28 Ağustos 2013 Çarşamba

Bodrum


Bodrum’u iki bölümde anlatacağım demiş, ilk bölümde Gündoğan’dan bahsetmiştim. Bu bölümde ise Bodrum şehir merkezi var. Bodrum artık genelde lüks lokantalar, füzyon mutfağı gibi çakma michelin yıldızlı lokantalarla doldu. Beni bilirsiniz öyle aşırı lüks ve pahalı restoranlarla işim olmaz, mümkün olduğunda yerel ve yöresel yemekleri keşfetmek isterim.

Bir çok lokanta da eski zevkler kalmadı diye artık işin kolayına kaçıyor. Halbuki dünyada sistem tam tersine işliyor. Bizim gibi genç nesil löplöpçüler, eski geleneklere çok meraklılar ve o anneanne usulü yemekleri bulabileceği lokantaları arıyorlar. 20 senedir Bodrum’a giderim, her seferinde aksatmadan ziyaret ettiğim 3-4 yer var, yılların hatırına onları yazacağım.


Sünger Pizza - Bodrum

Sünger Pizza  öyle gizli saklı bir yer değil, bilindik bir yer ama yazmadan edemiyeceğim. Milta Marinanın tam karşısında cıptıc cıptıs müzikten oldukça uzak. Samimi atmosferi ve düzgün servisi ile gönülleri kazanan bir mekan, öyle koşuşturmaca filan yok. Özellikle akşamları şıkıdım şıkıdım giyinmiş müşteriler 30-35 dakika dışarıda sıra bekliyorlar.


Sünger’de ne yerseniz yiyin ama ilk önce roka salatası veya havuç salatası sipariş edin, üstüne peynir ve mısır attırın. Tatlı lor peynirinin o kadar güzel bir lezzeti var ki anlatamam. Her seferinde kilolarca alıp eve götüresim geliyor ama “tatlı peynir olduğu için dayanmaz” diyorlar vazgeçip bir porsiyon daha söylüyorum.


Sünger’deki favori pizzam Nino’s. İçinde jambon mantar ve soğan var. Bundan 15-20 sene önce İstanbul’da sadece pahalı İtalyan lokantalarında doğru dürüst pizza yapılırdı, onun dışında hep kalın hamurlu fast foodçu pizzası bulunurdu. Sünger Pizza en az o meşhur ve pahalı İtalyan lokantalarında yapılan pizzalar gibi ürün çıkartıyor. Kıvamında pişmiş hamuruyla hatırı sayılır miktardaki malzemesiyle her zaman beni mest eder.


Hiç unutmam Adana’lı bir löplöpçü arkadaşıma burayı tavsiye etmiştim. Eşiyle birlikte burada yedikten sonra bana Bodrum’dan telefon edip “Abi ne güzel pizzaymış öyle, meğer biz senelerdir Adana’da pizza değil, ekmek arası sosis yiyormuşuz” demişti.


Her ne kadar pizza çeşitleriyle biliniyorsa da Bodrum yöresel lezzetlerine de menüde yer vermişler. Örnek olarak Çökertme kebabını burada deneyebilirsiniz, layıkıyla yapıyorlar. İnce dilimlenmiş dana bonfile biraz kırmızı toz biber ile tavada çevrilip, talaş patatesin üstüne konuyor. Yanında da eşlikçi olarak sarımsaklı yoğurt var.


Talaş patates çok ilginç. Sanırım rendelemişler, kızgın yağa şöyle bir batırıp çıkartmışlar. Çıtır çıtır hiç yağ çekmemiş. Dana bonfileye ise zaten laf yok. Lokum formatında, biraz toz biber ile makyajlanınca lezzet takviyesi yapılmış. Sarımsaklı yoğurt ise son dokunuş olmuş.

Izgara eti az pişmiş severim suyu kaçmasın isterim. Tavada da aynı şekilde! Eğer eti kavurduğunuz yağ çok kızgın olursa etin kurumasına sebep oluyor. Her ne kadar lezzeti güzel olsa da bir bonfile biraz daha yumuşak ve sulu bırakılabilirdi.


Akşam yemeğine giderken sıra beklemek istemiyorsanız mutlaka rezervasyon yaptırın ve rezervasyon saatinde masada yerinizi alın. Yoksa başkası alır haberiniz olsun.

 
Sebzeli Döner

Türkiyede çeşit çeşit dönerler vardır. Bursa’da İskender yaparlar, döner eti kıymadan olur. Ankara’da ve Erzincan’da ise yaprak etten yaparlar pek bir severim. Dürüme gelir, pilav üstü olur hele hele sade yersen adamı coşturur.

Bodrum’da ise döneri “sebzeli” yapılıyorlar. Etlerin arasına patates, biber, havuç domates koyarlar. Patatesi gereksiz buluyorum ama özellikle domates ve havucun suyu ızgaranın ısısının etkisiyle akıp, etin üstüne sıvanır. Barlar sokağı diye tabir edilen Cumhuriyet caddesinde bir çok sebzeli döner yapan yer var, benim önerim Nokta Restaurant (Hilmi Uran Meydanı No: 2).


Döner için çok önemli bir önerim var. Her nerede döner dürüm yerseniz yiyin, önce gidip kasaya parasını ödeyin, sonra ustanın başında bekleyip, iki sohbet edin. Sizin için “yeni döner” kesmesini talep edin. Kesilen etin üzerindeki cızırtılar henüz devam ederken, hemen lavaşın içine giren ve 15 saniyede elinizde olan dürüm iyi dürümdür.

Bakın buradan uyarayım sizi. En klasik dönerci kazığı 15-20 dakika önce kesilip biriktirilen etlerden yapılan dürümdür. Usta pişen etleri kesmek zorundadır, o sırada müşteri yoksa ne yapsın, etleri kesip kesip tezgahta biriktirecek mallar da soğuyacak. Eğer adamın başında beklemezseniz buz gibi etlerle dürümü hazırlayıp tost makinasına atarlar, kupkuru eti eline tutuştururlar alimallah.


Yunuslar Karadeniz – Bodrum

Yunuslar Karadeniz Unlu Mamülleri Türkiye’de eşi benzeri olmayan ilginç bir pastane. 1976’dan beri aynı yerdeler. Seneler geçtikçe dükkan ufak ufak büyüyor, ürün portföyü de paralel bir şekilde artıyor. Gece saat 3’te kurtlarını dökmüş olanlar ya gider sebzeli dönerini yer ya da sokakta bulduğu bir midyeciye dadanır. Ama ne olursa olsun, sonrasında gelir burada sütlü tatlılardan yer. Zaten önünden geçerken kalabalığı görünce içeri girmemek elde değil.


Basen ve göbek düşmanı bu pastahanede çikolatalı puding ve vanilyalı muhallebinin üzerine konan meyvelerle yaptıkları tatlıları favorim.


Cheesecake isterseniz o da var. Yalnız baştan uyarayım, akşam yemeğinden sonra karnınızı iyice doyurup sonra buraya gelip tatlı filan yemeyin. Yiyecekseniz de iki kişi için bir tatlı söyleyin. Porsiyonlar o kadar büyük ki kolay kolay bitiremezsiniz.


Şeker ve tatlıdan uzak duranlardansanız, o zaman size önerim Bodrum inciri olacaktır. Aslında Bodrumda buna Bodrum inciri diyorlar ama, halk arasında dikenli incir, frenk inciri hatta hint inciri diyenler bile var.

Kaktüs ağaçlarının meyvesini toplayan Bodrumun yerlileri, özellikle turistlerin olduğu sokaklarda incirleri buza yatırarak soğuk soğuk satarlar. Normal şartlar altında çarşıda pazarda bulmak zordur.


Dikenli olduğu için soymak biraz zahmetlidir. Siz hiç 1-2 kilo alıp evde ayıklayayım diye uğraşmayın. Oldukça dikenli ve çekirdekli bir meyvedir. Ama sokak satıcılarında görürseniz mutlaka tadına bakın. Bu meyveyi Bodrum’dan başka hiç bir yerde ben görmedim. Alın size yöresel lezzet!


İçini açınca mangoya benzer bir meyva çıkıyor. Çok tatlı bir şey olduğunu söyleyemem ama meyve meyvedir. Yapay kremayla tatlı yemekten çok daha iyidir. Meraklısı oldukça fazladır, yiyip de beğenmeyen ise bir daha asla yemez.



Berk Balık

Bizi bilenler bilir, en sevdiğimiz yemeklerin başında deniz ürünleri gelir. Özellikle Egelilerin oldukça yakından bildiği ahtapot ızgara, kalamar dolma gibi balık dışındaki deniz ürünlerine düşkünümdür. Meğer ülkenin yarısından fazlası ahtapot gibi karides gibi hayvanatları yemiyormuş, hatta balık bile yemeyen bir sürü insan varmış.

Berk Balık  Türkiye’de bildiğim en iyi 3 balıkçıdan biridir. Mezeler her gün taze yapılır, öyle haydari, antep ezme gibi kebapçı mezesi değil, harbi deniz ürünleri ile yapılan düzgün mezeleri vardır. Zeytinyağı, limon ve sirkede marine edilen çiğ balık (akya), balık füme (alabalık) ve levrek marin gibi çeşitlerin hepsinin tadına bakmak gerekir.
 

Ahtapotu, kalamarı, karidesi asla eksik olmaz. Soğuk mezelerden sonra bunlarla yapılan ara sıcakları denerseniz ana yemek olarak balık yemeye bile gerek kalmaz. Zaten yazın balık yenmez, mevsimi değildir. Ağustosun ortasında Bodrum’daki balık lokantalarında gördüğünüz balıkların %90’ı 3-4 ay önce avlanıp, derin dondurucuya atılmış balıklardır.


Eğer otları, yaprak sarma, kabakçiçeği dolması gibi güzide Ege mezelerini unutmamak gerekir. Hem mideyi rahatlatır, hem de zeytinyağının tadı damakta patlamalar yaratır.

Deniz börülcesi rakı&balık masasında olması zaruri bir mezedir. Ayıklaması zahmetli olduğu için biraz pahalıdır. Çok pişirilmemesi gerekir yoksa bamya gibi erir gider. Hafiften diri kalacak, üzerine sos filan koymaya gerek yok. Zeytinyağı limon o kadar!


Keza radika da öyle. Hatta bunun gibi yapraklı otları rengi gitmesin diye suda haşlamak yerine buharda pişirmek daha mantıklıdır.


Levrek marine yapmak çok basittir. Hafif tuzlayıp limona yatırırsınız 2 gün, sonra da zeytinyağlı sirkeli karışımda 1 gün dinlendirirsiniz bitti gitti. İşi bilmeyen ustalar bir de sosa hardal karıştırır ki en lüzumsuz harekettir. Sonra levreğin tadını ara ki bulasın. Ustanın iyisi levrek marine hardal koymaz.


Karides söğüşü taze karides bulduğunuz sürece yemek lazım. Hiç derin dondurucuya girmemiş karidesin lezzeti pek bir tatlı olur. Sert etli laçkalaşmamış karidesin kendine has rahiyasını yakalamak malesef ülkemizde kolay değil. Portekizde 1 hafta kaldım, her yerde günlük karides var, ama gidin Beşiktaş veya Kadıköy balık pazarına bir tane günlük taze karides satan yer bulamazsınız. (Varsa söyleyin lütfen)


Ahtapot salata benim de evde sık sık yaptığım bir salatadır. Çok zor bir şey değil, derin dondurucuda 3-4 gün kalmış ahtapotu atın tencereye çok kısık ateşte 45 dakika pişirin. Sonra isteğe göre derisini çıkartın ve suyunu süzüp oda sıcaklığında dinlendirin. Ufak ufak kesip zeytinyağı limon ekledikten sonra buzdaolabında 1 gün üstünü kapatıp dinlendirin ahtapotunuz hazır. Ben bir tek limon yerine sirke kullanıyorum, Kos adasındaki bir ustadan öğrenmiştim.


Köpoğlu ile ilk tanışmamız seneler önce yine bu restoranda olmuştu. Patlıcan kızartmanın üstüne domates sos konup, üzeri sarımsaklı yoğrut ile kaplanıyor. Özenç patlıcan yemediği için, dışarda yediğimde mümkünse patlıcanlı bir şeyler arayan benim için bulunmaz hint kumaşı gibi. Gariptir Ankara veya İstanbul’daki balıkçılarda da çok sık bu meze ile karşılaşmam. Sanırım Bodrum’a özel bir meze bu Köpoğlu.

Bodrum demek Ege demektir, Ege mutfağı demek ise ot demektir. Cibez, radika, sevketibostan, hardal otu, turp otu gibi onlarca çeşit ot daha çok kuzey Ege’de tüketilir. Güney Ege’de, hele hele Bodrum gibi turistik bir yerde bulmak zordur. Hüsnü Babanın mutfak ekibi gerçek bir lezzet virtüözü. Üstüne basıp geçtiğimiz otlardan öyle mezeler yapıyor ki şaşıp kalıyorsunuz.


Peynirli roka salatasını da ortaya söylerseniz masanız artık hazırdır. Biraz deniz ürünleri, biraz zeytinyağlı, biraz ot derken bu tabak sizi en az 30 dakika götürür. Çok öyle içki kültürüm yoktur ama, rakı içiyorsanız yavaş yavaş yenmesi makbuldur. 5 dakikada silip süpürmek rakı adabına terstir.

Berk balığı berk balık yapan mezeleridir. Ot ve deniz ürünleri burada bir başka güzeldir. Hiç bitmesini istemediğiniz bu tabak biterken içinizi bir hüzün kaplayabilir. Mide “daha gönder daha da gönder” derken, beyin “dur bitirme tadını çıkar” diyecektir.


Her zaman yazarım, yine yazacağım, bıkmadan usanmadan yazacağım. Kalamar söyleyeceğiniz zaman mutlaka garsona yerli kalamar olup olmadığını sorun. “Bacakları da var mı?” diye detaya girin. Bacaksız kalamar pek lezzetli olmaz. Belki eti bembeyaz olur, belki yumuşacık olur ama kalamarın tadı kokusu filan olmaz. Bacaksız kalamar balkonsuz eve, zekasız insana benzer.


Berk balıkta yerli bebek kalamarı ızgara yaparlar. Bu resmi özellikle koyuyorum ki kalamarın boyutlarını siz düşünün. Türkiyede “Bebek kalamar” diye geçiyor ama İtalya’da İspanya’da bunu ayrı bir ismi var.


Ülkemizde ahtapot sevmeyenlerin olmasından büyük memnuniyet duyuyorum. Bu vesile ile ahtapot fazla tüketilmiyor ve sevenleriyle daha ucuza buluşuyor. Yunanisan’ın her adasında, her lokantasında kolayca bulabileceğiniz ahtapot ızgara, bizde ancak böyle özel yerlerde bulunuyor. Onlar 2 gün güneşte kurutup sonra ızgaraya atıyorlar, biz de ise genelde önce haşlanıp sonra ızgaraya atılıyor.


Ahtapot tam kararında pişmiş, üzerine -Mardin usulü- pul biber veya -Şangay usulü- soya sosu atılmamış. Deniz ürünlerinin çok doğal olması, az pişmesi ve sulu kalması lazım. Her zaman için fazla pişirme tadını bozuyor. Hele bir de pul biber konmuş olursa hiç affetmiyor, geri gönderiyorum.


Izgara kalamar sizi pek sarmazsa kalamar tava sizi epey tatmin edecektir. Bunda da kalamarın hem gövdesi hem de bacakları birlikte pişirilmektedir. O gün önce ızgara, sonra tava derken, küçük bir kalamar sürüsünü mideye indirdik.


Tatlıya pek düşkünlüğüm yoktur ama balık lokantalarında adettendir fırında helva yenir. Eh be ustam be, benim kanıma girmeye ne hakkın var? Ben az yiyecem, tatlı işine ise hiç bulaşmıyacam diye girmiştim halbuki bu lokantaya.


Bu kadar bol malzemenin bulunduğu bu coğrafyada lezzetli yemek yapmanın tek sırrı, malzemelere saygı gösterip onları doğru işleyebilmek. Berk Balık yediğinden zevk alan ve bu zevk uğruna menü peşinde koşan bizim gibi insalara yönelik bir yer. Şef garsonlardan Aşkın veya Gökhan’ı  bulun, löplöpçünün arkadaşıyım diyin size ekstra ilgiyi göstereceklertir. Bakarsınız ufak bir ikramları bile olur!!


Berk balık ucuz bir yer değil. Yukarıdaki saydıklarımı yiyip, efendi gibi 1-2 kadeh içerseniz 60-70 TL’ye çıkarsınız. Ama kesinlikle son kuruşuna kadar hakediyor. Aynı Yunan adalarındaki balık tavernalarında aldığınız lezzetleri hatta daha iyisini bulacaksınız. Masadan ayrılırken dilinizde kalamar ve ahtapot, damağınızda zeytinyağı ve deniz kokusu kalıyor.

Bodrum koca bir yarımada olduğu için deniz kenarları balık lokantalarıyla dolu. Turistlere yönelik olanları var, sezonluk çalışanları var. İstediğiniz düzgün kaliteyi bulamazsanız, lütfen siz de bir lokantaya gittiğinizde, neden sızma zeytinyağı değil, neden odun kömürü değil, neden gerçek patates değil diye sorgulayın. Türk mutfağının kalitesini hatırlatın.

Bodrum’a veda ederken son olarak havalimanına da ucundan bir değinelim. İç hatlar CIP salonu bu yaz yenilenmiş, terminalin içindeki derme çatma kulübeden bozma yer gitmiş, terminalden ayrı bir girişi olan geniş ve konforlu bir salon gelmiş. Bizim gibi çok gezenler için bu salonlara girmenin en büyük avantajı bir kere güvenlikten geçmektir. Normal terminallerde hem ana binaya girerken bir güvenlik kontrolünden geçersiniz, hem de valizi teslim edip biniş kartınızı aldıktan sonra geçersiniz. Yoksa her ne kadar yeme içmeye düşkün olsak da içeride ikram edilen 2 bardak limonada gözümüz yok!



Gözümüz yok diyoruz ama Do&Co’nun hazırladığı lezzetli sandviçler, sütlü tatlılar, çorba, 3 çeşit doğal meyva suyu, İstanbul ve Ankara havalimanlarındaki CIP salonlarında bile olmayan çeşitli kuruyemişler, kuru meyvalar oldukça iştah açıcı. Yazın Bodruma iç hatlarda günde 20 tane uçağın inip kalktığını düşünürsek böyle bir salonu Bodrum çoktan hak ediyor.

Siz de önümüzdeki yaz Bodrum lezzetleri ile tanışmak istiyorsanız şimdiden uçak ve otel rezervasyonlarınızı yaptırın. Hele hele yazın gitmek istiyorsanız, fiyatlar ciddi pahalı olabiliyor. Trivago sitesinden Bodrum’daki otellere rezervasyonlarınızı şimdiden yaptırın, erken rezervasyon avantajlarından yararlanın.

Bodrum hakkında 5 şey;
1. Asla beach club tarzı yerlere gidip 50 TL’ye lahmacun yemeyin.
2. Deniz kenarındaki turistik yerlerden uzak durun, ara sokaklardaki lezzet hazinelerinde kalamar, ahtapot gibi deniz ürünlerinin keyfini çıkartın.
3. Bodrum’a kadar gelmişken Bodrum incirini mutlaka deneyin.
4. Ne yapın edin, Gündoğan’a gidip Ergün Kaptanın yerinde balık çorbası için.
5. Bu yazıda malesef yok ama Konacık’daki Kısmet Lokantasında bir öğlen yemek yiyin.



14 yorum:

Adsız dedi ki...

Bodrum inciri dediğiniz şey dikenli incirdir akdeniz bölgesinde özellikle adana ve mersinde yaz aylarında heryerde satılan bir meyvedir.

Löplöpcü dedi ki...

4 yıldır Adana'ya yaz kış gelir giderim hiç görmedim. Bilgi için teşekkürler.

Adsız dedi ki...

İzmirde de aynı meyve Kaynana Dikeni olarak çarşı pazarda satılır :)
Gecenin bu saati canımı ahtapot ve kalamar çektirdiğiniz için ayrıca teşekkürler :p
Haftaya Bodrumda Berk'e mutlaka uğrayıp hepsinin hakkını vereceğim :)

Polishist dedi ki...

Frenk yemişi diye de geçer Antalya'da. Ben Köprülü Kanyona giderken köylerde görmüştüm. Sonra pazarlarda da rastladım sıkca. Canım çekti bak:(

Adsız dedi ki...

Geçen ay Kıbrıs'ta rastladım.Oradaki adı da 'Babutsa'

Adsız dedi ki...

Frenk inciri, Bodrum Akyarlar ve turgut reis pazarında da olur...
kolay gelsin, yeni lezzetler dileğiyle...
ayşe

Adsız dedi ki...

Gündoğan sahilde balıkçılar kahvesini solunuza alıp sahil boyunca yürüdüğünüzde Kaan'a restoranda İlkay Hanım'ın mezelerinin tadına bakmanızı tavsiye ederim.

Sevimin Aşkanasi dedi ki...

Bodrumda yaşıyorum size tavsiyem çok şiddetli türden Komodoru mutlaka deneyin , hem cebe hemde tada yönelik bu yeri çok seveceksiniz , çok güzel bir meze evi

cengizhan dedi ki...

blogunuzla yeni tanistim ilk bakista eglenceli geldi bana. farkinda misinz bilmem o kadar cok yazi var ki tumunu okumaya kalksam bi kac gunumu alir ve ise filan gidemem diye dusunuyorum. ne kadar cok gezmissiniz yahu))

kaktus meyvesini bi kenara not ettim mutlaka deneyecegim.

ahtapot ise nedense ulkemize korkulan bir deniz canlisi olarak goruluyor. bende ilk defa kavala da yemistim ve gelip anlattigimda sasiran ve igrenen insanlar olmustu.

Löplöpcü dedi ki...

Komodor meze evi çok uzun zamandır yapılacaklar listemde var, inşallah aralık ayında geldiğimizde yiyeceğiz.
teşekkürler

Adsız dedi ki...

hint inciri çok tüketilirse kabız yapar aman dikkat :)

mesutaile dedi ki...

diken li mey ve kaynana dili - kaktüs feigen - aydin taraf larin dada vardir

Orkun Uslu dedi ki...

Kaktüs meyvesi bodrumdan mersine her yerde gördüm. Satın almanıza bile gerek yok. Yol kenarında kaktüslerde görürsünüz. Soğuk yiyin. Çok güzel. Geçen yıl cezayirde de gördüm... Özellikle kırmızıya çalanlar çok güzel olur...

Orkun Uslu dedi ki...

Kaktüs meyvesi bodrumdan mersine her yerde gördüm. Satın almanıza bile gerek yok. Yol kenarında kaktüslerde görürsünüz. Soğuk yiyin. Çok güzel. Geçen yıl cezayirde de gördüm... Özellikle kırmızıya çalanlar çok güzel olur...

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World