilde et nasıl alınır, nasıl hazırlanır, nasıl pişirilir yazmıştım.
 


İtalyanların esas olayı bence deniz ürünleri. Biraz önce anlattığım deniz ürünleri soslu makarna için tüm malzemeleri burada bulmak mümkün. Bizde anca Macrocenter’larda bulunan sülünes, vongola, akuvadis, karides, kerevit gibi kabuklular ucuz değil, ama bu güzelim kabukluların size verdiği protein miktarını hesaba katarsanız gönül rahatlığı ile alabilirsiniz.
 


“Ben böcük yemem” diyen gelenekçiler için balık mevcut. Mercan, levrek, çupra her daim her yerde bulunan cinsler. Fiyatlar elbette Çin mahallesindeki gibi ucuz değil.
 


Bir de üşengeçler için fileto balık reyonu var. Kafası ve kılçığı ayıklanmış löp balık filetoları sadece beceriksiz aşçılar için değil, az miktarda balık eti almak isteyenleri için büyük avantaj. Nedense bizim balıkçılarımızda deniz levreği olur ama bütün olarak almak zorunda kalırsın. Hiç bir balıkçı 3 kiloluk levreği fileto kesip 250 gram satmaz.
 


Tüm bu gördüklerinizi Eataly’de yemeniz mümkün. Kasap reyonunun önünde et yiyebilir, balık reyonunun önünde deniz ürünlerini deneyebilirsiniz. Menüler çok geniş tutulmamış, her bir bistroda 3-4 çeşit yemek var, kalite ise en az 5* restoranlardaki gibi.
 


Benim gibi gurme dükkanlarından alışveriş yapmaya meraklıysanız, hazır buraya gelmişken Türkiye’de bulamayacağınız ürünlerden almanızı tavsiye ederim. Yanlız dikkat edin, bu alışverişi tok karnına yapmak lazım, yoksa kendinizi kaybedebilirsiniz.
 


Domates, kuşkonmaz ve enginar ezmesi benim alıp sepetime attığım bir kaç lezzet. Özellikle ızgara etlerin yanında garnitür olarak yiyebileceğiniz gibi, yemeklerden önce taze ekmeğe sürüp üzerine de bir kaç damla zeytinyağı damlatarak, iştah açıcı meze niyetine götürebilirsiniz.
 





Türkiye’de “İtalyan yemeği” diyince akla gelen ilk şey makarnadır. Türkiye’de olmayan çeşit makarnalardan alıp, evinizde eşe dosta tatlı süprizler yapabilirsiniz.
 


Yıllarca kurutulmuş paketlenmiş makarnaları yediğimiz için makarna kültürümüz çok gelişmiş değildir. Romaseyahatimizde bizzat gördüm ki İtalyanlar taze hamurdan makarna yapıp satıyorlar. Bu makarnaları 1-2 gün içinde pişirip yemek lazım. Ülkemizde yeni yeni başlıyan bu taze makarna kültürüyle ancak bir kaç lokantada karşılaşabilirsiniz. Taze makarnanın tadını da bir kere alışırsanız kolay kolay normal makarnaları beğenmeyeceksiniz onu da söyleyeyim.
 


Amerika çok farklı coğrafi kökenden gelen insanlardan oluştuğu için, kültür farklılığı mutfak kültüründe de kendisini göstermiş ve son derece zengin bir çeşitlilik ortaya çıkmıştır. Bu çeşitliliği yeme-içme mekânlarında ve yemek malzemelerinde rahatça görebilirsiniz. Yeni kıtaya göç eden herkes, beraberinde bir bitki tohumunu, bir yemek tarifini, ya da bir pişirme alışkanlığını da getirmiş. Böylece, Amerika’nın kültürel özelliğini oluşturan genel ilke, yemek kültürüne de yansımış.

Dünyada restoran sayısı ve çeşitliliği bakımından New York’un üstüne yok. Tayland, Japon, Kore, Fransız, İspanyol, İtalyan, Hint, Güney Amerika, Portekiz, İsveç ve Çin daha ne mutfaklar. Bu sebepten ötürü aklım hala o güzel şehirde ve her fırsatta da tekrar gitmeyi planlıyoruz.

 


New York size bir uçak bileti kadar yakın. Bir kere vizeye başvurdunuz mu 10 yıllık vize veriyorlar. Paranız varsa elbette business keyfi ayrıdır ama tavsiyem THY uçak biletinizi  comfort class alın, çok küçük bir mebla karşılığında konforu yaşayın.

New York hakkında 5 şey

1. New York’da kesinlikle kendinizi yabancı hissetmezsiniz, çünkü burada herkez yabancı

2. Çin mahallesinde en az 2 gün geçirin. Güne Vietnam çorbası ile başlayıp, öğledensonra Çin mantısı ile devam edin

3. Gerçek Amerikan kahvaltı kültürü için bir sabah gidip bagel&kahve ile kahvaltı yapın. Bizim simit&çay kültürüne çok benziyor

4. New York’un yerel lezzetleri olan hot dog, parça pizza ve hamburger yemeyi ihmal etmeyin

5. New York’a gidip 3 parmak kalınlığında bir steak yemeden dönmeyin. Hele hele benim gibi Peter Luger’da yemeden hiç dönmeyin (en az 3-4 gün önceden rezervasyon yapın)
 
 
 

13 yorum:

Handan dedi ki...

o ''herkez'' deki z yi hiç yakıştıramadım size

Adsız dedi ki...

Handan hanim okadar yazmis etmis siz z demisiniz ya ne acayip afiyet olsun semih bey bende fransadayim ama 1hafta sonra new york dayim tam bir löplöpcüyüm benim icin son yazilariniz süper oldu yazi icin tsk...hazal yigit

Abdullah AKGUN dedi ki...

Her bölümde olduğu gibi gene önce fotoğraflara bir göz atıyordum ki gözüme tiramisu mascarpone ve labne ilişti kelimeleri ilişti.
Sonuna kadar yanınızdayım labne ile tiramisu yapan bizden değildir.
Önce orjinal tiramisunun labne ile yapıldığını iddia edip sonra nereden bulacağız o dediğini diyenlere ithal bile değil yerli üretim trakya çiftliği mascarpone ulusal marketlerin neredeyse hepsinde bulunuyor.

Handan dedi ki...

adsız; gözüme takıldı, yapacak 1 şey yok.

Bir Terazi Kizi... dedi ki...

Ilk defa uzak bir arkadasimda önüme tiramisu geldi,cok sevinmistim ama agzima gelen o tadla yikildim,birseyde diyemedim,labneli tiramisu tarfilerini gördükce cok kiziyorum,o apayri bisi,bendeki gercek Italyan usulü tarifi,sizinki gibi cig yumurtalarla tarifi atlamadan aynen yapip birgünde tüketiyoruz...

Adsız dedi ki...

herkez
(Far. her+keş) herkes [ Diyarbakır ]

>>
herkez
Herkes [ Doğu Trakya ]

>>
herkes
(Far. her+kes) herkes ( Diyarbakır )

>>
herkez
Herkes, krş. herkeş [ Kırşehir ve Yöresi ]

>>
herkez
Herkes [ Uşak ]

uğur dedi ki...

Vizede sorun çıkmaması için önerileriniz varmı semih bey ?

Selçuk dedi ki...

Yengeç için size kendi formülümü vereyim. Yengeçleri kısık ateşte 4-5 dakika haşladıktan sonra içinde tereyağı bulunan tavada orta ateşte pişirmeye başlayın, 1-2 dakika sonra da pesto sosunu ekleyip kısık ateşte 4-5 dakika daha pişirin.

1 büyük okyanus yengeci için 1/3 kalıp tereyağı ve 4 tatlı kaşığı pesto sosu.

Löplöpcü dedi ki...

Handan: Teşekkürler

Uğur: İstenen evrakların hepsini götürün, yalan beyanatta bulunmayın bir sorun çıkmaz.

Selçuk: Çok teşekkürler

Gulcin Akbulut dedi ki...

insallah seneye biz de newyork seyahati planliyoruz.. yazilarinizi okuduktan sonra daha da bir heveslendim..

singapura gitmediniz sanirim..tavsiye ederim..

seyahattutkunu.blogspot.com

sevgiler..

özlem bulut dedi ki...

harika bir yazı olmuş. hepsine gitmeyi deneyeceğim.

Sibel Demirci dedi ki...

yılbaşı için ben de eşimle new york a gidiyor olacağım. tüm tavsiyelerinizi not aldım. teşekkürler :)

Sibel

Adsız dedi ki...

Merhaba. Türkiye'de çeşitli ürünleri bir arada kolayca bulmak mümkün değil doğru. Fakat o fotoğraftaki mantarların en pahalısı olan Morel, yüksek ihtimalle bizim memleketten oraya gitmiş olan kuzugöbeğidir. Niyeyse belirtmek istedim. Leziz bir arkadaşımız.

Türkiye mantar açısından epey iyidir. Porcini olsun, amanita caesarea olsun, chanterelle olsun, morel olsun bunların hepsini ben kendi elcağızımla toplayıp afiyetle götürüyorum.

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World