16 Ekim 2014 Perşembe

Çin - 3.Bölüm



28.03.2013 Perşembe
Çin seyahatimizin 3. gününde Chongqing’de işlerimizi bitirip Hubei eyaletinin merkezi Wuhan’a gittik. Şehir merkezinden havalimanına gitmenin en basit yolu elbette taksi. Sabah erken saatte kalkan Chongqing Airlines’e ait uçakla Wuhan’a uçtuk.

2 gün önce Air China ile uçarken biraz tedirgin olmuştuk şimdi ise adını bile ilk defa duyduğumuz havayolları ile uçunca tam anlamiyla yusuf yusuf olduk. Ama korktuğumuz gibi sorun olmadı zamanında kalktık zamanında indik.


1.5 saatlik uçuşumuzda dandirikten bir sandviç ve bir şişe de su verdiler. Sandviç çok matah bir şey değildi ama en azından Pegasus gibi suyu parayla satmıyorlardı takdir ettim.


Bu yazıyı okuyan büyük bir çoğunluğun belkide hiç bilmediği Wuhan havalimanına gelince pek bir şaşırdım. Bizim Elazığ havalimanından hallice günde 5-10 uçağın indiği bir yer bekliyordum ama en az Sabiha Gökçen kadar yoğun bir limanmış meğer.

Bavulları alıp dışarı çıkınca bizi karşılayacak şoför aradı, biraz gecikeceğini söyleyince çok sevindik. Karnımız acıktığı için hemen gidiş katına çıkıp Food Court’a gittik. Aklınızda olsun havalimanında güzel yemek yiyeceğiniz yerler geliş katında değil gidiş katında olur. Daha önce İstanbul Atatürk Havalimanında yiyecek içecek hizmetleri veren BTA Catering’de çalıştığım için bu konuda oldukça tecrübeliyim.

Sırf menüsünde yemeklerin resimleri de olduğu için Langi Cafe’ye oturup karnımızı doyurduk. Uzakdoğu memleketlerinde en sevdiğim şey çok ucuza satılan taze sıkılmış meyvasularıdır. Kavun suyu, karpuz suyu, elma suyu, armut suyu ve adını bilmediğim çeşit çeşit taze meyvaları sıkıp getirirler. Hem de 3 kuruş paraya...


3. günden sonra Çin yemeklerine yavaştan mesafe koyan Erdal Abi tercihini sandviçten yana kullandı. İçinde sadece peynir, domates ve salatalık olduğu için gayet memnun kaldı.


Utku ise “Çin yemeklerine devam” diyip sebzeli kızarmış pilav söyledi.


Çin mutfağında pilavın onlarca çeşidi var. Genelde sulu bir yemeğin yanında garnitür olarak gelir, ama ana yemek niyetine pilav isterseniz genelde kızarmış pilav yaparlar. Yine de ağzınız kuru kalmasın diye yanında sebze veya et suyu getirirler. 2 kaşık pilav aldıktan sonra bir kaşık sebze suyundan alır, ağzınızı ıslatırsınız.


Ben iki gündür yediğim koru kulağı mantarını çok sevdiğim için mantarlı jambonlu yumurtalı pilav sipariş ettim. Jambon geçtim neyse de mantarlar süperdi. Ekmek niyetine yanında sade pilav koymuşlar biraz ondan biraz bundan derken kahvaltımızı yöresel lezzetlerle yaptık.


Bu kısa yemek molasından sonra nihayet şoförümüz geldi ve bizi havalimanından alıp denetimi yapacağımız fabrikaya götürdü. Ünivertise kampüsünün içindeki mekanik laboratuara benzeyen, en az 50 yıllık bir binanın içinde makinaları inceledik.


Akşamüstü işlerimiz bitince bizzat kendim ayarladığım Marco Polo Hotel’e yerleştik. Wuhan’a yolu düşenlere bu oteli tavsiye ederim, fiyat/performan çok başarılı. Kısa bir yerleşme faslından sonra şehri dolaşmaya çıktık. Gezilecek turistik yerler (Yellow CraneTower, Guiyuan Temple, Jiqing Street, Jianghan Road) elbette var ama yanlız 1-2 saat vaktimiz olduğu için sadece sokaklarda boş boş dolandık. Ama  özellikle Jiqing Street civarını!

Kocaman çaydanlığı andıran bu şeyin içinde ne vardı çok merak ettim. Şeytan diyor ne olduğunu bilmeden doldur bir kase, ama ekip halinde gezdiğimiz için ilk gördüğüme atlamak istemedim.


Heryerde satılan ama adını bilmediğim meyvaları göründe bu sefer durdum ve tadına bakmak istedim. Sokakta satılan yiyecekleri yemek belki herkesin harcı değildir ama en azından doğal taze meyvaları kaçırmamak gerekir.


Bolluk ve bereketin en tatlı göstergeleri meyvelerdir. Hoş sohbet eşliğinde yarım kilo sardırıp oracıkta tadına baktım. Aman diyim adını sormayın.


Tandıra benzer bir fırında pişirilen börekleri Özbekistan’da da görmüştüm. Fırından yeni çıkan böreğin içinde ne olursa olsun sırf sıcacık olduğu için yemek her daim keyiflidir. Önce içinizi ısıtır, sonra mutluluk hormonlarınızı çalıştırır.


Eğer hijyenle kafayı bozmuş birisi değilseniz sokaklarda satılan bu yiyeceklerin mutlaka tadına bakın. Büyük bir ihtimalle Çindeki sokak satıcılarıyla anlaşamıyacaksınız ama bir şekilde vücut diliyle yemek istediğinizi anlatın. Hazır olanlardan almayıp, yeni çıkacak olanı bekleyin.


Denizden uzakta olmamıza rağmen deniz ürünleri bolca bulunmasına hayret ettim. 9 sene Antep’te yaşayıp hiç karides yiyemediğimi belirtmek isterim. Lakin Wuhan’ın ortasından geçen Chang Jiang nehri 800 km uzaktaki Shanghai’ye kadar uzanıp Çin Denizine bağlanıyormuş. Ayrıca şehrin etrafındaki onlarca göl de cabası. O yüzden deniz ürünleri bolmuş.


Bir ülkenin kültürünü tanımak için en güzel yol, sokak satıcıları ve sokaklarda satılan yiyeceklerdir. Asla Düsseldorf sokaklarında Wuhan sokak lezzetlerini bulamazsınız. Bu da Çinliler ile Almanlar arasındaki farkı açıkça gösterir.


Bizde pek fazla yenmeyen midyenin çeşitlerine Çinde her zaman rastlayabilirsiniz. Nasıl pişirirler nasıl yerler bilemem, ama bu kadar bol midyeyi anca kuzey ege kıyılarında bulursunuz.


Mangalda pişirilen ızgara istiridyeye Türkiye’de hiç rastlamadım. Fransa’da çiğ çiğ masaya gelmişti hiç beğenmemiştim. Kaşla göz arasında bir tane ayak üstü yuvarladım, ızgarası güzelmiş.


Mantının binbir çeşidini İtalya’da Gürcistan’da Rusya’da yemiştim, son olarak kızarmış mantıya Çin’de rastladım. Diğer ülkelerde genelde buharda veya suda haşlanan mantıları burada Trabzon usulü hamsi tava gibi dizmişler, yağda kızartıyorlardı. İçinde ne var diye sormak hadi sordun diyelim anlamak büyük bir dert. Ekip biraz sokak lezzetlerine alışkın olmadığı için malesef bunu pas geçtik.


Kalamar ahtapot gibi kafadan bacaklı deniz ürünlerini Çinliler pek bir seviyor. Sanırım adamların denizlerinde de çok bol bulunuyor ki denizden 800 km uzakta kalamar ayıklayan teyzelere rastlamak gayet normal burada. Halbuki Maraş’da bir tane bile kalamar ayıklayan teyzeye rastlayamazsınız.


Sokak lezzetleri bizim ekibe pek uymadığı için “En temizinden Mc Donalds’a girelim, biz fastfood’a da razıyız” dediler. Ama Mc Donald’sa girmemizle çıkmamız bir oldu. Çin mutfağında sıkça kullanılan fıstık yağının kokusuna malesef burada da aldık.


Nereye gidelim, ne yiyelim derken yine bir başka uzak doğu ülkesi olan Japon lokantası gördüm. Japon pişirme tekniği Çin mutfağına göre çok daha rafine ve bizim damak zevkine uygun olduğunu düşünerekten kendinden emin bir şekilde “Evet buraya gidiyoruz” dedim.

Ajisen Ramen sokakta dolanırken tesadüfen rastladığımız ama çok düzgün bir lokanta çıktı. Fıstık yağı kokusu olmaması ve menüsünde resimlerin olması en büyük iki avantajı. Dolayısıyla resmini beğendiğimiz 5-6 çeşit yemek söyleyip sıradan tadına baktık.


İtalyanların yemek kültüründe ilk önce hamur işi ile başlamak mideyi hafif doyurmak, ondan sonra et veya deniz ürünlerine geçip ana yemeğin keyfini çıkarta çıkarta yemek vardır. Bu bağlamda bende siparişe sokakta gördüğümüz kızarmış mantı ile başladım. Aklımda kalacağına midemde kalsın.


Mantıların içine mantar ve sebze koymuşlar, oldukça başarılı ve çok lezzetliydi. Esas tabak benim çok hoşuma gitti. Kendinden sosluklu! Sosu mantıların üzerine boca etmemişler. İsteyen bandırsın diye ayrı hazneye koymuşlar.

Akabinde mantarlı et dürüme geçtik. İncecik etlerin içine az haşlanmış enoki mantarı konup dürüm yapılıyor, sonra birlikte ızgarada pişiriliyor. Hem etler hem de mantarlar önceden 10 saniye de olsa haşlandığı için ızgarada en fazla 1-2 dakika pişiyor.


Bu mereti yemesi hoş güzel ama çatal bıçak olmadığı için 1 lokmada götürmeniz lazım. Yok böleyim keseyin filan derseniz mantarlar dağılıyor, işin estetik yanı bozuluyor. En güzeli bir lokmada hepsini löpletmek.


Bizde börek diye tabir edilen hamur işlerinden atıştırmalık aldık. Herkese birer parça yeter. Yanında ketçapla birlikte geldi ne alaka bilemedik. Açık söylüyorum o akşam sınıfta kalan yegane yemek buydu.


Veeee uzak doğuda kolay kolay bulamayacağınız ızgara balık. Mangal kültürü Çin’de olmasına rağmen böyle ızgara balık yapma kültürleri pek yok. Saolsun Japon mutfağı o akşam hayatımızı kurtardı.


Japon lokantasında yapılan hot pot Çin mutfağına göre hayli farklı. Mantarlı etli sebzeli makarna bizim damak zevkimize oldukça yakın. Hafif tatlı birde sos kullanıyorlar ki yemeği tok olmanıza rağmen son damlasına kadar yemenizi sağlıyor.


Bir elinizde tuttuğunuz çubuklarla etleri ve sebzeleri yerken, diğer elinizde tuttuğunuz kaşıkla da suyunu içiyorsunuz.


Aslında Çin’e gidip Çin yemeği değil de Japon yemeği anlatmak pek doğru değil ama dediğim gibi grup halinde geldik ve Çin yemeğinden artık öğürmeye başlayınca bize daha yakın lezzetleri yemek durumunda kaldık. Kimbilir yine de bu yazı Wuhan’a gidip Çin yemeği dışında birşeyler arayanlar için yararlı olabilir.

Kalamar kızartma sanırım uluslararası bir lezzet. Japonya’da da Çin’de de Yuannistan’da da aynı usul pişiriliyor. Porsiyon biraz ufak ama lezzeti hoşumuzda gidince bundan 3 porsiyon daha söyledik. İşin güzel tarafı ustam sadece bacakları kızartıp getirmiş. Benim gibi kalamarın bacaklarını sevenler için bulunmaz nimet.


Menüde mantar görünce her zaman olduğu gibi hemen sipariş ettik. Asyada ve Avrupada bolca tüketilen mantar her ne hikmetse bizde tutmuyor birader. Varsa yoksa çuvalların içinde yetiştirilen çakma kültür mantarı. Bak ustam ne güzel yapmış kremalı sebzeli. Bu arada alttaki tavaya dikkatinizi çekerim döküm tavadır kendileri. Yemek masaya gelince hemen soğumasın sıcak tutsun diye sunumu böyle düşünmüşler.


Çöpşiş sevmeyen var mı aranızda? Kalamar, dana eti, soğan biber ortaya karışık bir tabak yaptırdık. Bizim Aydın Ortaklardaki çöpşişe pek benzemese de afiyetle mideye indirdik. Bu tabak da çok hoşumuza giden yemeklerden olduğu için 3porsiyon daha ilave yaptırdık.


Ve gelelim masanın kraliçesi karides tempuraya! Bizim midye tavanın karidesle yapılan versiyona Japon mutfağında Karides Temura diyorlar. Fakat ufak bir fark var midyede normal beyaz un kullanır Japon abiler ise tempura unu ile suyu karıştırarak ve hatta bazen yumurta, nişasta, karbonat kullanarak hazırladıkları bir bulamaca daldırıyorlar, sonra da derin yağda kızartılıyor. Suşi sevmeyenleri Japon mutfağına aşık edecek bir yemek. Yanlız işin en önemli noktası bulamacı hazırlarken un, su ve yumurtanın çok soğuk olması lazımmış. Karidesler yağ çekmesin diye bulamacın buz gibi soğuk olması en önemli hususmuş.


Uzakdoğuda en çok güldüğüm şeylerden biri birayı normal su bardaklarında içmeleri. Çin’de bira şişeleri baya büyük 700 ml civarında. Ama her ne hikmetse bira bardağı kültürü pek yok. Sanırım masaya geldikten sonra ısınmasın diye koca şişedeki bira nispeten ufak su bardaklarıyla içiliyor. Şişe bitince ortaya tekrar yeni şişe söyleniyor.


Yemeğin sonunda dondumalarımız teşrif etti. Lezzetinde pek bir numara yok ama sunumu çok hoşuma gitti. Masada 5 kişi olduğumuz için her biri kaşıklara konmuş 5 top geldi. En soldaki çikolatalı en sağdaki mor olanı hatırlamıyorum ama yeşiller taro denen bit bitkiyle yapılıyormuş. Merak ettim dönünce baktım Mersin ve Adana’da da yetişen türkçesi Gölevez olan bir bitkiymiş. Potasyumu bol olduğu için Çin mutfağında özellikle tatlılarda kullanılırmış. Bundan sonra çilekli dondurma değil gölevezli dondurma yiyoruz arkadaşlar.




29.03.2013 Cuma

Sabah kahvaltı saatinden önce otelden çıkıp başkent Pekin’e uçmak üzere havalimanına gittik. İç hatlar uçuşu olmasına rağmen çok sağlam güvenlik kontrolü var. Pasaport kontrolünden geçer gibi kimlik verip polis ileufak bir mülakat yapıyorsunuz. “Nerden geliyorsun nereye gidiyorsun ey yolcu...”


Türk Hava Yollarının Gold Card’ı saolsun Star Alliance üyesi Air China ile uçtuğumuz için Wuhan havalimanında business lounge’a girebildim. Amma velakin aynı bizim İstanbul iç hatlar terminalindeki CIP saolunu gibi içeride 2 meyvasuyu 2 kurabiye koymuşlar o kadar. Halbuki Pekin’deki lounge ne güzeldi çeşit çeşit çorbalar mantılar devamlı mutfaktan akıyordu.


Sabah sabah çorba içmesini oldum olası çok sevmişimdir. Ortaokulda yatılı okurken bu alışkanlığı kazandım ve hala da yaz olsun kış olsun sabahları çorbacıyımdır. Etraftan gelen güzel kokular beni My Mill isimli cafeye götürdü.


Çin’de şunu öğrendim ki menüye bakarak yemek söylemiyeceksin! En iyiysi o esnada garsonun taşıdığı şeylere bakmak veya masaları dolaşarak gözüne kestirdiğin tabakları garsona göstermek. Ben siparişi verirken, bankonun önünde duran sebzeli tavuk çorbası ve et suyu çorbası vardı. Acaba hangisini alsam diye derin düşüncelere girmeden ikisinden de sipariş ettim, işi kökünden hallettim.

Tavuk suyu çorbasının içinde bolca sebze vardı. Tavuk etine mantar mısır havuç ve yumurta eşlik ediyordu. Zaten ikinci çorbayı da içecğim için makarnasını pek yemedim sebzeleri bitirdikten sonra suyunu içtim. Acıyla arası iyi olmayanlara tavsiye olunur.


Et suyu çorbasının içinde harbi harbi et vardı. Fırında pişmiş etleri ince dilim kesip bolca koymuşlar. Zannımca bu memlekette dana eti ucuz. Çorbanın lezzeti muazzam. Saatlerce pişmiş kemik suyu ile yapmışlar besbelli.


Yanlız bir noktaya dikkat çekmek isterim. Çorbanın içindekiler maydanoz değil. Kazakistan’da yaşarken tanıştığım kişniş otunu genelde pek kimse sevmez. Maydanoza benzer ama çok acaip bir tadı vardır. Nikah şekerlerinin içine kişniş tohumu koyarlar belki oradan tadını bilirsiniz, ama taze otunu yemeklerde kullanana bizim Türk mutfağında pek rastlamadım. Rusya Gürcistan ve Kazakistan’da olduğu gibi Çin’de de bolca kullanılıyor.

Çorbalarımı içip nirvanaya erdikten sonra uçağa bindim. Karnım pek aç olmadığı için uçakta verilen kahvaltının sadece resmini çekmekle yetindim. O güzel çorbalardan sonra uçak sandviçi yemeye hiç niyetim yoktu.


Sadece sizler için sandiviçn resmini çektim o kadar. Hani olurda Air China ile uçarsanız, iç hatlar uçuşunda ne vereceklerini bilin görün diye.


Yanlız dikkatinizi çekmek istediğim ince bir husus var ki o da şu gördüğünüz yumurta. Vakumlu pakette verilen yumurtanın ne olduğunu ilk başta pek anlamadım.


Çaktırmadan yandaki amca ne yapıyor diye izleyip, nasıl paketi açıp yumurtayı kestiyse aynısını yaptım. Yumurtanın içi bizim bildiğimiz yumurta gibi ama her nedense dışı simsiyah.

Preserved Egg veya Century Egg dedikleri bu yumurtanın olayı yumurtanın uzun süre bozulmaması için doğal bir işlemden geçirilmesiymiş. Sanki yumurta turşusu yapmış adamlar. Ama öyle bir kokuyor ki anlatamam. Çin mutfağının yiyeceklere aroma katmak için yaptıkları uygulamanın uç noktası diyebilirim. İşkembe kokoreç gibi ya çok seversin ya nefret edersin, o derece.


Uzakdoğuluların bu yumurta üzerine yaptıkları fantazileri anlamıyorum. Hiç unutmam Vietnam’da da içinde yarı oluşmuş civciv olan yumurtaları yiyorlardı.




2 Ekim 2014 Perşembe

Çin - 2.Bölüm


Yazının 1.bölümü için lütfen tıklayın

Çin mutfağı belkide dünyanın en renkli en zengin mutfaklarından biridir. Yemekler damağa olduğu kadar göze de hitap eder. Yemeklerin rengi, sunumu, küçük kaseler, estetik çubuklar hepsi bir ahenk içindedir. Çin kültüründe yemek sadece karın doyurmak değildir, öğünler ritüel şeklinde yaşanır. Masaya oturması kalkması bile seremoni ile olur.

Chongqing’de yediğimiz o güzel öğlen yemeğinden sonra 3 saat uzaklıktaki Zhong County’deki fabrikaya gittik. Öğleden sonra iş yerinde denetimlerimizi yaptıktan sonra akşam kalacağımız Hicean Hotel’e yerleştik.

Zhong County nispeten ufak bir şehir olduğu için ingilizce konuşma oranı çok düşük. Dolayısıyla akşam yemeğine yine Çinli arkadaşlara yamandık. Deniz ürünleri yemek istediğimizi söyleyince bizi otelin hemen karşısındaki lokantaya götürdüler. Lokantanın ne tabelasında ne de menüsünde bir kelime bile ingilizce yazmadığı için malesef ismini veremeyeceğim. Yanlız Google Maps’den gördürüm kadarıyla sanırım Letian Restaurant.


Balıklara girişte göz attım, bizde tutulması ve satılması yasak olan mersin balığını görünce hemen siparişi verdim. Çinliler seçimimi görünce çok şaşırdılar ve “Wayyy abi sen bu balık işinden anlıyorsun” gibi bakışlar attılar. Meğer burada da her zaman mersin balığı olmazmış lokantaya gelen de hemen bitermiş.

Çinlilerin yemek kültüründe bir öğünde bir çeşit yemek sipariş etmek gibi bir dertleri yok. Bir oturuşta hem tavuk, hem balık, hem pilav, hem makarna yiyebiliyorlar. Tabi ortaya gelen büyük tabaklardan azar azar almak kaydıyla. Bizim gibi löplöpçüler için bulunmaz fırsat.


İlk gelen yemek taze soğanlı acılı tavuk. Bizim Türkiye’deki Çin lokantalarında alışık olduğumuz lezzete benzemiyor. İllaki altlık olarak pilavla birlikte yemek lazım yoksa biraz ağır gelebilir. Hem yağlı hem de acı. Ama sarımsağı soğanı bastıkları için lezzetine diyece bir şey yok 10 numara.

İkinci yemeğimiz ne olduğunu bilmediğimiz ama deniz balığı olduğunu teyit ettirğimiz balık ızgara. Çin seyahati boyunca yediğimiz en normal, en Türk damak zevkine yakın yemek buydu diyebilirim. Tadı istavrite çok benziyordu. Özellikle üstüne basa basa “Izgarada pişir getir, hiç bir sos koyma” diye sipariş verirken yüzlerindeki o şaşırmış ifade görülmeye değerdi. Çünkü bu denli sos meraklısı mutfağa alışkın Çinli garson bu talebimizi not alırken -vejeteryan lokantasında biftek sipariş etmişiz- gibi hayret ve kınama dolu gözlerle bakıyordu.


Tabii bunların yanında balık çorbası, dilimlenmiş sığır eti, yeşil sebze gibi çeşitli yemekler masamızı şenlendirdi. Sistem çok basit. Bütün yemekler ortaya konuyor siz istediğiniz kadar tabağınıza alıp, bir nevi bütün yemeklerin teker teker tadına bakıyorsunuz.


Efendim Mersin balığımız masamıza teşrif edince önce biraz sükutu hayale uğradık. En büyük balığı seçmemize rağmen karşımıza 500 gramlık bir balık geldi. Üzerine de soya sosu ekleyip soğan kırmızı biber rendelemişler, finali ise taze kişniş yapraklari ile süsleyerek yapmışlar.


Bizim mersin balığı balıklıktan çıkmış, maymuna dönmüş. Hatta şebek desem yeridir. Çinliler her nedense balığı bizim gibi kızartıp ya da mangalda ızgara yapıp getirmiyorlar. Mutlaka üzerine çeşitli soslar ekleyip kendilerince güya lezzetlendiriyorlar. Allahtan istavritleri baştan uyardık da istediğimiz gibi geldi.

Çinlilerle beraber yemek yemesi çok eğlenceli. Zaten onlar olmazsa garsonla ne anlaşabilirsik ne de yemek siparişi verebilirdik. İşin matrak tarafı Çinliler yemeği çiğnerken ağızlarını şapırdata şupurdata yerler, onlarda ayıp yok. Biri değil, ikisi değil hepsi birden yemek boyunca ağzını şapırdatınca tabi biraz komik oluyor. İşin dalgasına vurup biz de onlar gibi şapırdatmaya başladık.


27.03.2013 Çarşamba

“Anadolunun bir köyü” görünümlü bu kasabanın en büyük en lüks otelide kalıyorduk ama Chongqing’e göre standart baya düşüktü. Aman yanlış anamayın benim derdim odayla veya yatakla filan değil kahvaltı biraz zayıf geldi.


Sabahları çorba içmeyi seviyorum. Hele hele gerçek et suyu ile hazırlanan çorbaları çok daha fazla seviyorum. Son derece mütevazi kahvaltı tabağım budur arkadaşlar. Önce biraz çorba, üstüne de artık büfede dişime göre ne bulduysam.

Üstten başlayıp saat yönünde sayıyorum. Mantı zaten allahın emri olmazsa olmaz. Sağ üstteki erişteye benzer o kahverengi şeylerin ne olduğunu anlamadım ama eminim doğal bir şey değildi. Siyah gördüğünüz Koru Kulağı mantarı. Daha önce duydunuz mu bilmiyorum ama ben ilk defa yedim gayet başarılı. Türkiye’de pek rastlamadığım için dönüşte 2 paket aldım, çoluk çocuk da yesin diye eve de götürdüm.


Çinliler manakarnayı çok seviyorlar. Çorbasını önden içtik üstüne de kızarmış erişte ile devam ettim. O yukarıda gördüğünüz turuncu ise bildiğimiz balkabağı. Ama bizim kabak tatlısı gibi şekerli değil. Biraz buharda pişirmişler sonra da çok az yağda çevimişler o kadar. Ben çok sevdim! Bizde malesef tatlısından başka pek balkabağı ile yemek yapıldığına şahit olmadım ama şahsen biz Kazakistan’da yaşarken öğrendiğimiz zencefilli bal kabağı çorbasını evde sık sık yaparız.

Eh işte diyebileceğimiz bu kahvaltıdan sonra fabrikaya gidip denetimlerimizi yaptık. Buraya gelmeden önce çok kötü şartlar altında düşük kalitede bir imalathane göreceğimi sanıyordum ama hiç de öyle değilmiş. Çinli babalar aslanlar gibi fabrika kurmuşlar takır takır üretiyorlar.

İş programımız biraz yoğun olduğu için öğlen yemeğini dışarıda yemek istemedik. Yemekhanede çıkan yemeği de bize vermek istemediler, o yüzden dışarıdan kızarmış tavuk ve hamburger sipariş verdiler. Aslında bana kalsa işçi yemekhanesinde yer gerçek Çin lezzetinin tadına varmak isterdim ama malum ekip halinde geldik bir şey diyemedim.


Bir de olayın fast food boyutu var ki hayatımdan çok uzun zaman önce çıkarttım. Kızarmış tavuğu görünce biraz içim buruldu. Hem fast food hem de tavuk! Tavuğu da Ege’nin doğumundan sonra yavaştan hayatımızdan çıkarttık. Doktorunun tavsiyesi ile sadece organik tavuk bulursak alıyoruz, evde yiyoruz o kadar.

Ama hamburger efsaneydi. Bodrum yazısında bahsetmiştim Pizza Hawai diye bir pizza çeşidi var. Mozarrella peyniri, jambon ve ananas ile yapılır. Pizzanın içinde ananas duymuştum ama hamburgerin içinde ilk defa şahit oldum. Fena mı? Yoo herkez bir çırpıda götürdü. Hoştu güzeldi ama bir daha yemek için can atacağım bir şey değil. Dediğim gibi fastfood konseptini uzun zaman önce hayatımızdan çıkarttık.


İşlerimiz bittikten sonra Chongqing’e dönünce güya şehir merkezinde Jiefangbei Pedestrian Street, Ciqikou old town, Eling-Park gibi yerleri gezecektik ama yolda trafik olduğu için akşam geç saatte anca vardık. Akşam 10:00’dan sonra Çinliler son gecemizde bizi bir kez yemeğe aldılar.

Ne yemek istersiniz diye sabah sorduklarında “Çok fazla karışık olmasın ördek tercihimizdir dedik”. Ördeğin kralı burada diyip Quanjude Restaurant’a götürdüler. Şimdiye kadar Çin’de gördüğüm en lüks en şatafatlı restoran diyebilirim.


Pekin ördeği adı üstünde Pekin’den geliyor büyük bir ihtimalle ucuzdur diye düşündük ama taş yerinde ağırdır derler ya o hesap. Bütün ördeğin fiyatı New York Çin mahallesinde yediğimin 3 misli diyebilirim. Bir tane ördekçi usta geldi gözümüzün önünde ayıklayıp dilimledi. Meğer harbi lokantalarda racon ördeği masaya getirip müşterinin gözünün önünde ayıklamakmış. Tabii yanar döner meyva tabağı misali işçilik faturaya yansıyor. Fotoğraf çekme bahanesiyle yanına gelip meraklı gözlerle inceleyince ustam hürmette kusur etmeden küçük bir parça kesip, elleriyle besledi. İşte karşılıksız sevgi dedikleri budur


Pekin ördeğin yapımı çok da basit değil biraz şatafatlı. Pişirmeden önce enseden basınçlı hava verip hayvannın derisi yağından ayrılıyormuş. Daha sonra şekerli suya batırılıp fırında uzun süre pişiriliyormuş. Son çıkartmadan önce uzun çubuklar ile ördek askıya alınıp ateşe yaklaştırılarak derisi iyice kıtırlaşsın diye bir güzel ızgara ediliyormuş.


Masaya geldikten sonra dilim dilim kesilip önünüze konuyor. Siz de isteğinize göre ya sade yiyorsunuz ya da dürüm yapıyorsunuz. Ben ikinci alternatifi tavsiye ederim zira ördek eti baya yağlı. 3 dilim yedikten sonra sonra dokanabilir.

Çinliler bizim gibi bir öğünde bir çeşit yemek yiyip masadan kalkmıyorlar. Ördekten sorumlu ustanın ustanın ardından balığımız geldi. Elbette herkesin uzmanlık alanı ayrı onu da başka biri ayıkladı.


Pekin ördeği, zencefilli balık, kızarmış acılı ördek işkembesi, yumurtalı mantar, acılı tavşan, ördek ciğeri, kuşkonmaz, kızarmış ördek kemiği, soya soslu zencefilli taze soğan, siyah yapışkan pirinç ve shintake mantarı gibi onlarca yemek bir anda gelince zevkten dört köşe oldum. Hani allah gözünü doyursun derler ya aynen o hesap.


Döner camın üstüne sırayla yemekler konuyor isteyen istediği yemekten almak için camı çevirip yemeğin önüne gelmesini sağlıyor. Aslında uğraşmaya pek gerek yok. Önüne ne gelirse bir çatal at, tadı güzelse götür, beğenmezsen sıradakini bekle. İlla biri hoşuna gidecektir.

En iyi tabak, ona saygı göstermek için en önemli kişinin önüne konuyor. Bir tabaktaki ördek veya tavuğun başı misafirleri göstermemesine dikkat ediliyor. Masamız yavaştan dolmaya başlayınca bizim ilk tercihimiz elbette kızarmış ördek oldu.


Ördeği taze soğan be sos ile dürüm yapmak işin doğrusu tabii ama ördeğin esas lezzetini alabilmeniz için ağzınıza bir parça ekmeksiz atmanızı tavsiye ederim. İncecik açılmış ufak lavaşlara birkaç parça ördek eti konup daha sonra taze soğan ve hoisin sos ekleniyor. İsteyene ince rendelenmiş salatalık da var ama ben kendilerinden pek haz etmiyorum. Ekmek o kadar ince ki bu dürümlerden 10-15 tane yersiniz. Etler pamuk gibi aynı zamanda yağlı ve çok lezzetli Ama tekrar ediyorum havanın eti oldukça yağlı biraz ağır gelebilir.


Yumurtalı mantar o gün en hoşuma giden yemeklerden biri oldu. Ne mantarıydı bilmiyorum ama uzun zaman tadı damağımda kaldı.


Çin halkı yemeklerinde büyük et parçaları kollanmıyorlar, çünkü çubuk kültürü onların büyük dilimler yemelerine izin vermiyor. Bu yüzden Çin’de neredeyse bütün yemekler en çok yumurta büyüklüğünde olan ve çubukla kolayca tutulabilen dilimlerde gelirmiş. Çubuklar ayrıca yemeğin çatala göre daha yavaş yenmesini, bu da yemeği daha rahat hazmetmemizi sağlarmış.


Yanlız arada yediğimiz şeylerin ne olduğu merak etmiyor değilim. Ama sormamak daha iyi. Bizim yemeklere benzemediği kesin, ne eti olduğu da belli değil. Ama yerel insanlar yiyorsa en güzeli ne idüğü belirsiz şeylerin tadına bakmak. Beğenmezsen elbette yemek zorunda değilsin. Beğenirsen işte o zaman yeni bir şey öğrenmiş olursun. Önce Çin’ce adını öğrenirsin, sonra her gittiğin restoranda sipariş verebilirsin.


Chongqing için Çin’in Adana’ı demiştim. Her daim her yerde hissediliyor. Bir yemeğin içine avuç avuç karabiber atılırmı yahu? İnsanda ne böbrek bırakır ne karaciğer. Yemek güya tavşanmış ama bu kadar acının içinde tavşan da olsa martı da olsa pek lezzet farkı olacağını sanmıyorum.


Ördeği ile meşhur bir lokanta olduğu için ördeğin her bir tarafını ayrı sunuyorlar. Örneğin bir porsiyon ördek dili istiyor size bir tabakta 25 tane ördek dili geliyor. İşkembe diyorsun bir tabak dolusu ördek işkembesi geliyor. Biz biraz daha mutahassıp bir sipariş verdik, “ördek ciğeri” istedik. Fransız ve Çin mutfağında önemli bir yere sahipmiş ama ben bizim Urfa usulü ciğer şişe değişmem.


Mideyi rahatlatmak için acaba ne var derken Gingko denen bir meyvayla yapılmış kuşkonmaza dadandım. Bu gingko bildiğimiz hiç bir lezzete benzemiyor ama neticede bir çeşit meyva. Az haşlanmış kuşkonmazlarla birlikte kütür kütür yedik.


Köpekbalığı işkembesinden sonra karşınızda “ördek işkembesi” dostlar. Nasıl çıkartmışlar nasıl yıkamışlar bilemem. Bizde neden tavuk işkembesi yenmez onu da bilemem ama bu ördek işkembesine bayıldım. Çine yolnuz düşer de ördek işkembesi bulursanız deneyin derim. İşin erbabı “hiç sosa bulamadan yemek lazım” dedi, esas o zaman lezzeti anlaşılırmış.


Bir diğer sebze ise zencefilli soya soslu taze soğan. Taze soğanı çiğ olarak yemek biraz zordur. Bir tane yedin mi gün boyu millet sizden kaçar kokudan durulmaz. Ama tavada hafif çevirince ne o ağır kokusu kalıyor ne bir şey. Afiyetle yedik desem yeridir. Soya sosunu da iyice sulandırmışlar, o yüzden tuzlu da değil. Çok hoşuma gitti.


Sabah kayvaltıda yediğim jelatinimsi siyah mantarlardan burada da karşımıza çıktı. Türkiye’ye dönünce araştırdım ismi Koru kulağı mantarıymış. O kadar fazla biber koymasalarmış iyiymiş ama ayıklayarak mantarlarından yedim. İncecik bir yapısı var ama sert. Yerken kıtır kıtır hissediliyor.


O akşam yemekten büyük zevk aldım. Kalabalık grupla yenilen yemekler emin olun çok daha eğlenceli oluyor. İçinde televizyonu, tuvaleti olan 10 kişilik özel odada sanki yan komşuya akşam yemeğine gelmişsiniz havası esiyor. Paltonumu çıkartınca asmak için portmanto bile vardı. Hatta onu da geçtim yemeği yedikten sonra şöyle bir ağırlık çöker de divana uzanmak istersiniz ya işte o divan bile vardı. Bana müsade diyip 20 dakika kestirmek için ideal.

Masadan kalkmadan önce son olarak meyva tabağı geldi. Amanin o da ne? Kavun karpuzun yanına domates koymuşlar. Meğer Çinlilere göre domates bir sebze değil bir meyvaymış. Yemeklerden sonra kiraz niyetine bu ufak domateslerden yiyorlarmış.


Çin’de bir çok şehirde şubesi olan Quanjude’ye mutlaka gidin. Aşırı şiddetle tavsiye ederim. Tek başınıza giderseniz çok zorlanmazsınız zira üst sınıf düzgün bir restoran. Ama elbette en iyisi Çinli bir arkadaş grubu ile gitmek. O gece boğazına düşkün Çinli arkadaşlar vasıtasıyla Çin mutfağının kralını yemiş olduk. Çin mutfağının Türkiyedeki Çin lokantalarındaki gibi “soya soslu mantarlı dana eti” veya “acı ekşi soslu tavuk”tan ibaret olmadığını öğrendik.


Ördek eti ise midemize gecenin damgasını vurdu. Bu arada yemekten kalkarken bize yediğimiz ördeğin sertifikasını getirdiler çok şaşırdım! Meğer her bir ördek için sertifika düzenleniyormuş.


Bu efsane ziyafetten sonra yorgunluktan bitap düştük. Chonqing’de son gecemizde Hilton’da kaldık. İnternetten erken rezervasyon yaparsanız çok uygun fiyata kalabilirsiniz. Lobide checkin yaparken TK numaranızı işletmeyi unutmayın THY’nin tüm Hiltonlar ile anlaşması var 500 mil hediyeyi kaçırmayın.

Gittiğimiz ülkeler