12 Eylül 2016 Pazartesi

Bafa - Bodrum turu - Bafa 1.Bölüm


İstanbul’da yaşadığım süre boyunca en sevdiğim şey haftasonları İstanbul’dan kaçmak olmuştu. Ucuz havayollarının promosyonları başlar başlamaz neredeyse bütün haftasonları bir yerlere kaçardık. Hele Özenç’in doğum için 2 ay olmadığı hafta sonlarının her birini itinayla değerlendirmiş, 6 haftalık efsane New York, Urla, Samsun, Tel Aviv, Urla, Dalaman, Bafa-Bodrum serisini yapmıştım.

Nereye gitmek önemli değil, nereye ucuz bilet bulduğumuz önemli. Bodrum’a ucuz bilet bulmak pek kolay değil, ama İzmir’e bilet bulmak çocuk oyuncağı. Oradan da bir araba kiraladın mı ver elini Bodrum. Turistlerin olmadığı, sessiz sakin bir hayatın sürdüğü kış aylarında Bodrum’u görmeniz lazım. Balıklar, kalamarlar, ahtapotlar sizi bekliyor. Bir de yol üzerinde Bafa Gölü var ki tam bir gizli cennet. Bafa’nın arka taraflarında neler neler olduğunu bir bilseniz.


10.01.2014 Cuma
Tüm hafta boyunca Ankara’da geçen yoğun toplantılardan sonra sonra, akşamüstü İstanbul’a değil, İzmir’e döndüm. Aşkın Baba da yaklaşık aynı saatte Adnan Menderes Havalimanına indi ve Central Rent a Car’dan aracımızı kiraladık. Kış fiyatları için pazarlık etmeyi unutmayın. İstikamet aslında Bodrum ama hazır bir yere yetişme derdimiz yokken, Bafa Gölüne has yöresel balık olan Yılan Balığını deneme fırsatı çıkınca kırdık direksiyonu Bafa’ya.

Bodrum’a giderken yıllarca sadece çöpşiş veya patlıcanlı gözleme yemek için durduğum Bafa’da, bu sefer gölün arkasını dolanıp Kapıkırı Köyüne gittik. Bafa gölünü geçip Bafa merkeze girerken sola Kapıkırı Köyüne doğru saptık. Arabayı pansiyonun önüne park ederken bahçede odun ateşinde yemek pişiren teyzeyi görür görmez bütün yorgunluğumuz anında mutluluğa dönüştü.


Kolay gelsin teyzecim diyerekten resepsiyona gitmeden önce teyzemle selamlaştık. Tam köylü usulu yağda et kızartmış, sırada da tavuklar varmış.


Tavukları una bulamak filan yok, ortadan ikiye kesilen tavukları kızgın yağın içine bütün bütün atıp kızartılıyordu. Daha önce pek alışık olmadığım görmediğim bilmediğim bir pişirme sistemi.


Bir elde çantalar bir elde fotoğraf makinası gecenin bir vakti teyzemle hoş sohbet yarım saat muhabbet ettik. Bir yandan da etler pişmiş mi kontrol ettik.

Kapıkırı Köyünde bir çok pansiyon var. Çok fazla lüks aramayın, ucuz ve temiz yerler. Sırf restoranı kuvvetli olduğu için Pelikan Pansiyon’da kaldık. Eşyaları bırakır bırakmaz soluğu restoranda aldık.

Bafa Gölünde yılan balığı yenir dediler geldik. Seneler önce de bir kere Kapıkırı tarafına gelip yılan balığı olmadığı için yiyememiştik. Bu sefer önceden telefon edip organizasyonu yaptım. İsterseniz gölden çıkan levrek, çupra, kefal filan da varmış ama bizim olayımız yöresel lezzetler.


Yılan balığı Bafa gölünün en eski balığıymış. Takoz kesilip şişe diziliyor, daha sonra da odun ateşinde pişiyormuş. “İyi yerim!” diyen her ölümlünün mutlaka denemesi gereken yılan balığı aslında Bafalıların en çok yediği balıkmış.

Türkiye’de sayıları giderek azalan ve yılda yaklaşık 400 ton civarında avlanabildiği tahmin edilen yılan balıklarının yaşam hikayesi oldukça ilginç. Yusuf Abi bir yandan balıkları hazırlarken bir yandan da bizleri bilgilendirdi. Göldeki balıklar Büyük Menderes nehri vasıtasıyla önce Ege denizine sonra da Atlatik Okyanusunu aşarak Meksika’nın Saragossa Körfezine gidermiş. Peki neden? Üremek için. Meğer dünyadaki tüm yılan balıkları üremek için Meksika’ya gidermiş. Yahu daha biz gidemedik Meksika’ya yılan balıkları mesken edinmiş.


Hem yağlı olması hem de tipi yılana benzediği için genelde ya Bafalılar ya da yabancı müşteriler tercih edermiş. Bizim gibi löplöpçüler haricinde yılan balığı yemeye giden Türk misafir pek fazla yokmuş.


Balıklar pişerken önce mezeler ve salatalar geldi. Aşkın babaya çoban salata, bana da havuç salatası. Bir tane de ortaya ot geldi ama ne olduğunu hatırlayamıyorum.


Köylüler bu ot işinden anlıyorlar. Üstüne basıp geçtiğiniz otlardan sarımsak, soğan ilavesiyle öyle mezeler yapıyorlar ki. Şifa niyetine götürdük.


Ekmek olarak masaya en sevmediğimiz beyaz undan yapılmış dilimlenmiş somon ekmek ve nispeten daha iyi görülen bazlama geldi. Bazlamayı kendileri yapıyorlarmış.


Yörenin zeytinyağı çok iyi olduğu için, mezelerden sonra zeytinyağına ekmek bandık. Köyün kendi üretimi olduğu için, plastik şişeye doldurup 2-3 litre almanızı tavsiye ederim. Cam şişede satılan markalı yağlardan çok daha ucuz ve güzel olduğuna emin olabilirsiniz.


Neyse biz balığımıza dönelim. 15-20 yıl yaşayan yılan balığının oldukça yağlı bir balık olduğunu söyleyebilirim. Bu yüzden ihraç edilen balıkların bir çoğunu Avrupada füme yapıyorlarmış. Eğer ızgarada yapılacaksa da uzun süre iyice pişirmek lazımmış, zira fazla yağlı olduğu için 3-4 tane yedikten sonra rahatsız edebilirmiş.


Soğanı severim, mangalda pişen soğanı daha çok severim. Ama sıcaklığını iyi ayarlamak lazım. İçindeki asidik yapısından dolayı ısıyı iyi ayarlarsan sararıp karamelize olup şeker gibi bir şey oluyor. Ama ısıyı ayarlayamazsan ya dışı yanıyor, ya da içi hala çiğ kalabiliyor.


Sadede gelelim, yılan balığı bildiğimiz palamut gibi takoz kesiliyor. Sanılanın aksine palamut gibi siyah etli değil, levrek gibi bembeyaz bir eti var. Kesilirken bunun yılan balığı olduğunu görmeseniz çok rahat gideri var ama biz Türklerin değişik lezzetlere açık olmadığı, kaçınılmaz bir gerçek. Ama damağınızı olağanüstü bir lezzetle tanıştırmak istiyorsanız, yılan balığını midenize afiyetle indirebilirsiniz.


Dilimlenmiş yılan balığının alt tarafları çok yağlı. Somon yerken bile buraları pek yemeyi tercih etmiyorum, hele yılan balığında hiç tavsiye etmem. Kuzunun kuyruk yağı gibi değil, 2. Dilimden sonra çok ağır gelebilir, yerken hoş güzel de ağırlığını sonradan hissettiriyor. Alt tarafındaki yağlı kısmı temizlerseniz yemesi güzel beyaz etli cillop gibi balık. Ama zart diye komple atarsanız yağlı gelir.

Tahmin edersiniz bizim ilk 2 parça zart diye komple gitti. Sonraki 2 parçanın yağını ayıklayıp da yedik. Ondan sonrakiler rakıyla beraber yavaş yavaş sindire sindire. 7-8 derken tıkandık rakının etkisiyle zaten muhallebi gibi olduk.


Bazı anlar vardır hayatta, zihninize, kalbinize, ruhunuza aynı anda kazırsanız bir daha unutamazsınız. O akşam; gölün üzerinde dingin günbatımı, sahile demirlemiş teknelerin dalgalarla usul usul sallanışı, akşam güneşinde mayışmış kediler, zeytin ağaçları arasından göz kırpan bir cennet görüntüsü de böyle kazındı benim yüreğime.


11.01.2014 Cumartesi
Günaydın ey lezzet düşkünleri Bafa’dan selamlar sevgiler! Çok uzun zamandır horoz sesiyle uyanmamıştım. Burada harbi harbi horoz sesiyle uyanıyorsunuz. Yıllardır alarmı çalan saat ile uyanıp kalkıp işe gitmek gibi bir alışkanlığımız var. Sırf bu alışkanlıklardan bir nebze olsun uzaklaşabilmek için medeniyetten uzak, huzura yakın yerlerde olmak lazım.

Bahçeye çıktık baktık, köyün kadınları erkenden kalkıp toplanmış hummalı bir şekilde yemek pişiriyorlar. Teyzem ne zaman kalktınız, ne zaman kahvaltı ettiniz de ne zaman odunu yaktınız verdiniz coşkuyu. Meğer köyde Zühra Teyze hakkın rahmetine kavuşmuş, bugün de 40. günüymüş. Allah rahmet eylesin. Lokması odun ateşinde dökülüyor dediler bize ama en az 5 tane kazan pişiyor.


Köyde buna benzer odun ateşinde koca koca tencerelerde pişen yemeği en son löplöpçü kankam Ayhan ile Meryem’in düğününde Aydın’ın bir köyünde yemiştik. Odun ateşinde köylü teyzelerin pişirdiği yemek gerçekten sabahın köründe bile çok güzel görünüyordu.


Dün yağda kızartılan etler bugün ise sebzelerle birlikte karıştırılmış tencerelerde tekrar pişiriliyordu. Teyzemin elinde bir tane tahta kaşık, sırayla yemekleri aynı kaşıkla karıştırıyor. Hijyen filan yok, aynı tahta kaşık tüm yemeklerde kullanılıyor. Aman yanlış anlaşılmasın biz hijyenci değiliz, lezzetçiyiz.


Etler düne göre göre çok daha güzel görünüyordu. Daha henüz kahvaltı bile yapmadığımızdan dolayı içimizden bir tadına bakmak geliyor ama cenaze dolayısıyla şebeklik yapıp eti kapacak pek öyle keyifli bir durum yok. Saat 11:00’den sonra başlayacakmış yemek.


Kahvaltıyı beklerken balkona çıkıp manzaranın keyfini çıkarttık. Dışarıda hafiften serin bir hava var, ama ortam o kadar güzel sessiz sakin ki göldeki kuşların seslerini bile duyabiliyoruz. Yeşilin ve mavinin buluştuğu bu noktada dibine kadar mutluluk hormonlarını depoladık.


Şöminenin yanında ki en kral masayı bizim için kurmuşlar. Klasik Anadolu kahvaltısı, zeytin peynir, bal, domates, salatalık ve yumurta. Öyle köy kahvaltısı yazıp da nutella getirenlerden değil.


Masada en az 4 çeşit peynir var. Elbette sigara böreği olmazsa olmazlardan.


Sahanda yumurtayı yaparlarken hatırı sayılır parça tereyağı koymuşlar. Bence en doğrusu. Zaten kırk yılda bir köy kahvaltısı yapıyoruz, onda da hakkını vermek lazım. Yoksa sahanda yumurta pek bir şeye benzemeyebilir.


Ekmek taze değil ama şöminenin üzerindeki ızgarada biraz ısıtınca gayet güzel oldu. Köy ortamında olduğumuz için taze ekmeğin eksikliğini göz yumabiliriz, buna da şükür.


Yunan Adalarına gide gele, artık peynirin üzerine zeytinyağı ve kekik koymayı alışkanlık haline getirdik. Yağından peynirine burada herşey köyde üretildiği için çok keyif aldık.


Köy ekmeği köy yumurtası ve göl manzarası ile güne müthiş bir başlangıç yaptık. Bu ortamda bulunup da mutlu olmayacak bir insan tanımıyorum. Emin olun 5 yıldızlı restoranlardan çok daha keyif verici bir ortam.

Yumurtaları bitirip, ikinci çayları yuvarladıktan sonra zuladan sucuklar çıktı. Normalde işlenmiş gıdaları pek tüketmiyoruz ama bazen dozunda serserilik yapmak lazım. Sucuğun kendisinden ziyade şöminenin üzerinde pişirme olayı bize daha fazla keyif veriyor. Alışık olmadığımız bu durumda istemez mutluluk duyuyoruz.


Dün akşam yılan balığı pişirdiğimiz ızgarada bu sefer köy sucuğu pişiriyoruz. Hafif yağlı meret o kadar güzel kokuyor ki, boncuk boncuk yağları damladığı zaman etrafa oda parfümü gibi güzel kokular yayılıyor.


Kahvaltı sonrası kokular bizi tekrar bahçeye götürdü. Bu sefer yemek hazırlama faslı bitmiş, gerçekten lokma dökme aşamasına gelmişler. İmece usulü kadınlar seri üretime geçmişlerdi. 2 kişi lokmalara şekil verip kızgın yağın içine atıyor, 2 kişi de karıştırıp yağdan alıyordu. Tabi fırsat bu fırsattır deyip, -inceliklerini öğrenelim ayağına- kedi gibi çöktük yanlarına.


Kahvaltı sonrası 2 halka atıp göl kenarına doğru yürüdük. Sezon gelince burada çok ciddi turlar oluyormuş. Ama hava serin olduğu için bizden başka kimsecikler yoktu.


Avdan dönen balıkçılarla muhabbet ettik, pek keyifleri yoktu. Aşırı kirlenmeden dolayı balık azmış. Kefal bolca çıkıyormuş ama levrek azalmış. Genel olarak yılanbalığı esas geçim kaynağıymış.


Heraklia antik kenti milattan önce 4. yüzyılda büyük bir liman kentiymiş, ama Büyük Menderes Nehrinin getirdiği alüvyonlarla denizle bağlantısı kesilmiş ve göl olmuş. Yöre bir zamanlar çok zengin ve hareketliyken sonra terk edilmiş.

Bot turu, manastır gezisi, Heraklia Antik Şehir gezisi gibi aktiviteler de varmış. Yani demem odur ki Bafa Gölü ve Kapıkırı Köyü sadece 1 gece kalmalık yer değil. En az 2-3 gece kalıp huzur içinde zaman geçirmeyi hak eden, özellikle doğa ve kuş fotoğrafçıları için çok özel bir yer.


Bafa Gölü ayrıca çok fazla çeşit kuş barındırıyormuş. Uzun boyları ve turuncuya kaçan renklerinden dolayı flamingolar hemen dikkatinizi çekecektir. Ayrıca batağan, karabatak, tepeli pelikan, boz ördek, mahmuzlu kızkuşu bulunuyormuş. Hatta şanslıysanız ak kuyruklu kartal bile görülüyormuş. Doğa yürüyüşleri, foto safari, resim, manzara izleme, olta balıkçılığı ve kampçılık için ideal bir yer.

1 saat sonra pansiyona döndüğümüzde keşkek faslına geçilmişti. Biraz kuvvet isteyen ve zahmetli bir hazırlama süreci olduğu için, kazanın başına bu sefer erkekler geçmişti.


Pilav kazanında ise harikalar yaratılıyor. Koca bir kazanda pişen tavuk suyu ile 2 kalıp tereyağı karıştırıldıktan sonra, özenle ayıklanıp seçilen ve suda bekletilen pirinçler ilave edildi. Et ve kemiklerin kaynatılmasıyla elde edilen et suyu lezzet ve kıvam artırıcı bir unsur olarak başta pilav olmak üzere çok çeşitli yemeklerin gözdesidir. Pilavda hazır bülyon kullanan bizden değildir.


Tavuk suyundan mıdır tereyağından mıdır bilmem o kadar güzel kokuyor ki, bütün yemekleri bırakıp sadece pilav bile yiyebilirsiniz. Halis tavuk suyu ile yapılan, odun ateşinde pişen bir pilavın sizce kötü olma şansı nedir? İnsanın kedi gibi kafayı tencereye sokup yiyesi geliyor.


Türk yemekleri içinde dolma olmazsa olmazdır. Kömür ateşinde yavaş yavaş pişen bir dolma yediniz mi hiç daha önce? İstanbul’da en kral lokantaya gidin bu lezzeti yakalayamazsınız. Sevdiğiniz insanlara pişirdiğiniz yemeğin tadı başka olur, formalite icabı pişenin tadı başka. Kullanılan malzemeler ticari amaç gütmeden kullanıldığı için, kadınlar kendilerine yaptıkları için anne yemeği gibi olmuştu. Odun ateşi işin içine girince kesin anne yemeğinden de lezzetlidir. Kaçınızın annesi odun ateşinde pişiriyor ki? Beypazarı gezisinde bir oturuşta  32 tane yediğim dolmalar geldi aklıma.


Bafa gölünün kenarından yıllardır gelip geçeriz, hep arka tarafı dolanıp yılan balığı yemek bir uhde olarak kalmıştır içimde. Şansımıza bir geldik, ertesi gün köyde yemek ziyafeti var. manzaraya mı baksak, yemeklere mi dalsak bilemiyorum. Az porsiyon 5 çeşit yemeği tepsiye koyup verdiler, hiç aç olmamamıza rağmen, yıllar sonra yedimiz en lezzetli öğlen yemeğini bir çırpıda bitirdik.


Odun ateşinde güveç, dolma, pilav, keşkek ve topalak köfte, hepsi birbirinden güzel. Mis gibi kokan pilavın içinde nohutta varmış, ohh mis! İşin komik tarafı, lokanta işi olmadığı için patlayana kadar yemek serbest. “Yuh evladım doymadın mı? Neden 3. tabağı alıyorsun?” diyen yok, teyzeler kikir kikir gülüp Yarasın tosunuma der gibi bakıyorlar. Böyle bir olaya denk gelirseniz çekinmeyin, doya doya yiyin, bir daha böylesine lezzetlisini zor bulursunuz.


Et yemeğine güveç demişlerdi ama pek güveçle alakası yok. Dana etini kuşbaşı kesip, yağda kızartmışlar sonra da sebzelerle birlikte tencerede uzun süre pişirmişler. Yemeğin kendisi çok lezzetliydi ama etler çok sertti.


Dolmalar enfes, 10 numara 5 yıldız. Löplöp gidiyor. Dolduranın, pişirenin emeği geçen herkesin ellerine sağlık. Yemek mideye gider ama algı ve takdir kalbe gider.


Antep’de analı kızlı diye bir yemek vardır bilir misiniz? Ona benzettim ama bu yemekte anası yok, sadece kızlar var. Etsiz olmasına rağmen lezzet yerindeydi. Burada topalak köfte diye geçiyormuş.


Keşkek Aydın bölgesinin olmazsa olmazı. Tavuk ve dana etini buğday ile birlikte döve döve macun kıvamına getirmişler, üstüne de tereyağı eklenmiş. Kesinlikle Türkiye’de çok daha fazla bilinmesi gereken, lokantaların menülerinde olmayı hakeden bir lezzet. Ama malesef Türkiye’nin batısında bilinirken, doğusunda pek bilinmez.


Yemişim 5* otellerin restoranlarını. Biz eski usullerde pişmiş yöresel yemekleri seviyoruz. Yaratıcılıklara açık olmak lazım tamam ama gelenekleri de korumak lazım. Eğer siz ucuza maledeyim diye eski geleneklerinizden vazgeçerseniz, sunni malzemeler kullanırsanız mutfak kültürünüze katkı değil, ihanet etmiş olursunuz.

Hesabı ödeyip arabaya yerleşmeden önce teyzelere başsağlıyı dileyip, ellerinize sağlık dedik. Onlar da bizi iki gündür oğulları gibi sevdiler bağrına bastılar. Cenaze değil de düğün olsa böbek bile atardık bu teyzelerle, o derece sıcak kanlı sevecen insanlar. Arabaya bindik el sallıyoruz, peşimizden koşa koşa gelip yolluk olarak 1 kap dolma verdiler.


Yumuşak esen rüzgarıyla, havası eski antik kentiyle, manzarası, güneşin batımıyla huzurlu bir ortamda yılan balığının tadına bakmak, sofrası ve sıcacık dostluklarıyla bu insanları tanımak gerekir. Yolunuz buralara düşerse ne yapıp edin Kapıkırı Köyüne uğrayın. Düşmezse de sırf burası için düşürmeye çalışın.
Bodrum bahanesi ile çıktığınız yolculukta, yolunuzun üstündeki lezzet duraklarında kendinize çeşitli ödüller verebilirsiniz. Örneğin göl kıyısındaki lokantada, manzaralı bir yemek yerken “işte hayat bu” diyeceğinizden şüpheniz olmasın. Bafa’ya akşam gelip ızgara yılan balığı ile lezzetli mezelerini yeyip içkinizi de içip pansiyonun odalarında kalmanızı, sabah da güzel köy kahvaltısını tatmanızı tavsiye ederim. Bizim kadar şanslıysanız belki köy yemeğine de denk gelebilirsiniz. Bal ve zeytinyağı almayı da ihmal etmeyin, hatta uzun yola gitmiyorsanız süt, yumurta ve tereyağı bile alabilirsiniz.


Bodrum yazısı ve 2. Bölüm az sonraaaaaaaaa

2 yorum:

Bakici dedi ki...

Bana gölü kıyısından geçerken hep bu yazıyı hatırlayacağım ve kesin ziyaret

Sinan Demir dedi ki...

Her yıl gecerim ama bir turlu nasip olmadi koyün ismini yeni ögrendim restorantın adini duymustum

Gittiğimiz ülkeler


Henüz 57 ülke (24.8%) oldu, daha gidilecek çok yer var
Create your own visited map of The World