8 Ocak 2016 Cuma

Büyük Ege Turu - 3.Bölüm Foça Söke Bodrum Datça



Hep söylerim, yola çıkmak için hep bir bahane gerekir. Bu bahane yazın deniz, güneş, kışın kar, baharda doğanın uyanışını izlemek olabilir. Sonbahar ise serinlediği, balıkların bollaştığı, kuzuların güzelleştiği aylardır. Seyahat etmek kimilerine göre ancak zenginlerin yapabileceği bir şey, kimilerine göre boşuna yorgunluk, kimilerine göre de yaşam biçimi. Bizim olayımız ise yöresel lezzetleri keşfetmek.


14.10.2013 Foça - Bodrum
Hani dün Güneyli’de “Huzuru bulduk” demiştim ya, bir tane de Foça’da bulduk. Sabah saat 07:30 gibi sahilden limana kadar yürürken çarşaf gibi denize baka baka Foça’ya aşık olduk.

Sabahın köründe insanların girip çıktığı Foça Simit Unlu Mamullerini (Fevzipaşa Mahallesi 210. Sokak No: 3) görünce sürü psikolojisi ile biz de girdik.


Başta simit olmak üzere çeşitli kurabiyeler var. Özellikle lorlu ve sakızlı kurabiyeler buraya özel, Trabzon'da Urfa'da bulmak biraz zor.


Foça’da kahvaltı vermeyen bir pansiyonda kalıyorsanız, çok şey kaçırmadınız. Gelin Foça Simit’e damla sakızlı kurabiye, lorlu kurabiye ve tahinli kurabiyeden yarım kiloluk karışık yaptırın, dükkanın önündeki masalara oturup 2 çayla birlikte lezzet patlaması yaşayın.


Bir turisti gezgin yapan ana yoldan patikalara sapmasıdır. Foça’da yerli turistler sahilde lokantalarda takılır, gezginler ise iç kısımlara girip ara sokaklarda dolanır. Kahvaltı öncesi az altlık yaptıktan sonra, arabayla Foça’nın en önemli lezzet duraklarından biri olan Emine Bacıya (0232 8227231) gittik. İnternet adresi filan yok! Bağarası Mahallesindeki derme çatma bir kulübede dünyanın en güzel gözlemesi yapılıyor.

Hafif serin havada daha kimsecikler gelmeden dayandık kapısına, kendimizi Emine Bacı’ya teslim ettik. Arabadan iner inmez misler gibi çimen ve odun ateşi kokusu karşıladı bizi. Dışarıdan bakınca acaba yanlış yere mi geldik diyebileceğiniz köhne bir yer, içeride plastik sandalyeler, eski koltuklar var. Her şey eski ama pis değil. Sanki babannenizin eskimiş evinin bahçesindesiniz.


Emine Bacım çok tatlı, aşırı güzel yüzlü, çalışkan, sıcak ve sevgi dolu biri. Adile Naşit gibi bir yandan arı gibi çalışıyor, bir yandan da yüzünden gülücükler eksik olmuyor. Sacın üzerindeki gözlemeyi çevirirken, “Gel bakiyim burada” diye gözlemelerle filan konuşuyor.

Hamuru Emine Bacı açıyor, içine köy peyniri, ot, mantar, sucuk, patates ne istersen koyuyor. Biz peynirli, mantarlı, otlu istedik. Sacın başında ise yardımcıları var, zannımca kızı veya gelini.


Önce koca bir kalıp peyniri alıp açılan hamurun üstüne rendeledi. Hamur o kadar büyük ki, kenardan taştı fazla geldi diye bir sıkıntı yok. Bol keseden rendeliyor bacım.


Sonra kendi elleriyle topladığı mantarları yine rendeden geçirdi. Mantarın böyle rendelendiğine ilk defa şahit oldum. Ama direk aleve maruz kalmadığı için gayet mantıklı. Yoksa dilim dilim koyunca hem pişmiyormuş, hem de mantarın lezzeti gözlemenin içinde homojen dağılmıyormuş.


Bir yandan gözlemeyi yaparken bir yandan da bizimle muhabbet ediyor, pozitif enerjisini bizimle paylaşıyor. Daha gözlemeleri yemeden keyif tavan yapmış durumda.

Koca hamur acaba nasıl kapanacak derken, el hamaratlığıyla halı katlar gibi gözlememiz ikiye katlanıyor ve yallah doğru odun ateşi tezgahına.


Alev fazla harlı olmaması lazımmış, yoksa hamur yanarmış. O yüzden ufak zeytin dalları ile yanıyor ocak. Ateşte pişen elde açma gözlemeden o mantarın suyunun akışı yok mu, işte heyecanın maksimuma ulaştığı nokta. CCOOOZZZZZ diye bir ses çıkıyor ve ortalık odun ateşi ile birlikte zeytinyağı ve mantar kokmaya başlıyor. Seni seviyorum Ege!


İşte de mallar çıktı! Fakat o da ne? Kızlar gözlemeyi tabağa değil, ufak bir çay tepsisinin üstüne koyuyorlar. Biz kolay yiyelim diye de kare parçalara bölüyorlar.


Dünyanın en güzel kahvaltılarından biri bu olsa gerek. Yöresel mandıradan alınmış ayran ve daha bu sabah toplanmış otlarla yapılan elde açma gözleme. Hem de odun ateşinde pişiyor! Yahu arkadaş gözlemeyse buysa, bize İstanbul’da gazlı ocaklarda hazır yufkadan kakaladıkları şey ne?


İçini açıp bakıyoruz, peynirler ve mantarlar içeride tereyağı gibi erimiş, otlar ise hala diri diri el sallıyorlar. Mantarlar eriyince resmen tadı değişiyor bunların, seviye atlıyorlar. Daha ilk lokmada heryerimi saran lezzet dalgasına kendimi kaptırdım gidiyorum, dün gibi hatırlıyorum, o sırada telefonum çalıyor ama açmıyorum gözlemeye olan saygımdan dolayı.


Kıtır kıtır hamurunun içinden malzeme fışkırıyor. Mantarlar muhteşem bir aroma vermiş o güzelim ege otlarına. Sorduk, ısırgan, ebe gümeci, yaban pırasası, gelincik artık o gün sabah bahçede ne bulursa onu topluyormuş Emine bacım ve askerleri.

Lezzetin yan unsurlarını da gözardı etmemek gerek tabi; doğa tertemiz oksijeniyle ciğerlere zıpkın dalışlar yapıyor, yeşil çayırlar, bin bir çiçekli ağaçlar ve senfonisi hiç bitmeyen kanatlı mahlukatın konseri eşliğinde pişmesi beklenen gözlemeler...

Gözleme işi çok zor bir iş değil, işi bilmen lazım neticede atom fiziği değil bu olay. Hamur elde açılacak, odun ateşinde pişecek malzemelerin doğal olacak hepsi bu! Emine Bacı’da sucuk kaşar filan da var ama hiç bulaşmayın onlara. Karışık ot, mantar, köy peyniri iyidir. Emine Bacının yeri “Ah yine gitsem, çatlayana kadar yesem” diyeceğiniz bir yer. Notunuzu alın, ajandanıza yazın, Emine bacıda mantarlı peynirli ve otlu gözlemenizi yiyin sonra da bana Allah senden razı olsun diyin.

Ege’nin ihtiyar balıkçısı olarak anılan Foça, turizm açısından gereken her şeye sahip. Akdeniz foklarının dünyadaki en önemli yaşam alanlarından İzmir’in bu tarihi iskelesi, masmavi denizi, ılık imbatı ve davetkar balık lokantalarıyla unutulmaz tadlar için doğru adres. Nezih ve huzurlu insanların yaşadığı bu tatil beldesini çok seveceksiniz.

Kahvaltı sonrası yola çıktık, istikamet Bodrum. Çanakkale İzmir anayoluna çıktığımızda kavşakta hoş bir sürpriz karşıladı bizi. Löp Löp Mangal Kahvaltı, işte olay budur.


İzmir’i pas geçtik ama Söke’den boş geçmek olmaz. Sırf Söke unundan yapılan nefis pidelerden yemek için bile, Söke kısa bir molayı hakediyor. Egenin bu şirin ilçesindeki mekanımız ise Arzun-2 Pide Salonu. Kıymalı, yumurtalı ve çökelekli pide ile önce aç karnımızı doyurup üstüne de tatlı niyetine tereyağlı tahinli pide ile kendimize ziyafet çekeceğiz.

Arzun-2 fazlasıyla salaş bir yer ama dert değil, Temmuz ayında keşfettiğimiz bu mekanda Ege usulü pide yapılıyor. Yılın 4 ayını Kuşadası'nda geçiren kayınpederimin tavsiyesiyle gelmiştik.


Fırının başındaki Ali Abi çok mütevazi bir adam, hünerli elleriyle hamuru açıp harcı koyarkan bir yandan da ben fotoğrafını çekip  facebookfoursquare ve twitter adreslerimden paylaştıkça “Allah razı olsun” diyor. Yıllardır bu yazıyı blogda yazamadığım için kusura bakma Ali Abi anca sıra geldi :)

Söke usulü pide çökelek, maydanoz, domates, kıyma ve yumurta ile hazırlanan bir harç ile yapılıyormuş. Eskiden tadı tuzu olmayan, lastik gibi uzamaktan başka bi işe yaramayan kaşar peyniri olmadığı için çökelek kullanılırmış, biraz kuru olduğu için de mutlaka yumurta karıştırılıyormış.


Kenarları hafıf kıtırlaşmış hamuru hem yumuşatmak hem de lezzet vermek için tereyağı sürülüyor CAZIR CUZUR sesler eşliğinde. Başka yerlerde ucuz olsun diye fırçayla sıvı çiçek yağı süren ustaları da biliyoruz da neyse şimdi burada ifşa etmeyelim.


Pideler fırından çıktıktan sonra kesilmesi esnasında çıkan sesin hastasıyız. Kenarları hafif kıtırlaşmış hamura tereyağını şöyle bir sürdükten sonra KIRT KIRT KIRT diye kesiliyor. Bir pidecideki en güzel ses bu olsa gerek. Hamurdan gelen çıtırdı ve bıçağın tahtaya dokunuşu bile insanı acıktırmaya yetiyor.


Aydın civarında Nazilli, Karacasu, Bozdoğan ve Yenipazar’da yapılan Ege usulü pide bence Türkiye’nin en iyi pidesidir. Karadenizliler şimdi bozulacak ama kupkuru kıymayla yapılan kapalı pideye, tereyağı basmazsan boğazdan geçmiyor arkadaş. Ege usulü pide nasıl olur demeyin, İzmir ve Çevresi yazımda hem Yenipazar hem de Bozdoğan’da yediğim pidelerden bahsetmiştim.


Hem gözümüz, hem burnumuz, hem de damağımız şenlendi. Söke’nin meşhur unuyla yapılan hamurun, kıyma ve çökelekle birbirine karıştığı bu pide masaya geldiğinde mutluluktan gözümden yaş geldiğini hatırlıyorum.


Kullandıkları undan mı, iç harcından mı yoksa en son pidenin üzerine konan tereyağından mıdır bilinmez adeta lezzet fışkırıyordu. Kibar başladığımız yemeğin sonunu bileklerimize kadar sızan yağlı ellerle bitiriyoruz.

Kıymalı pidenin üstüne tatlı niyetine tahinli pide yememek olmaz. Lahmacun gibi açılan hamurun üzerine önce yörenin susamları ile yapılan tahin, üstüne de toz şeker boca ediliyor. Hem de sürahiyle!


“Ay benim ki az şekerli olsun ustacım” diyen tontonların uğramaması gereken bir yer burası. Ali Ustam nasıl yaparsa usulüne uygun olarak yiyeceksin. Ha sen yemek sonunda çayını şekersiz iç, oradan eşitlersin.


Tahinin üzerine serpiştirilen şekerin üzerine bir vurucu darbe de tereyağından geliyor. Ustam hatırı sayılır bir parça tereyağını tahinli pidemizin üstüne koyuverdi.


Odun fırınında 5 dakika pişen tahinli pide masanıza geldiğinde önce büyük bir sessizlik sonra günbürtü patırtı kopuyor. Pidemiz tahin, şeker ve tereyağı ile bomba haline getirilip, fırınlandıktan sonra pimi çekilmiş olarak önünüze bırakılıyor. Siz de bari midemde patlasın diye saldırıyorsunuz.


Tahinin üst tarafı ve şeker hafiften kurumuş gibi gözükse de orta tarafta ki tahinler hala sıvı halde olduğu için yerken damakta takılmıyor, kaydıraktan kayan bebek gibi mideye doğru yol alırken, dil damak yutak bayram ediyor. İddia ediyorum bunu bir yiyin, sokak ortasında halay çekeceksiniz.


Bodrum’a Kuşadasına giderseniz, üşenmeyin Söke’ye girin, Arzun-2 Pide Salonunda önce Söke usulü kıymalı çökelekli ve yumurtalı pide yiyin, üstüne de tatlınızı! Tahinli pide gerçekten ölmeden önce Türkiye sınırları içinde yenmesi gereken bir lezzet. Yıllardır İzmir Bodrum yolunu 3.5 saate giden babam bile artık her gidişinde direksyonu kırıp buraya uğruyor. Adresi bulmakta güçlük çekenler için için telefon 0.256.51218779 – 0.535.8551884, arayın bulunduğunuz yere çocuğu bisikletle gönderiyorlar, siz arabayla onu takip ediyorsunuz.


Söke’den sonra Bodrum’a öyle zart diye ulaşmak yok, Bafa’dan geçiyoruz ve odun ateşinde pişen çay içmek için Sarman’da duruyoruz. Taaa 8 sene önce Löplöpçülerin ilk yazılarından birinde yazmıştık Sarman’ı. Ercan Abi çok fena çöpşiş yapar, benim için çöpşiş diyince aklıma Ortaklar değil, Bafa gelir. Mangalda üzerine zeytinyapı damlatarak pişirdiği soğan, patates ve domatesler, inanın çöpşişten bile daha lezzetli olur.


Çok yer gezdim ama odun ateşinde çay yapan yer fazla görmedim. Elin Yunanı bile kahveyi odun ateşinde yaparken bizim değil kahveyi, çayı bile yapamamamız büyük eksiklik. Ercan Abi 8 yıl önceki aynı güler yüzüyle sizleri misafir edecektir.


Ayrıca isterseniz kömür kuzinesinde pişen ev yemekleri de var. Biz daha yeni Söke’de yediğimiz için yemeklerin tadına bakamadık, 3’er bardak çaydan sonra yola devam ettik. Zeytinyağı fabrikasının tam karşısındaki bu güzel aile işletmesinde mutlaka mola veriniz, açsanız çöpşişe, toksanız çaya yüklenin.


Memleketimiz güzel be! Ege’yi doya doya yaşıyoruz Sabah Foça’da başladığımız lezzet turuna, önce Söke’de sonra da Bodrum’da devam ettik. Annemler yazın Bodrum’da oldukları için 1 gece onlarda kalıp en sevdiğim yemekleri yapmasını istemiştim. Daha önceden yazdığımız Bodrum yazısı için şuraya, Bodrum-Gündoğan yazısı için de buraya bakabilirsiniz.

Yaz olsun kış olsun hiç farketmez, annemin düğün çorbasına asla hayır demem. Yumurtalı, limonlu terbiyeli olacak ve kesinlikle kuzu etinden hatta kuzunun kemikli gerdan etinden olacak. Etler en az 2 saat soğan ve havuçla birlikte haşlandıktan sonra çorba için bu et suyu kullanılacak. Yoksa musluktan akan suyla yapılan çorbadan bir cacık olmaz. Her seferinde çorba bitince tabağı yalar nirvanaya ulaşırım! Zamanı gelir bu çorbadan 3 tabak içerim ama, bu akşam günübirlik geldik, diğer yemeklere de yer kalsın.


Ana yemek olarak en sevdiğim yemeklerin başında Hünkar Beğendi gelir. Kemiksiz kuzu but, soğanlı ve domatesli yapılıyor, orası kolay. Ama esas olay hünkarda değil, patlıcanlı beğendisinde. Mümkünse kor haline gelmiş kömür ateşinde közlenen patlıcan, bol tereyağı ve süt ile hazırlanır, beğendiyi bağlamak (koyulaştırmak) için de yeteri kadar un konur. Kaşar peyniri filan tadını bozar hiç bulaştırmayın.


Tatlıya pek düşkünlüğümüz yoktur ama bayram dolayısıyla güllaç yemek adettendir. Her nedense sadece bayramlarda yapılan bu tatlıya, yöresine göre fındık, ceviz veya atep fıstığı konur. Annem Giresunlu olduğu için fındıklı yapar, üstüne bazen güzel görünsün diye Antep fıstığı koyar.


Ama aklınızda olsun, taze antep fıstığı sütü emdikten sonra ertesi gün asidik bir lezzete bürünüyor, o yüzden pek tavsiye etmem. Sevdiğim yemekten sonra tabak yalayan genelde hep ben olurum ama, bu sefer tepsiyi Özenç kafaya dikti.



15.10.2013 Datça
Sabah dünden kalan güllaçla hafif bir kahvaltı yaptıktan sonra, Datça’ya gitmek üzere yola çıktık. Bodrum’dan Datça’ya Mazıköy, Ören, Akyaka üzerinden sahilden gidip şahane manzaranın keyfine varabilirsiniz, ama 2005 yılında orada arabamın ABS fren kitini bıraktığım için ben artık o yolu pek tercih etmiyorum. Efendi gibi Bodrum Merkez’den kalkan feribotla 1 saatte Datça’ya vardık.


Datça’ya girişte Olive Farm’a girmemek olmaz. Eskiden Alice diye bir TV kanalı vardı, İtalya’daki çiftlikleri gösterirdi, Olive Farm da aynen öyle. Hem konaklama yapabileceğiniz bir butik otel var, hem de başta kendi ürettikleri zeytinyağı ve sirke olmak üzere, reçel, pekmez, doğal bakım ürünleri alabileceğiniz bir çiftlik.


Farklı ve özel lezzetleri seviyorsanız, Datça’da aradığınızı fazlasıyla bulacaksınız. En son 2009 yılında geldiğimiz Datça’da tesadüfen oturduğumuz Zekeriya sofrasında (Atatürk Caddesi 70 – 0252 7124303) babannelerimizin, annanelerimizin yaptığı lezzetli ev yemeklerin lezzetini yıllar sonra tekrardan hatırlamıştık. Her sene bir öncekine göre artan çeşitler ve rengarenk malzemelerle başınız dönüyor dikkatli olun.


Vitrindeki yemeklere göz gezdirip, tanıdık olmayanları seçtik. Borani her ne kadar Urfa yemeği olsa da Datçada bulunca affetmedik. Daha önce hiç yememiştim, önce kafama sonra ağzıma “cuk” diye oturdu


Tezgahın başındaki teyze “Kabaklı Girit güvecinin da tadına bakın, kolay kolay bulamazsınız” diyince, kendisini hiç kırmayıp 3 porsiyon da ondan söyledik. Her mutfak kültüründe farklı bir kimliğe giren kabak; bazı yemeklerde başrolde, ve bazılarında yardımcı oyuncu olarak en çok dolma yahni ve zeytinyağlı olarak gelir sofralara. Burada başroldeymiş.


Borani; pazı, bulgur köftesi, dana eti ve nohutla yapılan hayatımda yediğim en lezzetli yemeklerden biriydi. Sebzelerin lezzeti inanılmaz. İsterseniz, üzerine yoğurt ve sumak da koyuyorlar. Yemeğe ne kadar emek verilirse, değeri o kadar artıyor. Durum böyle olunca cerrah titizliğiyle hazırlanan bu yemek adeta şölene dönüşüyor.


Yemeğin esas lezzetini almak için dayanamayıp, bir tane de yoğurtsuz söyledik. O pazılar o ete nasıl sarılmış, bulgurlar nasıl mutlu ve nohutlar kim bilir neler geçiriyor içinden... Dana eti belli ki sevmiş yerini, akıncı sipahiler gibi nasıl şevk veriyorlar arkalarından gelenlere... Ohhhhşşşşşşşş... Uyarıldım...


Takdim edeyim efendim, karşınızda girit güveci... Tadı müthiş! Daha önce Girit’e gitmişliğimiz vardı ama Girit güveci diye bir yemek hiç duymamıştım. İnce bebek kabak, dana kuşbaşı, patates, havuç, maydanoz ve dereotu ile yapılıyormuş. Zaten Datça gibi endüstrinin olmadığı, doğaya iç içe olan bir yerde bu yemeğin kötü olması düşünülemez. Mehmet Yaşin’in “Lezzet patlamaları” dediği şeyin doruğu herhalde budur.


Bir önceki Datça yazısında bir takipçimin yazdığı yorumun etkisinde kalarak iç pilavlı kuzu tandır sipariş ettim. Otlar sebzeler hoş güzel de, anca anneyi babayı doyuruyor! Benim neticede 9 sene Antep geçmişim var, adam akıllı et yemeyince masadan aç kalkıyorum.


Yağlı kuzu etini vermişler fırına, sos mos hiç bir şey yok! Çıkışta az kekik serpmişler o kadar. Efendiler, bundan daha güzel bir yemek olamaz. Efsanevi ete var gücümşle baktım ve sizin için fotoğrafladım. Siirt’te ve Bitlis’te büryan yaparlar ama narin kuzu eti açık aleve maruz kaldığı için biraz kurur. Halbuki Konya’da koca tepsilere koyup üzerini kapatarak kuzuyu verirler fırına ki kurumasın.


Tepsinin içine koyacağını bir miktar su ile, hem kuzunun yağları erir suya karışır hem de etin kurumasını önler. Fırından çıktıktan sonra bir sallamayla kemiklerinden ayrılan ve adeta damakta eriyen etin beni ne kadar mutlu ettiğini anlatamam. Dayanamayıp, ayrıca yemeğin suyundan da koydurdum, eti parmaklarımla bandıra bandıra yedim.

Antep’te baklava, Selanik’te Galaktabureku varsa, Datça’da da damat tatlısı var. Konsept aynı, hamur incecik açılıyor, içine Datça’nın en özel ürünü olan badem konuyor ver fırınlandıktan sonra basıyorlar şerbeti şerbeti. Bakmayın siz öyle sulu şerbetli göründüğüne çok hafif! Boranide eridik, Girit güvecinde bittik, damat tatlısında sevinçten ağlamaya başladık.


Yazlık yerlerde, illa deniz ürünleri yemelisiniz diye bir kural varmış gibi balık - meze - rakı şeytan üçgeni içerisine pek girmem. Tamam hayatın anlamı o masalarda yatıyor ama mide de bir yere kadar bunu kaldırabiliyor. Sebze ve meyvenin bol olduğu Ege’de mutfaklar da sofralar da bir o kadar zengin. Sağlık kaynağı sebzeler, Ege’nin yemek kültüründe ön planda. Datça’ya gelip Zekeriya sofrasına uğramayanı döverler. Borani ve Girit güveci tavsiye olunur

Öğlen yemekten sonra Datça limanda dolaştık. Artık yazlık evlerde değil de teknelerinde yaşayan emekli amcalara bakarak iç geçirdik. Deniz kenarında sıralı bir çok balık lokantası var ama Datça’da balık fiyatları 90-120 TL/kg arasında. ÇÜŞŞŞŞŞŞŞ. Planda güya güzel bir akdeniz lagosu yardırmak vardı ama, B planını uygulayıp Eski Datça’da yeni yerler keşfetmeye çıktık.

Öğleden sonra Datça Hotel Antik Apart’a yerleştik. Ailecek gezerseniz apart otelleri tavsiye ederim. Tuvalet mutfak ortak oluyor ama kalabalıkta daha rahat ediyorsunuz, ev ortamı oluyor. Neticede bizim konsept belli, parayı otele değil, ahtapota yatırıyoruz.

Pembe begonvillerin asırlık taş evleri süslediği Eski Datça huzuru bulmak ve güzel bir kaç poz yakalamak için fotoğraf severlerin mutlaka gitmesi gerek bir köy. Eski evlerin arasında dolanırken yemek yiyecek yerler bulmanız pek tabii mümkün.


Datça Sofrasının güveçte eti çok meşhurmuş ama şansımıza gittiğimzde kalmamıştı. Biz de son çare olan bademli köfte ile idare ettik. Farklı bir lezzeti tadmak için çağla kavurması ile başladık. Buzdolabından çıkıp geldiği için çok soğuktu. Zeytinyağılılara pek düşkünlüğüm zaten yoktur ama masada ekmek banıp dibini sıyıran olmadı. Zaten konserve mantar kullanmalarından, pek lezzetli olmayacağı besbelli.

Datça şimdi badem memleketi ya o yüzden değişik bir lezzet olsun diye bademli köfte yapmışlar. Yahu arkadaş, arap bol bulduğu yağı orasına burasına sürermiş, ya o hesap. Köfteyle badem ne alaka? Hayır et biraz yağlı ve sulu olsa, güzel köfteydi diyecem ama o da yok, bademlere yazık olmuş.


Yukarda Allah var, hakkını yemeyelim, bademli muhallebi çok güzeldi. Badem kokusu süte karışmış, sükutu hayale uğradığımız yemekleri, tatlı tatlı bitirdik.


Datça Sofrası şirin bir mekan ama servis ve yemekler vasatın altında. Ama bademli muhallebi yiyip, çay içmek için veya kavun peynir rakı olayına girmek için gelinir. Sonuç olarak Eski Datça'ya aç gitmeyin.

Yarın Datça’nın merkezinden çıkıp, Palamutbükü’ne gidiyoruz. Ama önce hayatımızda içtiğimiz ne güzel limonatayı yapan yere 5 sene sonra tekrar gideceğiz.






7 yorum:

ozgurr dedi ki...

emine bacıyı nasıl keşfettin semih? bravo valla. bu arada daha önce de yazmıştım ama tekrarlayayım; havaalanı ile torbalı arasında yer alan ayrancılar beldesinde ki merve pide'yi denk geldiğinde pas geçme. bu arada yarın arzun pideyi deneyeyim; umarım övdüğün kadar iyidir.

ozgurr dedi ki...

unutmadan söke'ye yolun düşerse sanayi'de ki bülent ustaya da uğra. köfte ve çöp şiş'i harika. hatta vedat milor'da 2015 içerisinde ziyaret etmişti burayı.

Löplöpcü dedi ki...

Emine Bacı'yı Foça'nın yeme içme işlerinden sorumlu devlet bakanı "Aşçı Fok" http://www.ascifok.com/?sayfa=1 sayesinde öğrenmiştim.
Diğer tavsiyeler için teşekkürler.

basaryo dedi ki...

elin afrikasında gergedanları anlattığınız yazılarınızdan sonra foçadan söke üzeri bodruma geçerek hayali sukuta uğrattınız.izmirden söke üzeri bodruma 25 tl pamukkale turizmde gidiyor löplöpün başı olarak elin midillisine rodosuna gezilir tadılırken necip memleketimizin kenarda tenhada kalmış topraklarını unutmanızı ,es geçmenizi kabullenmek mümkün değil. oysa löplöpçülerin bir farkı olmalı değil mi.

madem bu güzergah takip edilecek o vakit hakkını tam vermek gerekirdi oysa ne ortaklara uğrayıp çöp şiş yeme ne sökede nohut mayası ile karılmış ekmeklerinden,eski tulum peynirlerinden tatma nede bafa gölünün balıklarını löpletmek var...........

.foçadan sökeye doğrudan geçerek sıradan beş parasız bitli turistlerin takip ettiği güzergahı izlemiş oluyorsunuz. halbuki foçadan urlaya dönülüp mordoğan karaburun çeşme seferihisar kuşadası üzerinden yola devam edilebilirdi.böylece urlanın nefis zeytinyağlı yemekleri,mordoğan ve karaburunun iyot kokan balıkları,çeşmenin dondurması ,otları , seferihisarın çeşit çeşit peynirleri, peksimetleri gümbürtüye gitmezdi.madem yarıadayı es geçtiniz o vakit torbalından bi sola dönüp bayındır tire üzeri ödemişte nefeslendikten sonra dağları geçip aydına inmek vardı ki hiç yoksa iki yazı daha çıkardı ki kabak gibi foçadan doğrudan sökeye oradanda bodruma geçilmek durumunda kalınmazdı

Löplöpcü dedi ki...

@basaryo
Ortaklarda eskiden kuzu etinden çöpşiş yapılırken çok severdim ama artık uzun zamandır dana etinden yapılıyor ve beni pek sarmıyor. Ben daha ziyade biraz daha ileride Germencikte kuzu tandır yemeyi tercih ediyorum.
Urla yazısı 2 veya 3 bölüm olarak ayrıca geliyor. Zira Urla, İstanbul'dan Datça'ya geçerken uğranılacak 1 günlük yer değil. Bakınız "Yakında Löplöpçiler'de"
Tire hakkında daha önce yazmıştım, arşivde var.
Dediklerinin hepsine katılıyorum, ilgine çok teşekkürler :)

Bakici dedi ki...

Söke sanayide Bülent ustayı denedim çöp şiş enfes damakta iz bırakıyo

Alper TARMAN dedi ki...

An itibariyle Emine Bacı'nın yerindeyiz,tavsiye ettiğiniz otlu,peynirli,mantarlı karışımdan söyledik,heyecanla bekliyoruz :)

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World