16 Aralık 2013 Pazartesi

Almanya-Avusturya-Slovenya 4.Bölüm Almanya

Yazının 3.bölümü için lütfen tıklayın

Bir haftalığına tatile çıkıp “bir” değil “bir kaç” yer görmenin şartı esas gideceğin yerden farklı yere uçak bileti almaktır. Hatta denk gelirse uçakla gidişi başka şehire, dönüşü başka şehirden yaparsanız daha fazla yer görürsünüz. Avusturya’ya gelme bahanesiyle ucuz bileti Münih’e bulunca son günü değerlendirip Münih’i de görme şansımız oldu. Her ne kadar Villach’ta noel kutlamalarını gördüksek de, Viyana’dan bile büyük olan Münih’de Weihnachten ruhunu tekrar yaşadık. Önce Glühwein ile içimizi ısıttık sonra sokak lezzetleri ile midemizi şenlendirdik, finalde ise tarihi lokantada Alman lezzetlerinin tadına baktık.

Münih büyük şehir olmasına rağmen bebek arabası ile gezmenin son derece kolay olduğu, 6-7 saat boyunca bir kere bile bebek arabasını kucaklamak zorunda olmadığımız dolaşması İstanbul’da göre nispeten çok daha kolay düzenli bir şehir.


29.12.2012      Villach – Münih

Nasıl 1 hafta önce Münih’ten Villach’a trenle geldiysek, aynı trenle (EC114) Münih’e geri döndük. Kar kış olmasına rağmen tren tam saatinde geldi, Münih merkez garına da aynı şekilde tam saatinde vardı. Hastasıyım bu Alman trenlerindeki dakikliğe.

Tatilimizin son gününde Münih tren garının hemen yanındaki Ibis Hotel’de (Dachauer Strasse 21) kaldık. Ibis Hotel’leri ben seviyorum, Adana’da ve Antep’te da kalmışlığım var. Odalar ufak tefek, dolaplar açıkta, banyoda küvet yok ama zaruri ihtiyacın olan herşey var ve her yer tertemiz. Bizim gibi erken rezervasyon yaparsanız 55 €’ya kalabilirsiniz. Ibislerde fiyatlar oda fiyatı üzerinden yani 2 kişi de kalsanız aynı, tek kişi de.


Eşyaları otele bırakıp hemen kendimizi sokağa attık. Villach’a göre epey kuzeyde olduğu için hava baya soğuk geldi. Soluğu Karlplatz’da kurulan Weihnachten alanında aldık. Daha önce 2010’da yazdığım Münih yazısında bahsetmiştim, esas Weihnachten kutlamaları, Octoberfest’in de kutlandığı Theresienwiese’de yapılıyor. Bizim sadece yarım günümüz olduğu için oraya gitmeye üşendik, geçen seferden eksik kalan yerleri gezdik. Münih’te sadece yarım günde ne yapılır? İstikamet Neuhauser Strasse’den (Münih’in İstiklal caddesi) başlayıp, Marienplatz ve biraz daha devam edip Münih’in sokak lezzetlerinin bulunduğu Viktualienmarkt.

Bizim örf adetlerimize göre buz gibi havada bebekler dışarı çıkartılmaz. Aman hasta olur aman üşür diye eve tıkılır. Biz ise gavur çocukları gibi oğlanı dışarı çıkartmakta sakınca görmedik. Taktık naylon korumasını arabasına, o sokak senin bu sokak benim dolandık.


Biraz ısınmak için Glühwein ile havaya girdik. Glühwein demek sıcak şarap demek. İçinde portakal, şeker ve kırmızı şarap var. Yöresine göre karanfil ve tarçınla baharatlandırılıyor. Maksat buz gibi havada insanların içini ısıtıp, dışarıda kalmasını sağlamak üşümesini engellemek.


Hangisinden alırsan al, bardağın depozitosunu da ayrıca ödüyorsun. Millet bir oturuşta pişmaniye gibi yumuşayana kadar içtiği için aynı bardakla 3-4 tane götürüyor. Bizde olsa sokakta içilen açık içecekler kesinlikle plastik bardakta veya strofor bardakta verilir. Burada ise 5 euro depozito olup olması gerektiği gibi orjinal seramik bardaklarda veriliyor. İşte Alman kalitesi kendini burada belli ediyor!

Yiyecek olan olarak genelde sosis ve Brezel var. Brezel özellikle Münih’in bağlı olduğu Bavyera eyaletinde çok sık tüketilen bir hamur işi. “Münih simiti” desek yeridir. Zira ben Hamburg’da Frankfurt’ta pek Brezel yiyen görmedim.


Brezel yapımı bizim simite çok benziyor, neticede hamur açılıyor sonra bir form veriliyor ve fırında pişiriliyor. Simit gibi yumuşak değil, daha çok grisini gibi kıtır. Beni pek sarmadı, ancak 5 çayına eşlikçi olabilir ama Almanlar özellikle birayla birlikte illa ki yiyorlar.

Bir başka sokak lezzeti ise kavrulmuş badem. Datça’da şahane badem ağaçları olmasına rağmen malesef badem Türkiye’de hala çok pahalı. Dolayısıyla bizde sokakta satılacak kadar ayağa düşmedi. Takipçilerim hatırlayacaktır, İsveç’in Götland adasında bu lezzet ile ilk defa karşılaşmıştım.


Önce tavada şeker eritilip karamelize ediliyor, sonra bademler atılıp şöyle bir çevriliyor. Özellikle soğuk havalarda enerji versin diye afiyetle yiyorsunuz. Hele bir de sıcak sıcak çıkan yeni partiye denk geldiysen yeme de yanında yat.


Marienplatz’a doğru yürürseniz solunuzda Frauenkirche ile karşılaşacaksınız. Görmemek mümkün değil. İçine girip şöyle bir tur atmak istedik ama çok sıra vardı beklemeye üşendik. Halbuki akşam sporu niyetine kulelerden birine çıkabilsek belkide Münih’i tepeden seyredebilirdik.

Özenç sosis işine pek sıcak bakmadığı için akşam yemeğinden önce ki altlığı tam kilisenin karşısındaki Rischart’ta yaptı. Milföy hamuruna benzer bir sandviç ekmeğinin arasına krem peynir, jambon, yeşillik ve domatesle hazırlanan sandiçe bayıldı.


Öğlen yemeğini trende geçiştirdiğimiz için bu sandviçin ömrü takdir edersiniz pek uzun olmadı, anca 2 dakika dayanabildi garibim. Özellikle milföy hamuruna benzeyen çıtır hamuru çok beğeni topladı. Fiyatlar kolböreği misali değil, gayet uygun.


Viktualienmarkt’ta salam sosis işine bulaşmak istemezseniz Rischart’ta vejeteryan sandviçler, sizi baştan çıkartacak poğaça ve börek çeşitleri mevcut.

Aslında akşama güzel bir lokantada yiyeceğiz ama bu sokak lezzetlerini kaçırmak olmaz. Benim gibi gırtlağına ve keyfine düşkün insanlar iyi yemek için her yere, her mesafeye gider, zaten yürüyeceğimiz 1-2 km bir yer. Viktualienmarkt’ta sosis, jambon, füme et, peynir, biftek, bonfile gibi envai çeşit et ve şarküteri ürününü satan onlarca dükkan var.


Bazı insanlar vardır gittiği şehirlerde en lüks lokantalarda yer, bazı insanlar ise en az 30-40 yıllık eski lokantaları tercih eder. Kimisi de sokak lezzetlerine fit olur. Biz löplöpçüler genelde ikinci ve üçüncü gruba dahil oluyoruz. İşte bu bakımdan Viktualienmarkt bizim için Münih’in en kutsal yeri.


Hatta bizim sosis diyip geçtiğimiz şeyin de onlarca çeşidi var. Peynirlisi, Polonya usulü olanı, Müslümanlar için dana etinden olanı, Nürnberg usulü olanı ne ararsanız var. Benim bile daha önce hiç bilmediğim yemediğim çeşitler bunlar.


Kokulara dayanamayıp bir sosisli almak için en kalabalık olan büfeye yanaştım. Kömür ateşinde piştiğinden dolayı oldukça lezzetli. Ocaktan alıp sıcak sıcak veriyorlar.


Hem ekmek sıcak hem de sosisler sıcak. Bizdeki balık ekmekçilerde en sinir olduğum şey balıkların pişirilip pişirilip bir kenarda bekletilmesi, sonra sipariş gelince 2 dakika tekrar ısıtılarak veilmesi. Yahu arkadaş zamandan kazanacam diye hem malı kurutuyorsun hem de ılık ılık gazlayıp gidiyorsun. Sonlara doğru yağı donuyor lezzeti bitiyor.


Gurme dükkanlarında sadece sosis ve et ürünleri değil, gastronomi dünyasındaki diğer gurme ürünlere de rastladık. Örneğin şu gördüğünüz çorbalar. Evet evet yanlış okumadığunız bunlar bir çorba.


Koruyucu madde içermeyen, kıvam arttırıcı katkı içermeyen, laktoz ve gluten içermeyen hazır çorbalardan bahsediyorum. Kadınları ve erkeklerin çalıştığı ev işlerine ve ev yemeklerine fazla zamanın kalmadığı günümüzde hazır çorbanın değişik versiyonlarını gördükçe üzülüyorum. Nerede kaldı dana incik alıp saatlerce kaynatmalar, nerede kaldığı iliğini çıkartıp yemeğin içine katmalar.


Et ve et ürünlerinden sonra esas ilgi alanımız peynirciler oldu. Türkiye’de aşırı pahalıya satılan ithal peynirleri burada çok ucuza almak mümkün. Sadece Alman peynirleri değil, Avrupa’da peynir konusunda söz sahibi İsviçre, Fransız ve İtalyan peynirleri de AB ülkesi olduklarından dolayı bizdekinin yarı fiyatına.


Amerika’ya ve Avrupa’ya et ve süt ürünleri sokmak yasakken, Türkiye’ye bu ürünleri sokma yasağı olmadığı için hatırı sayılır miktarda peynir aldık. Yanlız peynir alırken dikkat edin mutlaka vakumlu paket yaptırın. Yoksa 1-2 gün yolarda pek dayanmıyor, ya kokusu yada yağı valizin içinde sıkıntı yaratabilir.


Gewürzwerk markası cam kavanozlarda satılan ezmeleri ile meşhurmuş. 7-8 çeşit ezmenin tadına oracıkta bakıp beğendiğinizi alabilirsiniz. Domates kurusu ile yapılan Bruschetta bizim favorimiz oldu.


Sıradan teker teker hepsinin tadına aktık, bir Allahın kulu da gelip “Nasıl yardımcı olabilirim, amma götürdün...” diye taciz etmedi. Hatta biz pişkinlik yapıp “ekmekler kurumuş, tazesi yok mu?” diye talepkar davrandık. Adamın gönlü bol, müşteriye karşı mahçup olup özür dileyerek taze ekmek kesiverdi.

Son olarak sebze meyve satan manavlara değinmek istiyorum. Yahu arkadaş 25 sene önce ilkokul öğretmenimiz bize “Türkiye kendi kendine yetebilen 7-8 ülkeden biridir” diye öğretmişti. Şimdi bakıyorum da her şey yurt dışından ithal geliyor, buğday bile ithal edilir hale gelmişiz, GDO’lu mısıra mahkum olmuşuz. İklimi bizden çok daha kötü olan Almanya’da onlarca meyve ile karşılaşında insanın içi acıyor.


Büyük bir ihtimalle bir çoğu Almanya’da yetişmiyor ama fiyatlara bakıyorum vallahi de billahide bizden çok daha pahalı değil. Bu kadar sebzenin meyvenin ecdadını burada görüp tanıdıktan sonra memleketin pazarlarında bunalıma girmek içten bile değil.


Böğürtlen, ahududu, avukado, mango, ananas, deveci armudu gibi çeşitleri aynı tezgahta görünce insan bir düşünüyor, nasıl oluyor da Münih’de var ama bizde yok diye. Adam Münih’in göbeğinde “Türkisch Apfel” diye 2.5 €’ya halis mulis Amasya elması satıyor arkadaş, var mı ötesi?!

7 çeşit domates, 4 çeşit mantar, 4 çeşit biber ve enginar gibi sebze çeşitlerini görünce “Ah zavallı ülkem” diye hayıflandık. Hepsi bildiğimiz gördüğümüz gıdalar ama kolay kolay semt pazarlarında biz bunları bulamıyoruz.


Son olarak bizde olmayan bir lezzete değineceğim. Kresse bir çeşit taze baharat. Türkçesini bilmiyorum ama tere filizi gibi birşey. Alıyorsunuz karton saksıda yetişen kresseyi eve götürüp mutfağa koyuyorsunuz. Düzgün sularsanız en az 1-2 hafta dayanıyormuş. Sonra mutfak makası ile yapraklarından kesip kesip çorbalara ve sulu yemeklere koyuyormuşsunuz.


Tere gibi taze kişniş gibi bir nevi taze baharat. Sapları soya filizine benziyor, ama lezzeti sarımsağı andırıyor. Aldık bir kutu eve götürdük, ben lezzetini en çok frenk soğanına benzettim.


Eğer yöresel yemeklere düşkün ve biraz da sokak lezzetlerine yatkınsanız, Münih’in olmazsa olmazı Viktualienmarkt’dır. Soğuk puslu bir günde moraliniz sıfırın altında olsa bile ağzınız kulaklarınızda çıkarsınız. AVM’lerin janjanlı marketlerinden çok daha ucuza hem kendiniz hem de eş dost için hediyelik peynir jambon alabilirsiniz. Hele bir tadına bakayım diyip 3-4 dükkana da girdiniz mi işte o zaman Münih’in hakkını verirsiniz.

Sokak lezzetleri denemesinden sonra akşam yemeği için Münih’in tarihi lokantalarından Zum Augustiner’e gittik. Sırtçantalılar grubundan dostum Onur İnal’ın tavsiye etti burayı. İmam Çağdaş gibi yüz yıllık bir yermiş, rezervasyonsuz yer bulmak imkansızmış.

Her gün ayrı özel yemek var, cumartesi günleri yabani mantarla yapılan Rahmschwammerl günüymüş. Ayrıca klasik menüden bir bavyera klasiği olan Schweinhaxe (Domuz butu) sipariş ettik.


Biralarımız geldiğinde farkettim, masalara Brezel sepeti koymuşlar. Yemezseniz hesaba yazmıyorlar, ama yemekler gelene kadar birayı yudumlarken tadına bakmamak elde değil. Henüz dişleri çıkmamış Ege’nin eline diş etlerini kaşıması için Brezel tutuşturdum, tuzsuz taraflarından afiyetle kemirdi. Brezel yerken dikkat edin üstünde kaya tuzu parçacıkları var, biraz rahatsız edebilir.

Mutfaktan sızan et yemeklerinin kokusu burnunuzu gıdıklarken “artık yeter” dediğiniz anda bir bakarsınız tepsi içinde tonton garsonumuz muhteşem yemeklerinizi getiriyor. Domuz butu Türkiye’de asla yenilecek bir şey değildir. Ben de domuz etini yurt dışı gezilerimde pek tercih etmem. Ama özellikle Güneydoğu Almanya’da ve Avusturya’da domuz butunu güzel yapıyorlar. Fırında uzun süre pişiriliyor, etler lokum gibi oluyor, aynen bizim kuzu tandıra veya büryana benziyor. Yağlı ve lezzetli bir et olmasına rağmen her nedense burada üzerine ilaveten sos koymuşlar ama bence hiç gerek yoktu. Gereksiz süsleme sanatı.

 
Domuz etinin üstünde kalın bir yağ tabakası var. Fırında pişerken bu yağ iyice kıtırlaşıyor. Aynı fırından çıkan kuzunun yağlarını kemirir gibi isterseniz kemirirsiniz. Ama kıtırlaşmış kuzu yağını yemek her baba yiğidin harcı değildir. Ağırdır, iki ısırık aldın mı mideni bayabilir. Biz löplöpçüler için ise durum farklı. Zira bu meret damakta patlamalar yaratır.

 
Schweinhaxe için kuzu inciğin bir başka versiyonu diyebiliriz. Sos olmasaydı daha iyi sonuç vereceğini düşünüyorum. Pembe ve yağlı et hem yumuşak hem de lezzetli. Bir ısırıyorsun, pişmaniye yer gibi ağızda dağılıyor! Zevkten dört köşe derler ya aynen o hal, geride iz bırakmamacasına yedim. Demek ki neymiş? Yemeğin adı değil, lezzeti önemliymiş!


Bizim esas beklentilerimiz ise Onur’un önerdiği Rahmschwammerl. Ablamın Villach’ta yaptığına çok benziyor. Asla kültür mantarı değil, doğal! Taze taze taze tüketmek gerekir. Yemeğin lezzetini ve rengini değiştireceğinden domates ve salça mantarla birlikte pek kullanılmıyormuş, baharat kullanımı da oldukça sınırlıymış. Biraz krema biraz maydanoz o kadar! Mantarları dişlerinle çiğnerken içinden çıkan o lezzet beynimizin derinliklerinde ince bir huşu oluşturdu.


Ortadaki hamur benzeyen yuvarlak şey Semmelknödel. Klasik bir Alman yemeği garnitürü. Yarı ekmek yarı patates lezzetindeki knödel’dan ufak parçalar kesip mantarın krema sosuna bandıra bandıra yiyorsun. Yani ekmek muamelesi yapıyorsun. Onun dışında masaya ayrıca ekmek getirilmiyor. Knödel’ı bilmem ama mantarlar çok güzeldi. Daha geçen gün pazarda kanlıca mantarı gördüm ama almaya korktum. Malum ülkemizde “zehirli olur” diye mantar kültürü pek gelişmiş değil, hatta yerlerde sürünüyor bile diyebiliriz.


Ege o sıralar henüz 8 aylık olduğu için ona Hipp marka organik mama vermiştik. Mozarella peynirli domatesli makarnayı bizi üzmeden yemişti. Ama siz siz olun lokantada yemek yerken bebeğinizi beslemeye kalkmayın. Farklı bir ortamda olduğu için ilgisi dağılacaktır. Gerçekten çok aç değilse sağa sola bakıp yemek konusunda üzebilir.


Zum Augustiner yılların lokantası. Garsonları en az 10 yıllık, hatta yaş ortalamaları 40’ın üstünde. Tipik Alman kıyafetleri ve şapkaları ile hizmet ediyorlar. Yemeklerin öyle ahım şahım süper olduğunu belki söyleyemem ama mutlaka bir akşam yemeği için buraya gelmekte fayda var, içerideki atmosferi yaşamak lazım. Yöresel yemekler ve gerçek Alaman lokantası diyince Münih’te akla gelen ilk yer olduğunu sanıyorum. Öyle çok pahalı da değil. İçecekler 3-4 euro, yemekler 8-14 euro arasında değişiyor.


Gelmişken hediyelik bira bardağı da alabilirsiniz. Neticede burası Almanya’nın en eski birahanelerinden biri sıkı durun, tam 1328’den bira üretiyor. Orjinal Oktoberfest bardakları da satılıyor. Metal kapaklılar 28 €, kapaksız olanlar 10 €.


4 saatlik tren yolculuğundan sonra, hiç dinlenmeden önce sokak lezzetleri diye yollara düşüp, üstüne de kalabalık bir lokantada yemek diyince akşam pilimiz bitti. Yemek sonrası doğru otelimizin yolunu tuttuk.


30.12.2012 Münih – İstanbul

Otelde 55 €’ya kahvaltı dahil olmadığı için, havalimanında CIP lounge’da yeriz diyip kalhvaltı yapmadan çıkıp tren garına gittik. Münih tren garı devasa bir yer. En az 10-15 tane peron var, trenlerin biri geliyor biri gidiyor. Buradan isterseniz havalimanına bizim geldiğiniz gibi S8 tramvayı ile gidebilirsiniz ya da garın kuzey girişinde 05:15-19:55 arası yirmi dakikada bir kalkan Havaş benzeri Lufthansa Airport Bus var.


Tramvayla gitmek ucuz ama otomatlardan bilet almak biraz meşakatli. Alışkın değilseniz efendi gibi otobüse binip havalimanı terminalin kapısında inen derim. Biz alışkın olduğumuz için tramvayla gittik. Ucuz olmasının yanı sıra özellikle bebekli yolcular için daha konforlu çünlü daha çok hareket alanı var.

Münih havalimanında tramvaydan inip terminale doğru girerken Edeka diye çok güzel bir ekmek fırını ve süpermarket var, uğramamak asla olmaz. Şehir merkezine göre içkiler çikolatalar birazcık pahalı ama fırından ekmek almak için en azında cebinizde kalmış metal paraları değerlendirebilirsiniz.


Almanya ve Avusturya seyahatlerimde Türkiye’ye dönerken mutlaka ekmek alırım. Tüm ürünler hemen oracıktaki elektrikli fırınlardan çıktığı için tazecik. Brötchen denen minik ekmeklerden 7-8 çeşit alıp zulaya attık. Unundan mıdır mayasındanmıdır bilmiyorum ama Alman ekmekleri bizim dandik beyaz somun ekmeğe göre en az 3 gömlek üstün.


Aslında yemememiz gereken zararlı bir şeyler daha var ama artık o kadarcık olur. Gizli kaçamak diyip bir kaç tane onlardan da aldık. Quarktaschen denen poğaçanın zaten müptelasıyım. İncecik hamurla yapmışlar, içinde çok hafif bir krema var.


Çok gezmenin avantajı, THY’den elit card sahibi olunca Star Alliance grubundaki bütün loungelara girme hakkım var. THY ile uçmamamıza rağmen Münih havalimanındaki H24 kapısının karşısında ki Lufthansa Senator Lounge’a gittik. Business uçanlar için Business Lounge var, First Class uçanlar ve Star Alliance Gold Card sahipleri (THY’de Elit Card’a tekabul ediyor) Senator Lounge’a girebiliyor.


Lufthansa Senator Lounge İstanbul Atatürk havalimanı THY dış hatlar lounge kadar olmasa da son zamanlarda gördüğüm en güzel salonlardan biriydi. Meyvasuyu ve alkollü içkiler konusunda elibol davranmışlar. Kahveyse en az 7 çeşit sunuluyor. Esmer ekmekli, kruvasanlı jambonlu ve peynirli güzel bir tabak hazırlayıp son damgayı vurduk. Lufthansa’nın uçakta verdiği servis bizim THY kadar zengin olmadığı için taze meyva suyu ile başladığımız yemeğimize köpüklü şarap ile noktayı koyduk.


Bizim şansımıza sadece o gün mü vardı bilmiyorum ama o gün salonda mango ve muz ile yapılan taze meyva suyu vardı. Almanya’da yetişmediğine adım gibi emin olduğum bu iki meyveden yapılan taze meyva suyu iç gıcıklayıcı güzellikteydi. Özellikle Tanzanya ve Amerika seyahatlerimizden sonra Mango benim “En sevdiğim meyva” koltuğuna sağlam bir şekilde oturmuştur.


Tombikleri iyice doyurduktan sonra uçağa gittik ve bir seyahatin daha sonuna geldik. Lufthansa’nın uçakları hoş güzel temiz, zamanında kalkıyor ama verdiği yemekler düdük gibi. Nerde THY’nin soğuk meze tabağı nerede seçmeli sıcak yemekler?! Adamlar 2 saatlik Münih-İstanbul uçuşunda dalga geçer gibi makarna verdiler hepsi bu.

Üstüne de afilli bir şey yazmışlar “Tortellini Spinat Ricotta”, sanırsın uçağın içinde İtalyan esintileri yaratıyorlar. Tabii yine de buna da şükretmek lazım. 3 saatlik uçuşta bir kap yemeği ve hatta bir bardak suyu bile hayrına vermeyen firmalar var.



Yurtiçi seyahatler, ülkemizde “görümcemleri ziyarete Yalova’ya gittik, gitmişken de kaplıcalara bir  uğradık şekerim” diye kodlandı uzun yıllar.

Yurtdışı seyahatler ise hem pahalı, hem de yorucu idi. İş münasebetiyle gidenler dışında, Paris ya da Milano zenginlerin alışveriş durakları zannedildi Türk filmleri ve magazin sayfaları sayesinde.

Biz ise “Ablamlara gidiyoruz” diye çıktığımız Avusturya seyahatinde şaka maka 3 ülke gördük. Her zevke hitap eden Münih ve sizi oldukça şaşırtacak Güney Avusturya hakikaten görülmeye değer. Hele hele Slovenya bambaşka bir alem, Orta Avrupa turu için önemli bir durak! Hem doğa hem de lezzet açısından. Lufthansanın uçak indirimleri ve HRS'nin otelleri için takipte kalın, bu zevklerden mahrum kalmamak için arasıra çıkan promosyonları kaçırmayın.
 

Almanya-Avusturya-Slovenya hakkında 3 şey;


1. Avusturya Almanya’ya çok benzer ama doğası ve şirin köyleri ile gezginler için endüstri devi Almanya’dan daha caziptir
2. Tüm Avrupa’ya gitmek için Münih’e ucuz bileti alıp tren veya uçakla devam edebilirsiniz.
3. Balkanları gezenler için Slovenya adeta bir süpriz olacaktır. Emin olurn Hırvatistan’dan çok Avusturya’ya benziyor


5 yorum:

Degrade Dijital dedi ki...

Çok güzel

Emre Erol dedi ki...

Ellerinize sağlık, ilgiyle takip ediyorum sayfanızı. Birkaç not iliştireyim izninizle:

Depozito olayı her yerde aynı değil. Sıcak şarap ve bira için plastik bardak kullanıyorlar,bunlar için 2 euro idi geçen sene depozito.

"Kresse" su teresi olsa gerek, aynen filiz gibidir, soya filizine benzer. Amerikalılar sandviçlerinin arasına koyarlar bolca Avrupa mutfağında da mevcut. Sanıyorum maydanoz kullanımı pek yok, onun yerine su teresidir, kişniştir falan kullanıyorlar.

Pretzel Berlin'de de tüketiliyor, tadı aynı bizim çubuk krakerlere benziyor.

basaryo dedi ki...

yenge giderek kilo alıyor.eline yüzüne kan geliyor derken aldı başını gitti nerede o ilk evlendiğiniz yıllarda( örnek urfa seyahati) nerde şimdiki hali. benden söylemesi

Löplöpcü dedi ki...

2. bebek geliyor belki o yüzden öyle görünüyordur :)

Adsız dedi ki...

Sizi keşfetmekte biraz geç kalmışım :( saatlerdir sitenize takılıp kalmış durumdayım; mutlu oldum, heyecanlandım ve New York'ta geçirdiğim zamanlara yandım ki ne yandım :( sizi tebrik ediyorum

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World