2 Ekim 2014 Perşembe

Çin - 2.Bölüm


Yazının 1.bölümü için lütfen tıklayın

Çin mutfağı belkide dünyanın en renkli en zengin mutfaklarından biridir. Yemekler damağa olduğu kadar göze de hitap eder. Yemeklerin rengi, sunumu, küçük kaseler, estetik çubuklar hepsi bir ahenk içindedir. Çin kültüründe yemek sadece karın doyurmak değildir, öğünler ritüel şeklinde yaşanır. Masaya oturması kalkması bile seremoni ile olur.

Chongqing’de yediğimiz o güzel öğlen yemeğinden sonra 3 saat uzaklıktaki Zhong County’deki fabrikaya gittik. Öğleden sonra iş yerinde denetimlerimizi yaptıktan sonra akşam kalacağımız Hicean Hotel’e yerleştik.

Zhong County nispeten ufak bir şehir olduğu için ingilizce konuşma oranı çok düşük. Dolayısıyla akşam yemeğine yine Çinli arkadaşlara yamandık. Deniz ürünleri yemek istediğimizi söyleyince bizi otelin hemen karşısındaki lokantaya götürdüler. Lokantanın ne tabelasında ne de menüsünde bir kelime bile ingilizce yazmadığı için malesef ismini veremeyeceğim. Yanlız Google Maps’den gördürüm kadarıyla sanırım Letian Restaurant.


Balıklara girişte göz attım, bizde tutulması ve satılması yasak olan mersin balığını görünce hemen siparişi verdim. Çinliler seçimimi görünce çok şaşırdılar ve “Wayyy abi sen bu balık işinden anlıyorsun” gibi bakışlar attılar. Meğer burada da her zaman mersin balığı olmazmış lokantaya gelen de hemen bitermiş.

Çinlilerin yemek kültüründe bir öğünde bir çeşit yemek sipariş etmek gibi bir dertleri yok. Bir oturuşta hem tavuk, hem balık, hem pilav, hem makarna yiyebiliyorlar. Tabi ortaya gelen büyük tabaklardan azar azar almak kaydıyla. Bizim gibi löplöpçüler için bulunmaz fırsat.


İlk gelen yemek taze soğanlı acılı tavuk. Bizim Türkiye’deki Çin lokantalarında alışık olduğumuz lezzete benzemiyor. İllaki altlık olarak pilavla birlikte yemek lazım yoksa biraz ağır gelebilir. Hem yağlı hem de acı. Ama sarımsağı soğanı bastıkları için lezzetine diyece bir şey yok 10 numara.

İkinci yemeğimiz ne olduğunu bilmediğimiz ama deniz balığı olduğunu teyit ettirğimiz balık ızgara. Çin seyahati boyunca yediğimiz en normal, en Türk damak zevkine yakın yemek buydu diyebilirim. Tadı istavrite çok benziyordu. Özellikle üstüne basa basa “Izgarada pişir getir, hiç bir sos koyma” diye sipariş verirken yüzlerindeki o şaşırmış ifade görülmeye değerdi. Çünkü bu denli sos meraklısı mutfağa alışkın Çinli garson bu talebimizi not alırken -vejeteryan lokantasında biftek sipariş etmişiz- gibi hayret ve kınama dolu gözlerle bakıyordu.


Tabii bunların yanında balık çorbası, dilimlenmiş sığır eti, yeşil sebze gibi çeşitli yemekler masamızı şenlendirdi. Sistem çok basit. Bütün yemekler ortaya konuyor siz istediğiniz kadar tabağınıza alıp, bir nevi bütün yemeklerin teker teker tadına bakıyorsunuz.


Efendim Mersin balığımız masamıza teşrif edince önce biraz sükutu hayale uğradık. En büyük balığı seçmemize rağmen karşımıza 500 gramlık bir balık geldi. Üzerine de soya sosu ekleyip soğan kırmızı biber rendelemişler, finali ise taze kişniş yapraklari ile süsleyerek yapmışlar.


Bizim mersin balığı balıklıktan çıkmış, maymuna dönmüş. Hatta şebek desem yeridir. Çinliler her nedense balığı bizim gibi kızartıp ya da mangalda ızgara yapıp getirmiyorlar. Mutlaka üzerine çeşitli soslar ekleyip kendilerince güya lezzetlendiriyorlar. Allahtan istavritleri baştan uyardık da istediğimiz gibi geldi.

Çinlilerle beraber yemek yemesi çok eğlenceli. Zaten onlar olmazsa garsonla ne anlaşabilirsik ne de yemek siparişi verebilirdik. İşin matrak tarafı Çinliler yemeği çiğnerken ağızlarını şapırdata şupurdata yerler, onlarda ayıp yok. Biri değil, ikisi değil hepsi birden yemek boyunca ağzını şapırdatınca tabi biraz komik oluyor. İşin dalgasına vurup biz de onlar gibi şapırdatmaya başladık.


27.03.2013 Çarşamba

“Anadolunun bir köyü” görünümlü bu kasabanın en büyük en lüks otelide kalıyorduk ama Chongqing’e göre standart baya düşüktü. Aman yanlış anamayın benim derdim odayla veya yatakla filan değil kahvaltı biraz zayıf geldi.


Sabahları çorba içmeyi seviyorum. Hele hele gerçek et suyu ile hazırlanan çorbaları çok daha fazla seviyorum. Son derece mütevazi kahvaltı tabağım budur arkadaşlar. Önce biraz çorba, üstüne de artık büfede dişime göre ne bulduysam.

Üstten başlayıp saat yönünde sayıyorum. Mantı zaten allahın emri olmazsa olmaz. Sağ üstteki erişteye benzer o kahverengi şeylerin ne olduğunu anlamadım ama eminim doğal bir şey değildi. Siyah gördüğünüz Koru Kulağı mantarı. Daha önce duydunuz mu bilmiyorum ama ben ilk defa yedim gayet başarılı. Türkiye’de pek rastlamadığım için dönüşte 2 paket aldım, çoluk çocuk da yesin diye eve de götürdüm.


Çinliler manakarnayı çok seviyorlar. Çorbasını önden içtik üstüne de kızarmış erişte ile devam ettim. O yukarıda gördüğünüz turuncu ise bildiğimiz balkabağı. Ama bizim kabak tatlısı gibi şekerli değil. Biraz buharda pişirmişler sonra da çok az yağda çevimişler o kadar. Ben çok sevdim! Bizde malesef tatlısından başka pek balkabağı ile yemek yapıldığına şahit olmadım ama şahsen biz Kazakistan’da yaşarken öğrendiğimiz zencefilli bal kabağı çorbasını evde sık sık yaparız.

Eh işte diyebileceğimiz bu kahvaltıdan sonra fabrikaya gidip denetimlerimizi yaptık. Buraya gelmeden önce çok kötü şartlar altında düşük kalitede bir imalathane göreceğimi sanıyordum ama hiç de öyle değilmiş. Çinli babalar aslanlar gibi fabrika kurmuşlar takır takır üretiyorlar.

İş programımız biraz yoğun olduğu için öğlen yemeğini dışarıda yemek istemedik. Yemekhanede çıkan yemeği de bize vermek istemediler, o yüzden dışarıdan kızarmış tavuk ve hamburger sipariş verdiler. Aslında bana kalsa işçi yemekhanesinde yer gerçek Çin lezzetinin tadına varmak isterdim ama malum ekip halinde geldik bir şey diyemedim.


Bir de olayın fast food boyutu var ki hayatımdan çok uzun zaman önce çıkarttım. Kızarmış tavuğu görünce biraz içim buruldu. Hem fast food hem de tavuk! Tavuğu da Ege’nin doğumundan sonra yavaştan hayatımızdan çıkarttık. Doktorunun tavsiyesi ile sadece organik tavuk bulursak alıyoruz, evde yiyoruz o kadar.

Ama hamburger efsaneydi. Bodrum yazısında bahsetmiştim Pizza Hawai diye bir pizza çeşidi var. Mozarrella peyniri, jambon ve ananas ile yapılır. Pizzanın içinde ananas duymuştum ama hamburgerin içinde ilk defa şahit oldum. Fena mı? Yoo herkez bir çırpıda götürdü. Hoştu güzeldi ama bir daha yemek için can atacağım bir şey değil. Dediğim gibi fastfood konseptini uzun zaman önce hayatımızdan çıkarttık.


İşlerimiz bittikten sonra Chongqing’e dönünce güya şehir merkezinde Jiefangbei Pedestrian Street, Ciqikou old town, Eling-Park gibi yerleri gezecektik ama yolda trafik olduğu için akşam geç saatte anca vardık. Akşam 10:00’dan sonra Çinliler son gecemizde bizi bir kez yemeğe aldılar.

Ne yemek istersiniz diye sabah sorduklarında “Çok fazla karışık olmasın ördek tercihimizdir dedik”. Ördeğin kralı burada diyip Quanjude Restaurant’a götürdüler. Şimdiye kadar Çin’de gördüğüm en lüks en şatafatlı restoran diyebilirim.


Pekin ördeği adı üstünde Pekin’den geliyor büyük bir ihtimalle ucuzdur diye düşündük ama taş yerinde ağırdır derler ya o hesap. Bütün ördeğin fiyatı New York Çin mahallesinde yediğimin 3 misli diyebilirim. Bir tane ördekçi usta geldi gözümüzün önünde ayıklayıp dilimledi. Meğer harbi lokantalarda racon ördeği masaya getirip müşterinin gözünün önünde ayıklamakmış. Tabii yanar döner meyva tabağı misali işçilik faturaya yansıyor. Fotoğraf çekme bahanesiyle yanına gelip meraklı gözlerle inceleyince ustam hürmette kusur etmeden küçük bir parça kesip, elleriyle besledi. İşte karşılıksız sevgi dedikleri budur


Pekin ördeğin yapımı çok da basit değil biraz şatafatlı. Pişirmeden önce enseden basınçlı hava verip hayvannın derisi yağından ayrılıyormuş. Daha sonra şekerli suya batırılıp fırında uzun süre pişiriliyormuş. Son çıkartmadan önce uzun çubuklar ile ördek askıya alınıp ateşe yaklaştırılarak derisi iyice kıtırlaşsın diye bir güzel ızgara ediliyormuş.


Masaya geldikten sonra dilim dilim kesilip önünüze konuyor. Siz de isteğinize göre ya sade yiyorsunuz ya da dürüm yapıyorsunuz. Ben ikinci alternatifi tavsiye ederim zira ördek eti baya yağlı. 3 dilim yedikten sonra sonra dokanabilir.

Çinliler bizim gibi bir öğünde bir çeşit yemek yiyip masadan kalkmıyorlar. Ördekten sorumlu ustanın ustanın ardından balığımız geldi. Elbette herkesin uzmanlık alanı ayrı onu da başka biri ayıkladı.


Pekin ördeği, zencefilli balık, kızarmış acılı ördek işkembesi, yumurtalı mantar, acılı tavşan, ördek ciğeri, kuşkonmaz, kızarmış ördek kemiği, soya soslu zencefilli taze soğan, siyah yapışkan pirinç ve shintake mantarı gibi onlarca yemek bir anda gelince zevkten dört köşe oldum. Hani allah gözünü doyursun derler ya aynen o hesap.


Döner camın üstüne sırayla yemekler konuyor isteyen istediği yemekten almak için camı çevirip yemeğin önüne gelmesini sağlıyor. Aslında uğraşmaya pek gerek yok. Önüne ne gelirse bir çatal at, tadı güzelse götür, beğenmezsen sıradakini bekle. İlla biri hoşuna gidecektir.

En iyi tabak, ona saygı göstermek için en önemli kişinin önüne konuyor. Bir tabaktaki ördek veya tavuğun başı misafirleri göstermemesine dikkat ediliyor. Masamız yavaştan dolmaya başlayınca bizim ilk tercihimiz elbette kızarmış ördek oldu.


Ördeği taze soğan be sos ile dürüm yapmak işin doğrusu tabii ama ördeğin esas lezzetini alabilmeniz için ağzınıza bir parça ekmeksiz atmanızı tavsiye ederim. İncecik açılmış ufak lavaşlara birkaç parça ördek eti konup daha sonra taze soğan ve hoisin sos ekleniyor. İsteyene ince rendelenmiş salatalık da var ama ben kendilerinden pek haz etmiyorum. Ekmek o kadar ince ki bu dürümlerden 10-15 tane yersiniz. Etler pamuk gibi aynı zamanda yağlı ve çok lezzetli Ama tekrar ediyorum havanın eti oldukça yağlı biraz ağır gelebilir.


Yumurtalı mantar o gün en hoşuma giden yemeklerden biri oldu. Ne mantarıydı bilmiyorum ama uzun zaman tadı damağımda kaldı.


Çin halkı yemeklerinde büyük et parçaları kollanmıyorlar, çünkü çubuk kültürü onların büyük dilimler yemelerine izin vermiyor. Bu yüzden Çin’de neredeyse bütün yemekler en çok yumurta büyüklüğünde olan ve çubukla kolayca tutulabilen dilimlerde gelirmiş. Çubuklar ayrıca yemeğin çatala göre daha yavaş yenmesini, bu da yemeği daha rahat hazmetmemizi sağlarmış.


Yanlız arada yediğimiz şeylerin ne olduğu merak etmiyor değilim. Ama sormamak daha iyi. Bizim yemeklere benzemediği kesin, ne eti olduğu da belli değil. Ama yerel insanlar yiyorsa en güzeli ne idüğü belirsiz şeylerin tadına bakmak. Beğenmezsen elbette yemek zorunda değilsin. Beğenirsen işte o zaman yeni bir şey öğrenmiş olursun. Önce Çin’ce adını öğrenirsin, sonra her gittiğin restoranda sipariş verebilirsin.


Chongqing için Çin’in Adana’ı demiştim. Her daim her yerde hissediliyor. Bir yemeğin içine avuç avuç karabiber atılırmı yahu? İnsanda ne böbrek bırakır ne karaciğer. Yemek güya tavşanmış ama bu kadar acının içinde tavşan da olsa martı da olsa pek lezzet farkı olacağını sanmıyorum.


Ördeği ile meşhur bir lokanta olduğu için ördeğin her bir tarafını ayrı sunuyorlar. Örneğin bir porsiyon ördek dili istiyor size bir tabakta 25 tane ördek dili geliyor. İşkembe diyorsun bir tabak dolusu ördek işkembesi geliyor. Biz biraz daha mutahassıp bir sipariş verdik, “ördek ciğeri” istedik. Fransız ve Çin mutfağında önemli bir yere sahipmiş ama ben bizim Urfa usulü ciğer şişe değişmem.


Mideyi rahatlatmak için acaba ne var derken Gingko denen bir meyvayla yapılmış kuşkonmaza dadandım. Bu gingko bildiğimiz hiç bir lezzete benzemiyor ama neticede bir çeşit meyva. Az haşlanmış kuşkonmazlarla birlikte kütür kütür yedik.


Köpekbalığı işkembesinden sonra karşınızda “ördek işkembesi” dostlar. Nasıl çıkartmışlar nasıl yıkamışlar bilemem. Bizde neden tavuk işkembesi yenmez onu da bilemem ama bu ördek işkembesine bayıldım. Çine yolnuz düşer de ördek işkembesi bulursanız deneyin derim. İşin erbabı “hiç sosa bulamadan yemek lazım” dedi, esas o zaman lezzeti anlaşılırmış.


Bir diğer sebze ise zencefilli soya soslu taze soğan. Taze soğanı çiğ olarak yemek biraz zordur. Bir tane yedin mi gün boyu millet sizden kaçar kokudan durulmaz. Ama tavada hafif çevirince ne o ağır kokusu kalıyor ne bir şey. Afiyetle yedik desem yeridir. Soya sosunu da iyice sulandırmışlar, o yüzden tuzlu da değil. Çok hoşuma gitti.


Sabah kayvaltıda yediğim jelatinimsi siyah mantarlardan burada da karşımıza çıktı. Türkiye’ye dönünce araştırdım ismi Koru kulağı mantarıymış. O kadar fazla biber koymasalarmış iyiymiş ama ayıklayarak mantarlarından yedim. İncecik bir yapısı var ama sert. Yerken kıtır kıtır hissediliyor.


O akşam yemekten büyük zevk aldım. Kalabalık grupla yenilen yemekler emin olun çok daha eğlenceli oluyor. İçinde televizyonu, tuvaleti olan 10 kişilik özel odada sanki yan komşuya akşam yemeğine gelmişsiniz havası esiyor. Paltonumu çıkartınca asmak için portmanto bile vardı. Hatta onu da geçtim yemeği yedikten sonra şöyle bir ağırlık çöker de divana uzanmak istersiniz ya işte o divan bile vardı. Bana müsade diyip 20 dakika kestirmek için ideal.

Masadan kalkmadan önce son olarak meyva tabağı geldi. Amanin o da ne? Kavun karpuzun yanına domates koymuşlar. Meğer Çinlilere göre domates bir sebze değil bir meyvaymış. Yemeklerden sonra kiraz niyetine bu ufak domateslerden yiyorlarmış.


Çin’de bir çok şehirde şubesi olan Quanjude’ye mutlaka gidin. Aşırı şiddetle tavsiye ederim. Tek başınıza giderseniz çok zorlanmazsınız zira üst sınıf düzgün bir restoran. Ama elbette en iyisi Çinli bir arkadaş grubu ile gitmek. O gece boğazına düşkün Çinli arkadaşlar vasıtasıyla Çin mutfağının kralını yemiş olduk. Çin mutfağının Türkiyedeki Çin lokantalarındaki gibi “soya soslu mantarlı dana eti” veya “acı ekşi soslu tavuk”tan ibaret olmadığını öğrendik.


Ördek eti ise midemize gecenin damgasını vurdu. Bu arada yemekten kalkarken bize yediğimiz ördeğin sertifikasını getirdiler çok şaşırdım! Meğer her bir ördek için sertifika düzenleniyormuş.


Bu efsane ziyafetten sonra yorgunluktan bitap düştük. Chonqing’de son gecemizde Hilton’da kaldık. İnternetten erken rezervasyon yaparsanız çok uygun fiyata kalabilirsiniz. Lobide checkin yaparken TK numaranızı işletmeyi unutmayın THY’nin tüm Hiltonlar ile anlaşması var 500 mil hediyeyi kaçırmayın.

6 yorum:

Evrim Kanbur dedi ki...

Merhaba, Şangay'da yaşayan biri olarak yazınızı çok beğendim. Blogunuzu takip edeceğim.

Adsız dedi ki...

quanjude restauranttaki fotoda moutai gordum. bu likor cinin en kaliteli ve lezzetli likorudur. cinliler yabanci misafirlerini bu likorlerle (%35 ile %62 arasindadir alkol oranlari!) sarhos etmeye calisirlar :) sizi de "gambei gambei" diyerek sarhos etmeye calismadilar mi? :)

Adsız dedi ki...

Moutai gibi bir içki ben ne içtim ne tattım. İçki değil iksir, iksir! 1 tane elde edebilmek için tüm bağlantıları kullandım. Şimdi ise içmeye kıyamıyorum :)

Utku

Adsız dedi ki...

tavukta işkembe olmaz. işkembe organının işlevini taşlık görür( orta 2 fen bilgisi).taşlığıda tavuk satan marketlerin hepsinde bulabilirsiniz

basaryo dedi ki...

tavukta işkembe bulunmaz. onun yerine taşlık vardır( orta 2 fen bilgisi)taşlığıda tavuk marketlerden alınabilir ama ismi üzerinde taş gibidir. çok tüp gider

Dilekita dedi ki...

Yazılarınızı zevkle okuyorum. Sıkı takipçinizim. :)

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World