22 Şubat 2016 Pazartesi

Samsun-Ordu Lezzet Turu - 2.Bölüm Ordu



Karadenizin hangi köşesini dönerseniz ayrı bir lezzet karşınıza çıkıyor. Bu kadar bol malzemenin bulunduğu bu coğrafyada lezzetli yemek yapmanın tek sırrı, malzemelere saygı gösterip onları doğru işleyebilmek. Pide heryerde pidedir, “hamuru açarsın, üstüne kıymayı koyar, fırına atarsın” değil olay. Bu topraklarda pide bir başka güzel. Balıklar ise en Trabzon turunda olduğu gibi yine bizi mest etti. Fındığıyla, balıyla, pidesiyle ve elbette balıklarıyla Ordu lezzet turunun hakkını verdık. Bu sefer et ağırlıklı değil, deniz ürünleri ve sebze ağırlıklı çalıştık.

Samsun’dan çıkıp Ordu’ya girerken şirin bir ilçe var, Ünye. Samsun’da çalışan eski işyerimden yemeğe düşkün bir müdürüm “Çakırtepeye çıkıp pide yemeden geçme” diye tavsiye etmişti. Atakale Restaurant Çakırtepe’de, şahane Ünye manzarası var.


Beyaz peynirli, kaşarlı, çökelekli, çökelekli çırpma, ıspanaklı, kıymalı, kuşbaşılı, pastırmalı gibi çeşit çeşit pideler bulunuyor. 2 farklı lokantada yenen dönerden sonra pek aç olmadığımız için sırf tadına bakalım diye 2 tane ortaya söyledik. Menüde “Yumurta farkı 50 Krş”, yazıyordu onun hatırına iki pideyi de çift yumurtalı yaptırdık.

Pidelerden önce altlık lahana turşusu geldi. Ben hiç iştahımı kapatmamak için bulaşmadım.


Ve akabinde pidelerimiz teşrif ettiler. Çabuk soğumasın diye metal tabaklarda değil, tahta tepsilere koymuşlar. Pizza servisinde tahta kullanıldığını görmüştüm ama pidede ilk defa denk geliyorum.


Bir tane kuşbaşılı yumurtalı, bir tane de çökelekli çırpma söyledik. Tabii bunları ortaya geldiği için ekip, atmaca gibi elde çatal bekliyor. Ozan’ın “Semih Bey, efendim çekimler ne zaman biter acaba??” diye sorması gezinin en renkli kahkahalı anlarını yaşattı.


Çökelekli çırpma sırf adı farklı olduğu için söylemiştik. Söke’de yapılan pide gibi, çökelek peyniri ve beyaz peynir önce yumurta ile karıştırılıp harç yapılıyor, pidenin bir tarafı pişirilip ters çevirirken üstüne tekrar yumurtalar kırılıp biraz daha pişiriliyor.


Hamur harikaydı, hem lezzetli hem de incecik, damağı yormuyor. Tereyağından da nasibini alınca ortaya güzel bir ürün çıkmıştı.


Peynirli hoştu güzeldi ama bence pide dedin mi ya kıymalı olacak, ya da kuşbaşılı olacak arkadaş. Yoksa bana peynirlisi diyet yemeği gibi geliyor. Ha iki dakikada silip süpürdük orası ayrı!

Domates, soğan ve dana kuşbaşı ile hazırlanan pide, üstündeki yumurtayla birlikte adeta bir sanat eseri gibiydi. “Ben ucundan azıcık alırım yeter” diyenleri bile baştan çıkartır. Pideyi yerken arada, neredeyse onunu birden yalayarak parmaklarınızın bakımını yapabilirsiniz.


Et biraz tereyağı katkılıydı. Yağlı et kullanmak yerine löp yağsız et kullanınca ufak bir tereyağı takviyesi gerekmiş. Kötü mü olmuş? Sümmehaşa!! Gönül rahatlığıyla son yıllarda yediğim en güzel pideydi diyebilirim. Hem kuşbaşılının hem de peynirlinin lezzetleri damağımda dört nala koşturdu.

Atakale Restaurant Ünye girişinde durup soluklanmak için, soluklanırken de mideye bayram ettirmek için pide yemeniz gereken bir yer. Kuşbaşı öldürür, peynirli süründürür. Kıymalı aklımızda kaldı ama buraya tekrar gelmek için de bahanemiz oldu. 

Hesabı istedik, yok dediler. Meğer eski müdürüm bizim için rezervasyon yaparken hesap almayın demiş, yıllar sonra yediğimiz bu güzel pideler için kendisine tekrar teşekkür ederim.

Ordu lezzet turuna çıkacağımızı önceden twitterda paylaşımda başımıza piyango vurdu ve daha gitmeden bir takipçim “illa akşama bendensiniz” dedi ve midemize talih kuşu kondu. Bu akşam Küçük Ev’de (Uyunluk Sokak No: 12 – 0.452.2254560) yöresel ve Gürcü yemekleri yemeye davetliyiz. Ömer Çoruh (0.532.3959204) eczacı bir arkadaş, en az bizim kadar yemeğe düşkün. Ailede Gürcüler olduğu için bu gece bize hem Gürcü hem de Ordu lezzetlerinden ikram ettiler.

Küçük Ev’de sadece salı ve Perşembe günleri Gürcü yemekleri sunuluyormuş. Diğer günler ziyaret etmek isteyenler en az bir gün önceden rezervasyon yaptırmalıymış.

Dedruli denen çorba ile başladık. Kavrulmuş mısır unu, çörek otu, sarımsak, kuru kişniş (kinzi), pirinç ve tavukla yapılıyormuş. Özellikle kuru kişnişden dolayı çok farklı bir lezzete sahip.


Gokyani; taze fasulyenin taneli olanına denirmiş. Sarımsak, taze yeşil kişniş (maydanoza benzer bir ot), domates, fındık ve limonla yapılırmış. Farklı tadlara açıksanız tam size göre. Yanlız baştan uyarayım, bu taze kişnişi seven gerçekten sever, sevmeyen de nefret eder, öyle bir lezzeti var.


Masada 3 çeşit ekmek gözden kaçmadı. Tam buğday ekmeği, normal somun ekmek ve karadenizin olmazsa olmazı mısır ekmeği. Bizim tercihimiz elbette mısır ekmeği oldu.


Gürcü yemekleri ne alaka demeyin, neticede Gürcistan’a çok yakınız. Müslüman Gürcülerin en fazla yaşadığı yer de Orduymuş. Bu iki Gürcü lezzetinden sonra Şamar’ı yedik. Heheh! Ordu’da el yapımı ezme sucuk ve kaşar peyniri ile yapılan tosta “şamar” deniyormuş.


Ekmeğin üzerine hafif yağ sürüp güzelce tost makinasında kızartmışlar. Ayvalık tostu gibi zengin içerikli değil ama ezme sucuk ilginç bir deneyim oldu. Yazarken bile dilim damağım birbirine yapıştı.


Tüm karadenizde olduğu gibi Ordu’da da pide sofraların vazgeçilmeziymiş. Öğlen kuşbaşılı yediğimiz için, akşam kıymalı tercih ettik. Ordu’da pideye “Yağlı” deniyormuş. Ama öyle vıcık vıcık yağlı değil, adı yağlı sadece. Bol soğanlı ve kıymalı hazırlanan harca domates koymamışlardı. Ama yumurta olmazsa olmaz.


Bundan 25 sene önce hatırlıyorum, Coca Cola ve Sprite bu kadar piyasaya hakim olmadan önce, her memleketin kendine ait gazozu vardı. Niğde Gazozu, Ankara Gazozu, Bağlar Gazozu... Burada da Ordu Ufuk Gazoz milli gazozmuş. Yöresel firmaları kalkındırmak namına içtik.


Yemeğin sonunu yine bir Gürcü lezzeti olan Gürcü Papası ile bitirdik. İzabel üzümü (muhacir üzümü) ile yapılıyormuş, buğday unu, mısır unu ve şeker katılarak yapılan bir tür muhallebi.


Sanayi üretimi değil de Nihal Hanımın kendi ellerinden çıkan bir ürün olduğu için kısa sürede kasenin dibini gördük.


Gürcüler kırmızı şarap konusunda çok iyiler. Sovyet döneminde Moldova ile birlikte Gürcistan neredeyse tüm Sovyetler Birliğinin şarap ihtiyacını karşılarmış. Kindzmarauli yarı tatlı kırmızı şarap, Kazakistan’da yaşarken aşık olduğumuz eski sevgilimiz.


Bazı yemekler vardır ki insan onların lezzetini anlatabilmek için kelime bulmakta zorlanır. İşte bu yemekler o yemeklerdi. Küçük EV Cafe’de işletme sahipleri Engin ve Nihal Atabeyoğlu ile birlikte yaşadığımız bu çok özel yemekler ve lezzetler için dostum Ömer Çoruh’a ne kadar teşekkür etsek az.

Akşam yemekten sonra teleferikle Boztepe’ye çıktık. Yıllarca İzmir’de yaşadım, bizim Balçovadaki teleferiğe hiç binmemiştim. Tertemiz tıkır tıkır işleyen bir sistem kurmuşlar.


Öyle pahalı da değil, haftaiçi 5 haftasonu 6 TL. Gezginler bilir, Cape Town’da Masa Dağına çıkıp şehre tepeden bakmak için teleferiğe 240R = 48TL bayılmanız gerek. Ordu’da yapılması gerekenler listesinde olmayı hakediyor.


Merkeze geri döndükten sonra şehrin en janjanlı mekanlarından biri olan Hüner Pastanesinde salep içtik. Üniversite yıllarından beridir Salep’i çok severim. Malesef pek sahiplenilmiyor ve Türkiye’de hakettiği ilgiyi göremiyor. Yurt dışındaki hiç bir Türk lokantasında da Salep satıldığını görmedim. Acaba bu güzel içecek neden millileştirilmez, neden reklamı yapılmaz? İlla Yunanlıların “Salepis” diye piyasaya çıkıp ortalığı kızıştırması mı lazım?


Gecenin bir yarısı otele vardığımızda resepsiyondaki ablanın gözü yollarda kalmıştı. Şehrin biraz dışında kalan Grand Ayzek hoteli arabası olanlar için tavsiye ederim. 4 yıldız tertemiz otel, fiyatlar da baya uygun.


15.12.2013 Pazar
Otelimiz ne kadar güzel olsa da açık büfe kahvaltısında Pınar marka paketli küçük tereyağlarından görünce bir anda soğuduk. Karadenizin bağrındayız, hala hijyenik fabrikasyon tereyağı veriliyor. Sadece çay içerek geçiştirdik. Halbuki koy oraya açık tereyağı, markasız peket bal, fındık, mısır ekmeği, bak nasıl yumulurduk o zaman.

Otelin hemen yanında Sagra’nın fabrikası vardı. Ordu’nun en kıymetli ürünü olan fındık ve fındık ürünleri ile yapılan onlarca çeşit ürünün arasında kendimizi kaybettik.


Butik tarzda çikolatalar gördük, fiyatlar fena değil! İstanbul’daki butik çikolatacıların yarı fiyatına diyebilirim. Gerçek bir çikolata tutkunuysanız, Sagra’ya geldiğinizde Disneyland’a girmiş bir çocuk gibi hissetmemenize imkan yok.


3-4 tane masa atmışlar, isterseniz ortaya karışık çikolata tabağı yapıp kahveyle birlikte yiyebiliyorsunuz. Kaçırırmıyız, aç karnına öyle bir güzel gitti ki anlatamam.


Erdi, truffle, portakal, badem ve fındıklı çikolataların tadına baktık, sütlü çikolata kaplı fındık krokantı grup içerisinde favori seçildi. Ama cila niyetine bir tur daha ondan yemedik.


Bir de ekmeğe sürmelikler var ki en tehlikeli bölüm. Annem karadenizli olduğu için benim çocukluğum Sagranın fındık ve kakaolu ezmeleriyle geçti. Fındık ezmesinin sağ üst köşede olan krema gibi olanından değil, sağ üst köşedeki harbi harbi ağza tıkır tıkır fındık geleninden almanızı tavsiye ederim.


Her ne kadar Sagra’da olsak da fındık ezmesi Gürsoy markaymış ki benim bu fındık aleminde bildiğim en kral markadır. Hem Gürsoy marka fındık ezmesini, hem de vakumlu pakkette fındık gördüm mü affetmeyiz.


Orduya gelip Sagra fabrikasına uğramamak olmaz! Bademli fındıklı portakallı truffle ile kahvaltı öncesi altlık yapın. Kahvaltıdan sonra pek gitmez belki ama aç aç iyi gidiyor.

Çikolata ile alarm durumuna geçen mideleri yatıştırmak için Kahvaltı Diyarı’na gittik. Ordu şehir merkezine girerken ara mahallelerde bakkala benzer bir yer. Bir Samsun Çamlıdağ olmasa da ufak bir şarküteri diyebiliriz, ne ararsanız var. Mekan sahibinin kızı Emel pek bir hamarat, her işe yetişiyor.


Zeytin peynir domates değil de, Ordu’ya ait lezzetlerin peşinde olduğumuzu söyledik. Kuymak ve börek tavsiye ettiler. Her ne kadar kuymak veya mıhlama Ordu’ya ait değilse de bizim gibi dışardan gelenler için bulunmaz lezzet


Kuymak İstanbul ortalamasının üstündeydi ama 2 hafta önce Trabzon Müze Çay Bahçesinde yediğim lezzeti vermedi, peyniri biraz azdı. Saolsunlar tereyağını esirgememişler o yüzden hakkını yemeyelim lezzeti yerindeydi.


Ancak peyniri az unu fazla olduğu için homojen bir karışım yoktu. Bir yerde toplanmış bolca erimiş tereyağı, diğer tarafta hafif kuru bol unlu kuymak.


Tekrar ediyorum kötü değildi ama kişi başı bir porsiyon almaya gerek yok, 4 kişi bir porsiyon söyleyin maksat, tadına bakmak.

6 çeşit peynirle hazırlanan börekler üçgen katlanmış yağda kızartılmıştı. İçi yumuşacık, dışı çıtır.


Finali ise Sagrada gördümüz Gürsoy marka fındık ezmesi ile yaptık. Yediğim en güzel fındık ezmesi, normal bir şey değil bu. Damaktan mideye doğru kayarken, insan kendini damat adayı gibi hissediyor.


İlginçtir fındık burada merkezden daha ucuzdu. Vakumlu pakette satılan Gürsoy marka fındıklardan 4-5 kilo yolluk yaptık.

Kahvaltı Diyarı, Ordu’nun ara mahallelerinde eliyüzü düzgün, temiz, iyi işletilen bir esnaf bakkaliyesi ile kahvaltıcı karışımı bir yer bir yer. Mutfaktan “Kızıııım servis hazıııır” diye seslerin geldiği samimi bir aile işletmesi. Bol tereyağlı kuymak eşliğinde 5 bardak yerli karadeniz çayı ile huzuru bulacaksınız.

Kahvaltı sonrası, Ordu merkeze dönüp arabamızı park edip dolanmaya başladık. Sahilde Ordu Arı Yetiştiricileri Birliği’nin dükkanını görünce daldık içeri. Çam balı, çiçek balı, kestane balı gibi balları görünce tekar teker tadına baktık! Abi bu bal nasıl oluyor, tadı nasıl?


İki kaşık ondan bir kaşık bundan derken 1 aylık şeker yüklemesini oracıkta yapıverdik.

Ordu’da “Deli bal” diye bir bal varmış. Günde en fazla 1 çay kaşığı yenirmiş. Fazlası dokunurmuş!! Ormangülü Balı diye geçiyormuş. Yöresel lezzet istiyoranız buyrun yöreselin dibi. Ama alırken doğru dürüst satıcıyla konuşun, hakikaten fazlası zararlı olabiliyormuş.


Geleneksek olarak halk arasında öksürük kesici ve mide ülseri tedavisinde kullanılırmış, eczacı arkadaşımızın dediğine göre doğru miktarda tüketildiğinde çok etkiliymiş.

Şehirden ayrılmadan önce çarşıda kısa bir gezinti yapıp Ordu lezzetlerini midenizle buluşmak iyi bir fikir. Ordu şehir merkezinde son lezzet durağımız tekrar Hüner Pastanesi oldu. Dün akşam geç saatte gittiğimizde kapanmak üzeriydi pek bir şey anlayamadık. Ama menüdeki alfredo soslu fettucine ilgimi çekmişti. Efendiler Ordu’dan bahsediyorum. Kaçınız alfredo sosun içinde ne var biliyor?? Menüyü biraz karıştırınca Risotto Quattro Formaggi bile gördüm. Gerçi Tulum peyniri koyuyorlarmış ama olsun.


İsteyene domates soslu patlıcan kızartma, fasulye diblesi gibi yöresel lezzetler de var. Ama daha hiç aç olmadığımız için fotoğrafla geçiştirdik.


Ammmaaaaaa fırından yeni çıkmış laz böreğini görünce, dedik budur! Tezgahdaki genç oğlan “Ilık ılık yenmez abi dokunur” diyince “2 tane ver o zaman” dedik, ilkini yerken diğeri soğur.


Laz böreği konsept olarak Antep baklavasının benzeri. Ama içinde antep fısıtığı değil, peynir var.


Peynir dediysek ezine beyaz keçi peyniri değil. Koyun sütünden yapılmış, lor peyniri kıvamında, kaymağa benzer bir peynir. Selanik’te galaktaboureko diyorlar buna. Ayvalıkta da Güler Tatlıhanesinde, Trabzonda da Nejla Hanım’da yemişliğimiz vardır. Sanırım en iyisi Ayvalıkta olanıydı.

Hüner lokantası yarım asırlık bir yermiş. Sanırım dünya üzerinde hem laz böreği hem de Fettucine sunan yegane restoran. Ordulu arkadaşlara göre çeyrek asırdır kalitesinden ve muhteşem tatlarından ödün vermiyormuş, damak tadımız için her gün menüsüne yeni lezzetler katıyormuş.


Ordu’yu çok sevdik, Karadeniz’in İzmir’i gibi. İnsanlar mutlu şehir cıvıl cıvıl. Şehir merkezinde bir çok balık lokantası olmasına rağmen, biz Samsun dönüşünde Perşembe’de durmayı tercih ettik.

Perşembe gibi ufak yerlerde yöresel lezzetlere ulaşmak daha kolay. Yoksa biz Ordu’ya melocan yemeye gelmiştik, Fettucine bulduk.





8 yorum:

Selma Mutfakta dedi ki...

Merhaba siteni çok beğendim, blogumda bir çekiliş düzenliyorum katılmak istersen beklerim.
http://www.selmamutfakta.com/2016/02/bloggerlara-ozel-cekilis.html

Adsız dedi ki...

laz böreğinin içinde muhallebi olmaz mı?

ThE UnReaCHaBLE dedi ki...

Laz böreğinin içinde muhallebi vardır evet,peynir değil fakat resimler süper afiyet olsun:)

dogan yuce dedi ki...

merhabalar ben doğan sizin birikimlrinizden de yararlanarak ilk çocuğumuzu Şikago da dünyaya getirdik Allah sizden razı olsun;yayınladıklarınız bize amerikada rehber oldu .Şimdi internet üzerinden kızımızın vizesini aldık cuma günü İstanbul'da olacağız .size bi sorum olacaktı vize üç ay süreli biz dönünce hemen tc kimliğini alacağız kimlik aldıktan sonra bu üç ayı uzatmak için yada başka bir işlem için ne yapmalıyız bana dtdodi@hotmail.com yada 532 622 04 95 numarasından ulaşabilirsiniz. bi de sizden ricam ben de burda araştırıp ögrendim yeni doğanlarda pasaport başvurusunda ssn gerekmiyormuş direk doğum sertifikası ve ds11 formu gerekiyor boşuna ssn kartını beklemek gerekmiyor burdan ilgilenen arkadaşlara duyuralım ben rushmy passport acentesi aracılığıyla 1 günde aldım pasaportu Bebek'le downtown a gitmeden Schaumburg ta ki yerel postaneye giderek aldım her şey için teşekkürler hep Mutlu olun cumartesi pazar ben trabzondayım sizde Trabzon'da olursanız tanışmak isteriz mutluluklar

Aze dedi ki...

yeni keşefettim bloğunuzu. Ordu yazısını görünce de hoş oldu.
Ordulu'yum ben de:-) Yalnız pideyi Ünye yerine Aktaşlarda yemeniz şarttı diyebilirim.
40-50 yıllık firmadır diye biliyorum. Ben üzerine daha pide yemedim, babası da pideci olan biri olarak:-)
selamlar,

Açelya Damdelen dedi ki...

Afiyet olsun :))

Korefenomeni dedi ki...

Aman Allah'ım bu nedir böyle!! Resmen görsel şov... hazmetmek lazım döüp dönüp bakayım :)))
İstanbul Hanımefendisi! haftanın bloğu etkinliğimizde sizi seçmiş, ordan geldim, isminize bayılmıştım -löplöpçüler!- hakkını da veriyorsunuz ;) Bana da beklerim ki ;) Etkinliğimize de katılırsanız çok mutlu oluruz ;)

Adsız dedi ki...

Merhaba, oktay usta yemek tarifleri olarak sitemizde geniş kapsamlı bir tarif yarışması düzenliyoruz. Sizde katılmak isterseniz kendinize ait olan tariflerinizi bizlerle paylaşabilirsiniz.
http://www.oktayusta-yemektarifleri.com/p/tarif-gonder.html

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World