30 Ekim 2015 Cuma

İspanya-Portekiz turu - 3.Bölüm Barselona

Yazının 2. bölümü için lütfen tıklayın

İspanya’daki özerk Katalanya bölgesinin başkenti Barselona, hayatın tadını çıkarma konusunda uzman bir nüfusa sahip. Bizler “Bugünün işini yarına bırakma” derken, onlar “Herşeyi yarına bırak” felsefesi ile yaşıyorlar. Amma vekalin yemek konusunda çok hassaslar. Geç kahvaltı ediyorlar, öğlen yemekleri en az 1 saat sürüyor, akşam yemekleri ise saat 22:00’den önce başlamıyor uzun bir ritüel halinde gece yarılarına kadar sürüyor.


30.06.2013 Pazar       Barcelona
Bu sabah hanımdan müsade alıp sabah kahvaltısına Ciutat Comtal’a gittim. Bizde eskiden beri adettir kaldığın otelde kahvaltı edilmez, gidilir yerel insanlar nerede kahvaltı ediyorsa orada yenir. Ama Özenç’in hamileliği ve bir de Ege’nin olmasından dolayı ufak tefek gevşemeler haliyle oluyor. Onlar otelde keyiflerine bakarken ben sırf kahvaltı için metroyla Plaça de Catalunya istasyonuna gidip geldim.


Menüde Flauta denen kısım kahvaltılar olarak geçiyormuş. Ama bizim bildiğimiz zeytin peynir domates gibi kahvatılık değil tabi. Genelde jambon ağırlıklı sanviçlerden oluşuyor. Ben daha klasik bir seçim yapıp İspanyol usulü Omlet (Spanish Omlet) sipariş ettim.


İspanyol usulü omlet bizim bildiğimiz omletin patatesle yapılanı. Yanında da mis gibi domatesli sarımsaklı ekmek gelince tam bir şenliğe dönüştü. Ekmeklerin üzerine bir tur daha zeytinyapı döküp bir dilim ekmekle sezonu açtım.


Ben de evde omlet yaparım ama bu omletin pişirilme şekli biraz değişik. Bizde genelde omlet ince olur, bir tarafı piştikten sonra üzerine malzemeler konur ve ortadan ikiye katlanır yarım daire şeklinde olur. İspanyol omleti ise nispeten küçük bir tavada küçük ama kalın hazırlanıyor. Bir tarafı biraz piştikten sonra ters çevrilip diğer tarafı pişiriliyor. Hal böyle olunca da içi daha sulu kalıyor. Aman et kurumasın, sulu kalsın diye senelerce ızgaracıya müdahale ettik, korkarım bu Barselona seyahatinden sonra omlet pişiren ustaya da karışacağız.


Son olarak bir şey daha! Aynı Roma seyahatinde anlattığım gibi masaya oturup garson ayağınıza getirirse menüdeki fiyatlar uygulanıyor, ama yok bara oturup aynı yemekleri barda yerseniz bir miktar indirim oluyor. İki gündür o kadar jamonu götürmeseydim kesin bu kruasanlardan da cila niyetine atardım ama temkinli davrandım. Fiatlar fena değil. Omlet 2.70€, Cortado  (kahve) 1.20€

Kahvaltıya müteakip otele dönüp Özenç’le Ege’yi aldım, şehir merkezinde yürüyerek akşama kadar dolandık. Önce sabahtan limana gidip Port Vell’de deniz kokusunu ciğerlerimize çektik.


Daha sonra yürüyerek Gotic Quater’da haritaya hiç bakmadan kendi başımıza kaybolurcasına dolandık. Saat 11:00’de yine Plaça Reial’e gidip yine Runner Bean Tours ile bu sefer Old City Tour turuna katıldık. Plaça del Pi, Baixada de Santa Eulalia, Jewish Quarter, Plaça Sant Jaume, The Cathedral cloister, Plaça Sant Felip Neri, Plaça Nova, Portal de Sant Iu, Roman Temple of Augustus, Plaça del Rei ve Church of Santa Maria del Mar gibi Barselona’nın ilk yerleşim birimlerindeki önemli tüm yerleri gezdik.


Açıkçası ben bu turu dün yaptığımız Gaudi eserleri turuna göre daha çok sevdim. Daha çok şehir merkezinde dolaşılıyor, daha çok yer görülüyor. Sanattan pek anlamadığımız için dünkü gezi bize göre sadece heybetli binalardan ibaretti.


Tur sonrası öğlen yemeği için önceden listemde olan Tapa Tapa’nın Passeig de Gracia şubesine gittik. Aynı dün gittiğimiz Catalana Cerveseria gibi benim arasıcak diye nitelendirdiğim tapasın 80 çeşidinin yapıldığı bir yer.


Masaya oturur oturmaz menü zaten önünüzde. Ne yemek istiyorsanız resimli olarak koymuşlar. Hem dil sorununu ortadan kaldırıyor, hem de karşınıza süpriz bir şey çıkmasının önüne geçiliyor. Yemeklerin yanına bir de numara koymuşlar, ohh mis gibi. Şefim getir ordan 14, 18, 20, 25, 26, 29, 56....


Ekmeğin üzerine sürülen kanepelere Montatidos deniyormuş. Çabuk doyarız diğerlerinin tadını alamayız diye söylemedik. Ama ağır abiler önce bunlarla başlarmış. Yavaştan doyduktan sonra gerçek tapaslara geçip keyfini çıkarta çıkarta yerlermiş.


Biz ağırlıklı olarak Tapes takıldık. Çeri domatesli taze mozarellalı salata, meşhur İberik jambonlu kroket, bir Katalan klasiği olan Patates braves, yine İberik jambonlu yumurtalı patates, kızartmış enginar ve alabalıklı patates sipariş ettik.


İsteyene deniz ürünleri de var. Dün akşam deniz ürünlerine doyduğum için bugünkü öğlen yemeğimizde tapasları sebze ve jambon ağırlıklı söyledik.

Yok menüden değil, ben vitrinden bakacam derseniz o yöntem burada da çalışıyor. En çok ahtapot bacaklarına bayıldım. Kalın kalın o bacaklara bir yumulacan!


Kısa sürede sıcak sıcak taze hazırlanan tapaslamız masaya geldi. Yanında da bir kadeh Sangria yuvarladık.


Truita de patates benim en çok sevdiğim lezzet oldu. İçinde alabalık ve patates olan bir omlet. Sabahki yediğim çok hoşuma gittiği için Özenç de yesin diye özellikle sipariş ettim. Eskiden patatesli omleti evde çok yapardık ama dışarıda restoranlarda kolay kolay bulunmuyor. Anca Löplöpçüler ekibi ile İğneada’ya gidince, bir gece evvel kalkan yardırdığımız Saadettin Abi’de 1 kalıp tereyağı, 1 kilo patates ve 24’lük paket yumurta ile doya doya yiyoruz. O da kırk yılın başında. Ayhan kardeşime ve Aşkın babaya buradan selam olsun.


Takipçilerim hatırlayacaktır kızartılmış enginarı Roma seyahatimizde de yemiştik. Ama İtalyada enginarı bütün halde kızartmışlardı burada parça parça geldi. Benim sebze ile aram pek iyi değildir ama kızartma olunca ucundan tadına baktım hiç fena değildi. Ama Özenç pek fazla paylaşmak istemedi.


Garsonun özellikle tavsiye ettiği Patates braves, bizim bildiğimiz patetesi kızartmışlar üzerine yoğurta benzer bir şekilde sarımsaklı mayonez ve acılı bir sos dökmüşler. Yaz aylarının vazgeçilmez yoğurtlu soslu kızartmanın ispanyol kızkardeşine rastlamak oldukça ilginç geldi. Üzerine de bir güzel erimiş tereyağı basacan! Ohh löplöp götür.


İberik jambonlu kroket ise tam patlatma çıktı. Kroket güzeldi ama bizim jambonları ara ki bulasın. Serçe parmağımın tırnağı kadar jambonlarla hazırlanan bir bulamacı, galeta ununa bulayıp kızartmışlar al sana tapas. Kötü diyemiyeceğim hepsini yedik bitirdik ama çok öyle aman aman bir olayı yok. Belki biraz daha ince yapsalar daha güzel olacak ama içi çok bir bulamaç geldi.


Tapa Tapa dün gittiğimiz tapasçının bır tık altında kaldı. Ona 10 üzerinde 7 vermiştim, buraya anca 6 verebilirim. Hakkını yemeyelim fiyatlar daha uygun bu sefer 35€ geldi ama ama göz yaşartıcı bir lezzet beklemeyin. Ucuz olsun bizim olsun derseniz dayanın kapısına.

Yemek sonrası Ege bey öğlen uykusuna dalınca biz de fırsattan istifade şehri yürüyerek gezdik. Olayımız her ne kadr yemek olsa da aynı şekilde gezmek ve müsadenizle özellikle “çocukla gezmek” konusuna biraz değinmek istiyorum. Şu resme lütfen çok dikkatli bakın. Kaldırımdaki rampa ne kadar az eğimli değil mi? Eminönü’nde Karaköy’de bir kaldırımdan yukarı bebek arabasıyla çıkmayı deneyin bakalım nasıl olacak. Standartlara göre rampaların açısı %6 olmalıymış, ama bizde en az %30! O da rampa varsa! Yoksa mecbur bebek arabasını kucaklayacan. Ayrıca Barselona’da araba yolunun dümdüz değil kaldırımlara doğru hafif bombeli geldiğini gördük. Yağmur yağarsa ortada su birikmesin, hızla kenarlara yağmur giderlerine aksın diye. Medeniyet dediğin böyle bir şey işte.


Akşamüstü yerel halka karışıp bu sefer otelin yakınlarından geçen 71 no’lu belediye otobüsüyle Port Olympic’e gittik. Burası bence akşam güneşini batırmak için çok doğru bir yer. Araba girişinin olmadığı geniş bir yolda bisiklete binenler, gitar çalarak para kazananlar, sevgilisiyle sahil turu yapanlar, akşam sefası yapanlar ne ararsan varr. Biz de fırsattan istifade Ege’yi arabasından indirip düşe kalka yürüme antremanı yaptırdık.


Limanın içinde buzlara gömülmüş deniz ürünlerini vitrinden seçip, hemen arkada mangalda pişirttirebileceiğiniz onlarca restoran var.


Restoranlardan birinin mangalı dikkatimi çekti. Balık veya etin pişme durumuna göre aleve yakınlaştıp uzaklaştırabileceğiniz bir düzenek kurmuşlar. Antep usulü patlıcan kebabı yapmak için birebir. Izgaraya ilk attığında aleve yakın pişirip sonra iki tarafını mühürledikten sonra alevden uzaklaştırıp bebeği dinlendiriyorsun. Detaylar için Steak yazıma bakınız!


Bu arada mallara bir baktım da hiç fena değil, kerevit, hamsi, karides, ıstakoz, büyük balık ne ararsan var.


“Ahtapot yok mu?” diyre sorduğumda, arkadaş yan vitrini gösterdi. Bebeğim benim şunların güzelliğine bak. Adamlar manken gibi dizmişler ahtapotları, baldır bacak ortada tabak gibi açılmış. Direk adamı tahrik ediyor. Sizinden içinizden şöyle orta göbekten HAAARTTT diye ısırmak gelmiyor mu?


Az ileride köpek balığı bile gördük ama satılık değilmiş, teşhir ürünüymüş. Egoş pek bir şey anlamadı ama, ileride öğrenecek ne olduğunu.


Barselona’da dikkatimi çekti balıktan çok deniz kabukluları var. Karides, kerevit ve ıstakoz nerdeyse çiflik levrek gibi her tezgahta boy gösteriyordu. Fiyatlar da öyle uçuk kaçık değil. Efendi gibi oturup yarım kilo kabuklu yiyip 1 kadeh de şarabını içersen çok uygun fiyata masadan kalkarsın.


Akşam yemeği için tesadüfen La Barca Del Salamanca’ya oturduk. Ortalamayı düşürüp bütçeyi düzeltmek için bu akşam 15.60€’luk set menü söyledik. Ama menü öyle 3 çeşit değil, tam 8 çeşit yemekten ve ayrıca limitsiz sofra şarabından oluşuyor. Tatlısı, likörü de ikrammış!


Önden domatesli sarımsaklı ekmek geldi. Yer mi lan Anadolu çocuğu? Önden karnını doyurup sonra, yok efendim kalamar kalmamış, yok karides bitmiş diye çamura yatacaklar. Pek bulaşmayalım dedik ama dayanamadık. Aslına bakarsan bu da İspanyol'ların bayat ekmekleri gazlama şekli ama herifçioğlu zeytinyağını, sarımsağı ve domatesi basınca iki lokmada gitti namussuz.


Ekmekle mide öz suyunu aldıktan hemen sonra bir kaç parça karides geldi. Kişi başı anca 3 tane. Doymalık değil tadımlık, en sevdiğimiz usül. Azar azar yiyip çok çeşit deneyeceksin. Soğuk olduğu için pek sarmadı ama lezzeti güzeldi. Saman gibi değil, diri diriydi.


Salata ortaya karışık, ama kimin yediği belli. Deniz ürünleri lokantasında salatanın üzerine konserve ton balığı koymaları da gözümüzden kaçmadı. Büyük ayıp, direk twitter’dan reklamını yapıp, madara etmelik.


Heh işte benim salatam da geldi. Jamon dedikleri jambonlar bizim pastırmaya çok benziyor. Zaten hazırlama prosedürü aynıymış. Bir tek bizdeki gibi sarımsaklı çemen sürülmüyor ama lezzeti artsın diye etler 6 ay ile 3 yıl arası kürleniyormuş. Avusturya’da İtalya’da Salami diye geçen sucuklara burada Guijuelitos, acılı olanlara da Salchichones deniyormuş. Sade olanı güzel de, acılısı biraz fazla acı geldi.


Kalamarlar bizim bildiğimiz bebek kalamar. Yunanistan'daki gibi bacakları ile birlikte bütün bütün kızartmışlar, ama çok kötü kızartmışlar. Efendi gibi una bulamadıkları için çok yağ çekmiş, mundar etmiş! Daha yemeğin bağında olduğumuz için karınlar aç, yoksa kesin geri gönderirim. Nerde o Rodos Sea Star Tavernada yediğim çıtır çıtır bebek kalamarlar. Onca ülke gezdim şu Yunanlılar gibi Kalamar yapana daha henüz rastlamadım.


Kalamarın, karidesin olduğu yerde midye olmazsa olmazdır. Fransa’da yediğim Moules formatında bir midye geldi ama biraz fazla soslanmıştı. Genelde ben deniz ürünlerinin çok fazla soslanması taraftarı değilim. Deniz ürünleri lokantalarında kullanılan kırmızı pul biber veya abartılı soslar açık ve net bir şekilde yazıyorum “DANDİK MALI KAKALAMA SANATIDIR”. 2 gün satılmayan balığı, baharatla sosla tereyağında kavurarak allarsın pullarsın, müşteri de tabağın dibini sıyırır. Kırmızı pul biber konmuş deniz ürünü asla yemiyoruz arkadaşlar.


Ana yemek niyetine bir paella bir de fideuada söyledik. Paella bildiğimiz deniz ürünlü pilav. İspanya’da hem Katalanların hem de Valensiyalıların sahiplendiği milli yemek. Genel olarak deniz ürünleri ile birlikte pişiyor, ama en önemlisi normal su değil karidesle hazırlanan et suyu kullanılıyor. Nasıl et suyu, tavuk suyu varsa adamların soğan havuç ve karidesle yaptıkları karides suyu varmış. Bu sayede de multi fantastik bir lezzete kavuşuyor.


Fideuada ise paellanın kızkardeşi. Pirinçten değil, tel şehriyeden yapılıyor. Buna pek midye ve sebze koymamışlar, genelde kalamar ve karidese yüklenmişler.


La Barca Del Salamanca’da porsiyonlar kallavi. Hem göze hem mideye hitap ediyor. “Bir eli yağda bir eli balda” sözünün Barselonadaki hali budur. Turuncu t-shirtümle birlikte keyfimi zirvesindeyim.


Allahın pilavı diyip geçmemek lazım. Garson abi masaya gelip kibarca servisimizi yapmak için izin istedi. İstanbul’un lüks balıkçılarında tuzda lagos ayıklarmışcasına işine önem gösterdi, çok takdir ettim.


Garsonların tek elleriyle iki kaşık kullanarak servis etme kabiliyetleri yok mu, hastasıyım. Kaşıkların biriyle pilavı alıyor, diğeri ile de sıyırıp tabağınıza koyuyor. Öyle işyeri yemekhanelerindeki gibi ŞLAPPPS diye tabağa boca etmedi. Estetik olarak çok etkilendim. Bu gibi ufak detayların müşteri üzerinde acayip pozitif etkisi oluyor.


Vee karşınızda paellamız tabağa servis edilmiş halde. Biraz tuzlu olmakla birlikte genel olarak beğendik. Zannımca bizdeki tuzot gibi kıvam arttırıcı koymuşlar, 4-5 kaşıktan sonra biraz ağır geldi. Ama sonra üzerine limon sıkıp devam ettik, biraz nötürlediği için nispeten daha güzel gitti. Kıvam arttırıcı toz veya hazır bülyon kullanmayın arkadaşlar. Neticede hepsi kimyasal şeyler. Al tavuğunu etini balığını, kaynatıp suyunu kullan ne var bunda yapamayacak?


Yemek sonrası ikram olarak iki çeşit tatlı varmış. Crema Catalana bizim krem karamelin Katalan versiyonu. Diğer tatlı ise limonlu revani gibi şey. Çooook hafiften şerbeti var ama şeker oranı çok düşük. Ama esas bomba yemekten sonra masaya konan likördü. Garson amcam şişeyi ve iki likör bardağını masaya koydu ve gitti. 2 tane içtin, 3 tane içtin diye hesap tutan yok, götür götürebildiğin kadar.


Crema Catalananın üzerinde şekerli bir tabaka var. bizdeki gibi tava veya tencerede dibi tutturularak değil, pürmüz ile üstten yakmışlar. Çok beğendik, ikinciyi istedik verdiler.

La Barca Del Salamanca sadece set menünün olduğu bir restoran değil, çok geniş bir menüsü var. Onlarca çeşit jambon, sucuk, deniz ürünü ile soğuk başlangıç yapabileceğiniz, isterseniz ıstakoz yardırıp, isterseniz de Galiçya usulü yarım kuzuyu gömebileceğiniz bir restoran. Istakozlu paelladan tutun, buz yatağında taze istiridyeye kadar her şey var.


Yemekler özen gösterilse biraz daha iyi olabilirdi ama genel olarak ilgi ve alaka o kadar güzeldi ki set menüden memnun kaldık. Hele fiyatının kişi başı 15.6€ olduğunu düşünürseniz yeme de yanında yat. Barselona turunda La Barca Del Salamanca tavsiye edeceğim bir lokanta.

Filler gibi yiyip, zebralar gibi içtiğim bu gecenin sonunda adım atacak bile halimiz kalmamıştı, tıpış tıpış otelimizin yolunu tuttuk, Barselona’daki son günümüz için erken yattık.




2 yorum:

basaryo dedi ki...

1 çok uzun yıllardır blogun girişinde duran, özenç hanımın çubukla sizi kuş yavrusu gibi beslediği profil resminiz eskidi.güncellemenin vakti geldi.

2ispanyolların indirmeli kaldırmalı mangal ızgara sistemleri oldukça ilginç. bizim mekan sahiplerinin incelemesinde fayda var

3 kabuklu deniz hayvanları denizlerin leş yiyicileridir. necip bir insan evladı olarak necis yaratıklar yerine balık suretinde olanları yememiz insanlık onurumuza daha yakışanıdır.antenli bıyıklı bu deniz yaratıkları yüzme bilmeyip denizin bibinde dolaşırlar.eceliyle ölüp denizin dibine çöken mahlukatı yerler.( bir keresinde eceliyle ölüp dibe çöken balina leşini yerlereken belgesel kanalında izlemiştim.neyşinil ceogırafik)

4 kafadan bacaklı mahlukatı yeme sevdasıda son zamanlarda bayağı moda oldu. dışa açılan ülkemin güzel insanları teknoloji getireceklerine yabancının züppeliklerini memleketimize taşıyıp duruyorlar.kendiğinden makul gurme dediğimiz abilerde neden bunları yemiyoruz diye hem hayıflanıyor hemde memleket insanını kadir bilmezlikle suçluyorlar.gurme abiler bu tür mahlukatı koskoca ülkede pişirecek ahçı, yanında içilecek şarap olmadığından yakınıp ilk fırsatta bunları yemek,kafayı güzelleştirmek için kirişi kırıp soluğu yurtdışında alıyorlar. Geçenlerde meşhur bir gurmemiz memlekette kum midyesi denen mahlukatı ağız tadıyla pişirmesini bilen olmadığı için sizden önce ta ispanya denen memlekete üşenmeden gittiğini gittiğini basından öğrenmiştik. Gurme abimiz işkembesini pişince zeytin çekirdeği kadar kalan bu mahlukatla doldurunca derin bir oh çekmiş yaşadığına sevinmiş var olmanın hakikatını yeniden duyumsamıştı. oysa çok değil 30-40 sene öncesine kadar babalarımız dedelerimiz bunların yüzüne bile bakmazlarmış.rastlantı eseri ağa oltaya takıldıklarında ya suya yada etraftaki kedi köpeğe atarlar ağızlarına sürmezlermiş bile. ne osmanlı nede cumhuriyet mutfağında böyle böcekli kabuklu kafadan bacaklı mahlukat yemeği tarifi var ,meraklısı bir baksın.

Adsız dedi ki...

Bu tür sülüklerde buraya bulaştı ya tadı kaçtı.

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World