22 Ekim 2013 Salı

Almanya-Avusturya-Slovenya 1.Bölüm-Avusturya


Şimdiye kadar yurt dışında en fazla hangi ülkeye gittin diye sorarsanız, rahatlıkla “Avusturya” derim. Dayımın 40 sene önce gidip yerleşmesi ve ablamın üniversite okumaya gidip, onun da yerleşmesi sayesinde şimdiye kadar herhalde 10 kere gitmişimdir. Avusturya diyince akla Viyana gelir, hadi bilemedin bir de Salzburg (Mozart sağ olsun) başka neresi gelir? Villach diye bir şehirleri var, bir çoğunuzun duyduğunu hiç sanmıyorum. Villach bağlı olduğu Kärnten bölgesinde başkent Klagenfurt’tan sonra 2. büyük şehir. Slovenya sınırına 20 km, İtalya sınırına 25 km uzaklıkta tam bir kültür kesişmesi. Laf aramızda Kärnten bölgesinde bir çok göl olduğu için hayli turistik. Ama Türkiye’de şahane plajlar olduğu için aklımıza yazın güney Avusturya’ya göl kenarına gitmek pek mantıklı gelmiyor.

Annem, babam, Özenç ve Ege ile birlikte 1 hafta boyunca yaptığımız aile ziyaretinde müzeymiş, tarihi esermiş hiç bulaşmadık. Şu restorana gidilecek, bunlar yenilecek diye plan bile yapmadan sanki Erzurum’a gidiyormuş gibi evden çıktık. Denk gelseydi İtalya’ya da bir girip çıkardık ama yoğun kış şartlarından dolayı anca Slovenya’ya Bled gölüne gittik. Dönüşte de 1 gün Münih’te kalıp noel kutlamalarına, Alaman sokak lezzetlerine yakından ilgi gösterdik. Almanya’ya daha önce çok gitmiştim ama Sloven mutfağı beni hem şaşırttı hem de mutlu etti. Hırvat veya Sırp mutfağı ile alakası yoktu.

Almanya-Avusturya-Slovenya turu için 2 bölüm Avusturya, 1 bölüm Slovenya, 1 bölüm de Almanya yazacağım. Avusturya’da hem ablamın evde yaptığı yemeklerden hem de lokantalardaki yöresel yemeklerden bahsedeceğim.

 
21.12.2012      Münih-Villach

Villach’a gitmek için Slovenya’nın başkenti Ljubljana’ya uçabilir oradan otobüsle devam edebilirsiniz ya da Viyana’ya uçup, trenle gidebilirsiniz. Ama biz gezginler için en iyi yol, en ucuz yoldur. Neredeyse otobüs bileti fiyatına tamı tamına 464 TL’ye Özenç’e, bana ve Ege’ye Lufthansa’dan Münih bileti alınca, trene Viyana’dan değil, Münih’ten bindik.


Hatırlarsınız 2012 Aralık ayı baya soğuk ve karlı geçmişti. Şansımıza o gün Atatürk havalimanı felç, Lufthansa’da 3 saat rötar var. “Treni kaçıracaz, yanımızda ufak bebek var” diye israrcı olup, gidiş biletlerimizi ücretsiz olarak THY ile değiştirdik. Yaşasın Star Alliance birlikteliği. (Lufthansa’ya bu kıyağından dolayı tekrar teşekkür ederim).

Yıllardır uçağa binerim o gün ilk defa deicing operasyonu ile tanıştım. Hava sıcaklığı belli bir derecenin altına düştüğünde uluslararası kurallara göre deicing yapılırmış. Uçağın kanatları üzerineki kar veya yağmur suyu soğuk havanın etkisiyle donup, flaplerin ve kanatların aero dinamik yapısını bozmaması için kimyasal bir sıvı ile eritilmesi sağlanırmış. Uçuş güvenliği için hoş güzel bir uygulamadır, fakat yolcular için en az 1 saat rötar demektir. Çünkü alandaki tüm uçaklar sırayla bıcıbıcıdan geçmesi zaman almaktadır.


Uçak pist başına gelip hızlanmaya başlayınca Ege’nin sütünü çıkartıp verdik. Bebeklerin kulaklarında uçakla yolculuk esnasında basınç farkından dolayı ağrı oluşmaması için süt veya su emmesi/içmesi gerekir. Aman diyeyim uçağa biner binmez biberonu vermeyin, uçak havalanana kadar sabredin sonra hemen verin. Tabii bunun için bebeğe uçuştan 2 saat öncesine kadar pek bir şey vermemek lazım.


Münih Havalimanına indiğimizde İstanbul’a göre nispeten daha güzel bir hava bizi karşıladı. Havalimandan 20 dakikada bir kalkan S8 tramvayı ile Münih tren istasyonuna gittik. Normal saatimizden 1 saat önce geldiğimiz için tren garının içindeki Rubenbauer’e oturup alamanlar gibi sosisli biralı öğlen yemeğimizi yedik.


Günlük hayatımda evde sosis yemek aklımın ucundan bile geçmez, ama ne zaman bir Avrupa ülkesine gitsem sosis yeme içgüdülerim birden kabarıyor. Özellikle Käsekrainer denilen peynirli sosis favorimdir. Yandaki et dilimi gibi duran ise Leberkäse. Leber demek ciğer demek, käse ise peynir demek, ama işin matrak tarafı içinde ciğer de yok peynir de. Jambonla salam arası bir şey. Bir zamanlar bizim Real Hipermarketler’de de Leberkäse satılıyordu.


Trenle seyahat etmek Almanlar için bir yaşam tarzı, hayatlarının her anına girmiş durumda. Dolayısıyla bizdeki “Otogarda yemek yenmez” kültürü Almanya’da geçerli değil. Münih tren garında yemek için sadece fast food yok. Sulu yemek, çorba, tavuk gril gibi gönül rahatlığıyla çeşit çeşit yemek yiyebilirsiniz.

Frankfurt’tan gelip, Klagenfurt’a giden EC113 trenine yerleşmemiz biraz zahmetli oldu. Allah’tan tren 14 dakika peronda bekliyor, 6-7 valizle anca yerimize yerleştik. Özellikle kalabalıksanız önceden koltuk rezervasyonu yaptırmanızı şiddetle tavsiye ederim. Ona göre biletinizde hangi vagonda hangi koltukta oturacağınız belli oluyor. Acemilik yapıp ilk vagondan trene binip tüm vagonları içeriden elde valizlerle teker teker yürümeyin, koltuğunuz hangi vagondaysa direk o vagona binin. Çok valiziniz varsa illa bütün hepsini oturduğunuz koltuğun üstündeki rafa koymanıza da gerek yok, her vagonun girişinde valizleri koymak için yer var. Merak etmeyin kimse valizinizi götürmez.

Akşam yemeğinde ablamın yaptığı en sevdiğim iki yemek vardı. Schnitzel ve tiramisu! Schnitzel’e daha sonra detaylı gireceğim, kısaca önce una, sonra yumurtaya sonra galeta ununa bulanarak yağda kızartılan et diyebiliriz. Hatta ablam mantarları da aynı muamele ile pişiriyor, mükemmel oluyor.


Schnitzeli herkes yapar ama tiramisu konusunda 2 çift lafım var. Roma Pompi’de yediğim tiramisuyu saymazsak, hayatımda yediğim en iyi tiramisuyu ablam yapar. Kremasını hazırlarken mascarpone peyniri ve çiğ yumurta kullanır. Ayrıca içerisine de illaki kedi dili koyar. Tiramisu yaparken labne peyniri veya hazır kek kullananlar, kremasını pişirip kaskatı yapan bizden değildir.



22.12.2011      Villach

Sabah kahvaltı sonrası noel alışverişi için Spar’a gittik, bizim Migros – Carrefour gibi büyük bir hipermarket. Dün öğlen yediğimiz Leberkäseyi burada da görünce biraz detaya girmek için fotoğraf çektim. Leberkäse sıcak yenen bir tür jambon. Çok sağlıklı bir şey olduğunu söyleyemiyeceğim. Neticede sosis, salam gibi işlenmiş kırmızı etten yapılıyor. Sade olanı, peynirlisi ve acılısı var. 100 gramı 1.25-1.49 Euro civarında.


Çocukluğunda bol bol Leberkäse yemiş ve bundan dolayı epey şişmiş tezgahtar hanım kızımız, tezgahın arkasında siparişinizi alıyor, istediğin kalınlıkta Leberkäse kesip tartıyor.


İsterseniz löp et olarak alırsınız ama genel tamayüller ekmek arası yapılması yönünde. Brötchen denen ekmek, bildiğimiz beyaz undan yapılan bir tür ekmekçik. Bizim gariban “çeyrek ekmek” konseptinin bireysel kimliğe sahip hali.


Evde benden başka pek meraklısı yok, anca yeğenler eşlik etti o kadar. 25 sene önce ilk Avusturya’ya gittiğimizde rahmetli dayım öğretmişti bu Leberkäse’yi. Sokakta satılanlar gramaj usulü değil, adet usulüydü. Bizim dayı (1.92 cm, 120 kg) Leberkäse’yi incecik kesen kızı hiç unutmam “Kalın kes kalın kes” diye uyarmıştı. O gün bugündür bizim mutfakta “Kalın kes kalın kes” geyiği döner. (Rahmetli dayım 12 yaşımdayken Adriyatik denizinin ortasında bana kabuklu midye yemeği yaparak hayata bakış açımı değiştirmiştir, nur içinde yatsın)


Leberkäse’ye isteğe göre ketçap, mayonez, hardal konuyor. Bizim ufak yeğen Stefan bir oturuşta en az benim kadar yemek yer, hatta üstüne de koca bir tabak sosisli makarna yer.


Özenç ise istemem yan cebime koy diyenlerden. Sipariş verirken “Ben yemem” der, ama mallar ortaya gelince “Ben seninkinden yerim” demeyi ihmal etmez.


Akşamüstü Villach’ta dolaşmaya çıktık. Weihnachten (noel) dolayısıyla kurulan tezgahların son günü. Sırf bu panayırı görmek için yolculuğu cuma yapıp, 22’sine yetiştik. Ertesi gün millet tezgahları topluyormuş.


2009 Avusturya yazımda noel kutlamalarını yazmıştım, 1 ay boyunca tezgahlarda sıcak şarap, schnaps, kestane kebap ve sosis gibi sokak lezzetleri satılıyor. Tabii noel ağacını süslemek için bilimum süs incik boncuk tezgahlardan hiç eksik olmaz.



Avusturya’da ne yenir diyince benim aklıma ilk Mozart çikolatası gelir. Ablam Avusturya’da üniversite okurken, her gelişinde bu çikolatalardan getirirdi. Orjinal olanı Mirabell marka olanıdır. Onun dışında bir sürü çakma markalar da var ama hiç bulaşmayın derim.


Yemekten önce tezgahlardan birine yanaşıp ailecek Glühwein (sıcak şarap) içtik. Karanfil, tarçın, zencefil ve portakal kabuğu ile tatlandırılan kırmızı şarap ayrıca bir miktar su ile seyreltiliyor. Türkiye’deki içki kültürü Avusturya’daki kadar olmadığı için maalesef bizde böyle 3 euroya bir bardak sıcak şarap veren yerler yok. Halbuki bu sıcak şarap, Aralık ayında buz gibi havada insanların dışarı çıkıp gezip dolaşabilmeleri için pek faydalı. Hem sıcak hem de alkollü olduğu için 2. bardaktan sonra içten yanmalı motor hesabı -10 derecede paltoyu çıkarasınız geliyor.


Villach İtalya’ya çok yakın demiştim, dolayısıyla şehirde sağlam bir İtalyan esintisi var. Şık İtalyan lokantalarından tutun, İtalyanca ilanlara afişlere rastlamak mümkün. İtalyan lokantalarından en iyisi de Pizzeria Trastevere’ymiş. Seyahatimiz Avusturya-Slovenya-Almanya’yı içerdiği için İtalyan yemeklerine pek girmeyeceğim ama bir iki fotoğraf koymanın sakıncası yok. Ne yapayım, İtalyan mutfağını çok seviyorum.

Yıllardır blogda yazıyoruz, “Fransa’da şöyle midye yedik, Karadağ’da şöyle pişiriyorlar, böyle kabuğundan tutup yiyorlar” diye, annem de senelerdir “Ben de isterim o midyelerden” der. Hazır menüde yakalamışken anneme Muscheltopf (kabuklu midye) söyledik. Ama tabağı masaya gelince ilk tepkisi doğal “Ben bunu nasıl yiiiceemmmm?!” oldu. Zira annemin midyeler tabakta porsiyon olarak değil, koca bir tencerede tam 1 kilo kabuklu midyeden yapılmıştı.


Annemin yardımına hayırlı evlat olarak ilk ben koştum. Domatesli sarımsaklı sos ile yapılan midyeleri nasıl açması, nasıl sosuna daldırması, nasıl löpletmesi gerektiğini uygulamalı eğitim ile bizzat anlattım. Midyeyi “Alla marinara” istersen beyaz şarap soslu, “alla pascatore” istersen domatesli ve şarap soslu geliyor. Her ikisinin içinde de sarımsak ve zeytinyağı olmazsa olmaz.


İstanbul’da yediğimiz baharata bulanmış midye dolmanın içinde midye etinin lezzeti asla farkedilmiyor. Kabuklu midye ile yapılan bu yemeğin içinde ise fazla baharat yok. Midyenin lezzetini iyice alan yemeğin suyu, şarabın verdiği burukluk ve sarımsaklı zeytinyağı ile karışınca insanı hem baştan hem de yoldan çıkaracak türden. Kibar başladığımız bu yemeğin sonunu bileklerimize kadar sızan yağlı ellerle bitirdik.


Babamın siparişi “Spagetti alla Siciliana” da öksüz doyuran cinstendi. Aynı midyeler gibi bu da tenceresiyle birlikte masaya geldi. Evde yemeği yedikten sonra çok seversem mutfağa su alma bahanesi ile gider, kimselere çaktırmadan tencereden 2-3 kaşık daha yerim, onun tadı bir başka güzel olur. Herhalde aynı mantıkla, adamlar makarnayı pişirme tavasında getirmişler. Karides, kalamar ve kabuklu midye ile yapılan spagetti hiç fena değildi.


Özenç’in en sevdiği deniz ürünlerinin başında karides gelir. Onun için çimçim jumbo farketmez, hepsini yer. O zamanlar hala emzirdiği için midye yiyemiyordu, bahane oldu “Tagliatelle con gamberi” yani karidesli tagliatelle söyledi. Tagliatelle için bizim erişte gibi kesilmiş makarna diyebiliriz, spagettinin yassı hali.


Masada herkesten 1-2 lokma alan otlakçı olarak ben gorgonzola peyniri ilaveli somonlu ıspanaklı pizza söyledim. İtalyanların gorgonzola peynirini kahvaltıda tek başına yemek biraz ağır gelebilir ama bence pizzaya en yakışan peynirdir. Füme somon ile bu peynir birlikte pizzayı adeta uçuruyordu. Eh bir de ustam dilimlere ayırıp gönderseydi hiç fena olmazdı ama nedense fırından çıktığı gibi göndermiş çocuğu.


İtalyan lokantasına geldik, konsept gereği oğlanın spagettisini de hazırladık. Daha doğrusu zuladan spagettisini çıkarttık. Spagetti Bolognese = Kıymalı makarna. Normalde hazır mamayı bizim Ege hiç sevmedi ama 1 yaşına kadar dışarıda yediğimiz yemekler onun için tuzlu olduğundan dolayı ancak seyahatlerde yanımızda bulundurduk o kadar. Allah razı olsun o da seyahatlerde yemek konusunda pek arıza çıkartmadı.


Türk gezginlere veya turistlere Villach’a gidince İtalyan lokantası tavsiye etmek biraz abes olacak, elbette Avusturya yemekleri yemeyi tercih edersiniz. Burası daha çok deniz ürünleri ve İtalyan yemekleri yemeği isteyen Avusturyalılara yönelik. Ama hem uygun fiyatlı hem de iyi kalite yemek yapan güzel bir İtalyan lokantası çekerse canınız gönül rahatlığıyla gidebilirsiniz. Pizzalar, makarnalar hatta deniz ürünleri bile ne yersen ye 10-15 euro civarında.

 
23.12.2012      Villach

Türkiye’de kahvaltı diyince akla zeytin, peynir domates, salatalık, yumurta gelir. Sosis, jambon kültürü çok fazla yoktur. Afyon, Kayseri, Kastamonu taraflarında sucuk ve pastırma meşhurdur ama genel olarak yine de her evde sabah kahvaltıda yendiğini zannetmiyorum. Avusturya ve Almanya’da ise kahvaltının olmazsa olması jambondur. Schinken  , Extrawurst, Salami, Mortadella gibi onlarca çeşidin içinde seçim yapmak kolay değil. Mümkünse hepsinden birer tane tadına bakmak lazım.


İçlerinde benim ev sevdiğim salami. Adı bizim salama benziyor ama tadı ve yapılış şekli daha çok sucuğa benziyor. Ama bizim sucuk gibi baharatlı değil. Çiğ olarak yenildiği gibi pizzalara da pek bir yakışıyor.

Peynirlere de mutlaka değinmek gerekir. Literatürde “Yellow Cheese” diye geçen bizim kaşar peynirine benzeyen ama hepsinin kendine has kokusu ve lezzeti olan peynirler bunlar. Gouda, Emmentaller, Drautaler ve Bergkäse en bilinenleri. Siyah ekmeğin üzerine önce krem peynir, üstüne bu peynirlerden bir tanesini (hatta iki tanesini) üstüne de sevdiğiniz jambonu koymak sureti ile şahane bir ekmek hazırlayabilirisniz. Dikkat üstüne bir ekmek daha koyup sandviç şeklinde yapmıyoruz, az ekmek yiyoruz.


Benim evde kahvaltıda en sevdiğim şeylerden biri labne peyniri ile incir reçeli kombinasyonudur. Labne peyniri tuzlu ve yağlı değildir. Krem peynir gibi ekmeğin üzerine sürülür, şekerli reçelin tadını dengeler. Bizde maalesef satılmıyor ama Philadelphia peyniri labne peynirinin benzer kızkardeşidir, ailecek bayılırız. Her Avrupa seyahatinde en az 5-6 paket almaya çalışırız. Avusturya’da incir ağacı pek yok, daha çok dağlık ve ormanlık alan olduğu için orman meyvaları bulunuyor. o yüzden yaban mersini, ahududu, frambuaz, böğürtlen gibi dağ meyvalarından yapılan reçel ile philadelphia kombinasyonu yaptım, tam ağzımıza layık.


Avusturda’da en ilgimi çeken şeylerden biri de, noel zamanı evlerde yapılan Weihnachtskekse (Noel kurabiyeleri) oldu. Ama öyle bir tepsi filan değil, çeşit çeşit kurabiyenin her birinden ayrı ayrı birer tepsi yapılıyormuş. Vanillekipferl, Rumschnitten, Butterkekse, Rumkugeln, Zimtsterne, Schokoladenbrot, Husarenkrapferln, Linzeraugen gibi onlarca çeşidi var. Kimisi  mahlepli kimisi çikolatalı, marmelatlı olanı var tereyağlı olanı var, ama hepsinin ortak özelliği bir kez başladın mı sıradan hepsinden bir tane yedirtmesi. Dükkanlarda da noel zamanı satılıyor ama evde yapılanın tadı bir başka güzel oluyor. Bu tabak 1 ay boyunca masada duruyor, millet gelip gidip birer ikişer götürüyor. Kurabiyeler azaldıkça zuladaki kurabiyeler çıkartılıp, takviye yapılıyor. Bir ay boğunca bağımlısı oluyorsun.


Kahvaltı sonrası dışarı çıkıp Avusturya’nın en büyük gölü olan Wörtersee kenarındaki Velden’e gittik. Özellikle yazın ve noel zamanı oldukça fazla turistin geldiği şirin bir kasaba burası. Çünkü bir yanda yemyeşil dağlar, bir yanda masmavi göl size cennete geldik hissi yaşatıyor.

“İşte huzur burada” diyeceğiniz ama bunu derken soğuktan üşüyebileceğiniz bir yer. Birer Glühwein alıp bu anın keyfini çıkarttık.


Hayatta bazı anlar vardır, zihninize, kalbinize, ruhunuza aynı anda kazırsınız bir daha unutamazsınız. O gün buz gibi havada ama ışıltılı bir güneş eşliğinde iskeleye bağlı teknelerin sallanışı, arada vraklayan ördekler, yemyeşil dağlar ile cennet görüntüsü kazındı beynimize.


Öğledensonra eve döndüğümüzde hafiften oksijen sarhoşluğu ile biraz uyukladık. Kalktıktan sonra da uzun zamandır yemediğim, evde yapmayı pek düşünmeyeceğim ama bulunca kaçırmamak gereken bir lezzete şahit olduk, şantarel mantarı.

Mantarı herkes sever değil mi? Maalesef kültür mantarından ve konserve mantardan başka hiç bir mantarın değer bulmadığı, bir mutfak kültürümüz var. Halbuki sonbahar demek Avrupalılar için mantar zamanı demektir. Şahsen biliyorum bizde de çok güzel mantarlar yetişiyor, özellikle batı karadeniz ve trakyada şahane mantar yemekleri var ama bunu yapan yapan yerler kırk yılda bir karşımıza çıkıyor.


Eniştem Jürgen’nin annesi babası dağlarda yürümeyi pek bir seviyorlar, Eylül ayında Eierschwammerl denen şantarel mantarından kilolarca toplayıp ablamlara vermişler. Orada mantar toplamak yaşlılar için spor yapmak gibi bir şey. Ablam da sağolsun bizim için mantarları hazırlayıp derin dondurucuya atmış. Mantarın %80’i su olduğu için derin dondurucuya atmak pek makbul değil ama aralık ayında geleceğimiz için beğeneceğimizi düşünmüş, 2 ay sonra çıkartıp bizim için pişirdi. Krema ile karıştırıp içine biraz maydanoz koydu o kadar.


Doğada yetişen mantarın tadı anlatılmaz, yaşanır cinsten. Aroması biraz kayısıyı andırıyor, piştiği zaman çok güzel kokuyor. Tereyağında sote olarak karşınıza ana yemek olarak çıkabiliyor veya bir et yemeğinin yanına garnitür olarak da yeniliyor. O gün canımız makarna çekti, onun üzene koyduk yedik. Sarımsaklı domatesli sos dışında da makarna sosu oluyormuş, öğrendik. Şantarel mantarı (Yumurta mantarı, tavuk mantarı, tavuk tirmidi olarak da bilinir) bence kültürel zenginlik, Anadoluda var olduğuna eminim ama ülkemizde genel olarak kullanılmaması kendi ayıbımızdır.

Yemek sonrası babamla Stefan noel ağacını kurdu. Eskiden annemlerle birlikte yaşarken biz de çam ağacı kurardık ama plastik ağaçtı. Bu ağaç ise harbi harbi canlı çam ağacı. 30-40 euro civarında marketlerden alınıyormuş, 6 Ocak günü ise belediye yetkilileri evleri dolanıp topluyormuş. Sonra kesiliyor ve ahşap olarak kullanılıyormuş. Yarın 24 Aralık, ve hrıstiyanlar için en önemli bayram. Özellikle çocuklarda heyecan dorukta, hediye beklentisi büyük.


4 yorum:

Uğur dedi ki...

Semih Abi merhaba , Leberkäse nin görüntüsünü ben banvit'in tavuk burger'ine benzettim onunda tadı sosis salam tarzında ,yeme fırsatın oldumu bilmiyorum ama görüntü benzediği için tadınında benzeyeceğini düşündüm

Adsız dedi ki...

2. kismi gelemdi hala yazinin, hevesle bekliyorum. eminim ki pek guzel olacaktir.

Salih Enes ÖZBAYOĞLU dedi ki...

Bir Harbiyyiyorum birde sen, Turkiye kısılıp kalmışlara veriyosunuz kırbacı.

Daha fazla okuyamayacağım sanırım.
:D
Yemekler, gezdiğiniz yerler muhteşem. İnce bir gaz geldi, ama bu gaz metrobus'e binene kadar bizde. :)
sevgilerle

ağva oteller dedi ki...

Yazılarınızı büyük bir meraklı okuyorum. Resmen Dünyanın 4'te birini gezmişsiniz harikasınız :) Hele yemek diyecek laf yok :)

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World