7 Mart 2016 Pazartesi

Samsun-Ordu Lezzet Turu - 3.Bölüm Ordu



İnsanların hayatta bir yapmak zorunda olduğu şeyler vardır, bir de yapmaktan keyif aldığı için yaptığı şeyler. Hafta sonu evden uzaklaşıp yeni yerler ve yeni lezzetler keşfetmek en büyük tutkularımızdan biridir. Biz löplöpçülerin zevk aldığı yemek yeme eylemi günde 5 öğüne yayıldığından, neredeyse lezzet turlarının tümü neşe içinde geçer. Hani yaşamak için yemek yemeliyiz ya, itiraf edeyim, bizler yemek için yaşıyoruz.

Hayatımda en çok sevdiğim şey, yöresel yeni damak tadlarını keşfetmek. En korktuğum şey de damak zevkimin standartlaşmasıdır. Bu açıdan bakınca yöresel lezzetlere çok önem veriyorum. Peki koca Ordu’da “Löplöpçüler” sıfatıyla geze geze şehir merkezini mi gezdik sadece. Sümme Haşa! Eğlence bundan sonra başlıyor esas. Sıfatımızın hakkını vereceğiz arkadaş. Gelsin Perşembe gitsin Fatsa.

Ordu’dan Samsun’a geri dönerken anayoldan çıkıp, sahil şeridinden devam ettik. Az ileride Perşembe ilçesi var. Deniz kenarındaki ufak kasabalarda balık her daim taze olur teorisiyle, balığımızı Ordu merkezde değil burada yemeyi tercih ettik. Deniz kenarında yanyana sıralanmış bir sürü balıkçı var. Özcan & Pamuk Balıkçılıktan balıklarımızı alıp, hemen arka taraftaki Ceren Cafe Restoran’da da pişirttik.
  

Balık almadan önce teker teker bütün tezgahlara gözatmak adettendir. Levrek, barbun, mezgit ve deniz alası, hamsi ve kefal en bol bulunan balıklar.


Zargana ise heryerde yoktu. İzmir’de kolay kolay tazesini yeme şansımız olmadığı için bulunca kaçırmadık.


Barbunlar o kadar taze görünüyordu ki oracıkta çiğ çiğ yiyesi geliyordu insanın. Oldum olası balık masasına oturmadan önce, altlık olarak 3-4 barbun atmayı severiz.


Klasik balıkçılarda pala bıyıklı abiler ağzında sigarayla balıkları ayıklarlar. İlk ve son kez Batum balık halinde sadece kadınların balık ayıkladığını görmüş ve çok şaşırmıştım. Perşembe’de de balıkları kadınlar ayıklıyorlardı, takdir ettim.


Ceren Cafe Restoran dışarıdan alınan balıkları belli bir ücret karşılığı pişirmeyi kabul ettiği için onu seçtik. Ayrıca Pancar Diblesi, Sakarca, Melocan gibi yöresel otlar olduğu için favori lokantamız oldu.


İlk defa adını duyduğum bu otları girişte vitrinde görebiliyorsunuz. Hangisinden isterseniz, balıklar pişene kadar altık olarak götürüyorsunuz.


Her Karadeniz lokantasında olduğu gibi burada da mısır ekmeğimiz geldi. Bazı lokantalarda verilen mısır ekmeği ağızda un gibi dağılır pek hoşlanmam. Ama bu çok kıvamlı ve lezzetli yapılmış.


Ve karşınızda Pancar Diblesi, Sakarca ve Melocan. Egenin cibes, radika şevketi bostanı varsa, Karadenizin de kendine göre otları var. Otların hepsi sıcak sıcak yeniyor.


Melocan otu diğer adıyla “dikenucu” çok faydalı bir otmuş, kanı temizlermiş, deri hastalıklarında kullanılıyormuş. Pırasa veya ıspanak gibi kuru soğan ile kavrulup yenirmiş. Sonradan araştırdım, Şile ve Adapazarı civarında da yetişirmiş, dolayısıyla Beşiktaş ve Kurtuluş semt pazarlarında nisan ayından sonra yer alırmış. Çoğu restoranda soğanı yağda çevirip öldürerek başlarlar, ama bu usta soğanları öldürmemiş yaşatmış.


Pancar (karalahana) diblesi olsada olur olmasa da denen cinstendi. İlla ki bu da bir şeylere faydalıdır ama bizim olayımız damaktan geçerken verdiği lezzet ve keyif. Üzerine tuz ve zeytinyağı ilave ederek şifa niyetine yedik.


Sakarca ise ucu soğana benzeyen, yeşil sapları olan bir bitkiymiş. Diri ve lezzetli. Mayışmış değil, dolapta beklememiş. Sanırım bu üç ot arasında en çok Sakarcayı beğendik. Ayrıca mısırunu ve yumurtayla karıştırıp kayganası da yapılırmış.


3 porsiyon yöresel ot ve bir dilim mısır ekmeği ile Ordu’da balık öncesi yediğimiz tüm meze budur. Karadenizin mutfağı zayıf diyenlere gelsin.


Balıkları 2 tür sipariş ettik. Zargana, barbun ve deniz alası mangalda ızgara olacak, mezgitler ise tavada. Önce masaya ızgaralar geldi. Karadeniz’in en bilinen yöresel balıkları barbun ve zargana! İkisinin de hastasıyız. Karadeniz seyahatlerimin en güzel dakikaları kuşkusuz balık yediğim dakikalar oluyor.


Zargana bizim Karadenizli başka bir aşkımız. 2 hafta önce iş seyahatinde Trabzonda yediğim zargananın tadı damağımda kalmıştı. Arkadaşlarla birlikte kısmet Orduyaymış. Beyaz etli bu balığın kendine has bir lezzeti vardır, denk gelirse mutlaka deneyin.

Yıllarca İzmir’de İstanbul’da yaşadım Zargana yiyemedim. Halbuki Omega 3 deposu, mümkünse bir Karadeniz seyahatinde deneyin.


O severek yediğimiz zargana 10 üzerinden 10 ise, barbun 10 üzerinden 11 alır. “Barbun ızgara olmaz” diyenlere inat ızgara barbun yiyoruz. Lezzet bombastiği. Pırıl pırıl gümüş rengi derisi üzerimizde “beni ye” diyen bir zoka etkisi yaptı.


Izgara balığı böyle sulu pişiren müesseseye saygı duyarım, ustasının elini öperim. Şu görmekte olduğunuz tabaktaki su, çok iyi pişirilmiş barbunun suyudur.


“Bir çok kişi barbun ızgara olmaz, onun tavası iyi olur” dese de halt etmişler. Seneler önce İğneada’da mereti ilk defa ızgara yedik, o gün bugündür mümkünse ızgara yaptırıyorum. Balıkları kurutup piç etmeyeceğine inandığınız usta bulursanız deneyin derim. Zira bu barbunlar ılık ılık midenize inerken, mideniz barbunlara doğru seranat yapmaya başlıyor. Ayrıca tabağınızdaki barbuna uzun süre bakarsanız, veletler dile gelip konuşmaya başlıyor.

2 çeşit balığın tadına baktıktan sonra, ikinci tur balıklarımız teşrif ettiler. Siparişler genişledikçe, o bıkkın garsonumuzun yüzünde tuhaf bir hareketlenme başlamıştı. 10 masa gücündeki bu masa onu heyecanlandırmaya başlamıştı. “Biraz daha ekmek alabilir miyim?”lerle geçen rutin meslek hayatına renk gelmişti. Tanrı dünyayı bizim iştahımızdan korusun.


Deniz alasını ortadan ikiye kelebek açıp öyle ızgara etmişler, son derece yanlış. Balığın bütün lezzetli suyu akıp gitmiş. Pek bir şey anlamadık.

Ama mezgitler fena değildi. Karadeniz usulü önce tavaya çiçek gibi dizilmiş hep beraber kızartılmış. Yumurtalarını da ihmal etmemişler, onları da kızartıp vermişler.


O gün küçük bir sürüyü mideye indirdikten sonra, adettendir helva istedik. Filiz marka hazır tahin helvası getirdiler. Böyle bakkaldan alıp getirilmiş gibi paketli gelince önce yadırgadık, ama sonra Samsun üretimi olduğunu görünce yedik. Neticede yöresel mi yöresel.


Balıklara ne verdik hatırlamıyorum ama restoranda hesap son derece makul geldi, 4 kişi için 50 TL! Zaten bunun 30 TL’si pişirme parası olduğunu düşünürseniz, diğer kalemler 4 TL 6 TL civarındaydı.

Ordu’ya yolunuz düşerse, Perşembe’ye kadar gidip, balık yemenizi aşırı şiddetle tavsiye ederim. Mesaj açık! Hava atmak yada ünlüleri görüp arzı endam etmek için gelinen bir yer değil burası. Fazla mezeye bulaşmadan ciddi ciddi balık yemek için doğru adres. Perşembe’de, gezilip görülecek bir yer var mıdır bilmem ama bana sessiz sakin huzurlu bir yavaş şehir gibi geldi.


Memlekette bu kadar güzel yemekleri gördükçe, ve öğrendikçe çok mutlu oluyorum. Bu ülkenin vatandaşı olmaktan gurur duyuyorum. Keşke bu tip yerel yemeklerimiz uluslararası platformalarda tanıtılsa, bilinirliği artsa, en az İtalyan’ların mutfağı kadar değerimiz olur.

Ordu Samsun yolunda birçok ufak kasaba var. Her virajı dönerken farklı bir manzara çıkıyor karşınıza. Ama her yerde illa ki balıkçı teknesi görüyorsunuz. Karadenizin o bereketli sularından zarganaları, barbunları, kalkanları, kötekleri masamıza getiren balıkçı tekneleri.


Elbette balıkların hepsi denizden çekilip hemen balıkçılara getirilmiyor. Maalesef ülkemizde balıkçılık konusunda doğru dürüst denetim olmadığı için hızla denizlerimizdeki balıkları tüketiyoruz. Şu an yaşadığım Namibya’da bile Balıkçılık ve Deniz Kaynakları Bakanlığı varken, bizde balık işine Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bakıyor, o da yalandan bakıyor. Kaçınılmaz sonuç balık çiftlikleri.


Yason Burnuna gelmeden önce Vonalı Celal lokantasını göreceksiniz. Hemen denizin üzerinde kurulu ufak tefek ama geçmişi olan bir lokanta. Vonalı Celal Abi, Doğu Karadeniz sahil yolunda koordinatlarıyla anlam bulan abilerden biridir.


Biz durup sadece içeri bakıp fotoğraf çektik. Kuzu pirzoladan tut, çeşitli balıklara, ne isterseniz var. Özellikle turşu konusunda çok iddialılar. Ama her Karadenizli gibi sizi her an şaşırtacak bir espiriye sahip bir mekan.


Ana yola çıkmadan önce Yason Burnu var. Mola vermek için ideal bir nokta. Hemen denizin kenarındaki Yason kilisesini dolaşabilir ve soluklanabilirsiniz.


Medreseönü Mevkiinde Uzun Saçlı’nın Yeri’nde (Medreseönü-Perşembe) durmazsanız Ordu lezzet turu eksik kalır.


Uzun Saçlı lakaplı Nusret abi yıllardır aynı mekanda çay yapıyor. Kendisi çok sevimli olduğu gibi hafif de konuşkan. Türkiye’de tanışılması gereken enteresan kişilerden biri. Genelde yüzünde gülücükler var ama her an aksi bir yaşlı adama dönüşebilir.


Su dağdan gelen kaynak suyuymuş, fındık kabuğu ve meşe kömürünün külleri ile çay pişiyor. Deterjan yok, mangaldaki kül ile bardaklar temizleniyor. Seneler önce Midillide külde kahve yapan bir yer görmüştüm iç geçirmiştim neden bizde yok diye, şimdi Ordu’da da külde çay yapan bir yer bulduk.


An itibariyle Namibya’da Türk çayını yazarken “Olsa da içsek” kıvamındayım.


Herkes onun gibi işine böyle saygı duysa, ve yapabileceği işte sınırlarını zorlasa keşke. Bu tip insanlar dürüst, yaptığı işi seven, elindekiyle yetinen, fazlasına tama etmeyen, büyümekten çok kendi yapığını en iyi yapmayı düşünen yerler.


Çayın fiyatı biraz yüksek ama işçilik ve malzeme anca kurtarıyormuş. Mekan biraz eski püskü görünse de kesinlikle pis değil.


Mangaldaki küllerle yıkanan bardakları görmeniz lazım, ben hayatımda böyle temiz bir bardak görmedim.


Samsun istikametinde giderken, Fatsa’da Gürcü yemekleri yapan bir yer daha bulduk. Saadet Hanım – Bizim Lezzetler Sahil Caddesi üzerinde. Zaten yolumuzun üstünde olduğu için durup, pancar çorbası, Gürcüce Kavurma, Labye, Zetyani gibi adını bile duymadığımız lezzetlerin tadına baktık.


Bunun içinde ne var, güzel mi, acı mı gibi sorulara hiç girmeden, ortaya karışık menüden 6-7 şey söyleyin. Eminim hiç biri masada kalmayacaktır. Biz menüyü baştan aşağı söyledik, sizler için  teker teker hepsinin tadına baktık.

Pancar çorbası = karalahana çorbası, ne kadar tok olursanız olun, kış vakti her daim iştahla içebileceğiniz bir çorba. Bol sebze içeriğinden dolayı hem lezzetli hem sağlıklı.


İçinde hem pancar hem de bolca mısır vardı. Son zamanlarda dışarıda yediğim en ilginç en lezzetli çorbalardan biriydi. Lokantalarda benim gibi ezogelin ve mercimek çorbasından başka çorba bulamamaktan şikayetçi olanların ağzına layık.


Zetyani, çerkez tavuğunun safranla yapılanıymış. Soğuk yeniyormuş o yüzden beni pek sarmadı, hafif ılık olsa daha güzel olurdu. Ama lezzet fena değil. Dandik resim için kusura bakmayın, ekip kuvvetli fotoğraf çekene kadar tabak bozuluyor.


Gürcüce kavurmanın içinde dana eti, safran, kişniş ve ceviz varmış. Bunu daha çok beğendik, o yüzden ilave bir porsiyon daha sipariş edilmeyi hak etti.


Ama ekmekler olmamış be Saadet Ablacım. Hadi kepekli ekmek neyse de böyle yöresel ürünler yapan bir yere, beyaz undan yapılmış somun ekmek dilimleri yakışıyor mu? Gürcistanda gelen sıcak sıcak mısır ekmeklerini aradı gözlerimiz.


Mekan öyle şaşalı lüks bir yer değil, samimi bir aile işletmesini andırıyor, yemeği yerken size sanki misafirliğe gelmişsiniz hissi veriyor. Bence bu tip yerler bizim gerçek kültürel hazinelerimiz.


Fatsa’da ki son lezzet durağımız ise Hünkar Restoran. Ev yemekleri, kebap ve pide yapan klasik bir esnaf lokantası. Etli ve sebzeli yemekler, ve çorbalar var. Aç olsak kesin patlıcan musakkaya dalacağım bir yer, ama buranın olayı sütlaçmış.


Yerli ineklerin sütüyle, gerçek köy yumurtasıyla yapılıyormuş. Onun dışında nişasta, şeker ve bolca sevgi varmış. En önemli özelliği odun fırınında pişiyormuş.


Öyle pastörize süt ile sütlaç olmazmış. İllaki köy sütü ve köy yumurtası olacakmış. Gönül rahatlığı ile hayatımda yediğim en iyi sütlaçtı diyebilirim.


İki sütlaca 4 kişi çatal attık, çayımızı içtik hesabı istedik. (Şahane sütlaç 4 TL). Hemen yan masada yemek yiyen patron Ahmet abi, 2 sütlacın en az 30 kere fotoğrafını çektiğimizi görünce garsona “Gençlere fındıklı ballı hazırlayın” dedi. “Yok abi biz diyetteyiz, az yiyoruz” gibisinden sevimlilik yaptık ama, iki sütlacın üzerine bir de ballı fındıklı ile cila yapıldı.


Karadeniz’e gelip sütlaç yememek gerçekten olmaz!!! Basmışlar üstüne de mis gibi fındığı, az da bal gezdirmişler üstüne pimi çekilmiş bomba gibi geldi masamıza.

Patron Ahmet Abi, ballı sütlaçı götürürken yüzümüzdeki mutluluğu görünce eminim bizden çok daha fazla mutlu oldu. Son cilanın parasını ödemek istedik, “yok o Ahmet Beyin ikramıydı” dediler almadılar.


Hünkarın 2 tane Fatsa’da 2 tane de Orduda şubesi varmış. Bir sonraki Ordu lezzet turunda ilk geleceğim yerlerden biri. Fatsa’ya yolunuz düşerse buraya gelin demiyorum, sadece 3 tane sütlaç gömmek için bile gidilir.

Samsun ve Ordu lezzet turu, tam anlamıyla keyiften dört köşe olduğumuz bir seyahatti. Havalimanına geldiğimizde biz fil yutmuş boğa yılanı gibi çöküp kalmıştık.



Yurtiçi seyahatler, ülkemizde “görümcemleri ziyarete Yalova’ya gittik, gitmişken de kaplıcalara bir  uğradık şekerim” diye kodlandı uzun yıllar. Alın ucuza nereye bilet bulduysanız, gidin görün uzak diyarlarda neler oluyor, neler pişiyor. Samsun, Trabzon, Rize, Giresun’u daha önce gezip, blogda yazmıştık, ama Ordu’ya bir türlü fırsatımız olmamıştı, bu da tamamlandı geriye bir Artvin kaldı.


6 yorum:

Cafe Tigris dedi ki...

Ne sevimli ne ne iç açıcı blog . İstanbul Hanımefendisi sizi haftanın bloğu seçmiş . İyi ki de seçmiş sizi keşfettim . Şimdilik şöyle bir uğradım , geleceğim yine .
Uzun saçlıdan benim de çay içmişliğim var ;))

nilgün aydın dedi ki...

Pek keyifli ve iştah açıcı bir blogunuz var. Sizi HAFTANIN BLOGU SEÇEN İstanbul hanımefendisi sayesinde tanıdım. ve takibe aldım sizi. Benim de dikiş ve moda blogum var...

www.nilgunozenaydin.com

Demirkadın demir dedi ki...

merhaba ben de İstanbul Hanımefendisinden geliyorum:) ne kadar ilginç bir blogunuz var bilgi hazinesi maşallah. emeğinize sağlık. bol bol gelirim görüşmek üzere.

anne güncesi dedi ki...

Sakarcayı çok seviyorum...offf memleketimi özledim. O kadar canım çekti ki annem kargoyla yolladı geçen hafta...balıklar..ahhh hepsi taze...

Koral Kahraman dedi ki...

Balıklar şahane gece gece canım çekti valla :)



Masrafsız Kredi

Gezelimbilelim dedi ki...

Gercekten cok basarili bir yazi olmus, ilgiyle takip ediyorum sizleri. Eger vaktiniz olursa benim gezi notlarima da bakar misiniz? Sizin yorumlariniz benim icin onemli http://www.gezelimbilelim.com

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World