25 Temmuz 2013 Perşembe

Kuşadası - Davutlar


Kuşadası, başta liman ve çevresi olmak üzere her milimetrekaresi turizme hizmet eden, kışın 80.000 olan nüfusu yazın milyonu bulan bir çekim merkezi. Ama maalesef şehirdeki aşırı betonlaşmadan dolayı şirin bir tatil kasabası görüntüsünden malesef biraz uzak.

 Kuşadası’na ulaşmak gayet kolay. İzmir Adnan Menderes Havalimanı’na geldikten sonra, sol taraftaki Rent a Car otoparkından Barışcan Turizm’in (0.507.6075657) iki saatte bir servisleri kalkıyor. Yol 1 saat sürüyor, ücreti 20 TL. Onurair veya Atlasjet ile geliyorsanız onların ayrıca ücretsiz servisleri var. Aslında keşke Selçuk Havaalanı biraz büyütülse de, en azından pervaneli yolcu uçakları gelse.

 

1960 öncesine kadar Selçuk ve Söke arasındaki bereketli topraklara çok yakın olmasından dolayı Kuşadası turizmle değil meyve ve tahıl verimiyle bilinirdi. Bir zamanlar sadece şeftali bahçeleriyle dolu olan Davutlar mevkii tarım ürünleri açısından çok zengindir. Bu yazıda size Kuşadası’nın turistik şehir merkezinden değil, Kuşadası’nın yerlilerinin yaşadığı Davutlar lezzet duraklarından bahsedeceğim. Hazır sezon gelmişken yazlıkçılara çalışalım bari.

 
Işıklar

Kuşadasından kalkan Davutlar dolmuşları SSK sitesinde durur. Tam o meydanda senelerdir yer alan iki restaurant vardır. Yılların Figaro Restaurant’ı el değiştirdi diğer restaurant olan Işıklar (0.256.6810773) devraldı.


Çöpşiş, köfte kebap pizza gibi seçeneklerin içinde benim sizlere tavsiyem pide olacaktır. Hem de Aydın Nazilli civarında yapılan Ege usulü olanından. Antep’te Urfa’da zaten pek pide kültürü yoktur, varsa yoksa lahmacun. Konya’daki etli ekmek denilen pide de bence Nazilli pidesinin yakınından bile geçemez. Ege usulü pide nasıl olur demeyin, İzmir ve Çevresi yazımda hem Yenipazar hem de Bozdoğan’da yediğim pidelerden bahsetmiştim.


Işıklar’da odun fırınında kıymalı, peynirli, kuşbaşılı çeşit çeşit pide yapılıyor. Artık yemeklerde o kadar seçici oldum ki, odun fırınında değil de gazlı veya elektrikli çakma fırınlarda pişen pide, lahmacun ve pizza yemiyorum. İlla odun fırını olacak, zira hiç biri onun lezzetini vermiyor.


Hepsi birbirinden güzel pidelere başlamadan önce peynirli ekmek ile altlık olarak başlıyoruz. Yumurta ve beyaz peynirle hazırlanan harç, açık lavaşın üzerine sürülüyor, sonra biraz da çörekotu serpiştiriliyor.


Lezzeti güzel, yağı tuzu yerinde. Türk mutfağında çok fazla kullanılmayan çörekotu değişik bir lezzet katıyor. Peynirli ekmeği 4 kişi için 1 tane söylemekte fayda var, zira kocaman. Pideler pişene kadar mide gurultularını dindirir. Çörekotu demişken mutfağınızdan eksik etmeyin, börekler çöreklere bol bol serpin. Özellikle bağışıklık sistemini güçlendirir, eklem iltihaplarını engeller.

En klasik pide kıymalı olanıdır. Her zaman yer yerde siparişlerimizden bir tanesi illaki kıymalı pide olur. Domates, maydanoz, soğan ve dana kıyma ile hazırlanan harç, çiğden hamurun üzerine konur, pidenin kenarları kapatılır ve fırına atılır. 3-4 dakika pişirildikten sonra pide kürekle dışarı alınıp, diğer tarafı aleve bakacak şekilde ters çevrilir ve 1-2 dakika daha pişirilir.


Fırından çıkartılan pidenin kenarları yumuşasın, daha lezzetli olsun diye margarin veya tereyağı sürmek adettendir. Zaman zaman çiçekyağı sürenler olur, gidin bakın fırının başına mutlaka uyarın “tereyağı” sürsünler. Dilim dilim kesilen pidenin üzerine, maydanoz veya limon gibi levazımat koymadan ağzınıza atın. Kıymanın esas lezzeti öyle anlaşılır. Bir anda sebzelerin lezzeti ile harmanlanmış etin yağı ve hamurun tadı hafızanıza kazınacaktır.


Kıymalı pideyi isteyen yumurtalı da sipariş edebilir. Yumurta baştan pidenin üzerine konmaz. Bir tarafı pişen pideyi ters çevirirken hamur sertleştikten sonra pidenin üstüne yumurta kırılır. Bir kaç dakika içinde yumurtanın beyazının pişmesi, sarısının ise hafif sulu kalması gerekir ki, bu iş biraz meziyet ister, ustalık ister.

Bir diğer beğendiğim pide ise kaşarlı kuşbaşılı pidedir. Kuşbaşılı pide pişirmek kıymalı pişirmeye göre daha risklidir, etlerin tam kararında pişirilmesi gerekir. Pide yeteri kadar pişirilmez ise alttaki hamur sertleşmez yumuşak kalır, gereğinden fazla pişirirsen kuşbaşı etler kavrulur kaskatı olur ve tüm bunlar saniyeler içinde olur.
 

Bu riski bir nebze azaltmak için kuşbaşılı pideyi kaşar peynirli söylemekte fayda var. Normalde kaşar peyniri yemek pek adetim değildir. Ama kuşbaşılı pidede etlerin üzerinde bir film tabakası oluşturan peynirler, etlerin açık aleve direk maruz kalmasını ve kavrulmasını engeller. Kuşbaşı etler sulu kalır, pideyi katlayıp ağzınıza atarken bileklere kadar suyu akar. Hele bir de ustam kenarlara tereyağını layıkıyla sürdüyse pideyi yerken neredeyse onunu birden yalayarak parmaklarınızın bakımını yapabilirsiniz.

 Işıklar’da menü geniş, sırf pide ile yetinmeyip sac kavurma, pizza veya pirzola, çöpşiş, kasap köfte gibi ızgaralar da yiyebilirsiniz. Ama benim gibi İstanbul’da Ege usulü pideyi özleyenlerdenseniz abanın pide çeşitlerine. Fiyatlar makul, 8-12 TL civarında.

 
Davutlar Halk Pazarı

Özenç’lerin Kuşadasındaki yazlığa sadece haftasonları için bile kaçmamızın en büyük sebeplerinden biri, pazar günleri kurulan Davutlar pazarıdır. Müthiş sebze ve meyvelere çok uygun fiyata bulabilirsiniz. Lakin pazar alışverişine başlamadan önce size önerim karnınızı doyurmanızdır. Elde açma hamurla yapılan patlıcanlı, kıymalı gözleme ve onun üstüne yenilen tahinli gözleme sabah sabah sizi kendinize getirecektir. Şayet bu fikir sizi heyecanlırmaya başladıysa bu bölümü dikkatli okuyun.


Davutlar Halk pazarı 1 no’lu gözlemeci Mehmet Teber (0.543.6547999) sizin gözlemeye bakış açınızı değiştirecek kalitede gözleme yapıyor. “Yapıyor” dediysem Mehmet Abi aslında mekanin sahibi, eşi Ayten abla ve kızı Fatma ocağın başında.

Hamur illaki elde açılıyor. Beceriksiz, üşengeç, ticari kaygıları olan gözlemeciler gibi hazır yufka ile yapılmıyor. Emek harcıyorlar, su, un ve tuz ile hamur yapılıyor, gözünüzün önünde merdaneyle incecik açılıyor.


Ispanaklı, patatesli, kaşarlı, lor peynirli, yumurtalı, patlıcanlı, tahinli, kıymalı seçenekler var. Özenç’in tercihi genelde ıspanaklı olur. Sabah kahvaltısı niyetine yersen, 2 tane de yumurta kırmak dahice bir fikir. Eğer saat ilerlediyse, daha hafif olsun derseniz ıspanaklı gözlemeye inek sütünden yapılan lor peynirinden koydurmak da diğer bir alternatif.

Benim ise tercihim her zaman kıymalı-patlıcanlı olur. Önce çiğden kıymalı harç konuyor. Harcın içinde ayrıca domates, soğan, maydanoz ve biber var. Patlıcanlar ise daha önceden ayıklanmış pişirilmiş. Kıyma harcı döşendikten sonra 2-3 kaşık patlıcan serpiştiriliyor.
 

Gözlemeler pişerken hamurun üstüne yağ sürülmüyor. Hamurun çıtır kalması için pişirme esnasında yağ sürülmezmiş. böylece sıcak sacın üzerinde yağ yanmıyor, etraf dumanaltı olmuyor. Rahat rahat ocağın başına geçip gözlemenin pişmesini seyredebilirsiniz. Hem işin tekniğini öğrenmek hem de göz banyosu yapmak için birebir.


Gözlemelerimiz hazır olduğunda üzerine fırçayla yağ sürülüyor. Ufak bir uyarı, maalesef zeytinyağı memleketinde olmamıza rağmen, –ağır olmasın diye– gözlemeye genelde çiçek yağı sürerler. Ama siz önceden isterseniz zeytinyağlı olsun diye uyarın. Evelallah zeytinyağı da var.

Börek bizim milli değerlerimizden biridir. Bence gözleme de onun küçük yeğenidir. Layıkıyla yapılan ıspanaklı yumurtalı bir gözleme kahvaltı veren düzgün lokantaların menüsünde olması mutlaka gerekir. İçinde sunni hiç bir şey yok, her şey doğal.


Yemeğe başlamadan önce fotoğrafını çekmek adettendir. Ama son 1 senede yemek fotoğraflarına bir de Ege’nin fotoğraflarını eklemeyi seviyoruz. Eleman henüz yemeğe bizim kadar düşkün değil ama, “Hele bir dadına bakam” dercesine meraklı gözlerle bakması hoşumuza gidiyor.


Ispanaklı veya kıymalı, gözlemeleri mideye indirip kahvaltıyı bittikten sonra, tatlı niyetine tahinli gözleme yemenizi öneririm. Bakın bunu İstanbul’da Ankara’da kolay kolay bulamazsınız. Ege lezzetidir tahinli pide, tahinli gözleme. Çok tatlı değildir, içinizi baymaz. Tavşan kanı 3. çayla birlikte kaymak gibi boğazınızdan akıp gider.


Davutlar pazarı içerisindeki 1 no’lu gözlemeci sapına kadar dürüst, iyi bir iş yapmaya çalışan mis gibi bir mekan. Eminim diğerleri de öyledir ama ben burayı belledim, her seferinde buraya giderim. Siz de giderseniz Löplöpçüler’in selamını iletin.

Eğer İstanbul’dan veya Ankara’dan geldiyseniz, Davutlar pazarında kafayı yiyebilirsiniz. Kendi bahçelerinde ürettikleri ürünleri satan pazarcılar son derece taze ve lezzetli ürünleri çok makul fiyatlara satıyorlar.


Pazarlarda çok çeşitli insan vardır. Ev hanımları, emekli amcalar, fotoğraf çeken genç gezginler ve elbette turistler. Bu fotoğraf “Siz nasıl oluyor da bebekle bu kadar çok gezebiliyorsunuz” diyenlere gelsin. Dikkatli bakın turist çiftin biri sırtta olmak üzere 4 çocuğu var. Sabah kalkmışlar ailecek pazara gelmişler. Onlar yapıyorsa biz de yapabiliriz.
 

Bizim Davutlar pazarına gitmemizin en büyük sebeplerinden biri kıpkırmızı ve etli domateslerden almaktır. Haftasonları bu domatesler ile yapılan hafif yemekleri yemek bana keyif verir.


Ayrıca kış için hazırlık yapmak da adettendir. Armut domateslerden 20 kilo alıp evde konservesini yapmak klasik bir yazlıkçı geleneğidir.


İlk başta eve taşıması, bunları soyup küpküp ayıklaması ve pişirip kavanozlara koyması ve hatta bütün kavanozları İstanbul’a taşıma faslı oldukça zahmetlidir ama 2 gün çektiğiniz bu zahmetin keyfini 4-5 ay sürersiniz.


 Lakin Aralık ayının ortasında yapacağınız menemene, spagettiye tencere yemeklerine mis gibi yaz domatesi kullanırsınız.


Davutlar pazarını 3 tur atıp alışverişi yaptınız, ayaklarınıza karasular indi artık arabaya döneceksiniz ama torbaların ağırlığından dolayı hayatınızdan bezmiş duruma geldiniz. İşte bu noktada Nazilli Kar Helvası ile Hasan Tuna (0.256.6571837) hayatınıza dahil oluyor.

Bozdağ’dan mart-nisan aylarında toplanan doğal karlar güneş görmeyen kuyularda depolanıyormuş. Üzerleri çam dalları ile kapatılan bu karlar Temmuz- Ağustos aylarına kadar serin serin duruyormuş. Yazın kavuru sıcaklar başlayınca, bir insanın girebileceği kadar dalları açıp testereyle karı kesiyor ve kalıp halinde çıkartıyorlarmış.


Hasan Amca bir bardağa doldurduğu karın üzerine kendi bahçesinden topladığı vişnelerle yaptığı şerbeti ekleyince oluyor size Kar Helvası.


Yazın sıcağında içimizi serinleten doğal meyvelerden yapılan içecekler kendimizi ve çocuklarımızı zararlı gıdalardan korumak için son derece faydalı alternatiflerdir. Sıcak yaz günlerinde hiç bir katkı maddesi olmayan bu helvadan yemek lazım. Günümüzde artık malesef içinde 80 çeşit katkı maddesi olan fabrikasyon dondurmalar satılıyor, bunlardan da uzak durmak lazım.


Toplumların yüzyıllar boyu geliştirdikleri yöntemlerle bir çok meyveden farklı içecekler üretmiş bugünlere kadar gelmiştir. Anadolunun farklı yerlerinde kar kuyularından toplanan karlar ile benzer içeceklerin üretildiği bilinmektedir Yazın bir kenara, ismi Hasan Tuna! Kar helvası yapan bir iki tane daha rakip var ama, pazarda helvanın kralı burada yersiniz. 


 
Yağmur Pide Salonu

Çorba içmek bizim kahvaltı kültürümüzde vardır. Türkiye’de her yöreye ait, çeşit çeşit onlarca çorba yapılır ama her ne hikmetse lokantalarımızda ya mercimek çorbası olur ya da ezogelin çorbası. Gerdan etiyle yapılan düğün çorbasını veya saatlerce pişen kemik suyuyla yapılan kelle paça, beyin, tuzlamayı kolay kolay bulamazsınız. Davutlar Yağmur Pide salonunda (Cengiz Topel Caddesi No: 8/3 – Tel: 0.256.6571314) sabah erken saatlerde şahane çorba içebilirsiniz. İsteyene yine mercimek ve ezogelin de var ama favorim buranın beyin çorbası.

Çorbaları beklerken önden ikram olarak peynirli pide geliyor. Zannımca dünden kalan pideleri değerlendirmek için üzerine biraz kaşar peyniri rendeleyip tekrar fırında ısıtmışlar. Güzel bir sunum, faydalı bir değerlendirme tekniği.


Beyin yemek her babayiğidin harcı değildir. Seven var sevmeyen var. Yöresel farklı lezzetleri arayanlardansanız bulduğunuz anda affetmeyin. Çorbaya konan beyin saatlerce pişirilip laçkalaşmamalı. Bizim ki maşallah nur topu gibi.
 

Çorbanın kendisi de çok lezzetli. Çorba suyu hazırlanırken kemikli et 3-4 saat haşlanıyor ve mutlaka bu su kullanılıyormuş. Daha sonra tereyağı ve un kavrulup bu et suyuna ekleniyormuş. Başka bir tencerede ise dana beyni haşlanıp zarı çıkartılıyormuş.

Adana Antikebap yazısında kelle paça üzerine detaylı yazıştım, meraklıysanız bir okumanızda fayda var. Adana, Antep ve Maraş’ta, tereyağı tezgah arkasında konur, hazır şekilde masaya gelirdi. Burada ise aynı iskendercilerde olduğu gibi kırmızı toz biber yakılmış tereyağı bakır tavada masanıza geliyor, istediğiniz kadar çorbanıza gözünüzün önünde ekleniyor. Salçalı bir sos olmadığı için damağı yormuyor, çorbanın esas lezzetinin önüne geçmiyor.


Sarımsak da aynı şekilde masada ekleniyor. Sabah sabah sarımsaklı çorba içilir mi demeyin. Sarımsak ilaçtır. Kelle paça, beyin, işkembe gibi çorbaların olmazsa olmazıdır.


Günümüz lokantalarda artık hep “yok ağır olur, yok kuzu olmasın, aman zeytinyağı kokuyor” gibisinden bahanelerle işin ucuzuna kaçılıyor. Hatta bazen müşterile bile “Aman sarımsak olmasın, yok ben soğan yemem, aman tereyağı az olsun” gibi yersiz isteklerde bulunur. Arkadaşım neden utanıyorsun, neden çekiniyorsun? Bunlar bizim kültürel lezzetlerimiz. En nihayetinde dükkandan çıkarken atarsın ağzına bir karanfil, bitti gitti.

Yağmur Pide salonunun sloganı dikkat çekici!
Emsalsiz lezzetin, güleryüzlü hizmetin adresiyiz. Haklılar mı? Bence evet!

 
Karadutçu Ziya

Dut reçeli ve dut suyu çok bilindik bir lezzet değildir. Malatyalı abilerin, Trabzonlu dedelerin, Bursalı delikanlıların sık sık taze dut suyu içtiğini veya bu şehirlerdeki 3* otellerin kahvaltıda dut reçeli verdiğini pek sanmıyorum. Bir tek bu aylarda Antep’te satıldığına şahit oldum o kadar.

Kuşadası Davutlar’da 1986’dan beri motoruyla gezen Karadutçu Ziya Abi, Tire’nin ovalarındaki ve dağlarındaki karadut ağaçlarından çok zor şartlar altında tek tek topladığı şifalı karadutları 26 yıllık tecrübe ile işliyor ve bizlere ulaştırıyor. Aynı Aygaz tüpçüsünün melodisi gibi kendine has bir melodisi var.

“Karadut karadut, şifalı karadut...”
 

Melodiyi 2 sokak öteden duyanlar terasa çıkar, reçelini, dut suyunu almak için yolunu bekler. Henüz bitmediyse, kendi kasenizi götürürseniz, tazesinden iki kepçe karadut alabilirsiniz.
 

Eve götürmelik 3-4 kavanoz dut reçeli, 2-3 şişe de dut şurubu almak bizim için büyük bir keyiftir. Tadım yapmak serbest ama fazla plastik kaşık yok. O yüzden kendi kaşığı ile biraz reçel alıp elinizin üstüne koyar, siz de yalayarak löpletirsiniz. Reçelin tadına mutlaka bakın, bundan sonra başka hiç bir yerde dut reçeli yiyemeyecekiniz.


Özellikle Ayvalık ve Tire’de taze lor peynirinin üzerine dut reçeli konularak çok güzel tatlılar yapılır. Ankaralı kadim dostum Oburcan’a hiç üşenmemiş bir kavanoz götürmüştüm, hiç unutmam Ankara’da mükellef bir deniz ürünleri ziyafetinden sonra mekan sahibinin getirdiği süzme yoğurdun üstüne bir kavanoz döküp yemiştik.


Karadut, böğürtlene benzeyen 2 - 3 cm uzunluğunda, kırmızımtırak, siyah renkli, mayhoşumsu, lezzetli bir meyvedir. Meyvelerinden hazırlanan şurup, ağız ve boğaz hastalıklarında gargara yaparak kullanılır.
 

Dut şerbeti almak isterseniz, şekerli ve şekersiz olmak üzere iki seçenek var. Genelde şekerlisini alırım. 1’e 5 oranında buz gibi soğuk su ile karıştırıp sıcak yaz günlerinde lıkır lıkır içerim. Ayrıca kahvaltılarda yoğurdun üzerine dut şerbeti katarak, şahane lezzetlere ulaşırım. Ziya Abiye ulaşmak için telefon 0.533.2531153.
 

Kuşadası Davutlar’da yöresel lezzetler sadece bununla sınırlı değil. 5-6 km ilerideki Yaylaköy’de kuzu tandır yemek isterseniz Kasap Osman’a gidebilirsiniz. Sadece şu resmi koyacağım, detaylarını daha önce Yaylaköy yazısında anlatmıştım. “Kuzunun en yumuşak tarafı olan böbrek yatağını istiyorum, yok benimki yağsız olsun buttan ver” demek serbest.
 

SSK Sitesinin önündeki minibüslerin durduğu meydanda her sabah kurulan bir mini pazar var. Saat 07:00’de erkenden kalkıp yüzmeye giderken buradan şeftali ve incir almak adettendir.
 

Önce kişibaşı 5-6 tane incir alınır, sonra yürüyerek plaja gidilir. Denizden çıktıktan sonra belkide 3-4 saat önce dalından toplanan incirler bir güzel mideye indirilir. Bu arada belirtmek isterim incirin memleketi Aydındır. Dünyadaki kuru incir üretiminin %80’inin Aydın’da üretilen incirlerle yapıldğını biliyor muydunuz?


Eğer Kuşadasına gidip de turistik tesislerden birinde herşey dahil sisteme siz de dahil olursanız, sabahları nutellalı ekmek ve dana jambon ile kahvaltızı yaparsınız. Üstüne de bir güzel çakma portakal suyu konsantresini içersiniz. Eğer Davutlar tarafında kalıp çarşı pazar dolanırsanız, işte bu saydığım tüm lezzetlere ulaşırsınız. Yöresel lezzetlere çok yıldızlı otellerde değil, yerel insanların yaşadığı ve alışveriş yaptığı yerlerde ulaşırsınız.



Kuşadası Davutlar Hakkında 5 şey

1. Pazar günleri aç karnına Davutlar pazarına gidip önce gözleme ile kahvaltı yapın, üstüne tahinli pide ile cilayı çekin, kapanışta kar helvası yiyin.

2. Pazardan 20-30 kilo domates alıp tüm kış size yetecek kadar konservenizi yapın.

3. Ne yapın edin Ziya Abiyi bulun, hem dut reçeli hem de dut suyu alın.

4. İster Davutlarda, isterseniz SSK sitesinindeki lokantalarda Ege usulü Nazilli pidesinden yiyin.

5. Bir gün mutlaka Güzelçamlı’dan kalkan tekne turlarına katılın, karadan ulaşamayacağınız yerlerde denize girebilirsiniz.



22 Temmuz 2013 Pazartesi

Löplöpçüler Kanal 24'te

Geçen sene Löplöpçüler tam kadro olarak CNN Türk’de Pınar Esen’in sunduğu “Haftasonu Keyfi programına konuk olmuştu. Bir yıl aradan sonra Löplöpçüler bu sefer tek kişi olarak yine ekranlara çıktı.
 


22 Temmuz 2013 pazar günü, Kanal 24’te Özay Şendir’in sunduğu “Tıkırtı Gazetesi” programına katıldım. Sohbet konumuz baştan belli; Yemek ve Gezmek!
Yani bizim en sevdiğimiz iki şey. Nasıl bu kadar fazla yer gezebildiğimizden, ucuz uçak biletlerinden, erken seyahat programı yapmaktan, imparatorluk coğrafyasından dolaşmaktan, komşu ülkelerdeki benzer lezzetlerden, ülkemizdeki kahvaltı, çorba, tatlı kültürlerinden ve gezi bloglarından bahsettik.

Program kaydına buradan ulaşabilirsiniz.

http://www.dailymotion.com/video/x1262a9_loplopculer-is-basinda_news?GK_FACEBOOK_OG_HTML5=1




15 Temmuz 2013 Pazartesi

Malatya

Blogdaki ilk yazılarım uzun yıllarımı geçirdiğim Urfa ve Antep üzerineydi. 1994-2003 arası 9 senemin geçtiği güneydoğu mutfağına aşık olmuştum. Yöresel yemekleriyle, kebaplarıyla ve özellikle lokum kıvamındaki güzelim kuzu etiyle bu mutfak gönlümde taht kurmuştu. Yıllar sonra yolum Malatya’ya düştü ve Malatya yemekleri hakkında da olumlu tecribelerim oldu.

Malatya Erhaç Havalimanına THY, Anadolujet, Onur Air, Sunexpress, Pegasus ile ulaşmak mümkün. Birinden birine promosyon yakalayıp gitmemek için hiçbir sebep yok.

Havalimanı şehir merkezinin 30 km dışında olduğu için taksi kullanmanızı pek önermem, zaten trafik yoğun olmadığı için otobüsle şehir merkezine gitmek mantıklı. Malatya’ya iş seyahati için arada bir gidiyorum, fakat uzun süre yaşamışlığım yok. O yüzden eminim bir çok yeri atlamış olabilirim.

Şehir merkezinde sade ama şirin bir kahvaltı salonu ile başlayıp, sizi yutkunduracak güzellikteki et lokantası ile devam edeceğim, daha sonra bir an için şaşırtıp Malatya’da enfes bir balık lokantasına şöyle bir uğrayacağız, elbette mangalda pişen kuzu etinin cazibesine de değineceğiz. Finali ise yöresel yemeklerin sunulduğu bir müze evde yapacağız. Mideniz gurulduyorsa okumaya devam etmeyin, hazırsanız Malatya lezzetlerine başlıyorum.

 
Kahvaltı – İstek Kahvaltı Salonu

Yerel lezzetleri bulacağınız lokantalar her yerde vardır, fakat kahvaltı salonu her zaman her şehirde bulabileceğiniz bir konsept değildir. Türkiye’de özellikle Van’da ve Diyarbakır’da kahvaltı salonlarının en güzel örneklerini bulabilirsiniz. Sanırım Diyarbakır’a yakın olması sebebiyle Malatya’da da bir kahvaltı salonu buldum, İstek Kahvaltı Salonu (Halfettin Sokak – 0.422.322 32 90).
 


Mekan ufak tefek, içeride sadece 4 masa var. Girişte soldaki tezgahta yumurta, zeytin, peynir, tereyağı, bal ve reçel duruyor. Hangisinden istersen söylüyorsun, oracıkta kahvaltı tabağın hazırlanıyor.

Petek balını görünce dayanamayıp “kaymak da var mı?” diye sordum, şansıma henüz bitmemiş. Bal, kaymak, pide ve sıcak süt! Bütün siparişlerim bundan ibaret. Çok öyle janjanlı bir sofra değil belki ama lezzetlerine paha biçilemez.
 


Bu gibi yerlede pide sıcak sıcak fırından gelir. Bitmesine yakın telefon açılır bir parti daha gönderilir. Siz hiç fırından daha 10 dakika önce çıkmış pidenin üzerine bal kaymak sürüp yediniz mi bilmiyorum ama yemediyseniz çok şey kaybetmişsiniz.
 


Kahvaltıda sıcak süt içmek Türkiye’nin batısında çok fazla karşılaşılan bir durum değil. Ama ben kahvaltıda sıcak süt içme kültürüyle taa 1994’te Gaziantep’deki baklavacılarda su böreği ile kahvaltı ederken tanışmıştım. İçine şeker atmak sizin tercihiniz ama genelde işin raconu bir tatlı kaşığı bal koymaktır.
 


Bal demişken biraz detaya girmek lazım. Ülkemizde çok güzel ballar var. Doğu karadeniz ve Siirt civarındaki ballar en iyileri. İstanbul’da malesef sık sık karşımıza uyduruk yapay ballar çıktığı için size tavsiyem doğuda bir şehre gittiğiniz zaman düzgün bir yerden gidin 1-2 kilo bal alın. Markalı fabrikasyon ballardan sıkıldıysanız ve yerel balların tadını merak ediyorsanız İstek Kahvaltı salonundan Erzurum balı alabilirsiniz. Kavanoz hediye para almıyorlar.

5 yıldızlı otellerin kahvaltılarından bunalıp yerel lezzetlere ulaşmak için İstek Kahvaltı salonunu tavsiye ederim. Girdiğinizde hemen pidenin sıcak olup olmadığını sorun, yoksa söyleyin size 5 dakikada sıcak pide getirtirler. Sıcak pideyle yenen bal&kaymağın zevki uzun süre aklınızdan çıkmayacak, benden söylemesi. Vereceğiniz para 10 TL bile tutmaz.

 
Fırında Kuzu Eti – Öz Sinan Hacı Baba Et Lokantası

Malatya şehir merkezinde çarşıda kısa bir gezinti yapıp Malatya lezzetlerini midenizle buluşmak iyi bir fikir. Fırında pişen lokum gibi yumuşak kuzu etine sizde düşkünseniz istikamet Öz Sinan Hacı Baba Et Lokantası (Halfettin Sokak 19 – 0.422.3213941)
 


Yemeğe ne kadar emek verilirse, bence değeri o kadar artıyor. Durum böyle olunca cerrah titizliğiyle hazırlanan sofralar şölene dönüşüyor. Daha içeri girer ayaklarınız sizi mutfağın önündeki vitrine yönlendirecektir. Bulmanız hiç zor değil, kokular size yol gösteriyor. Hepsi odun fırınında pişmiş et yemeklerinin içinden seç seçebilirsen.
 


Domates tava, kaburga dolma, fırın kavurma, kuzu tandır, kuzu dolma, kağıt kebabı, domates tava, patlıcan tava arasında gidip gidip geliyorsunuz. Karar vermekte zorlanırsanız kurtarıcınız “Aşçı Yemeği” olabilir, hepsinden tadımlık birer lokma.
 


İtinayla hepsinin tadına baktım, benim terciğim kuzu tandır olmuştur. Löp et 8 saat boyunca kendi yağıyla odun fırınında pişiyor ve ortaya böyle bir güzellik çıkıyor. Kuzu tandır değil, mübarek Malatya usulü cheese cake. Efsanevi ete var gücümle baktım ve sizin için fotoğrafladım.
 


Etlerin yanına pirinç pilavı da konuyor bulgur pilavı da. Ama pirinç pilavının pek numarası yok, oysa bulgur pilavı öyle değil. Şef bulgurun içine kuyruk yağı mı koyuyor, kemik mi atıyor bilmiyorum ama insanın dibini düşürür.
 


Kuzu tandır 8 saat pişmesine rağmen içi hafiften pembe. Ne yapın edin tabağınıza mutlaka bir parça kuzu tandır alın. Şu güzelim eti görüp te karnınız guruldamıyorusa da gidin bir doktora görünün.
 


Tatlı olarak dondurmalı irmik helvası var. Olsa da olur olmasa da. Allah için güzel ama tatlı yerken artık dikkat ediyorum. Vücuduma giren şeker oranını kontrol altına alıyorum.

Öz Sinan Hacı Baba lokantası benim Malatya’da en sevdiğim yerlerin başında geliyor. Alkol olmadığı için 25 TL’ye deliler gibi et yer çıkarsınız.

 
Balıkçı – Beyazsaray

Malatya’ya gidip balık yemek kimin aklına gelir? Hem de yanında şahane bir süryani şarabı ile? Beyazsaray Lokantası (Battalgazi Kırkgöz mevkii – 0.422.8461246) şehir merkezinde olmadığı için öyle kolay kolay geçerken uğranılacak bir yer değil, ama bir kere adını duyan mutlaka bir daha gidiyor.

Lokanta Malatya merkeze yarım saat uzaklıkta Karakaya baraj gölünün kenarında kaliteli bir yer. Nisan-mayıs aylarında giderseniz, yaylı sazan ve turna balığı bulmak mümkün.
 


Malatya’da zaten içkili lokanta bulmak büyük bir zorluk iken, Beyazsaray’da süryani şaraplarının olması çok şaşırtıcı. Shiluh marka çeşitli seçenekler bulunduruyorlar, meraklısına aşırı şiddetle öneririm.

Balıktan önce altlık olarak ızgara peynir ve içli köfte aldık. İçli köfte pek başarılı değil. Haşlama olması güzel ama bulguru fazla kalın olmuş. Izgara peynir için ise tam bir şaheser diyebilirim. Kıbrıs’ta yediğim ızgara hellimi hatırlattı bana. Hatta daha tuzsuz ve yağlı olmasından dolayı Malatya peynirini daha çok sevdim.
 


Sazan balığımız koca bir tepside nanelere süslenmiş olarak servis edildi. İlk gördüğüm anda yıkıldım. Eti balığı tavuğu ne olursa olsun ızgara ederken “Aman az pişirin, lütfen içi sulu kalsın” diye söylemekten illahlah ettim. Gel gelelim bizim ustalarımız kömür gibi pişirmekten, içinde öz suyunu bırakmayacak şekilde kurutmaktan vazgeçmiyorlar.



Sık sık gittiğim bir yer olsaydı kesin balığı geri gönderirdim ama hem Malatya’da olmamız, hem de ilk defa gitmemiz dolayısıyla eyvallah ettik, sineye çektik. Sazan balığı dünyanın en lezzetli balığı değil belki ama güzel bir sosta terbiye etmişler, ete lezzet vermişler. Biraz daha az alevde pişirilseydi belki çok daha lezzetli olabilirdi.
 


Yemekten sonra ikram olarak gelen meyveler ise tam bir görsel şölen. 6-7 çeşit meyve ile mutluluğu yakalarken içlerinde en çok trabzon hurması beni etkiledi.

Trabzon hurmasını inanır mısınız 18 yaşıma kadar bilmezdim, ilk defa Antep’te yedim. Çok kısa bir mevsimi vardır. 1 ay içinde yedin yedin, bir daha da bulamazsın. Eğer sert ise kekremsi bir tadı vardır, bir kaç gün bekletmek gerekir. Fazla zamanınız yoksa kapalı bir kutuya koyun içine bir elma atın, hurmalarınız ertesi güne yumuşacık olacaktır.
 


Göl kıyısında ağaçlar altında huzurlu bir ortamda balık yemek ve güzel bir süryani şarabı içmek gibi Malatya’da fantazi sayılacak bir akşam yemeği için çok tavsiye edeceğim bir yer. Bakmayın siz benim balığa laf etmeme, mekan gerçekten çok güzel.

 
Izgara Et – Kasap Mesut

Izgara et dedin mi Antep’te, Urfa’da, Adana’da kebap vardır. Ya kuşbaşı yaparlar, ya da kıymayı şişe dizerler. Lakin, bu şehirlerin hiç birinde ızgara kuzu pirzola yapan lokanta kolay kolay bulamazsınız. Kasap Mesut (Özsan Sanayi Sitesi Hizmet Blokları No: 7 – 0.422.2380795) asla bir kebapçı değil, çok güzel bir konsepti var. İstanbul NusrET’in Malatya versiyonu diyebilirim.
 


Girişte sağ tarafta uzunca bir vitrin göreceksiniz. Pirzola, külbastı, kaburga, böbrek, terbiyeli kuzu şiş, köfte... ne isterseniz seçiyorsunuz, kiloyla sipariş veriyorsunuz.
 


Bizim terciğimiz elbette kuzu pirzola ve kaburga oldu. Kemikli bir ettir, yemesi belki zordur ama bence kuzunun en lezzetli yeridir. Yağlıdır, kömürde pişirilirse bu yağlar boncuk boncuk kömürün üstüne akar, akan yağlar buhar olur kokusu etin üstüne siner, lezzetine lezzet katar.

Sipariş edilen etler ızgara teline dizilerek yan taraftaki ızgaracıya gönderiliyor. Burada işi şansa bırakmayıp zaten açıkta olan ızgaranın başına kadar gittim, bizzat ızgarayı yapan ustaya bizim etleri az pişirmesini rica ettim.
 


Ocak başındayken insan mutlu olur mu? Ben oluyorum. Etin çıkartığı dumandan mutlu oluyorum, etin çıkardığı sesten mutlu oluyorum. Ustanın onlarca eti orkestra şefi gibi yönetmesinden pişirmesinden, ondan bir şeyler öğrenmekten zevk alıyorum. Yemek işini sevdiğimi görünce, ustanın gözlerinin için gülüyor.
 


Mekanın arka tarfında ki depo sağlam. “Pirzola bitti, kalmadı” demek gibi bir durum yok. Soğuk odada kuzular sizin için usul usul dinleniyorlar.
 


Efendim yağlı kuzu eti kardiyologların pek tavsiye etmediği, gurmelerin ise bayıldığı bir et. Kaburgaları da pirzolaları da ustam çok iyi pişirmiş, tam istediğim gibi olmuş. Etleri kemiğinden tutup sıyıra sıyıra yerken “Ben ucundan azıcık alırım yeter” diyenleri bile baştan çıkartır. Dürüm yapmak gibi bir kültür olmadığı için pide ile hammalık yapmadan sadece et yiyorsunuz.
 


Izgara kuzu etini siz de çok seviyorsanız, sipariş esnasında elinizi korkak alıştırmayın, 200-250 gramla yetinmeyin. En az yarım kilo kemikli et sipariş edin, tadına varıncaya kadar doya doya yiyin. İstanbul’un lüks lokantalarında yiyeceğiniz şaşalı tabaklardaki etin lezzeti bunun yanında sönük kalır.
 


Kasap Mesut: Nefsin Ete Doyduğu Yer! İstanbul’da böyle bir yer bulsam abonesi olurum. Bilen eden varsa lütfen söylesin.

 
Yöresel Yemekler - Beşkonaklar

Bizim mutfağımızın dünyanın en iyi mutfaklarından biri olduğunu hepimiz biliyoruz. Ama bunu kaybediyoruz artık. Niye kaybediyoruz? Çünkü o geçmişten gelen lezzet yapısını pek koruyamıyoruz. Onun için bunu koruyan lokantalara saygı göstermek lazım. Beşkonaklar (Sinema Caddesi No: 13 – 0.422.3260051) yöresel Malatya mutfağını koruyan ve yaşatan bir lokanta.
 


Tarhana çorbası, yüksük çorbası, kiraz yapraklı sarma, analı kızlı köfte, domatesli kebap, zerden gibi yöresel lezzetleri burada bulabilirsiniz.
 


Aslında bu iş genlerde var desem kolaya kaçmış olacam. Tabii bir de gelenek görenekler de var ama bu yemek pişirme işi kalite işi, işini sevme işi ve ciddi yapmak işi.
 


Tarhana çorbasını çok severim, her yörenin kendine has bir lezzeti vardır. Maraşta içtiğiniz tarhana çorbası ile Malatya’da içtiğiniz tarhana çorbası farklıdır. Buraya gelmişken az çorba almakta fayda var. Maksat tadına bakmak olsun. Eminim siz de çok beğeneceksiniz.
 


Ege’de yaprak sarma yemişliğim çok vardır. Etsiz zeytinyağlı da yapılır, etli sıcak yemeği de. Ama kiraz yaprağından sarılan dolmayı daha önce hiç yememiştim. İçine erik ekşisi ve yumurta konuyor. Üzerine önce yoğurt, sonra toz biber yakılmış tereyağı ve son olarak da karamelize soğan konuyor.
 


Dolmalar biraz ince olduğu için iç harcın tadını doya doya alamıyorsunuz. Yaprağın açılmış hali ve iç harç işte ancak bu kadar.

Ama üzerindeki yoğurt tereyağı ve karamelize soğanın lezzeti ol kadar baskın ve yoğun ki dolmaların içinde ne olduğunun pek önemi kalmıyor.
 


Beyazsaray eli, yüzü düzgün, temiz, iyi işletilen bir lokanta. Malatya’nın eski müesseselerinden. Fiyatlar çok pahalı değil.

Malatya İstanbul’dan veya Ankara’dan çok uzak değil. Bu lezzetlerin hepsi sadece bir ucuz uçak biletine bakıyor. Kışın bile gidebilirsiz, çok soğuk olmaz. Promosyon bir uçak bileti yakalayın, 4 ay sonrasına bir haftasonu programı yapın.


Malatya hakkında 5 şey

1. Fırında kuzu etinin 1001 çeşidini yapıyorlar. En az 2-3 tanesinin tadına bakın.

2. Kasap Mesut’a giderseniz (ki mutlaka gidin) kahvaltı etmeden, aç karnına gidin.

3. Şehir merkezinde içkili mekan pek fazla yok.

4. Balık ve Malatya belki size kel alaka gelecek ama göl kenarında keyifli bir akşam yemeği için Beyazsaray’ı bulun, göl başı keyfini çıkartın.

5. Kuru kayısı almadan eve dönmeyin.
 
 

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World