15 Eylül 2013 Pazar

Belgrad - 1.Bölüm

Balkanları oldum olası severim. 2009 yılında eski Yugoslavya’nın çoğunu gezmiş ama Sırbistan o zamanlar vize uyguladığı için gidememiştik. Artık vize uygulamadıkları için gidilecekler listesine siz de alabilirsiniz. Sırbistan ucundan azıcık Avrupalıdır, Rus ekolinden gelirler, ama 420 yıl Osmanlının hükmettiği topraklarda olduğu için bize çok yakınlardır. Başkent Belgrad  ziyaretçilerini üzmez, süprizlerle doludur. Hem İtalya’ya İspanya’ya göre çok daha ucuzdur, hem de “Ne hazırlatayım güzel abime?” kültürü vardır.

Tarihi eskilere dayanan şehirlerin ortak noktası suya yakın olmalarıdır. Tuna ve Sava nehirleri Belgrad’ın her daim canlı kalmasını sağlamış. Denizden 350 km uzakta olmasına rağmen, nehir kenarında plajları ve balık restoranları olması dikkat çekici. Yine de et kültürü ağır basıyor. Sırp mutfağı Avusturya-Macaristan ve Osmanlı mutfağından izler taşıyor. Milli yemekleri Pljeskavica bizim köftenin defasa boyutlarında olanı. Karajorjeva ise Avusturya schnitzelinin değişik bir versiyonu diyebiliriz. Ama bizi en çok şaşırtan restaurant nehir kenarındaki ızgara bebek kalamar ve kabuklu midye sunan lokanta oldu.

Artık bebek olduğu için koştur koştur çok fazla şehir gezemiyoruz. Gerçi bunun bir avantajı, her gün en az 3 öğün yemek yiyerek, gittiğimiz şehrin yemek kültürünü iyice öğreniyoruz. 3 günlük Belgrad turunu 2 kısımda anlatacağım, hazırsanız başlıyoruz.


10.11.2012 Belgrad

Ucuz havayollarını severim, çünkü onların sayesinde Türk Hava Yolları da ucuz bilet promosyonu yapıyor. Biz biletlerimizi aldıktan sonra yakın arkadaşlarımıza “haydi kim geliyor” diye email attık, 2010 Bozcaada turundan Ozan’la Zeynep 15 dakika sonra “Biz de aldık” diye cevap yazdılar. Bu iki şahıs löplöpçüler grubunun has elemanları olup, yemek yemekten zevk alan ve en önemlisi neşeli insanlardır.

Sabah 08:30’da vardığımız Belgrad havalimanında pasaport polisinin kısa sorularına maruz kaldık. “Turistiz, 2 gün sonra döneceğiz” desem de pasaportumdaki her sayfayı açıp incelemesi dikkatimi çekti. Merak ettim sordum, bir zamanlar Sırbıstan’ın bir parçası olan Kosova ve Karadağ kaşelerine bakıyormuş. İlginçtir her iki ülkeye de girmiştik ama bir sorun çıkartmadılar.

 
Ege ile birlikte 5 kişi olduğumuz için havalimanından şehir merkezine taksiciler bizi almadı, en fazla 4 kişi alabiliyorlarmış. 2 taksi tutacağımıza A1 no’lu minibüslere binip (250 RDS) yerel halka karışarak, 30 dakikada Slavija Meydanına geldik. minibüsler kişi başı 250 RDS, taksi ile yaklaşık 1500 RDS tutuyormuş. (1 € = 118 RDS)

Daha bismillah otele gitmeden valizlerle birlikte meydanın yakınlarında Restoran Lovac’a kapağı attık. Burası av etleri üzerine uzman bir lokantaymış. Masalarda beyaz örtü olan, şık, kaliteli bir yer. Masaya oturur oturmaz Nikšićko marka  yerel biralarımızı söyleyip menüyü incelemeye başladık.


Saat daha 10:30 olduğu için bizden başka kimsecikler yoktu ama Türkiye saatiyle bizim için saat 11:30. Gelen ekmek sepeti karşısında önce ağzımız 5 karış açıldı, sonra masadan “ouuuwwww” sesleri yükseldi. Bir lokantanın ekmekleri güzelse o lokantaya daha fazla saygı duyuyorum. Sünger gibi beyaz somun ekmek değil, yağlı tava ekmeği, mısır ekmeği, esmer ekmekten oluşan sepet mutluluk hormonlarımızı arttırdı.


Özellikle proja denilen mısır ekmeği o gün damağımda iz bırakanlar arasında yer aldı ve tüm Belgrad seyahati boyunca sofralarımızdan eksik etmedik.


2 kişiliç Lovaç tabağı şiddetle tavsiye edilen bir soğuk başlangıç seçeneği. Bakmayın siz iki kişilik dendiğine, 4 kişinin bile nefsini köreltir. İçinde Njegusi jambonu, dana jambonu, kulen denen acı ama lezzetli bir sucuk, gibanica denen börek türü güzel bir şey, kaymaklı biber turşusu, ve iki çeşit peynir var.


Sol alttaki biber turşunun içine doldurulmuş kaymak, balkan ülkelerinin bir çoğunda sıkça karşınıza çıkan bir mezedir. Biberler bazen acı olabiliyor dikkat! Ama içindeki kaymak çok lezzetli. İstanbul’daki Boşnak lokantalarında bulabilirsiniz.


Ufak kaselerin içindeki acılı ezmenin adı ajvar bizim Antep ezmeye benziyor, ama biraz daha koyu ve sanırım içinde soğan yok. Yandaki tatlı lor peynirine benzer beyaz meze Mladi Kajmak çok güzeldi. Arka taraftaki Čvarci denen mezenin tadına baktık, ne olduğunu başta anlamadık, tadı da zaten pek bir şeye benzemiyordu. Eve dönünce araştırdım, domuz yağı kavurmasıymış BIIYYYKKKK. Uzak durun, pek matah bir şey değil.

Hayatımda bir çok ülkede onlarca çeşit sosis yedim, en kralını Çek Cumhuriyetinde bir sokak festivalinde yemiştim. Bizim bildiğimiz sosisler genelde 15-20 cm uzunluğunda düz veya hafif kavisli olur. Böyle spiral kıvrımlı bir sosisi ilk defa görüyorum. Ev yapımı avcı sosisinin tadında bariz et tadı, biraz da rezene veya anason gibi bir lezzet aldım. Hafif tuzlu ama çok baharatlı değil. Isırınca ağıza boşalan cinsten bir suyu var. Tabağın ömrü fazla uzun olmadı, tez zamanda bittiği için 2. tabak sipariş edildi.


Avcı sepeti ise enteresan bir başyapıt. Aslında yemeğin kendisinden ziyade sunum şekli çok ilginçti. Çıtır yufkayı fırında sertleştirip kase gibi bir şekil vermişler. Yufkanın üstüne çörek mantarı, beyaz şarap ve krema ile sote edilmiş geyik eti koymuşlar. Beyaz şarap ve krema Orta Avrupa çok sık kullanılan bir sostur. Mantarlar dağda yetişen doğal mantar olduğu için yemeğe genelde lezzeti o vermiş. Geyik eti ise yine beyaz şarapta marine edilmiş, kuzu eti gibi yumuşak ve aromalı bir etti.


Yemeği yedikten sonra kaseyi ekmekle sıyırmaya gerek yok. Zira kase zaten yufkadan yapıldığı için, kaseyi yiyorsunuz. Yemeğin dibinde kalan en lezzetli tarafı ile fantastik bir final oluyor.


Normal kuzu, dana ve tavuk etinin dışında yaban kazı, geyik bonfilesi gibi farklı av ürünleri bulabileceğiniz bu lokanta 1963’den beri hizmet veriyormuş. Mükellef bir akşam yemeği yiyebileceğiniz şık bir restaurant. Biz aç aç otele gitmemek için -bir sosis yiyip kalkarız- diye girmiştik, 3 bira 2 meyve suyu ile birlikte 4 kişi tüm yediklerimize 4510 RDS ödedik. İçki çeşitlerin çok bol ve çok ucuz olduğunu özellikle belirtmeliyim.

2 günlük konaklama için tercihimiz Boutique Hotel Tash oldu. Oda+kahvaltı çift kişilik odanın geceliği 50€, bebek yatağını ücretsiz olarak odaya kurdular. Ahım şahım bir yer değil ama güzel ve sempatik kızların çalıştığı temiz basit sessiz sakin bir otel. Kısa bir yerleşme ve Ege’yi besleme faslından sonra otelin önünden geçen 2 no’lu tramvaya atlayıp Kalemegdan’a gittik. 2 no’lu tramvayı şehri keşfetmek için kullanabilirsiniz.

2000 yıllık Kalemegdan Belgrad’da gezilmesi gereken en önemli turistik yerlerden biri. Romalılar tarafından yaptırılan Belgrad Kalesi sonraki dönemde başta Bizanslılar ve Osmanlılar olmak üzere defalarca yenilenmiş. Osmanlılardan kalma türbelerin bulunduğu, Balkan savaşlarında kullanılan topların, mitralyözlerin sergilendiği hatta ufak bir hayvanat bahçesinin bulunduğu kalenin içinde 1980’lerde devasa bir park yapılmış. Sessiz sakin parklarda dolaşmayı malesef biz İstanbul’da yaşayamadığımız için çok hoşumuza gitti. Gece aydınlatması ile çok daha güzelmiş ama fırsatımız olmadı.

Şehrin merkezine inecek olursak, araç trafiğine kapalı Kneza Mihailova caddesi akla ilk gelen yer. Bizim İstiklal Caddesine benziyor. Aynı Asmalımescit ve Nevizade gibi güzel barlar cafelerin arasında kaybolurcasına dolandık. Görülmesi gereken bir de Kralja Milana caddesi var, şık cafeleri ve dükkanları ile ilginizi çekecektir.

Akşam yemeğinizi buralardaki lüks cafelerde yerseniz Sırp mutfağını tanımanız biraz zor. benden size tavsiye, yöresel yemekler için akerdeyon çalan müzisyenlerin olduğu Skardarska Caddesindeki taverna tarzı yerlere gidin, Dva Jelena restoranı tavsiye ederim. Tesadüfen bu haftasonu Vietnam gezimizin mimarı Eskişehirli Varuna Gezgin grubunun kurucusu Murat Abi ve eşi Yekta’da Belgrad’taydılar. Benim damak zevkime güvendikleri için, onlarda bizimle Dva Jelena’ya geldiler.

“Jelena” sırpça geyik demek. Dolayısıyla burada da geyik eti bulunuyor. Fakat biz daha öğlen yediğimiz için, menüyü fazla kurcalamadan Yugoslavların milli yemeği Pleskevitsa ve Sırplara özel bir lezzet olan karajorjeva söyledik.


Yunanlıların Greek Salat’ını defalarca yazmıştım. Bizim çoban salatanın üstüne bir kalıp beyaz peynir koyunca Greek Salat oluyor. Bulgaristan, Makedonya ve Sırbistan gibi ülkelerde ise bu kalıp peyniri rendeleyip salatanın üstüne koyuyorlar, oluyor sana Shopska Salat.

Öğlen yiyipte çok beğendiğimiz mısır ekmekleri burada da karşımıza çıktı. Hem de yine Mladi Kajmak denen o beğendiğimiz kaymağa benzer krem peynir ile. Mısır ekmeği neden bizim ülkemizde her lokantada olmaz, neden sadece bazı karadeniz lokantalarında bulunur anlamak mümkün değil. Elimizde çok geniş bir yemek kültürümüz var, fakat ne bu fırsatı kullanıyoruz, ne de değenlendirip pazarlayabiliyoruz.


“Rostilj” denen ızgaraların en başında elbette Cevapi ve Pleskevitsa geliyor. Cevapi bizim Tekirdağ köfteye benzer, Pleskavitsa ise hamburger köftesinden daha büyük ve daha kalın bir köfte olarak düşünebilirsiniz. Daha önce hem Bosna’da hem de Makedonya’da pleskavitsa yemiş biri olarak bu köfteyi çok seviyorum.


Niye seviyorum çünkü bizdeki köfteler porsiyonda 6-7 tane oluyor, her birinin aleve maruz kalan yüzeylerini toplarsan pleskavitsa bu açıdan daha az aleve maruz kalıyor. Aynı biftek yapar gibi iki tarafını ızgara ediyorsun, köftenin suyu içinde kalıyor. Normalde içine sadece soğan konuyor ama isterseniz peynirlisi de var. Adım gibi eminim bu kıyma satırla çekilmiştir. Çünkü kıyma makinesi, sıkıştırıp ve ezdiği için etin hücre çeperlerini yırtar, suyunun kaybolmasına neden olur.


Yurt dışına yapılan seyahatlerin benim için vazgeçilmezi kuşkusuz bilmediğin bir şeyi yemektir. Karajorjeva benim tüm Belgrad seyahimdeki aklıma kazınan bir diğer lezzet oldu. Hatta o kadar sevdim ki artık evde bile gelen misafirlere Karajorjeva yapmaya başladım.


Kocaman schnitzellik et düşünün, bunun içine jambon kaymak ve kaşkaval peyniri koymuşlar. Sonra bunu dürüm yapıp önce una, sonra yumurtaya ve son olarak galeta ununa bulayıp yağda kızartıyorlar.


Tırtırlı keskin bir bıçakla usturupluca yardırınca içine konan malzemeler bir anda tabağınıza akıyor. İçindeki peynir kesinlikle bizim lokantalardaki ucuz dandik taze kaşardan değil, halis mulis kaşkaval yani eski kaşar. Eh haliyle bize de bu güzel fotoğrafları çekip sizinler paylaşmak düşüyor.


Dışı çıtır kabuk bağlamış eti kesip, tabağıma akan erimiş peynire bandırmak suretiyle ağzıma attığımda, mest olmuş bir vaziyete gözlerimi kapatıp “Mmmıhh mıh mıh mıh” diye kedi gibi mıdırdandığımı hatırlıyorum! O derece.

Mekandaki yemekler göz doyurucuydu. Şarkılar türküler eşliğinde hem yediklerimizden keyif aldık hem de güzel bir gece geçirdik. Türk olduğumuzu öğrenince Türkçe şarkılarla bizi coşturmak için didinen sanatçıları unutmayacağım, eğlenceli tipler. Bizim Kumkapıdaki çalgıcılara göre en iyi tarafları da 3 kuruş bahşiş almak için zurnayı kulağınıza dayamıyorlar.


Yanlız yemekler için iki çift lafım var. Birincisi porsiyonlar devasa boyutlarda geliyor, kesinlikle kişi başı hem altlık hem de ana yemek söylemeyin. İkincisi yemekler biraz tuzlu yapılıyor, önceden “az tuzlu” olsun diye belirtmekte fayda var. 6 kişi yedik içtik canlı müzikle birlikte toplam hesap 10.090 RDS geldi, yani 85 EUR. Benzer bir lokantaya İspanya’da herhalde 3 misli para ödersiniz.

Bebeksiz arkadaşlar Belgrad gecelerinin keyfini çıkartırken bebekli ailelere otel yolları görünür. Olsun, buna da şükür. Çocukları 3-4 yaşına gelmeden tatile çıkamayanlar var.

11.11.2012 Belgrad

Boutique HotelTash  sessiz sakin bir yerde olduğu için benim çok hoşuma gitti. Hemen arkasında büyük bir park var. Ayrıca hemen kapısının önünden tramvay geçiyor olması en büyük avantajı. Gerçi Belgrad’da taksi çok ucuz ama, şoförler pek ingilizce bilmediği için anlaşmak kolay değil. Bizim de Sırpçamız yok ama Allahtan taksicilerin hepsi gayet güzel Rusça konuşuyorlar, pazarlık yapacak kadar çat pat anlaştık.


Kahvaltı için güya Ozanlarla buluşup börekçiye gidecektik ama Ege bey’in yemek saatleri belli. O yüzden kahvaltı salonuna sırf onun için! uğradık. Büfede ilk dikkatimi çeken şey yumurtaya bulanıp kızartılmış ekmekler oldu. Çocukken annem haftasonuı kalmış bayat ekmekleri yumurtaya bular kızartırdı. Son zamanlarda ise annem kolestrol ayağına kızartma yapmaz oldu, evlendikten sonra da haftasonları gezmekten evde kahvaltı edemez olduk.

Kahvaltıda çok ilginç bir şeyle karşılaştım, adı Patelina. Neoplanta marka pateler yani ezmeler bildiğim bir şey değil. Ciğer ezmesi, sardalya ezmesi, jambon ezmesi gibi farklı farklı ürün en mantıklı olan jambon ezmesini seçtim. Daha önce Avusturya’da Streichwurst (sosis ezmesi gibi bir şey) görmüştüm sanırım onun etkisi oldu.


Basit ama son derece yeterli bir kahvaltı tabağı ile dobro jutro (günaydın) dedik. Malum daha börekçiye gideceğimiz için sadece Ege’ye eşlik etmek için.


Pate bizim bildiğimiz bir şey değil. Tadı da açıkçası bildiğimiz bir lezzet değil. Püre şeklindeki pişmiş et özellikle meğer Yugoslav mutfağında sık kullanılırmış. Büyük bir ihtimalle Avusturya Macaristan imparatorluğundan kalan bir kültür, zira ne Bosna’da ne de Makedonya’da görmemiştim.


Bebekle gezince anne babanın mesaisi erken başlıyor. Saat 06:30’da kalkıp, 07:00’de aldığımız kahvaltı sonrası otelden çıkıp hemen yan taraftaki Tašmajdan Park’da yürüyüşe çıktık. Ozan’ların uyanmasını beklerken zannımca Belgrad’ın en güzel parklarından birinde zaman geçirdik. Zaten sırf bu parkta ailecek sabah yürüyüşü yapmak için kaldığımız oteli seçmiştim.


Böreksiz bir Yugoslav mutfağı hayal etmek bile zordur. Boşnaklar ve Makedonların börek kültürü burada yoğun hissediliyor. Burekdzinica Sarajevo (Svetogorska 38) şehrin en iyi börekçisi. Çeşit çeşit börek var, yanında da usulen Jogurt içiliyor. Evet evet yanlış duymadınız, boza kıvamında ayrandan çok daha yoğun kıvamlı içeceğe onlar Jogurt diyorlar.


Tezgah sağlam, ıspanaklı, peynirli , kıymalı, pırasalı, mantarlı olmak üzere çeşit çeşit börekler var. 4 kişi olmamızın avantajıyla (Ege henüz yiyemiyor) sıradan hepsinden birer posiyon söyledik. En çok mantarlı ve pırasalıyı beğendik diyebilirim.


Acaba kıymalıdan da söylesek mi derken, bir tur daha geçtik. Siparişler genişledikçe bıkkın tezgahtarın yüzünde tuhaf bir hareketlenme başladı. 10 masa gücündeki bu masamız onu heyecanlandırmaya başladı. “Bir kahve daha alabilirmiyiz” lerle geçen rutin meslek hayatına renk geldi.


Buradaki “jogurt” bizim bildiğimiz yoğurttan farklı. Öncelikle yemelik değil içmelik. Ayran desen değil. Boza kıvamında oldukça yoğun ve hiç tuz yok. “Bu böyle olmaz” diyip üzerine su ve tuz eklemedik, bir Boşnak gibi efendice jogurtumuzu içtik.


Börek fiyatları gayet uygun, kilosu 450 RDS civarında yani 10 TL. Bu fiyatları da görünce elbette sonuç kaçınılmazdı. Masayı donattık ve insan evladı gibi bir porsiyon yiyip kalkmadık. Yaklaşık 1.5-2 kilo börek ile fil yutmuş boğa yılanı gibi çöküp kaldık.

Eğer börek değil de daha Avrupayi şeyler yemek isterseniz, şehrin her köşesinde Пекара (Pekara diye okunuyor) denen fırınlar var. Bu fırınlarda aynı Almanya ve Avusturya’daki fırınlardaki gibi onlarca çeşit ekmek, çörek, kiş, kruasan, sandviç ve çok güzel taze filtre kahveler bulunuyor. Belgrad’da en bilineni Хлеб & Кифле (Hleb i kifle diye okunuyor)


Ekmeğe karşı pek düşkünlüğüm yoktur ama yurt dışına gittiğimde özellikle Avrupada siyah ekmek yemeyi seviyorum. Hafif nemli ve çok lezzetli oluyor. Sünger gibi kuru değil, daha tok. Bir dilimiyle doyarsın.


Sadece kahve molası için bile bir Pekara’ya gidip soluklanabilirsiniz. 1 dolardan daha ucuza kahve içmek mümkün. Hele bir de fırından yeni çıkıpmış kayısı marmelatlı poğaçaya denk geldi mi tadından yenmez.


Hangi ülkeye gidersek gidelim mutlaka pazarını gezmek isteriz. Ülkenin kendi mutfağını, yemeklerde kullanılan ürünleri en ucuza en doğal haliyle burada bulabilirsiniz. Belgrad’ın sabit pazarı Kalenić Pijaca şehrin göbeğinde! Kime sorsanız gösterirler.

Zeytin ve zeytinyağı tüm balkanlarda olmazsa olmaz bir üründür. Her ne kadar Sırplar Akdenizli olmasalarda zeytinyağı üretimi ve tüketimi hayli fazla. Bunda da Hırvatların ve Karadağlıların rolü büyüktür.


Zeytin gibi aynı şekilde peynirsiz bir pazar yeri düşünülemez. Adını bile bilmediğimiz açıkta satılan peynirlerin teker teker tadına baktık. Mavi gözlü yaşlı teyzem bize Sırpça anlattı biz ona Türkçe cevap verdik. Götürecek yerimiz olmadığı için almadık, ama o kadar fazla yemiştik ki sırf tadında baktıklarımızn hatrına teyzeye 100 RDS vermek istedik. Teyze ilk önce neden para verdiğimizi anlamadı sonra anlayınca bize “İkram be onlar” diye kızıp parayı zorla geri verdi.


Belgrad Macaristan sınırına sadece 200 km uzaklıkta. Dolayısıyla pazarda Macar ürünlerine rastlamak bizi pek şaşırtmadı. İstanbul Bebek’de kilosu yaklaşık 100 TL’ye satılan badem ezmesine gurbet ellerde rastlayınca fırsatı kaçırmayıp iki paket satınaladık. El sabunu büyüklüğünde koca badem ezmesi 200 RSD.


Mükellef bir Sırp masasının vageçilmezi turşudur. En az bizim kadar turşuya meraklılar ve bir çok sebzenin turşusunu kuruyorlar. Uzmanlık alanları kırmızı biber diyebilirim. Ufakların içine peynir dolduruyorlar, büyüklerini ise değişik otlarla çeşnilendiriyorlar.


Yeşil ve kırmızı biberlerin içine lahana doldurup biber dolması turşusu yaptıklarına şahit olduk. Dolma kültürleri hayli zengin, lahana dolması turşusu bile vardı. Yanlız dikkat etmek lazım bu biberler Urfa biberi kadar olmasa da baya baya acı çıkabiliyor.


Pazarda bir başka ilgimizi çeken şey ise balkabağı oldu. Malesef bizde balkabağından sadece tatlı yapılıyor, bazı şehirlerde ise böreklerin içine konuyor. Başka da bir şey yapılmıyor. (Varsa söyleyin bilelim). Mevsimi vardır, her zaman pazarda bulamazsınız. Biz Kasım ayında gittiğimizde çeşit çeşit balkabakları vardı. Hem dilim olarak satıyorlar, Hem de jülyen doğranmış naylon poşetlerde hazırlanmışları da vardı. Kim bilir hangi masaları süslüyecek, ne tür yemekler yapılacaktır.


Yöresel yemekleri keşfetmek için lüks lokantalara değil, kenar mahallelerde kalmış ufak lokantalara gitmek gerekli. Ama buraları bulmak biraz zahmetlidir. Bazılarının internette sayfası yoktur, bazılarının ise ingilizce menüsü yoktur. İşte burada devreye Löplöpçüler giriyor ve derdinize derman oluyor.




22 yorum:

Zeugma dedi ki...

Balkabağından sütlü çorba yapıyorlar.Fena olmuyor.
Ayrıca böreği bizde de var. Karadeniz Bölgesinde yaygındır (Ama şekerli bir tadı var. Herkes yiyemiyor).
O değil de; dürüm şeklindeki şnitzelde kaldı aklım. Nerden bulacağız şimdi? :(

Aize afiyetler olsun.
İyi gezmeler...

Güneş AKDOĞAN dedi ki...

Oldukça keyifli geçmiş Belgrad günleri. Belgrad diyince yemekler kaçınılmaz güzel oluyor.

Adsız dedi ki...

Kabak reçeli aman allahım nefes
Sizin yazılarınızı hep gece okuyorum işkence oluyor bana canım çekti hepsinden sevgiler (bide daha sık yazsanız lütfennnn)
Sibel

Adsız dedi ki...

Kabak böreği Kırklarelide de yapılıyor, Zeugma nın dediği gibi tatlı oluyor bir dilimi yetiyor. Kırmızı biber içine lahana parçacıkları konarak turşuda yapılıyor.

Adsız dedi ki...

merakla 2.bölümü bekliyoruz;gitmemize 2 hafta kala :)

Adsız dedi ki...

Balkabağını püre haline getirip süt ve çok az tuz/çok az şekerle tatlandırıp pişiririz biz. Kızarmış tereyağa toz kırmızı biber katar ve üzerine dökeriz. Sonra da bir dilim mısır ekmeği ile (fırında pişer, mejage denir) afiyetle yeriz.
Ege'yi çok öperim.

Adsız dedi ki...

Sırf şu şinitzel dürüm için gitmek farz oldu,yaktın beni Semihh

Adsız dedi ki...

Bu gün THY'nin indirimli biletlerinden Kasım ayı için Belgrat'a bilet aldık.Tabii ilk işim inşallah Löplöpçüler Belgrat'a gitmiştir diyerek sayfanızı açmak oldu.Ana sayfaya bakmadan alfabetik olarak b harfinde Belgrat yazısını görmek bir mutluluk, İlk önce bir fotoğraflara bakar sonra tadını çıkara çıkara okurum ben.Fotolara bakarken Ege'yi görüp aaa bu eski gezi değil daha yeni gitmişler deyip hızla sayfayı yukarı alıp son yazı olduğunu görmek paha biçilemez. İyi ki varsınız.

Güneş AKDOĞAN dedi ki...

Belgrad'tan daha yeni döndüm ama şu fotoğrafları görünce tüm tadları özledim valla.
Uyku zor bugün bana...

GezginAnne dedi ki...

Balkabağını temizliyorsun, genelde küçük balkabağı için bu tarif, 4'e bölüyorsun. Bir fırın tepsisine diziyorsun, üzerine zeytinyağı, karabiber, tuz vs koyup bir parmak da su dolduruyorsun, fırında 1 saat pişiriyorsun. Somon balık yanına, tavuk ızgara yanına süper eşlik ediyor. Gerçi tatlımsı bir tadı olduğundan (tatlı patates de öyle oluyor) Türkler pek sevmiyor; ama biz sevdik.

semihsahinkusu dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
semihsahinkusu dedi ki...

İkinci bölümü sabırsızlıkla bekliyoruz. 15 Ekim'de Belgrad seyehatimiz var, umarım yazı yetişir o zamana kadar:))

Teşekkürler

Unknown dedi ki...

Selamlar,
yine her zamanki gibi lezzetin dibine vurulmuş. Selanik'ten sonra yenilen ve içilenleri not ederek 8-12 Kasım arası Belgrad gezimize çıkıyoruz. Merak ettiğim bir şey var, gidip te tadamadan, yiyemeden döndüğpünüz ya da başka bu konuda bir tavsiyeniz varmı? Selamlar.
Hakan

Löplöpcü dedi ki...

2. bölümde yazdığım gibi Sharan Restaurant’a gitmek istiyorduk, gidemedik

tatildeyiz iN holidAy dedi ki...

Mudanya - Trilye 'de balkabağından Antakya 'da olduğu gibi Çıtır Kabak Tatlısı yapıyorlar . Ayrıca bir yazınızda iyi yapılmış ahtapot ızgarayı çok az yerde bulabildiğinizi okumuştum .Triye 'de Mahur restoranda yediğimiz Ahtapot Izgara , Rodos Genadi 'dekine eşdeğerdi . Denemenizi öneririm.

Recep Kaban dedi ki...

Oneriniz üzerine son akşam yemeğimizi Dva Jelena'da yedik. Size minnettarız, çok teşekkürler.

Recep Kaban dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Wildtrak dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
semihsahinkusu dedi ki...

İlk defa mi yurtdışına çıkıyorsunuz =)
18.00 de açılıyor

Wildtrak dedi ki...

@semihsahinkusu

evet ilk defa yurtdışına çıkıcam.

açılış saatini 11:00 yazacaklarınına 23:00 yazmışlar sonradan fark ettim. =)

semihsahinkusu dedi ki...

Mutlaka gidin oraya, akşam saatleri daha hareketli oluyor, canlı müzik başlıyor.

Wildtrak dedi ki...

Temmuz ayında tek gideceğim mutlaka uğrayacağım yerlerden birisi olacak =)

Teşekkür ederim.

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World