17 Mart 2016 Perşembe

Urla - 1.Bölüm

Lezzet odaklı haftasonu kaçamaklarımız adresi bu sefer İzmir’in cennet köşesi olan Urla. 1 ay içinde 2 kez gittiğimiz Urla’nın altını üstüne getirdik. Katmer, balık, deniz ürünleri, Ege otları , paça, döner, kokoreç ne bulduysak itinayla mideye indirdik. Bir biraya 30 TL verilen sosyetik Çeşme plajlarından ziyade, gözlerden uzak olup lezzet turu yapmak istiyorsanız Urla biçilmiş kaftan. Zira Urla kendini yakından tanımak isteyenleri nazik imbat rüzgarı eşliğinde topraktan fışkıran otları ve denizden çıkan gerçek deniz balıkları ile karşılıyor.

İzmir’in en önemli lezzet durakları olan Tire ile Urla’yı 7 sene önce yazmıştım, bu sefer Urla’yı en ince ayrıntısına kadar keşfettik. O yüzden sindire sindire 4 bölüm yazacağım. Lakin, bu yazıyı lütfen aç karnına okumayın, ağır tahrik ihtiva etmektedir. Monitörü yalarsanız, I-Padı ısırırsanız sorumluluk almam ona göre.


07.12.2013 Urla
Urla lezzet turunda ilk gün ekip çok temiz! Ben, Aşkın Baba ve İzmir’li iyi yiyici dostum Kutlu. +100 kilo olan 3 kişi yaptığımız bu lezet turu beklenilenin aksine son derece temiz, aşırıya kaçmadan ve en önemlisi sonuç odaklı oldu. Biz Aşkın babayla bir gün evvelden İstanbul’dan gelmiştik, sabah kalkar kalkmaz kahvaltı bile etmeden Kutlu’yu da alıp saat 8’de Urla Limana vardık.



2009 Urla lezzet turunda katmeri, Lale Katmercisinde yemiştik, bu sefer İskele’de Ünal Kardeşler’i http://www.urlakatmeri.com/ denedik. Normalde burası için haftasonları çok kalabalık olduğundan “kalitesi düştü” filan diye yorumlar okumuştum, ama biz gittiğimizde henüz çok fazla müşteri yoktu. Çibörek ve kahvaltı da var ama buranın olayı katmer!

Fazla kalabalık olmamasının avantajıyla daldım mutfağa, olay yerinde incelemelere başladık. Ocağın başında Fatih Usta ve Sadullah Usta var.


Katmerler önce oklavayla bir miktar açılıp daha sonra havada elle çevirmek suretiyle incecik açılıyor. Meraklısı bilir, Antepte de katmer hamuru böyle açılır.


Açılan hamur, düzenli bir şekilde sacın üzerine yerleştiriliyor. Hamurun incecik olması için her türlü çaba sarfediliyor.



Hamurun üzerine daha sonra isteğe göre tulum loru, kıyma ve maydanoz konup ayrıca yumurta da kırılıyor. Biz 3 kişi sırf tadına bakmak için bir tane peynirli, bir tane de kıymalı peynirli karışık söyledik.


Lor peyniri ve yumurta bulamacı tahta bir mala ile iyice birbirine karıştırıldıktan sonra önceden kavrulmuş olan kıyma ilave ediliyor.


Kıyma harcının içine domates konmazmış, yoksa sulu olur, hamuru patlatırmış. Ama iç harç çok kuru olmasın diye de yumurta kırılması makulmüş.


Zarf gibi katlanan katmer artık pişmeye hazır. Hamur o kadar güzel parlıyor ki “Gel beni ye” diye ciyak ciyak bağırıyor.


Alttan alevi verip sacı ısıttıktan sonra kepçeyle biraz çiçek yağı ekleniyor.


Ve seremoni işte burada başlıyor. Sacın üzerinde pişen katmerimizin sadece bir yeri kızarıp diğer tarafları mahsun kalmasın diye devamlı çevrile çevrile kızartılıyor.


Her ne kadar katmer yağda kızartılıyor olsa da, yağ az ve çok kızgın olduğu için hamur yağ çekmiyor. Burada ustalık yağın sıcaklığını doğru ayarlamakmış. Eğer çok sıcak olursa incecik hamur hemen yanarmış, eğer yeteri kadar sıcak olmazsa da hamur yağ çekermiş. İki ucu boklu değnek yani.


Her iki tarafı pişen katmerler ocaktan alındıktan sonra mutfakta kesiliyor.


Yanlız katmer boyutlarına dikkat, Antep katmerinin 3 misli büyüklükte, neredeyse ufak bir seccade kadar.


İşte Urla’ya sabahın köründe gelmemizin sebebi budur. Çarşaf gibi denizin kenarında taze taze pişen Urla katmeri ile kahvaltı etmek. Yıllarca Antep’te sabah kahvaltıda fıstıklı kaymaklı Antep usulü katmer yedim, ama deniz kenarında yenen katmer bir başka güzel oluyormuş.


İçindeki peyniriyle, yumurtasıyla ve kıymasıyla gerçek bir Urla lezzeti. Sabah sabah güne zinde başlamanız için birebir. Kıymalı peynirliye zaten laf yok ama, kıymasız isterseniz bol yumurta attırın, yoksa biraz zayıf gelebilir. Biz 3 yumurta kırdırttık, beklentileri fazlasıyla karşıladı.


Ünal kardeşlerde sadece katmer yok, çibörek veya normal kahvaltı da var, ama bugün maraton koşacağımız için sadece katmerini yedik, çok da memnun kaldık.

Urla’da kahvaltı edecek mekan sadece Ünal kardeşler değil. Katmer değil de normal kahvaltı isterseniz, yine deniz kenarında ahşap masalarda ve sandalyelerde huzuru bulabileceğiniz yerler bol bol var.


Öğlene doğru limandaki balık lokantalarında hareket başlıyor. Levrek, çupra fiks balıklar, ayrıca dil ve fangri de var. Deniz kabuklularından karides, ve midye göze çarpıyor.


Bu midye olayını seviyorum arkadaş. Egede, Akdenizde, Marmara denizinde olmasına rağmen, pek fazla yenmiyor. Nedense midye kültürü bizde fazla gelişmemiş.

Hemen yan tarafdaki balıkçının vitrin daha zengindi. Yerli uskumru ve lüfer bol bol var. Sanırım lüfer bizim denizlerimizdeki en güzel balık. Uskumruyu da yabana atmamak gerekir. Eskiden o kadar boldu ki balık ekmekçiler yerli uskumru kullanırlardı, artık onlar da Norveç palamutu kullanmaya başladılar.


Ama limandaki balıkçılar anlamsız derecede pahalı. Neredeyse İstanbul fiyatları var. O yüzden biz önce merkeze dönüp kuzu etli, Ege otlarıyla hafif bir öğlen yemeği yiyip, sonra da Balıklıova mevkiindeki balıkçılarda akşamüstü rakılaması yaptık.

Vitrinlerdeki balıklara bakıp biraz acıktıktan sonra soluğu Urla Merkez lokantasında (Kemalpaşa Caddesi No: 3) aldık. 2009 Urla yazısında burayı yazmıştım. Sadece Urlanın değil, İzmir’in ve hatta Türkiyenin sayılı esnaf lokantalarından biri. 1934’ten beri değişmeyen lezzetleri burada bulabilirsiniz.


Türkiye’de lezzetin merkezi diyince akla hemen Antep gelir Hatay gelir. Ama Egenin otlarını yabana atmamak gerekir. Camekandan arapsaçı, rezene, şevketibostan gibi otlarla yapılan yemekleri seçip ister sade, ister üzerine kuzu eti ilave ettirerek sipariş edebilirsiniz.


Samsunda yediğimiz, bol tereyağlı kavurmalı pidelerin aksine, son derece karaciğer dostu, kalp dostu yemeklerden bahsediyorum ağalar. 2 porsiyon 3 porsiyon hatta 5 porsiyonu bile rahatlıkla yuvarlayabileceğiniz yemekler. Patron Sezai Bey her daim dükkanın başında. Adem usta ise mutfaktan sorumlu.


Ortaya 3 çeşit ot söyleyip, keyfimize baktık. Kuzu etli ilaveli arapsaçı ile keyfe başladık, çok lezzetli. Tadını sonradan hatırladım, eskiden Aliağa’da yaşarken annem buna yumurta kırarak kavururdu.


Hiç mideyi yormuyor, normalde içinde et yok, ama sırf doymayız diye 3 parça attırdık. Olmasaymış da olurmuş. Arapsaçı kendine has lezzeti olan bir ot, bulursanız kaçırmayın.


İkinci yemeğimiz ise şevketi bostan. Şevket kral demek, yani bostanın kralı. Damakta kaymak gibi eriyip gidiyor.


Nasıl olsa sebze yiyoruz diye hiç acımadık, karaciğer dostu şevketibostanın dibini sıyırırcasına yedik.


Rezene diye bir sebze varmış ve hatta bunun sulu yemeği yapılırmış. Rezene, zambakgillerden kök bitkiymiş. Sapları ve yaprakları ile birlikte yemeğe konuyormuş, mutlaka önceden haşlanması lazımmış. Sanırım hayatta çok şeyler kaçırmışım.


Anasona benzer kokusu vardı, yapraklarından geliyormuş ama esas yenen yeri kökü. Kereviz gibi kökü yeniyormuş. Valla annem evde yapsa hayatta yemem ama Urla lezzet turu olunca afiyetle mideye indirdik.


Rezeneyi biraz merak edince, Adem Ustaya rica ettik, mutfaktan bir tane rezene getirdi. Kerevize benziyor ama pazarda görsem hangisi kereviz hangizi rezene ayırt edemem herhalde. Türkiye’nin lezzet diyarı olan Antep’e Hatay’a Ege taraflarından sevgiler.


Merkez lokantasında hiç tatlı bile yemeden sadece 3 çeşit ot yemeği ile zevkten 4 köşe olduk. Hem Sezai Bey’le hem de Adem Ustayla hoş sohbet muhabbet eşliğinde çok keyifli bir ot tadımı yaptık. Fiyatlar çok makul, İstanbul’da lüks bir pastanede poğaça fiyatına mis gibi yemek yiyorsunuz. 100 kilonun üstünde 3 kişi, lokantaya oturup 3 tane sebze yemeği yiyip fotoğraf çekmemiz komik oldu ama lezzet turu bunu icap ettirir.

Çayımızı içip hesabı ödedik, dışarı çıkar çıkmaz yoğun bir ekmek kokusu sardı. Nereden geliyor bu koku derken Eltimurlar Unlu Mamülleri’nde bulduk kendimizi.


Tatlı maya ekmeği yapılmış dilim dilim tepsilere diziliyordu. Ayrıca gevrek, boyoz, galeta, pastiç ve nohut ekmeği gibi Egeye has unlu mamüller de varmış ama mahalleye yayılan ekmek kokusu peksimetlerden geliyormuş.


Ekmekler ayvalık tost ekmeği gibi kocaman, ama tek bir farkı var tatlı. Evet ekmek bildiğiniz poğaça gibi tatlı. Lakin bu şekilde satılmıyor, dilim dilim kesilip fırınlandıktan sonra peksimet olarak satılıyormuş. Selanik’te de peksimet yapan yerler görmüştük, Egenin diğer yakasında da yapıldığına ilk defa şahit oldum.


Urla’nın gerçek köylü pazarı pazar günleri iskeleye yakın yerde kuruluyormuş, Cumartesi ise merkezde kadın üretici pazarı var. Esas büyük Pazar kadar olmasa da bol bol ot görebilirsiniz.


Bu sağdaki radika, soldaki ise çoban düdüğüymüş. Nasıl yapılır, nasıl pişirilir geyiği yapmak serbest.


Tezgahlarda radika, arapsaçı, ebegümeci, ısırganotu, labada, turpotu, gelincik otlarınının karışımından bir yığın ile karşılaşıyoruz.


Beğendik Abi diyince Urla’da akan sular durur. Geçen Urla’ya gelişimizde burada yiyememiş içimde kalmıştı.

Handan Hanımın eşi mandıracıymış. 4 masalı bir lokantadan işi büyütmüşler, koca bir işletme olmuşlar. Dolmaya kadar bütün yemekler odun ateşinde taş fırında pişiyormuş. Ama biz zaten öğlen yemeğini yiyip, üstüne balık yemeyi kafaya koymuştuk, o yüzden sırf kapıdan uğrayıp ne var ne yok diye bakındık.

Daha sonra şöminenin kenarına 3 kişi kurulup kahve siparişi siparişi verince tabii komik bir durum oldu. En az 8 kişilik yemek yeme kapasitesindeki bu 3 azmana, kahvenin yanında ikram olarak kadayıflı muhallebi getirdiler.


Aslında tam tersi olur, yemek yersin kahve ikram gelir ama kahve kuru kuru gitmez diye tadına bak dediler. Beğendik mi beğendik. Ama ikinciyi sipariş etmedik, yarına tekrar gelelim, doğru dürüst Beğendik Abi ziyafeti çekelim diye bahanemiz olsun dedik.

Handan Hanımın oğlu Hikmet, takdir edersiniz yemeğe çok düşkün. Arı gibi çalışıyor. Löplöpçüleri o da sosyal medyadan takip ediyormuş, “yarın söz tekrar geleceğiz teker teker bütün yemeklerin tadına bakacağız” diyerek ayrıldık.

Akşamüstü olunca, Urla merkezin 20 km ilerisindeki Balıklıova Köyüne gittik. Burası pek turistik bir yer değil bildiğin köy. Ama denizinin üstünde iskeleye atılan masalarda rakı içip balık yiyebileceğiniz yanyana 2-3 lokanta var.

Kutlu’nun tavsiyesi ile Özal’ın Yeri’ne oturduk, fava, roka salatası, kalamar ve kızartma söyledik. İkram olarak zeytinyağında enginar sapı geldi. Enginar sapından da meze olur mu demeyin, bal gibi olurmuş. Zira Urla Türkiye’nin enginar deposu.


Ege’de balık lokantalarında salata isterseniz, “göbek mi çoban mı?” diye sormazlar, kafadan roka salatası gelir. Burada rokanın içine lezzet versin diye birazcık da rezene yaprağı koymuşlar pek bir yakışmıştı.


Deniz kenarında öğleden sonra kararında içilen rakının keyfi apayrı.


Artık son zamanlarda gittiğim lokantalarda ekmeklerin de fotoğrafını çekip, hangi lokantanın nasıl ekmek verdiğini yazıyorum. Beyaz undan yapılan somun ekmek getirenleri kınıyorum, hatta dünden kalan ekmekleri ısıtıp getirenleri ise burada ifşa ediyorum. Özal’ın Yeri’nde tam buğday unundan ekşi mayalı nefis bir ekmek geldi. Tam zeytin yağına banıp banıp yemelik.


Aralık ayında balığın en bol olduğu zaman. Barbunlar tazecik, daha bugün ağdan çıkmışlar. Tadımlık iki porsiyon ortaya söyledik, tez zamanda bitti meret. Çok güzel pişirdiklerini söyleyemeyeceğim ama balık çok taze ve çok lezzetliydi.


Balık lokantalarında balık siparişi vermeden önce malları görmek adettendir. Yıllar sonra bacaklı Ege kalamarı görünce hemen yapıştırdık siparişi. Ufacık kalamarlar o kadar canlı görünüyordu ki anlatamam.


Patrona bol bacaklı olsun diye özellikle tembih ettik, saolsun sırf bacak yapmış. Endonezyadan veya İspanyadan gelen halka kalamardan asla alamıyacağınız lezzeti barındırıyor bu arkadaş. Adeta bir başyapıt. Kutlu kalamarları sevdi okşadı, ön sevişme sonrası hepimiz bir anda yumulduk.


Bu güzel yemeği elbette helva ile noktaladık. İster fakir ol, ister fukara her balıktan sonra çak bir helva.


Özal’ın Yeri namı diğer Çınar Balık Restoran tipik bir aile işletmesi. Çok fazla bir servis beklemeyin. Mezeler ve balık çeşitleri de çok zengin değil, ama olanların hepsi çok taze. Televizyonun altında Türk bayrağı olan, 70 yaşındaki amcaların gömlek kravat rakı içmeye geldiği, denizin üzerinde huşu içerisinde kendinizden geçebileceğiniz bir yer.


Balıklıova’ya gelmişken Kumru Unlu Mamüllerinden un kurabiyesi almayı ihmal etmeyin. İsterseniz mısırlı, çavdarlı, köy ekmeği de alabilirsiniz.


Biz yemekten daha henüz kalktığımız ve İzmir yolcusu olduğumuz için, yolluk olarak 1 kilo paketlettirdik. Olur ya lastik patlar, yolda kalırız, aç kalmayalım diye. Daha virajı dönüp otobana çıkmadan yolluk diye aldığımız ılık ılık kurabiyeler Urla çıkışında bitti.


Urla’nın şehir merkezi denizden uzak ama gizli saklı bir çok yöresel lezzet bulabileceğiniz yer var. Merkezden biraz uzaklaşınca hem Balıklıova tarafında hem de Özbek tarafında deniz kenarında onlarca güzel yer var. Teker teker hepsini keşfetmek lazım. İkinci bölümde ağırlıklı olarak Beğendik Abi’den bahsedeceğim, yazı hemen geliyor.





2 yorum:

eliza bennet dedi ki...

Ellerinize sağlık. Bütün bloğu haftalar içine yayarak okudum. Devamını hevesle bekliyorum.

Ayrıca naçizane bir istek post rica ediyorum Langkawi için (orasımı Perinthian adaları mı
kararsızım biraz) Müsait olursanız tabii.

kaan dedi ki...

süper Semih, eline sağlık. Ama biz egeliler o mantara kanlıca mantarı değil, çıntar diyoruz :)

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World