23 Ocak 2016 Cumartesi

Büyük Ege Turu - 5.Bölüm Bodrum İzmir Bursa



Gezilerdeki esas amacımız ziyaret edilen ülkenin/şehirlerin sokak satıcılarından en güzel restoranlarına kadar farklı yeme-içme duraklarını keşfetmek, köy pazarlarında satılan malzemeleri öğrenmektir. Ülkenin gastronomi dünyasına odaklanmak üzere yapılan seyahatlere literatürde “Gurme Turizmi” denir, biz de “Löplöp turu” diyoruz. Bu seyahatlerde tarihi mekanları, müzeleri, alışveriş noktalarını es geçiyoruz ve direk lezzet odaklı etkinliklere yelken açıp yeni mutfak keşifleri yapıyoruz.


18.10.2013 Bodrum - İzmir
Sabah evde kahvaltı sonrası İstanbul dönüşü için yola koyulduk. Ana yola çıkmadan önce Bodrum Gündoğan’da farklı bir dokuya sahip olan Gossip Bistro’da kahvemizi içtik.


Gossip Bistro’yu daha önce uzun uzun Bodrum Gündoğan yazısında anlatmıştım. Rakı, bira, şarap her yerde var, burası çok iyi kahve içebileceğiniz, Avusturya usulü gerçek Apfelstrudel (Elmalı Turta) yiyebileceğiniz bir mekan. Ayrıca akşamları kaliteli kokteyllerinizi yudumlayabileceğiniz, patronların hem garsonluk hem de kasiyerlik yaptığı sıcak bir aile işletmesi.


Bodrum çıkışında hiç aç olmamamıza rağmen Güvercinlik’i geçince havalimanına gelmeden Opet Benzin İstasyonundaki Kayseri’li Yeşim Hanım’ın Mutfağında durduk. Kamyoncuların durduğu lezzetli yolüstü lezzet durakları vardır ya, aynen öyle. Şahane yaprak sarma yapıyormuş, sırf listemde vardı diye durduk, tadına baktık.

Yaprak sarmayı çok severim, hem zeytinyağlısını hem de etli sıcak olanını. Hiç unutmam Assos’ta önceden verdiğimiz siparişle 1 tencere zeytinyağlı yaprak sarma yemişliğimiz vardır. Burada ise etli ve sıcak yapılıyor. Kayseri usulü üzerine süzme yoğurt ve domates sosu konuyor, çok beğendik. Kayseri mutfağında en sevdiğim lezzetlerden biri artık net bir şekilde yaprak sarmadır.


Kayseri diyince akla elbette mantı gelir. Dışarıda mantı yemeyi sevmem, açıkçası Kayseri usulü mantıdan da pek hoşlanmam. Mantılar çok küçük olduğu için et/hamur oranı çok düşük olur, ağzına şöyle dolu dolu et tadı gelmez. Kayseri mantısı bence sarımsaklı yoğurt, domates sosu ve tereyağı ile maçı götürür. Mantı fena değildi ama et tadı gelmedikten sonra pek bir şey ifade etmiyor benim için.


Arabayla uçakla farketmez, Bodrum’a girişte burada durup 1-2 kilo yaprak sarma paketlettirin, ömrü fazla uzun olmayacaktır. Daha Torba sapağına gelmeden biteceğine emin olabilirsiniz.

İzmir’de akşam aile yemeği sonrası soluğu Cafe Del Mundo’da aldık. Bizim Vietnam Kamboçya turunun mimarı Murat Abi aslen matematik hocası, Eskişehir’de “gezi” temalı bir cafe açmışlar, sonra ikinci üçüncü derken, şimdi İstanbul, İzmir ve Ankara’da şubeleri var. Ekip Papua Yeni Gine’den tutun Şili’ye kadar 100’ün üzerinde ülke gezmiş ve gezgin gençleri bu konuda hem özendiriyor hem de destekliyorlar. “Şu mevsimde nereye gidilir, ucuza nasıl gezilir” diyen gezmeye meraklıların, gidip bir bakmalarını ve ortamdaki atmosferi solumalarını tavsiye ederim.



19.10.2013 İzmir-Bursa
Tatilimizin son gününde tam bir lezzet patlaması yaşadık. Kahvaltıdan öğlen ve akşam yemeklerine kadar her bir yemek bizim için efsaneydi.

Sabah kahvaltısını İzmir’deki annemlerin evine çok yakın Çağdaş Büfe’de (1787/1 Sk. No: 35) dilli sandviç ile yaptık. Sandviç İzmir’de halen sıklıkla bulabileceğiniz bir lezzettir. Kumru ise bunların en meşhurudur, kumru kuşunun gövdesini andırdığı için bu ismi almıştır. Geleneksel kumru Bergama tulumu, yeşil biber ve domates konularak soğuk sandviç olarak hazırlanır. Ama zamanla salam, sucuk, sosis gibi işlenmiş et içeren sıcak turistik sandviç haline dönüşmüştür.


Çağdaş Büfe’de kumru yok. Mustafa Abi, nohut mayasından yapılan gerçek kumru ekmeğinin sadece soğuk olarak taze taze yenmesi taraftarı, bu ekmeği ısıttıktan hemen 10 dakika sonra kuruduğu için sıcak sandviçlerinde kullanmıyor. Girişte solda boy boy ekmekler var, hangisinden istersen sandviç onunla hazırlanıyor. Kızlar için tost ekmeği, erkekler için sandviç ekmeği, hayvanlar için büyük sandviç ekmeği seçeneği var ki hiç abartmıyorum, kolum kadar.

Çağdaş Büfenin esas uzmanlık alanı zaten salam sosis değil, dilli rokalı sandviç. Sıcak sacın üzerinde ekmeklerin iç tarafı güzelce ısıtılıp çıtırlık sağlanırken, bir yandan da dana dili içine yerleştiriliyor. Üzerine de kimyon ve mayonez ekleniyor. Dana eti ısıtılmıyor, ama buzdolabından çıkmış buz gibi de değil.


Ama esas lezzet unsuru çok ince kıyılmış körpe roka. Hayatımda yediğim ender yeşilliklerden biridir roka! Kimyon ve mayonezle öyle birbirlerine yakışıyor ki, tarif etmesi imkansız. Dil sıcak olmadığı için rokanın pörsümesini engelliyor ve hayat onlar için daha güzel oluyor.


Sandviçin ana unsuru ekmektir. Mümkünse fırından son 1 saat içinde çıkmış olacak, çıtır çıtır taze taze yiyeceksin. Amerika’da ki bir çok sandviççi sırf bu lezzeti yakalayabilmek için dükkanlarında ufak bir fırın bulunduruyor. Eğer fırın yoksa ve ekmek dışarıdan geliyorsa da mutlaka içini açıp güzelce ısıtmak gerekir. Sıcak ekmek mutluluktur. Buz gibi soğuk ekmekle yapılan sandviç, çeyrek ekmek kokoreç veya döner her neyse, kesinlikle mutsuzluk sunmaktadır.

Dilli rokalı sandviçimizi çok beğendik, mırıldana mırıldana yerken başka bir müşterinin karışık sandviç siparişi gelince dayanamadık biz de ortaya bir tane söyleyip paylaşalım dedik. Hani içinde işlenmiş et var ya, hani sağlıksız ya, o yüzden küçük sandviçi yarım yarım yiyip sadece nefsimizi körelttik, yoka işlenmiş et yemeyin arkadaşlar! YE-ME-YİN.


Çook eskiden Çeşme yazısında kumrunun yapılışını yazmıştım. Normal şartlar altında hayatta eve sokmadığım işlenmiş etler ile yapılıyor. Hadi sucuğun yeri ayrı ama çocukken bile şu salam ve sosise fazla düşkünlüğüm olmamıştır. Bence bu sandviçte esas bomba kanepe yapılan İzmir tulumu. Bir tarafı iyice kızartıldıktan sonra o da ekmek gibi çıtırlığa bürünüyor ve sandviçin kuru kalmasını engelliyor.


Fakat ne kadar çeşitli malzeme olsa da, dilli rokalı sandviçin verdiği keyfi yakalayamadık. Hadi dedik yola çıkacağız, enerjiye ihtiyacımız var, son kapanışı yine dilli rokalı ile yapalım. Mustafa abi bu sefer bize iki de yumurta kırıp son kapanışta adeta bir şaheser hazırladı. Ufak çemberlere kırılan yumurtanın üzerine biraz da peynir koydu.


Rokaları da ekledikten sonra pamuk prenses önümüze geldi. Her zaman bu kadar iddialı konuşmam ama, sandviç budur arkadaşlar! Belgrad’da yazdığım Prava Pljeskavica biz löplöpçüler için neyse, İzmir Bostanlı’daki Çağdaş Büfe de odur. Bizim gibi pisboğazlık yapıp salamlı sosisli olayına hiç girmeden, önce yumurtasız, üstüne de yumurtalı 2 dilli rokalı sandviç götürün, unutamayacağınız bir fantazi yaşayacaksınız. Sağlam yiyiciler direk büyük sandviç olayına girebilir.


Gittiğinizde tezgah başında fazla fotoğraf çekmeyin, Mustafa Abi pek hoşlanmıyor. Ben anca 5. gidişimden sonra samimi olup bu kadar çekebildim, o da sizler için. Dükkan pazar ve tatil güneri kapalı. Abimizin “çok çalışayım çok kazanayım” derdi yok, öğleden sonra dil, akşam üstü de ekmek bitince bitiyor, yenisi gelmiyor. Paket servise ise hiç bulaşmıyor! Meraklısı kuzu gibi gelsin dükkana, sıcak sıcak yesin diyor.


Kahvaltıdan sonra körfezi dolaşıp Kemeraltına gittik. İzmir’de sadece öğlenleri açık olan harbi esnaf lokantaları vardır, genelde esnafın en bol olduğu Kemeraltı civarındadır. Benim içlerinden en sevdiğim 911 Sokak’daki Bizim Lokanta’dır. Sebze yemekleri ağırlıklı olmak üzere işkembe, kokoreç ve çorbaları meşhurdur.

Mekanda hergün sadece 1 çeşit çorba olur, ama sadece o güne özeldir. Bazı günler balık çorbası, bazı günler kaz&ördek çorbası, ve hatta kelle&işkembe olur. Kelle paçanın Maraş ve Adana’da 5 senede müptelası olmuştum. Ama İzmir’de biraz farklı. Bir kere sarımsağı ve acı pul biberi siz sormadan basmamışlar. Terbiyesi yerinde oldukça yoğun bir lezzeti var, denk gelirse kaçırmayın.


Tabii bu çorbaya ekmek banmamak elde değil. Tazecik ekmekler her gün sayılı olarak müşterilere yetecek kadar geliyor. Beyaz undan yapılmış somun ekmek değil, o yüzden dolu dolu. Tazecik ekmek kokuları en tok insanı bile baştan çıkacak kadar harika.


En sevdiğim yemeklerin başında nohut gelir. Kuzu etiyle yapılırsa daha makbuldür ama bir de işkembelisi vardır ki dillere destan bir tadı vardır. Maalesef Türk mutfağında işkembe, çorba olmaktan başka bir şans yakalayamamıştır. Ancak böyle gizli saklı yerlerde karşımıza yemek olarak çıkıyor. İddia ediyorum, nohutlu işkembeyi Bizim Lokantada bir kere yiyen, buranın müptelası olur. Zaten bunu yapan lokanta sayısı 5’i geçmez.


Kokoreçi nasıl bilirsiniz? İzmir’de şişe sararlar kömür ateşinde pişirirler, İstanbul’da ise sacın üzerinde küçük küçük parçalara bölüp çeyrek ekmek yaparlar. Peki kokoreçin böyle sulu yemeğini gördünüz mü? Vallahi İstanbul’da zor bulursunuz diyecem ama, İzmir’de de ilk defa gördüm. Maalesef bizim kıymetini bilmediğimiz lezzetlerden biri, kendisi de suyu da çok lezzetli.


İşkembeli nohut o kadar beynimde etki yaratmış olacak ki, bir de işkembe yahni istedik. Hazır işkembenin farklı yemeklerini yakalamışız kaçırır mıyız? Acı biber koymamaları takdir edilecek bir uygulama, böylece işkembenin kendi öz lezzetini iyice alabiliyorsunuz. Yumuşacık işkembelerin tadına doyum olmaz, tam damağıma göre.


Biz tabii kokoreçtir, işkembedir derken, hatun kişi elbete bizim gibi pisboğazlık etmeyip gerçek Ege lezzetlerine daldı. Toprak güveçte pişen yaprak sarmalar kapış kapış gittiği için resim yok, ama enginarı sizler için fotoğrafladık. Urla’nın enginarı candır! Ayrıca kereviz de yendi ama maalesef onun da resmi yok, midede!


Osmanlı mutfağında yemekten sonra ve hatta yemekle birlikte hoşaf içilirmiş. Bu da unutulmaya yüz tutmuş lezzetlerden biri. Hem sıcak günlerde sizi ferahlatır, hem de gereksiz şeker ve karbonhidrat almamış olursunuz.


Bizim lokanta “esnaf lokantası” efsanesinin sözlük karşılığıdır. İzmir’e yolunuz düştüğünde öğlen vakti Kemeraltına gidin, Bizim Lokanta’da İzmir’e has yerel lezzetlerine bir gözatın. Ama erken gidin! Zira burası yemek yemek için insanların sırada beklediği, çok küçük bir lokanta. Ama müşteriler bunu bildiği için yiyenin yer açmak adına hemen masadan kalktığı bir mekan. Amma vekalin, öğleden sonraya kalmanız durumunda “yemek kalmadı” sözüyle karşılaşabilirsiniz.


Yemekten sonra cila niyetine Kelle Söğüş yemek için Kemeraltında dolanırken, bir anda sübyeciyi gördük. Sübye diyince balık yemi bilinir ama İzmir’liler kavun çekirdeği suyuna sübye der. Kavun çekirdeğinin özüyle yapılır. 500 sene önce İspanya’dan gelen Serefatlar tarafından İzmir’e getirilmiş bir lezzettir. Lise yıllarından sonra ayrıldığım İzmir’de 17 sene sonra bunu içinde anılarım depreşti.


Kelle söğüş her İzmir ziyaretinde tadılması gereken bir lezzettir. Böyle biline! Aç karnına giderseniz tadını daha iyi alırsınız ama bizim gibi löplöpçüler için, önden kelle paça içmişiz, üstüne kokoreç ve işkembe atmışız farketmez. Tedavisi olmayan bir hastalıktır bir kelle söğüş.


Kelle söğüşün kelle paça çorbasına göre farklı bir duruşu vardır. Kuzunun kellesi terbiyelenip, buharda pişirildikten sonra soğutulur ve akabinde dil, damak, çene eti, yanaklar ve beyin ayrılır. Etler ancak siparişi verildiği zaman çok ince söğüş yapılır. Kelle söğüşün ekmeği asla somun ekmek olmamalıdır, hatta kebap lavaşı bile diyemeceğim 20 cm çapındaki çok ince pideyle dürüm yapılır. Bu pide sadece kelle söğüşe has özel bir pidedir.


İsteğe göre içine ince kıyılmış maydanoz, soğan, kimyon ve turşu biber ilave edilir. Bir çok kişi beyin sevmez belki ama kelle söğüşün pezevengi beyindir. 



Beyinsiz bir kelle söğüş, balkonsuz bir eve benzer. Ustam herkese teklif etmez ama meraklısı dürümün içine 2 de göz atmasını ister. 1978 yılından beri hizmet eden Cimbom Söğüş (855 Sokak No: 13/A) İzmir’li löplöpçü dostum Kutlu sayesinde öğrendiğim bir yerdir. Kendisini en narin yerlerinden öperim.


Eeee yemeğimizi yedik, söğüş ile cila yaptık, Kemeraltında Mennan’a gidip ayva tatlısı yemeden löplöp turunu kapatmak kavga sebebidir.


Dondurmasıyla meşhur olan bu tarihi tatlıcıda supangile, keşkül gibi sütlü tatlılar ve dehşet lezzete sahip meyvelerden yapılan tatlıları bulabilirsiniz. Dünyadaki kuru incir üretiminin %65'i bizde. Ama kuru incirler yapılan bu güzide tatlıyı herkes bilmez!


Boyasız ayva tatlısını burada bulabilirsiniz. Üzerine kaymak attırarak tatlıyı kimine göre hafifletebilir, kimine göre de bir canavar haline dönüştürebilirsiniz. Dünyanın önemli nimetlerinden biridir ayva. Tazesini pek sevmem ama Çanakkale’de ahtapotun yanına eşlik eden ayvayı İzmir’de tatlı olarak götürdük. Tıpkı kozasından ağır ağır çıkan bir kelebek gibi ayrıcalıklı hissetmeniz için bunu yemeniz şart.


Beş dakika evvel artık daha başka bir şey yiyemem herhalde derken, ikişer tane de kuru incir tatlısı gömdük. Ceviz dolgulu kuru incir tatlısının üstüne bir de kaymak koydular. Bunu yiyenin üçüzü olur be!


Mennan İzmir’in çok eski ve mühim bir muhallebicisidir. Keşkül ve supangilesi de denenmelidir. Kemeraltı Löplöp turuna çıkıp, daha 2. Lezzet durağında ıskartaya çıkanların bile, Mennan’da en azından karadutlu ve sakızlı dondurma yemesi zaruridir.

Zaman doldu ve 17 yaşına kadar yaşadığım İzmir’den ayrılma zamanı geldi, tekrar İstanbul yolcusuyuz. İzmir-İstanbul yolu sayısız lezzet durakları ile doludur. Manisa çıkışında Manisa kebap, Akhisar’da köfte, Balıkesir çıkışında kuzu pirzola yenecek sayısız lezzet durakları vardır. Bursa civarında İskenderciler başlar, Yalova’ya doğru ise köfteciler.

İşi dolayısıyla arabayla çok gezen kayınpederin tavsiyesi ile Bursa’ya gelmeden 20 km önce anayoldan çıkıp, Tahtalıköy’de ki Paşa Et Mangal’da durduk. Mangalda et pişirmek Türk mutfağının en önemli hususlarından biridir.


Türkiye’de et diyince akla, Adana, Antep ve Urfa gelir, ama oralarda genelde şişe dizilen kıyma veya kuşbaşı kebap yenir. Mangalda pişen et ise farklıdır. Büyük şehirlerde son 5 senede açılan steak houselarda dana pirzola, antrikot, bonfile gibi “steak” denen çeşitli bifteklerden kuzu pirzoladan yiyebilirsiniz ama buralarda fiyatlar biraz tuzlu olur.

Et&Mangalcılarda ise neredeyse kasap fiyatına kiloyla köfte ve et siparişi verip, oracıktan mangalda pişirirler getirirler.


Siparişi vermek için mutfağa girip etlere baktık. Köfteler top top hazırlanmış, dolapta dinleniyorlardı. Bir et festivali için önden köfteyle başlamak adettendir. Hem çabuk pişer hemen masaya gelir, hem de ızgaranın yağlanmasını sağlar bir sonraki etleri pişirirken ustaya yardımcı olur.

Beyti ise kuzu etinden yapılan en özel kebaplardan biridir. Urfa’da Antep’te zor bulursunuz! 1945 yılından beri hizmet veren İstanbul Florya’da ki Beyti Restoranın icat ettiği bir kebaptır, kuzunun kaburgalarından yapılır, farklı bir hazırlama tekniği vardır.


Top köfteler ızgaraya atılmadan hemen önce ustanın avucunda bir şaplağıyla 10 cm çapında bir köfteye çevriliyor. Büyük büyük hazırlanmış köfteler ızgarada pişerken bizde de yutkunmalar başlıyor.


Köftenin ve kebabın yanında en sevdiğim garnitür aynı şekilde kömürde pişen domates ve biberdir. İşin kolayına kaçan ustalar domatesleri ve biberleri daha siparişler gelmeden önce toptan pişirir ve kenara koyar, siparişler gelmeye başlayınca sıcacık köftenin kebabın yanına 2 saat önce pişip soğumuş, hoşafı çıkmış sebzeleri koymaktan çekinmezler.


Köftelerin içeriğini not almayı unutmuşum. Genelde dana etinden olur ama bir miktar kuzu eti koyarsanız daha lezzetli olur. Artık Bursa’daki yeni köftecim Paşa Et Mangal!! Yusuf Usta filan hikaye, bunun yanında çok afedersiniz Mc Donalds gibi kalır


Genç millilerden sonra, sahaya A milli takım çıktı! Sol kanatta kuzu beyti ve sağ kanatta kuzu külbastı. Beyti, kuzunun kaburgasından yani pirzolasından yapılır. Kemikleri alındıktan sonra bel kısmındaki yağ ile kaburgalarındaki etler dürüm yapılıp dilim dilim kesilir. İçerdiği yağdan dolayı sosa filan gerek yoktur.


Külbastıyı hayvanın neresinden kesmişler bilemedim. Sırtındaki küşleme dediğimiz parça değil, biraz daha yağlı ve büyük kesilmiş. Buttan diyecem ama o kadar yumuşak ki bilemedim. Hiç dövülmemiş, 3 aylık bebek ayağı gibi pofuduk pofuduk. Zaten eti dövenleri anlamıyorum, ince istiyorsan ince kes arkadaş, eti kalın kesip sonrada dövmenin en anlamı var. Eti döven ustayı önce dövmek sonra da meslekten men etmek lazım!


Etin daha yumuşak, daha lezzetli, daha aromatik olması için az pişirmek gerekir, ben etin böyle daha lezzetli olduğunu düşünüyorum. Tamam kanlı kanlı olmasın ama etin suyu illa ki olması lazım. Etin mutlaka en az 1-2 gün güzellik uykusuna yatıp dinlenmiş olması lazım. Yoksa ne kadar az pişirirseniz pişirin et sert olur.

Alev harlı olmalı ki bir yüzü iyice mühürlensin, etin suyu hapsolsun. Eğer alev yetersiz olursa etin üzerinden suyunun çıktığını, görürsünüz, kan kaybından hastayı kaybedersiniz. Suyunu kaybeden et lezzetini kaybeder. Bir de et hemencecik pişsin diye ızgaradaki etin üzerine maşayla bastıran ve suyunu çıkartan ustalar vardır ki, tam dayaklık. Yahu etin lezzeti o suda zaten.

Böyle kuzu yemedim arkadaş. Son yıllarda keşfettiğim en bomba mekan burası. Hazır daha Vedat Milor veya Mehmet Yaşin keşfetmeden, bir haftasonu gidin kuzuya doyun. Son kuruşuna kadar helal olsun. Ama buranın en büyük dezavantajı kuzuları birer birer gömerken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz ve IDO feribotunu kaçırabilirsiniz. Adres biraz çetrefilli, kartviziti şuraya koyalım.


Meraklısına not ızgarada kuzu güzeldir ama ben ızgarada biftek hastasıyımdır, yani “Beef Steak”. Vejeteryanlerin nefret edeceği usul hafif kanlı ve en az 450 gram çeken dana etinden bahsediyorum. New York’a ilk gittiğimde 4-5 tane Steakhouse dolaşıp işin inceliklerini öğrendim. Yorumcuların “akedemik düzeyde olmuş” dediği Steak yazısına buradan ulaşabilirsiniz.
To Beef or not to Beef

Bayram dönüşü IDO’yu kaçırınca mecburen kaldık Topçular Eskihisar feribotuna. Ama sıra sıra yola kadar uzanıyor. Körfezi mi dolansak acaba derken, bir baktık 1 km ileride İstanbul Lines var, bomboş. Hem de 1 tost 1 ayran ikram ediyorlarmış.


Seyahate çıktığım zamanlar dünyanın neresinde olursam olayım heyecanla sokak yemeklerini, gözden kaçmış restoranları ve salaş mekanları keşfe çıkarım. Ekim ayında Ege bir başka güzel, hatta Ağustos ayından çok daha güzel olur. 34 plakalı araba görmezsiniz, sebzeler ve meyveler hepsi lezzetlenmiş pazarlarda fiyatlar normal seviyelere geri çekilmiştir, balıkçıların derin dondurucularındaki balıklar yazın ortasında turistlere itelenmiş taze balıklar tezgahları süslemeye başlamıştır.

Bu turu biz 4 kişi olduğumuz için kendi arabamızla yaptık ama siz az kişiyseniz veya biraz daha ucuz olsun derseniz otobüsle gidebilir, oBilet’ten "otobüs bileti" nizi rahatça alabilirsiniz. Teker teker Pamukkale, Nilüfer, Metronun sayfasına girip hangisi daha ucuza gidiyormuş diye kasmaya gerek yok, oBilet bütün otobüs firmalarını tek bir platform altında toplamış. Üstüne üstlük blablacar’ı da portföyüne eklemişler ki o gün o güzergahta giden birinin arabasıyla da gidebilirsiniz.

Son günlerde keyfinizi kaçıran her şeyi ardınızda bırakmanızı ve yola çıkmak üzere hayal kurmaya başlamanızı öneriyoruz. Gezin farklı yerlerde konaklayın. “Vay ben hamileyim vay bizim çocuk daha ufak” demeyin. Bebekken nasıl alıştırırsanız çocuk öyle büyür. 1995 km’lik büyük Ege turunda Özenç 25 haftalık hamileydi, Ege ise 18 aylıktı.


Yolculuklarınızın tadı bol olması dileği ile, Ege’yi boydan boya gezin görün tadın.


5 yorum:

Siri Yaşam dedi ki...

İzmir'e bir sonraki gelişinizde, Konak'taki Meşhur balık pişiricisine mutlaka uğrayın. (Ben bloğumda yazmıştım. Link vermek istemedim belki hoşlanmazsınız diye)

Oradan çıkıp, kızlar ağası hanında, Ömer Usta'da fincanda pişen Türk Kahvesi için (onun da yazısı mevcut)

İyi gezmeler, afiyetle yemeler

Löplöpcü dedi ki...

Tavsiyeler için çok teşekkürler!!

skrotpræmie dedi ki...

mukemmel

Adsız dedi ki...

Sevgili Genç kardeşim,
Uzun süredir sizi izliyor ve çok farklı mekanları tanıyoruz. Blog için gayretiniz çok özel.
Evde yeme içme alışkanlığınızı merak ettim, o kadar beslenme yanında vücut yerinde..
Belirttiğiniz gibi renkli kopyaları yanımızda seyehat etme heyecanı yaşatıyorsunuz,
Teşekkürler, gerginliğimiz azalıyor,mutlu hislerimiz kabarıyor,
Sevgilerimizle
Günseli-Ahmet Gücükoğlu
İü tıp Fak. Emekli, Seyehat sevenlerdenh

Löplöpcü dedi ki...

Teşekürler Ahmet Hocam

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World