15 Şubat 2016 Pazartesi

Samsun-Ordu Lezzet Turu - 1.Bölüm Samsun

Tuna’nın doğumu için Kasım 2013 sonunda Özenç Amerika’ya gidince, 2 ay boyunca bana da her hafta sonunu itinayla değerlendirmek düştü. Aylar öncesinden aldığımız uçak biletleriyle hiç bir hafta sonunu boş geçmeden Samsun, Ordu, Tel Aviv, Urla, Bafa, Bodrum, Dalyan, Selimiye - Söğüt turları yaptık. Hepsi güzeldi ama has löplöpçü ekip Ozan, Zeynep ve Aşkın Babayla yaptığımız Samsun-Ordu haftasonu lezzet turu efsaneydi.

Kötek buğulamadan tut, pastırmalı yumurtaya, karadeniz dönerinden pidesine kadar bir çok yemeği Samsun’da tattık. Ordu’da ise hayatımda ilk defa ismini duyduğum pancar dible, melocan, sakarya yiyip ayrıca Ordu’lu bir arkadaşımın evinde Gürcü yemekleri tatma fırsatımız oldu. Cuma akşam çıkıp Pazar gece geç saatte biten bu hafta sonu lezzet turunda sanırım 10 öğün yemek yemişizdir. Çok yemek normal insanlarda hazımsızlığa yol açarken, Löplöpçüler’de Talcid görevi görerek günlük yaşamı sindirmeye yarıyor.


13.12.2013 Cuma
Eylül ayında Anadolujetin 54 TL’lik promosyonlu biletini görünce Cuma akşamına Samsun’a gidiş bileti almıştık. Pazar dönüş uçuşunda promosyon bilet olmadığı için almamıştık ama şansımıza, 2 ay sonra da Pegasusun promosyonunu yakalayınca dönüş biletini son anda ayarladık.


Bizim gibi zırp pırt haftasonları biryerlere kaçacaklar için Sabiha Gökçen çıkışlı ve varışlı uçaklar daha mantıklı. Hem uçak bileti, hem otopark çok daha ucuz. Hem havalimanının dışında günlük 7 TL’ye otopark var, hem de ücretsiz havalimanına ulaşım aracı.

Saat 19:35 gibi Samsun’a iner inmez kiralık aracımızı aldık. Avis veya Budget gibi havalimanında şubesi olan firmaları değil, Holiday Autos ile internet üzerinden arabayı kiralamıştım. Osmanlı Rent a Car yetkilisi bizi havalimanında karşıladı ve havalimanı dışındaki ofislerinden dizel Fiat Lineamızı teslim etti.

Şehir merkezine varır varmaz, otele bile gitmeden Karadeniz Balık Restorana (Cumhuriyet Caddesi No 106) gittik. Samsun 2011 turunda aynı işletmenin Atakum mevkiindeki deniz manzaralı janjanlı şubesine gitmiştik, ama şehir merkezinde ki bu ufak lokantanın mutfağı Samsun’lu arkadaşlarımın dediğine göre çok daha iyiymiş. Kalkanlar küçüktü ama koca koca minekopları (Samsunda Kötek diyorlar) görünce hemen siparişimizi verdik.


Biz balıkları tezgahta seçerken, balıkçı arkadaş “ızgarası da güzel olur ama buğulamasını da mutlaka tavsiye ederiz” demişti. Ustamı kıracağımıza kafamızı kırarız! 2 tane 1250 gramlık kötek alıp birini ızgara birini de buğulama yaptırdık.

Balıklar gelene kadar önden altlıklarımız geldi. Turşu kavurma bir karadeniz klasiği. Benim turşuyla aram pek iyi olmadığı için bu sıcak yemekle bile ilgilenmedim, tüm iştahımı köteklere sakladım.


Beni bilenler bilir, salatayla da aram pek iyi değildir. Bir tek havuç salatası ve roka salatası severim. Balığın yanına tercihim roka salatası olur. Üzerine biraz da beyaz peynir koydun mu benim için en kral salata olur.


Karadeniz lokantalarında en sevdiğim şey ise mısır ekmeğidir. Bazı yerlerde gündüzden pişirirler soğuk soğuk gelir, bazı yerlerde de siparişe müteakip pişirip sıcak sıcak getirirler. En son tavada kızartılarak yenen mısır ekmeğini Batum gezisinde yemiştik, ona benzettim. Ekmek değil, pasta mübarek.


Karadeniz Balık Lokantası içkili lokanta olduğu için meze de var. Ama biz löplöpçüler balık yemeye gidince prensip gereği hiç meze söylemeyiz. Sadece salata ve balık. Gerçi mısır ekmeği geldikten 5 dakika sonra bitti. “Yenisini söylesek mi?” oldu ama balığın önünü kapamasın diye güçte olsa nefsimize hakim olduk.


Minekopa karadenizde kötek diyorlarmış. Beyaz etli büyükçene bir balık. Bazı yerlerde kaya levreği diye geçiyor. Yağlı balıkları genelde ızgara tercih ediyorum, balığın gerçek lezzetini anlamak için en güzel pişirme yöntemi. Ustam balığın üzerine pişmiş biber ve domates de eklemiş ki takdir edilecek bir uygulama. Bazen buz gibi domatesi koyuyorlar hatta kabuğundan da gül motifiyle gereksiz süsleme sanatı yapıyorlar, hiç hazetmem.


Kötek beyaz etli ve yağlı bir balık. Bizim yavru 1 kilonun üzerinde olduğu için tekerlek kesip dilim dilim pişirmişler. Saolsun ustam hiç kurutmadan sulu sulu bırakmış. Ama üzerine sanırım biraz baharat atmış lezzet versin diye, olmasaymış da olurmuş. En son Adana’da bu kadar güzel minekop ızgara yemiştim, ama bu da hafızamda uzun zaman kalacak bir balık oldu.


Izgaraları löplettikten sonra koca bir baklava tepsisinde sıradaki kötek buğulamamız geldi.


Kemikleri üzerinde kalacak şekilde fileto çıkartılmış, domates, soğan, biber ve balık suyu eklenerek fırında pişirilmişti. Türkiye’de balık denince akla ya ızgara ya da tavada kızartması gelir. Buğulama çok yaygın olan bir pişirme tekniği değildir. Manzaraya bak, olimpiyatlara girse altın madalya alır.


Ozan kardeşim çekimleri bekleyemedi ve dayanamayıp birtane cumburlop ekmeği bandırdı. Ama adam haklı, balığın suyu aşırı tahrik edici. Balıklar bitip de kenara çekildiklerinde dibindeki o enfesliğe ellerimi şıp şıp diye sıvıştırıp, pıt pıt diye yüzüme, boynuma, kulaklarımın arkasına süresi geliyor insanın.


İçinde neler yok ki?!? Domates ve biber klasik sebzeler. Belki biber kullanılmasaymış daha olabilirmiş. Ama sarımsak ve soğan o kadar güzel lezzet vermiş ki inanılmaz. Ekmek banmaktan helak olduk.


Izgarası mı daha güzel yoksa buğulaması mı diye sorarsanız, kavga çıkar. Biz ikisini de sevdik. Ama sulu sulu buğulama yemeğe pek alışkın olmadığımız için sanırım bu daha çok sevdik. Yoksa balık aynı balık.


Buğulama yaparken en önemli konu balığın omurgasının mutlaka balık suyuyla birlikte pişmesiymiş. Hatta mümkünse bir kaç yerden omurga kesilecek ki, dana kemiğinin iliği gibi omurganın içindeki lezzetler suya karışsın.


Tatlı yemek pek adetimiz değildir, ama balık sonrası 2 lokma birşeyler yemek lazım. O yüzden 4 kişi için sadece 2 porsiyon söyledik. Kabak tatlısı ve helva.


Kabak tatlısı çok başarılıydı. Rengiyle pek fazla göze hitap etmese de, tadıyla damağımızı bayram ettirdi. Üzerine elbette ceviz değil, fındık serpiştirilmiş.


Tahin helvası da en az kabak kadar başarılı yapılmış. Her lokantanın kendine has bir helva sunumu var. Bazen çok sert olur fırında pişirirler, bazıları da yumuşak hatta neredeyse sıvı gibi olur.


Bitmesini hiç istemediğimiz bir yemek oldu ama maalesef sonuna geldik. Yediğimiz kötek balığı beklenmedik bir anda kalbimizi çalıyor ve Samsun’da ki favorilerimiz arasına girdi. Karadeniz Restaurantın bu şubesini daha çok sevdim. Her ne kadar lokanta biraz eski olsa da, manzarası olmasa da mutfaktan çıkan malzeme çok daha iyiydi. Rakıyı efendi gibi içtik, 4 kişi hesap 195 TL geldi. Samsuna bir daha gidersem gözüm kapalı tekrar Cumhuriyet Caddesi üzerindeki Karadeniz Rastaurant’a giderim.

Löplöpçülerin olayı da daha çok gezmek, daha çok yöresel yemekleri keşfetmektir. Otel ve konaklama konusunda pek titiz değilizdir. Otele vereceğimiz parayı, pastırmalı kavurmalı yumurtaya, karidese, ahtapota veririz. Otel Altay hem şehir merkezinde olmasından hem de ucuz fiyatından dolayı beklentileri karşıladı.


14.12.2013 Cumartesi
Otelde oda fıyatına kahvaltı dahil olmasına rağmen, sadece 2 bardak çay içip gerçek kahvaltı için Çamlıdağ Şarküteri’nin 56’lar şubesine gittik. Sırf otele yakın olduğu için ve şehir merkezindeki diğer lezzet noktalarına yakın olduğu için burayı tercih ettik, yoksa 5-6 şubesi daha var. Tezgah sağlam, salam, sucuk, pastırma, yumurta, kavurma, bal, peynir, zeytin ne ararsanız bulabilirsiniz, zor olan ne yiyeceğini seçmek.


İsterseniz satınalıp eve götürebilirsiniz, isterseniz de oturup, güzel bir kahvaltı ile güne zımba gibi başlayabilirsiniz.

Aslında gönlümüzde sadece 10 yumurtayla hazırlanmış, pastırmalı yumurta yemek vardı ama çeşit çeşit kavurmaları görünce son anda kavurma da aklımıza girdi.


Pekmez, helva ve bal (hem süzme hem de petek) yumurta sonrası yenecek cilalar. Bizim için mükellef bir kahvaltı mutlaka güzel bir bal kaymak ise sonlanmalıdır. Hatay gezisinde de aynen böyle yapmıştık, Diyarbakır'da da


Sosis, salam sucuk gibi işlenmiş etlerden uzak duruyoruz. Tamam belki lezzetli olabilir ama neticede doğal şeyler değil, kendimiz yemiyoruz, çocuklarımıza yedirmiyoruz. Dolayısıyla şarküteri ürünlerinden yediğimiz iki şey var, biri pastırma diğeri de kavurma.

Pastırma Türklere özgü bir et ürünüdür. Tuzlanıp kurutulduktan sonra çemen sürülür ve tekrar kurutulur. İlave katkı maddesi olmadığı için doğaldır.


Pastırma dana etinin farklı yerlerinden yapılırmış. Bonfile ve antrikot tarafı pastırma için en makbul olan yerleriymiş. Yumurtaya katılacak ise ve yumuşak olanı (Bonfile) iyi gidermiş, ama löp löp yenecekse yağlı tarafı (Antrikot) daha lezzetli olurmuş. Yumurtaya da konsa da pastırmalar kesinlikle tava ile temas etmemesi gerekirmiş.


Kavurma ise bir başka severek yediğimiz şarküteri ürünü. Sadece tuz (etin %3’ü kadar) ve böbrek yağı ilave edilerek 3-4 saat pişirilirmiş, böylece etin dış tarafı iyice kızarır ve böbrek yağını emermiş. Genelde dananın ön kol ve but tarafından çıkan etler kullanılırmış.


Yağlı löp etin yumurtayla buluşması bambaşka bir şey. Yanlız et zaten daha önceden kavrulup soğutulduğu için kavurmayı çok fazla pişirmeye gerek yok. Ucundan acık ısıtsanız yeter. Önce biraz ekmeksiz, ondan sonra etin yağını damarlarda hissetmeye başlayınca da ekmekle götürdük.


Ekmek dediysem öyle somun ekmek değil, pofuduk pide ekmeği. Bir şarküteride eğer orada yemek yeme imkanı da varsa, olması gereken en önemli ürün.


Finali ise bal kaymak ile yaptık. Çok şükür memleketimizde çok iyi bal üretimi var, ama aynı zamanda ortalık çakal dolu. Adı sanı bilinmeyen firmalar merdiven altı üretimlerle bala benzer şeyleri piyasaya gazlıyorlar.


Ama yılların Çamlıdağ Şarküteri’si bu işin piri olmuş, Karadenizin en ücra köşelerinden bile bal alıp getiriyormuş. Kaymak da usulüne uygun olarak yapılmış olunca ortaya bambaşka bir güzellik çıkıyor. Sorduk Samsunun yerel üreticisilerinden alıyorlarmış, mis gibi ot yemiş hayvan sütü kokuyordu.


Ve nihayet gözlerimizin yaşarma sahnesi. Bizi tanıyanlar bilir, biz löplöpçülere yemek yerken aniden bir his gelir ve mutluluk göz yaşları boşalır bir anda. Artık çok sevdiğimiz yemeği uzun süre sonra yediğimizden midir, farklı bir ortamda bulunduğumuzdan mıdır bilinmez, ara ara eser öyle. Gözümüzden yaş gelmesi demek, yediğimiz yemeğin aşırı keyif vermesi, duygu boşalması  demektir. Bir mekanda mutluluktan gözyaşı geldiyse, hesap ne gelirsen gelsin fark etmez. (Bir demlik çayla birlikte hesap 4 kişi için 34.87TL geldi)


Hangi çaydan isterseniz ondan sipariş verebiliyorsunuz. Elbette hepsi yerli karadeniz çayı ama hepsinin farklı lezzetleri varmış. İstanbul’da yaşayan Samsunlu löplöpçü dostlarımızın tavsiyesiyle Tirebolu 42 çayı içtik.


Samsun’a gidince hangi otelde kalırsanız kalın, kahvaltı için gideceğiniz adres belli, Çamlıdağ Şarküteri. Önce pastırmalı üstüne de kavurmalı yumurtanın tadına bakın, ikisi de ağızda lokum gibi dağılıyor. Finalde de bal & kaymak kaymak patlattın mı yeter, öyle zeytin peynir domatesle hamallık yapmaya gerek yok.

Merkeze doğru yürürken bir anda, İstanbul Bakkaliyesi çıktı karşımıza.


İçeriye bir bakalım dediğik, Türkiye’nin dört bir tarafından kuru meyva getiriyor, ve en kalitelisini getiriliyormuş. Patron Hacı Kenan Civil, Samsun’a ilk defa pestil getiren kişiymiş.


Sabah sabah kan yapsın, diye karışık paket yaptırıp, kahvaltı üstüne afiyetle süpürdük.


Saat 10:30 civarında Samsun’un meşhur Çalıkuşu Lokantasının önünden geçerken bir umutla dönere bakmak için içeri girdik. Daha hazır değilmiş, “Henüz 20 dakikası var” dedi ustam.


Biz elde kameralarla “Yeme içme turuna çıktık, İstanbul’dan sırf bunun için geldik, az pişmiş de severiz zaten” gibilerinden yıkama yağlama çekince saolsun bizi kırmadı ustam, küçük bir parça kesip, elleriyle bizi besledi. İşte karşılıksız sevgi dedikleri budur. “Olmuş abi, pişmiş bu ya” filan diyince de 1 porsiyon kesip verdi.

Kıymadan yapılan döner sevenler için çok iyi. Tadı biraz tuzlu geldi ama lezzetli. Lavaş aynı dükkanda odun fırınında yapılıyor, sıcak sıcak dönerci ustanın yanına geliyor. Sabah sabah ilk müşteri olduğumuz için ikram dediler para almadılar. Çalıkuşu’na bir gün vakitlice gelip doya doya döner yemek lazım. Pastırmalı yumurtadan yarım saat sonra tadını alamadık.


Öğlen yemeği için listemizde, bir önceki Samsun gezisinde ayıla bayıla yediğimiz Lezzet Lokantası var. Ama saat daha erken olduğu için önce Gazi Müzesini gezdik. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının 100 sene önce hangi şartlar altında ülkemizi kurduklarını görünce hüzünlendik.


Atamız 22 Eylül 1924’te demiş ki, “Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için, en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında mürşit aramak gaflettir, cehallettir, delalettir”.

Çarşıda dolanırken, balıkçıların arasından geçip, bu mevsimde neler çıkıyor diye tezgahları inceledik. İstavrit, zargana, barbun ve sarıkanat ağırlıklıydı. Yanlız tanımadığımız bir balık çıktı karşımıza.


Sorduk, burada “Gomit” diyorlarmış. Bizim bildiğimiz iskorpitin karadenizli amcasıymış. Beyaz etli olurmuş, buğulaması ve çorbası çok güzel olurmuş, aynı lipsoz gibi iskorpit gibi dikenleri zehirliymiş, soktu mu ağlatırmış.


Saathane meydanına geldiğimizde Lezzet Lokantasının olduğu binanın yıkıldığını görünce başımızdan aşağı kaynar sular döküldü. Allahtan “100 metre ileriye taşındık” diye tabela asmışlar, gittik baktık, bulunca sevindirik olduk.


Lezzet Lokantasındaki döneri bir önceki Samsun yazısında detaylı anlatmıştım. Kömür ateşinde değil, odun ateşinde pişiriyorlar, ara sıra açık aleve sürahiden kepçe kepçe erimiş tereyağı sıçırtarak coşkuyu veriyorlar. İnanmazsınız, burada günde 20 kilo tereyağı kullanıyormuş.


Açık alev yağ ile temas edince bir anda alev kabarıyor ve dönere kısa süreliğine çok yüksek ısı veriyor. Bir diğer usta da hızlı hızlı kızaran yerleri kesiyor. İlginç bir pişirme tekniği.


Yanlız en çok sevdiğim şey, etler kesildikten sonra hemen tartılıp daha üzerindeki cozurdamalar devam ederken tereyağlı sıcak lavaşın üzerine konup servis ediliyor. Yani öyle döneri kesip kesip tezgahta bekletme yok. Masanıza geldiğinde dönerin dumanı daha üstünde tütüyor.

Pideler dönerin arkasındaki sacda ısıtılıyor. Kıtır hale gelince önce dönere yapıştırılıp iliklerine kadar bütün lezzeti emdiliyor, sonra da üzerine tereyağı atılıp tabağa yatırılıyor.


Sadece tadım yapacağımız için kişi başı birer porsiyon söylemedik, ortaya yarım kiloluk döner söyledik. İsteyene dürüm yapması için tabağın altına tereyağlı lavaş pide koymuşlar, isteyenlere de löp et götürürken gazını alsın diye pideleri ince ince kıyıp vermişler.


Daha ilk lokmada heryerimi saran lezzet dalgasına kendimi kaptırdım gidiyorum. Bu döner son zamanlarda yediklerimin en iyisi kuşkusuz. Her zaman bu kadar iddialı ifadeler kullanmam ama budur. Döner budur. İçinde kıyma yok, sırf parça et ile yapılmış. Üzerine o kadar tereyağı sıçratıldığı için tadı yağı tuzu hayli hayli yerinde. Baskın bir kekik kokusu geliyor, bence çok yakışmış! Dürüme gelir, pilav üstü olur hele hele sade yersen adamı coşturur


Hünharca saldırdığımız dönerin ardında bu pideler kaldı. Bolca erimiş yağ, hafif biraz kekik ve hafiften et kırıntıları. Hani iskender yerken önce pidesiyle birlikte dönerinden yer sonlara doğru ekmeklerini bırakır sadece dönerini yersiniz ya! Burada sistem farklı, önce “ekmeksiz yiyeyim abi zaten diyetteyiz” diye dönerlere yumuluyorsunuz, sonra “Amaaan olan oldu” diyip, kaymaklı ekmek kadayıfı niyetine tereyağlı pideyi etsiz götürüyorsunuz.


4 kişi 500 gram dönerden elbette bir şey anlamadık, zaten masaya tabak gelince fotoğraf faslından sanırım biraz soğuttuk, 500 gram daha ilave aldık. Yine insan gibi birer porsiyon yiyip kalkamamıştık. Daha da yerdik. Ancak tadı damağımızda kalsın ve bir daha buraya mutlaka yolumuz düşsün diye kendimizce tadında bıraktık. Masadan kalktığınızda damağınızda çok güzel bir et ve hafif bir kekik tadı kalıyor. Mideniz ise sanki 250gr eti yememiş gibi “Daha ver ulan daha veeeeeeeeerrr” diye bağırıyor.

Yemek sonrası çay içmek adettendir. Kesinlikle ve kesinlikle böyle kebap döner gibi yağlı etler yediğiniz zaman soğuk ayran içmeyin. Etin yağı donar, damakta kötü bir tad bırakır. En güzeli hiç bir şey içmeden yemek, üstüne de misler gibi bir karadeniz çayı içmek.


Lezzet Lokantası sanırım Türkiye’nin en iyi 3 dönercisinden biridir, net!! Aman Allahım ne döner. İstanbul’daki Karadeniz Döner ve Ankaradaki Mutlu Döner’e bir kardeş daha geldi, kilo verme işi başka bahara kaldı. Kilo fiyatı 100 TL. Samsun’a yolunuz düşerse buraya gelin demiyeceğim, sırf buraya yolunuz düşmesi için Samsun’a gelin, doya doya döner yiyin. Ama dikkat edin midesi kuvvetli olmayanlara 1 porsiyon üstü ağır gelebilir.

Samsun - Ordu lezzet turumuzun ilk kısmı burada bitti arkadaşlar. Ordu’ya melocan, sakarya, şamar yemeye devam ediyoruz. Samsun’a dönüşte havalimanına gitmeden Gülhan Pide salonunda da bir pide yedik, ama beklentilerin çok çok altında kaldığı için yazmayacağım, bozmuşlar. Meğer pidenin kralı Ordu Atakale’de yenirmiş.


Ordu yazısı aazzzzz sonraaaaa


3 yorum:

ssbb dedi ki...

Afiyet olsun. Minekopun büyük fotoğrafıni da koysaydın keşke

basaryo dedi ki...

bizim yazdıklarımız görünmüyor ne oldu acep

basaryo dedi ki...

rumuz çorbadaki toz tanesi

1 turşu kavurması candır sevilmez mi yenmez mi bu nasıl löplöpçülüktür

2 ilk yemekte yediğiniz tahin helvası değil tahinin şekerli su ile karılmış halidir.su yerine pekmez,reçel suyuda pekala kullanılabilir(helva malzeme ilmine göre kompozit materyal sınıfına girer. lifleşmiş ve telleşmiş şeker fiber kısmını oluştururken tahinde matriksi meydana getirir .sizin yediğiniz şekerli tahin visköz özellik gösteren bir karışımdan ibaretttir)

3 şarküteri faslı pek abartılacak bir yanı yok. görüldüğü kadarıyla ürünler sıradan ve çoğu yerde bulunacak cinsten.pastırmaya ve kavurmaya gelince onlara laf yok on numara görünüyorlar
bu tarz dükkanlar şirin memleketimizin dörtbir tarafında görülebilmektedir. istanbul bayrampaşa otogarında seçenekleri daha az olmak üzere metro girişinin üst katında bu dükkanlardan 2 adet ankara aştide 1 adet vardır. çeyrek yarım duble hatta bütün ekmek arasına aklınıza ne gelir gönlünüz neyi isterse tıkıştırıp afiyetle götürebilirsiniz

4 çalıkuşu lokantasındaki döner yanlızca kıymadan değil et kıyma karışı halinde hazırlanmış. hem dönerin şişteki görünümü hemde keslip lavaş üzerindeki görüntüler dikkatlice incelendiğinde et ve kıyma katmanlar seçilebileceği gibi hemde lavaş üzerindeki dönerlerin bir kısmındaki yanık görünümleri parça et kıyısında bulunan yağların kızarmış olduğu görüşünü desteklemektedir
ilginç olarak dönerin ters armut şeklinde şişe sarılıp pişirilmesi dikkate şayan
genelde dönerciler düz armut biçimi vermeyi tercih ederler.ustayı kutlamak şart

5 et yemekleri ile şekerli içecekler yerine ph sı asit olanların tercihi sindirime yardımcı olur. hazımın kimyasal bir olay olduğu mide içeriğinin asit olduğu gözönüne alındığında asit içeren içeceklerin içilmesi et tarzı yemeklerin sindiriminde yardımcı olacaktır. ayran şalgam turşu suyu bu konuda protein sindirimine yardımcı iken kola ve benzeri şekerli içecekler midenin kafasını karışmasın nrden olur netice geğirme öğürme ağıza ekşi ekşi tatların gelmesi ile sonuçlanır
6 ayran ne kadar soğuk olursa olsun içilince vucut sıcaklığına ulasacağından et yağlarının donma durumu ortaya çıkmayacaktır

7 samsun ankara yolundaki kamyoncu durağında menemen yemeden geziyi tamamlamam büyük eksiklik
ayrıca trabzon of ta köfteci rıfkıyı bilmemende büyük ayıp rıfkı abimiz dükkanı öğleden sonra açıp sabaha karşı kapar. ellerin üstün başın pisse içeri oturtmaz. ellerini lavaboda yıkarken yere su sıçratırsan çok kızar
bu abimiz eti rizede alır 10 kilo etten siniri yağı orası burasını ayıklayıp 5-6 kilo kıyma çıkarır köfteyide bu ette yapar anla artık adamdaki titizliği

son olarak rize ispir erzurum yolu girişinde" kardak bizimdir" adlı bahçe içindeki etçide mangal yememişsen trabzona gelsen ne olur gelmesen ne olur ( çok değil sahilden 2-3 km kadar içeri gidiyorsunuz)

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World