22 Aralık 2017 Cuma

10 Yaşındayız – Afrikalı Löplöpçüler


Daha Instagram’ın esamesinin bile okunmadığı zamanlarda teeee 10 sene önce 14.12.2007 tarihinde www.loplopculer.com sayfasında ilk yazımızı yazmışız, bugün ise yıl olmuş 2017 ve hala ilk günkü formatta yazıyoruz. Dile kolay tam 10 yıl olmuş! Sanırım aktif olarak yazı yazan Türkiye’nin en eski bloglarından biriyiz. Sadece yemek ve seyahat üzerine de değil ha, memlekette halen yeni yazı üreten 10 yıllık blog acaba kaç tane vardır?


Takip edenler bilir, 2015 Ağustos ayından beri Namibya’da yaşıyoruz, 2 yıldır mümkün olduğunca hem Namibya’yı hem de civar ülkeleri gezmeye çalışıyoruz. 2016 yılında gittiğimiz onca Afrika ülkesine rağmen, 2017 yılında da hiç bıkıp usanmadan Afrika’yı gezmeye devam ettik, bir sene öncesinden yaptığımız tüm planları gerçekleştirdik.


Önce Namibya’da gittiğimiz yerler ile başlayalım, daha sonra sık sık kaçamak yaptığımız cennet vatan Güney Afrika ile devam edeceğiz, sonra da yıllık izinlerimizi kullandığımız Mozambik, Swaziland ve Madagaskar ile noktayı koyacağız. Afrika’da 2 çocukla buyrun bakalım 2017’de nereleri gezdik.

Namibya
Daha önce Kazakistan ve Malezya’da da yaşamıştık ama hiç biri Namibya kadar uzun sürmemişti. 2 yıldan fazladır Namibya’dayız artık kasapla, manavla filan kanka olduk, çocuklar düzenli olarak anaokuluma gidiyor, baya bir benimsedik burayı.


Keetmanshoop’a 70 km uzaklıkta şantiyenin lojmanlarında kalıyoruz. İmkanlar gayet güzel sabah, öğlen, akşam yemeği çıkan restoranımız var, çarşamba günleri pizza fırını, pazar günleri mangal yanar, yüzme havuzu, tenis sahası da cabası.


Şantiyeciler yemeyi içmeyi pek bir severler. İnşaatta belli bir hedefe ulaştığımızda da, instagram hesabımızda paylaştığımız kuzu çevirme partilerimiz eksik olmaz.


Bize en yakın deniz kenarı Lüderitz’e sık sık pazar günleri gideriz. Atlas okyanusunun o iyotlu kokusunu ciğerlerimize çekmek her zaman bünyemize iyi gelmiştir.


Tabii sadece kuş görmeye 3 saat direksiyon sallamıyoruz. Kasım – Mart ayları arası Namibya için böcek (crayfish) sezonu. Türkiye’de pahalı, burada ise pek ucuz olan deniz ürünlerini doya doya löpletiyoruz.


Swakopmund ise Atlantik kıyısındaki en büyük en gelişmiş şehir. Daha önce 3 kere gitmiştik, 4. kez bir daha gittik. Yapılacak o kadar çok aktivite var ki halen bitiremedik.


Kumulların üzerinden bayır aşşağı sallayıp kaymak, son zamanlarda yaptığım en adrenalin dolu etkinlikti. 67 km/h hıza ulaşarak grup içinde günün rekorunu kırdım.


Peki Namibya’da hiç mi hayvan görmedik bu sene? Sümme haşa! İlk defa açık alanda leopar görme şerefine eriştik, hatta gözgöze geldik.


Mariental yakınlarındaki Africa Safari Lodge’da büyük 5’linin son üyesi olan gergedanları izledik.


Çitalar malumunuz dünya üzerine en çok Namibya’da bulunuyor. Hemen her şehirde bulunan çitaları görmek mümkündür. Bazıları uysal olduğu için başını okyaşabilirsiniz, o da sizi zımpara gibi diliyle yalayacaktır.


Namibya’nın kuzeyindeki Erindi Game Reserve, her Namibya’ya gelenin kalmasını tavsiye edeceğim bir yer. Günde 2 kez safari turuna çıkılıyor, tur sonrasında da kampa dönmeden önce vodkalı, viskili güneşi batırıyorsunuz.


Akşam yemeklerinden sonra terasa kurulup kırmızı şarabınızı yudumlarken, karşı cenahtan da fillerin nasıl su içtiklerini izleyeceksiniz.


Başkent Windhoek’a açıkçası pek yolumuz düşmüyor. Büyükelçiliğin düzenlediği 29 Ekim kutlamalarına katıldık, görev süresi dolan büyükelçimiz Sayın Deniz Çakar’ı Ankara’ya yolcu ettik.


2 senedir “Namibya’ya yolu düşen gezginlere kapımız açıktır” diyoruz, bu sene şansımıza hep motorcuları misafir ettik. Mayıs ayında Cape Town’dan yola çıkıp İstanbul’a giden Sarper Sesli ve Erman Balkın’ı yedirdik içirdik Botsvana’ya yolcu ettik.


Temmuz ayında ise Türkiye’den yola çıkıp Afrika’nın batısından Cape Town’a gelen Gülçin Söğüt ve Ferry’yi misafir ettik. Onlar 2 gece kaldıkları için sadece Türk kahvesi ile geçiştirmeyip, rakılı çiğ köfteli masa kurduk.



Güney Afrika
Mart ayındaki ilk iznimizi cennet vatan Güney Afrika’nın en güzel yerleri olarak kabul edilen Garden Route bölgesinde geçirdik, arabayla 3 saate sınıra varıyoruz.


Western Cape (Batı Kap) Güney Afrikanın beyazlar tarafından yönetilen yegane eyaleti, hal böyle olunca sahil kasabaları cıvıl cıvıl. O bildiğiniz veya tahmin ettiğiniz “Afrika” ile alakası yok. İlk durağımız Lamberts Bay ufak şirin bir balıkçı kasabası.


Güneye doğru ilerleyince Paternoster var, en az 2 gün kalıp kafayı dinlemek için birebir.


Paternoster’de öyle bir restoran var ki bahsetmeden geçemeyeceğim. Wolfgat sadece akşamları dükkanı açan ve sadece 10 kişiyi kabul eden, günlük olarak tadım menüsü hazırlayan çok özel bir yer. Fine dining düşkünlerinin dikkatine.


Yemek diyince Langebaan’ı unutmamak lazım. Bir haftasonu klasik bir Güney Afrika usulü mangal partisi yaşamak isteyenlere, özellikle deniz ürünlerine düşkün olanlara tavsiyemdir. Cape Town’a bile gelseniz haftasonu denk getirin öğlen yemeğinizi burada yiyin. 13 çeşit deniz ürününü yedikten sonra akşam yemek yiyemeyeceğinize eminim. "Ayı gibi yerim" diyenlerin dikkatine.


Cape Town elbette olmazsa olmazımız. Daha geçen hafta 2 günlüğüne Cape Town’a gittik geldik. Tam yaşanılacak yer.


Cape Town’da haftasonları kurulan pazarlara gitmek eğlenceli ve lezzetli bir aktivite. Kesinlikle turla gezmenize gerek yok, şehirde neler var neler önce araştırın sonra 2 haftasonunu burada geçirecek şekilde 10 gün kalın.


Garden Route denen bölge Cape Town ile Port Elizabeth arasında kalan sahil kısmı olarak geçiyor. İrili ufaklı bir çok şehir var, biz arabayla gezdiğimiz için mümkün olduğunca hepsine girmeye çalıştık. En sevdiğimiz kasabalardan biri tartışmasız Hermanus oldu.


Bir çok gezgin dahi Afrika’nın en güney ucunu Cape Town’un güneyindeki Ümit burnu olarak yazarken, aslında en güney uç 225 km ötedeki Atlantik Okyanusunu ve Hint Okyanusunu birbirinden ayıran Agulhas Burnudur.


Still Bay pek öyle turistik bir yer değil, yine de peynir üretim çiftlikleri ve şarap imalathaneleri ilginizi çekecektir. Köylüden aldığımız zeytinyağının, incir reçelinin haddi hesabı yoktu.


Mossel Bay’da konaklama yapmadık ama bütün bir günümüzü bu liman şehrinde geçirdik, listenizde bulunsun derim. Hem yürüyüş yapmak için çok güzel rotalar var, hem de denize nazır onlarca lokanta.


Wilderness konaklamak için kesinlikle doğru karar. Şu manzaraya nazır ne şaraplar içildi tahmin edebilirsiniz.


Eğer denizden sıkıldıysanız kuzeye doğru çıkıp trekking yapabileceğiniz onlarca yer var. Jubilee Creek Nature Reserve sadece 40 dakikada ulaşacağınız bir cennet. Kuşlar, böcekler ağaçlar arasında ciğerlerinizi bol bol oksijen ile dolduracaksınız.


Sedgefield civarında Cumartesi günleri kurulan Wild Oats Community Market Güney Afrikaya bakış açınızı değiştirecek bir yer. Pazar öğlen istiridye yiyip şampanyasını içen teyzeleri amcaları görünce, Güney Afrikaya aşık olacaksınız.


Garden Route turumuzda en çok Knysna’da kaldık (3 gün) ve en çok da burayı beğendik. Hatta Sarper Sesli’nin tavsiyesi ile merkezde değil, Leisure Island’da kaldık, kendimizi bir film setindeymiş gibi hissettik.


Maalesef Port Elizabeth’e kadar gidemedik, Plettenberg Bay’den  geri döndük. Hep yemek hep yemek nereye kadar, biraz da doğa sporları, hayvan sevgisi. Kurucu üyemiz Aşkın Baba ile birlikte “Her daim Löplöpçüler”.




Mozambik
Mayıs ayındaki ikinci yıllık iznimizde ise arabayla Mozambik’e gittik. Keetmanshoop’tan yola çıkıp önce Aşkın Babayı Johannesburg havalimanından aldık, sonra meşakatli ama bir o kadar da eğlenceli bir sınır geçişinden sonra Mozombik’e giriş yaptık, bir gece Xai Xai’da kaldık. Kapıda vize 2135 Mt tutuyor, eğer yaşadığınız ülkede Mozambik konsolosluğu varsa ve oradan vize almadıysanız ayrıca 522 Mt işçilik bedeli ödüyorsunuz. “Namibya’da Mozambik elçiliği yok” dediysek de resmi üniformalı polisler paşa paşa o sakalı bizden aldılar, faturasını da kestiler.


İstikamet Inhambane bölgesi, ama yol üzerine bol bol dur kalk oldu. Nedenide taze meyve satanlar teyzeler. Dalından yeni koparılmış ananasları yol kenarında kestirip kestirip yedik.


Mozambik’in kuzeyinde sıtma riski fazla olduğu için güneydeki Inhambane civarında 5 gün geçirdik. Geçen sene dünya turuna çıkan Kerimcan Akduman’ın Mozambik maceralarından sonra gaza gelip gittiğimiz Tofo’yu çok sevdik. Tabii bunun en büyük sebebi de her Allah’ın günü crayfish (böcek) yememizdi.


Mozambik sahillerini güzeldi, deniz suyu sıcaklığı yüksek olduğu için her gün yüzebildik. Namibya Atlantik okyanusuna baktığı için buz gibi olduğundan, Hint okyanusunu çok daha fazla sevdik.


Tofo’nun 30 km güneyinde sadece 4x4 araçlarla gidilen Guinjata’da dalış yapıp (Tofo’ya göre fiyatlar çok daha ucuz), 2011 Tanzanya seyahatinden sonra tekrardan Hint okyanusunun renkli balıkları ile haşır neşir olduk.


3 gün Tofo’da kaldıktan sonra 2 gün de hemen yanındaki pek turistik olmayan Barra’da kaldık, denize sadece 32 metre uzaklıkta bir ev kiraladık, her akşam sahilde güneşi batırdık.


Tabii bütün bunları aç karnına yapmadık! Sabahları kapımıza gelen balıkçılardan hayatımızda gördüğümüz en büyük böcekleri aldık. Türkiye’de böcek veya languste olarak geçiyor ama bildiğiniz ıstakozun kıskaçsız hali, her biri yaklaşık 1.5 kilo geliyordu.


Bizdeki gibi aşırı avlanma olmadığı için ve radarlı, sonarlı tekneler henüz türemediği için denizi kurutmamışlar. Sabah ağ atıp o günkü rızkını alan balıkçılardan bizler de faydalandık.


Dönüş yolunda son kez 2 gün Bilene’de kaldık, yatak odasından manzaramız buydu! Deniz o kadar sakin ki bilmeyenler göl sanabilir. Özellikle çocuklu ailelere tavsiye ederim.


Son olarak başkent Maputo’da gezip, alışveriş yapıp, mükellef bir deniz ürünleri ziyafeti çektik. Gelecek olanlara başkentte kalmalarını pek tavsiye etmem, öğlen karidesi, ıstakozu yardırın yiyin, sonra büyük şehirden kaçın.


Mozambik’ten Güney Afrika’ya dönerken yolu birazcık uzatıp, 60. ülke Svaziland’dan geçtik. Denk getirebilirseniz Umhlanga Festivaline gelmek lazım.




İzmir
Temmuz ve Ağustos ayları Namibya’da çok soğuk olduğu için, Özenç ve çocukları Türkiye’ye getirdim, çok fazla izinlerimi burada harcamayıp 2 gün İzmir löplöp turu yaptıktan sonra Namibya’ya geri döndüm. Ama ne tur! Önce kıymalı börek, üstüne kavurmalı sandviç, üstüne ciğer, üstüne kokoreç, üstüne yeşil elmalı kuru fasulye, üstüne kazandibi, üstüne şambali, üstüne kelle söğüş. Yerleşik Türkler, Sefaratlar, Rumlar ve Levantenler yıllar boyunca birlikte yaşamışlar ve birbirlerinden etkilenmişler. Hal böyle olunca da yemek kültürü de epey renkli.




Madagaskar
Ekim ayında ise son yıllık iznimizi Madagaskar’da geçirdik. Geçen sene bir başka gezgin Orhan Tuna'nın yazısını okur okumaz bu kararı vermiştik. Afrika’nın en ilginç ve malesef en fakir ada ülkesi Madagaskar bambaşka bir ülke.


İlk önce Andasibe’ye gidip yağmur ormanlarında lemurlarla oynaştık. Yenmiyormuş ama çok şirin hayvanlar.


Arabayla doğu sahillerine gidip, Toamasina’da son 4 yılın en kral öğlen yemeğini yedik, Hint oykanusunda ne varsa silip süpürdük.


Mahambo’da 2 gün deniz kenarında kafa dinledik.


Madagaskar her ne kadar bir ada ülkesi olsa da yüzölçümü neredeyse Türkiye kadar, doğu sahillerinde yer alan Sainte Marie Adası ise gerçek anlamda tam bir ada.


Nedense kuzeydeki Nosy Boraha kadar ünlenememiş, o yüzden de pek kalabalık değil. Ama malum Türkler her yerde.


Adanın adasının adasına ise böyle bir kayıkla geçtik.


Ile Aux Nattes Adası sadece 2 km çapında, içinde hiç bir yol ve motorlu taşıt olmayan ufacık bir yer. Üzerinde 5-6 tane otel var, gelgitlerden dolayı da akşam 6’dan sonra adaya ulaşım yok.


2 yıldır Afrika’da yaşamaktan gayet mutluyuz. 2011 yılında Tanzanya ile başlayan maceramız, Namibya, Güney Afrika, Kenya, Seyşeller, Botsvana, Zambiya, Zimbabve, Svaziland, Mozambik, Madagaskar diye devam etti. Gönül isterdi ki gelmişken Leshoto’yu da görelim ama Ocak sonunda tekrar Güney Afrikanın Batı sahillerini dolanacağız.


Haftaya Namibya’da ayak basmadığımız son yer olan Angola sınırındaki Kunene’ye gidip Himbaları göreceğiz.


2018 planlarımız ise maalesef belli değil, zira Mart ayından sonra nerede yaşayacağımızı bile bilmiyorum. Gönlümüzden Güney Amerika, Orta Amerika ve Karayipler civarında uzun uzun gezmek geçiyor, kısmet....


Mart sonuna kadar Namibya’ya yolu düşen herkeze kapımız açıktır.

Bol gezmeli, bol yemeli, sağlıklı ve mutlu yıllar...

Sosyal medya hesaplarımız;


Gittiğimiz ülkeler